Sezer'in Rusya Ziyareti
Prof. Dr. Osman Metin Öztürk
Sezer’in Rusya ziyareti, yarýn (28 Haziran 2006
Çarþamba günü) baþlýyor…
Bana göre önemli bir ziyaret. Önemi, iki açýdan ileri
gelmektedir. Birincisi, Türkiye’den Cumhurbaþkaný
seviyesinde yapýlacak bir ziyaret olmasý nedeniyle,
Türk-Rus iliþkilerine yapacaðý olumlu etki ve
konjonktür ile ilgilidir.
Putin’in 2004 yýlýnda yaptýðý ziyaret, Moskova’nýn
Türkiye’ye verdiði güncel deðerin somut bir
iþaretiydi. Bu ziyaret öncesinde Rusya’da yaþanan
beklenmedik olumsuz olaylara (Beslan olayýna) raðmen,
ziyaretin gecikmeli de olsa gerçekleþmiþ olmasý,
Moskova’nýn Türkiye’ye verdiði deðerin somut bir
iþareti olmuþtur. Aradan geçen süre içerisinde cereyan
eden geliþmeler, iki ülkenin bir birine daha yakýn
olmasý gerçeðini pekiþtirmiþtir. Ancak, Türkiye’nin
kendine özgü koþullarý, özellikle siyasal iktidar
koltuðundaki AKP’nin izlediði siyaset ve bu iktidarýn
uluslar arasý politikaya bakýþý nedeniyle, Türkiye, bu
ziyarete bugüne kadar karþýlýk verememiþtir.
Dolayýsýyla, Sezer’in bu ziyaretinin, ikili
iliþkilerin bundan sonraki yönü üzerinde etkili
olmasýný beklemek gerekir. Ýki ülke arasýnda stratejik
bir iþbirliðinin ortaya çýkmasý ve bunun da öncelikle
ve özellikle askeri eðitim iþbirliði alanýnda
kendisini göstermesi, büyük bir sürpriz olarak
nitelendirilmemelidir. Taraflarýn askeri personelinin,
sýnýrlandýrýlmýþ belli alanlarda da olsa, karþýlýklý
olarak birbirlerinin ülkesinde eðitim görmesi;
taraflarýn askeri gemilerinin karþýlýklý olarak liman
ziyaretlerinde bulunmasý; savunma sanayinin seçilecek
bazý kollarýnda tedarike ve ortak üretime yönelik
olarak iþbirliðine gidilmesi, bu meyanda akla
gelebilen hususlardýr. Eðer ziyaret sýrasýnda bu tür
düzenlemeler imzalanýr ise, bu, iki ülke arasýndaki
iliþkilerin bundan böyle stratejik iþbirliði temelli
olacaðýna iþaret eder.
Giderek küçülen dünyada ve Batý ile yaþanan
sorunlarda, hala Rusya’ya Soðuk Savaþ yýllarýnýn
gözüyle bakýlmaya devam edilmesi, uluslararasý
iliþkilerin doðasýna ters düþecektir. Çünkü hepimiz
biliyoruz ki, uluslar arasý iliþkilerde sürekli
dostluklar ve düþmanlýklar yoktur, asýl olan çýkardýr.
Ve mevcut konjonktürde, Rusya ile Türkiye’nin
çýkarlarýnýn örtüþtüðü çok önemli geliþmeler
mevcuttur.
Rusya ile Türkiye’yi yakýn olmayý iten en önemli
etkenlerden biri, ABD’nin ýsrarla Karadeniz’e girmek
istemesidir. ABD’nin bu konudaki çabalarý, kamuoyu
tarafýndan çok açýk olarak bilinmektedir.
Hemen ifade etmek gerekir ki, ABD, bugün de
Karadeniz’e askeri güç çýkarabilmektedir. Ancak,
ABD’nin Karadeniz’de deniz gücü bulundurmasý, Montrö
Boðazlar Sözleþmesi’ndeki koþullar ile
sýnýrlandýrýlmýþtýr. Bu sözleþmeye göre, Karadeniz’e
kýyýsý olmayan devletler bu denizde hangi esaslara
göre deniz gücü bulundurabiliyorlarsa, ABD de, bu
esaslar dâhilinde Karadeniz’de deniz gücü
bulundurabilmektedir. Sorun buradadýr ve mevcut bu
imkân ABD’ye yetmemektedir. ABD, Karadeniz’de istediði
gibi deniz gücü bulundurmak istemekte; tonaj, süre ve
gemi sayýsý gibi Montrö’de yer alan sýnýrlamalara
takýlýp kalmak istememektedir.
ABD’nin Karadeniz’de istediði gibi deniz gücü
bulundurmasý, Rusya için ciddi risklere kapý aralamak
demektir. Karadeniz’de amacýna ulaþarak bu denizde
ciddi bir askeri güç bulundurma (örneðin bazý uçak
gemilerini Karadeniz’de tutma) imkânýný elde etmesi,
ABD’nin, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya ve Orta Asya
üzerindeki etkinliðini artýrmasýna hizmet edecektir.
Bu coðrafyalarda ABD’nin bugüne kadar yaþadýðý temel
sorun, buralardaki ekonomik ve politik varlýðýný
askeri gücü ile destekleyememesi olarak kendisini
göstermiþtir. Eðer, ABD, Karadeniz’de istediði gibi
bir deniz gücü bulundurabilirse, bu sorununu çözmüþ ve
oldukça geniþ bir coðrafyayý kendi nüfuz alanýna
katmýþ olacaktýr ki, bundan en çok ara görecek ülke
Rusya olacaktýr.
Geçtiðimiz yýllarda, Gürcistan’da bir “kadife devrim”,
Ukrayna’da “turuncu devrim” ve Kýrgýzistan’da benzeri
bir hareket gerçekleþmiþti. Fakat aradan geçen süre
içinde, bu ülkelerdeki söz konusu hareketler
tutunamamýþ, o ülkelerde tersine bir süreç baþlamýþtý.
Öyle ki, Gürcistan’da ABD’nin temsilcisi gibi görülen
Devlet Baþkaný Þaakaþvili, devletin polisi ve askeri
olmasýna raðmen, doðrudan kendisine baðlý ve hemen
yakýn güvenliðini saðlamakla görevli ciddi bir özel
güvenlik örgütlenmesine gitme ihtiyacýný duymuþtu.
Yani ABD, söz konusu ülkelerde kendi desteði ile
baþlatýlan hareketlerin devamýný getirmemiþti. Nedeni
de, bunlarýn arkasýna askeri gücünü koyamamasýydý.
ABD’nin Karadeniz’de istediði gibi deniz gücü
bulundurmasý, ilk etapta, baþlatýlan ve sonra yarým
kalan (veya tersine bir süreç içine giren) bu iþlerin
devamýnýn getirilmesine hizmet edecektir.
Gürcistan’da, Ukrayna’da, Kýrgýzistan’da ve belki
Azerbaycan’da, arkasýnda ABD’nin olduðu düþünülen
yerel siyasal hareketlerin yeniden öne çýkýp ülkede
kontrolü ele geçirmesi gündeme gelecektir.
Bununla da kalmayacak, Kuzey Kafkasya’daki Moskova’ya
baðlý özerk cumhuriyetlerin ve bölgelerin, baðýmsýzlýk
özlemleri eyleme dökülecektir. Çeçen sorunu ivme
kazanabilecek ve bu bölgede benzeri sorunlar yoðunluk
kazanacaktýr.
Tabi, Kuzey Kafkasya’nýn Rus enerji sisteminin önemli
bir kýsmýný içerdiði ve enerjinin Rus ekonomisi,
diplomasisi ve güvenliði için ifade ettiði anlam
düþünülürse, ABD’nin burada ortaya çýkacak söz konusu
faaliyetleri Rusya’yý derinden etkileyebilecek; belki
de, Rusya’yý ikinci bir daðýlmanýn eþiðine
itebilecektir. (Bunun ÞÝÖ içinde Rus-Çin iþbirliðine
nasýl yansýyacaðý ve bu yansýmanýn Sibirya’da ne
þekilde kendini gösterebileceði ayrý bir çalýþmanýn
konusudur. Ve bu konu, üzerinde ayrýca çalýþýlmasý
gereken önemli bir konudur.) Karadeniz’deki ABD askeri
varlýðýnýn Rusya’nýn Karadeniz kýyýlarýný kaybetme
gibi bir sonucu beraberinde getirmesi, ayný zamanda
Rusya’nýn Batýdan kopup Doðuya çekilmesi sonucu
doðurabilecektir ki, bunun da sonuçlarýnýn
(risklerinin) yine iyi görülmesi gerekir.
Bu koþullarda, Rusya’dan ABD’nin Karadeniz’de istediði
gibi deniz gücü bulundurmasýna olumlu yaklaþmasý
(genelde) beklenemez. Nitekim Ýkinci Dünya Savaþýndan
hemen sonra Montrö’ye karþý vaziyet alan ve bu
baðlamda Türkiye’den taleplerde bulunan Ruslar, bugün
tam tersi bir yaklaþým içinde Montrö Boðazlar
Sözleþmesi’nin eksiksiz uygulanmasýndan yanadýr ve bu
konuda Türkiye ile uyumlu bir pozisyondadýr.
Keza, Rusya’nýn ÞÝÖ içindeki konumunun Çin karþýsýnda
bu ülkeye kalýcý bir güven telkin etmemesinin de, Türk
Dünyasý baðlamýnda Moskova’yý Ankara’ya ittiði ifade
edilebilir. Yani, Moskova’nýn Türkiye’nin desteðine
ihtiyaç duyduðu bir süreç mevcuttur.
Mevcut konjonktüre ve söz konusu geliþmelere Türkiye
açýsýndan bakýldýðýnda, öncelikle eðer Türkiye,
gözlemci statüsünde bile olsa ÞÝÖ ve BDT içinde
kendine bir yer bulmak istiyorsa (öyle olmasý
gerektiði deðerlendirilmektedir), Rusya’nýn bu konuda
Türkiye’nin iþini kolaylaþtýrabileceðini görmek
gerekir.
Keza, ABD’nin istediði gibi Karadeniz’e çýkabilmesi ve
bu denizde askeri güç bulundurmasý, Türkiye için de
yeni tehditler ve risk anlamýna gelecektir. Bugüne
kadar, genelde savunma ve güvenlik yapýlanmasýnda
kuzeye fazla aðýrlýk verme ihtiyacýný duymamýþ
Türkiye, ABD’nin Karadeniz’e çýkmada kendisini özgür
göreceði bir tabloda, kuzeye de aðrýlýk verme
ihtiyacýný duyacaktýr. Türkiye’nin ABD’nin Orta
Doðu’daki muhtemel yeni hedeflerinden biri olarak
görüldüðü (en azýndan bu yönde tartýþmalarýn olduðu)
bir ortamda, ABD’nin istediði gibi Karadeniz’e
çýkmasý, Türkiye’yi ciddi þekilde rahatsýz edecektir.
Pontusçuluk da dahil, Türkiye’nin milli ve coðrafi
bütünlüðünü hedef alan ayrýlýkçý ve bölücü hareketler,
bundan doðrudan veya dolaylý olarak cesaret
alabilecekler; Türkiye, bu hareketlerden beslenen
tehdidi ve riski daha yüksek hissedebilecektir.
Türk kamuoyunun kendisini ABD tarafýndan adeta
kuþatýlmýþ hissedebileceði böyle bir tablo,
Türk-Amerikan iliþkilerinin serinkanlýlýkla
yürütülmesine imkân vermemesi bir yana, ülkede her
türlü radikalizmi beslemek suretiyle, Türkiye’yi çok
kýrýlgan bir noktaya itmesi ve radikal deðiþimlere
açýk hale getirmesi, zayýf bir ihtimal olmayacaktýr.
Yine böyle bir tabloda, Türkiye’nin ABD’den
gelebilecek taleplerden kendisine uymayanlara direnme
gücü de kýrýlmýþ olacak; ABD, Türkiye’ye her
istediðini yaptýrabilecek bir konuma ulaþacaktýr.
Dolayýsýyla, mevcut konjonktür itibarýyla, nasýl Rusya
açýsýndan, bu ülkenin Türkiye’ye ihtiyaç duyduðu
deðerlendirmesi yapýlabiliyorsa, Türkiye açýsýndan da,
Türkiye’nin Rusya’ya ihtiyaç duyduðu deðerlendirmesi
yapýlabilir. En azýndan, konjonktürün, her iki ülkeyi
birbirine ittiði ifade edilebilir.
Bu açýlardan Cumhurbaþkaný Sezer’in Moskova’yý
ziyaretinin, hem Türk-Rus iliþkilerinin gerçekten
olumlu ve yapýcý bir mecraya kaymasýna hizmet
edebileceði, hem de mevcut konjonktürde taraflarýn her
ikisinin de yararlanabileceði bir sinerji etkisine yol
açabileceði deðerlendirilmektedir.
Ziyarete atfedilen önemin arkasýndaki nedenlerden biri
de, Ýran ile ilgilidir. Ancak, bu konuda yapýlacak
deðerlendirmeler, temelde bazý iþaretleri çýkýþ
noktasý alan yorumlar þeklinde olacaðý için, büyük
ölçüde tartýþmaya açýk olacaktýr.
Cumhurbaþkaný Sezer’in ziyaretinin Dýþiþleri Bakaný
Gül’ün Ýran ziyaretinin hemen arkasýndan gerçekleþecek
olmasý önemlidir. Keza bir süredir, Almanya, Rusya ve
ABD arasýnda cereyan eden görüþ alýþveriþi de, bu
baðlamda anlamalýdýr. Önümüzdeki günlerde G-8
Dýþiþleri Bakanlarý toplantýsýnýn yapýlacak olmasýný
ve bu toplantýnýn konusunun Ýran olacaðýný da ayrýca
unutmamak gerekir. Yine Sayýn Cumhurbaþkaný’nýn AKP
iktidarýnýn izlediði siyasete bakýþ açýsý kamuoyu
tarafýndan bilinmekle beraber, sorumluluðunun
idrakinde bir cumhurbaþkaný olarak uygun bulduðu
tasarruflarýnda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni
temsilen üzerine düþenleri yaptýðý, bilinen ve bu
noktada hatýrlanmasý gereken bir husustur.
Eðer, Türkiye, Ýran karþýsýnda, ABD, Rusya ve
Almanya’nýn oluþturduðu bloka destek verme durumunda
ise, Cumhurbaþkaný’nýn Moskova ziyareti, Türkiye’nin
bu tercihi ile ilgili olarak görülebilir. Bu durumda
Cumhurbaþkaný Sezer’in ziyareti, bu bloka verilmiþ bir
destek ve Gül’ün Tahran’a ilettiklerinin ciddi olduðu
anlamýna gelecektir.
Bu baðlamda, Ýran karþýsýnda ABD’ye verilecek desteðin
beraberinde getireceði müþterek risklerin ele alýnýp
deðerlendirilmesinin, ziyaretin gündem maddeleri
arasýnda yer alacaðý tahmin edilmektedir. Bu meydanda,
Ýran karþýsýnda gidilebilecek noktanýn derecesinin,
bilahare ABD’nin izleyeceði politikanýn ne
olabileceðinin ve buna mukabil olarak izlenecek
politikanýn esaslarýnýn belirlenmesinin, taraflar
arasýnda ve teknik düzeyde görüþme konusu (veya nabýz
yoklamasý) olmasý beklenmektedir.
Bilindiði üzere, Irak’ta geçtiðimiz günlerde birkaç
Rus kaçýrýldý ve daha sonra bunlarýn öldürüldüðü
açýklandý. Bu olay, Irak’taki Ýran yanlýsý yerel
gruplarýn, son dönemde ABD, Almanya ve Rusya arasýnda
ortaya çýkan Ýran ile ilgili yakýnlaþmaya verdikleri
tepkinin bir ifadesi olarak görülebilir. Bu tür bir
algýlamaya yol açmak için, söz konusu olayýn, ABD
tarafýndan örtülü olarak gerçekleþtirilmiþ olduðu da
düþünülebilir. Bu mümkündür. Ancak, burada önemli
olan, Ýran konusunda ABD ile Rusya arasýnda olduðu
deðerlendirilen güncel yakýnlaþmadýr. Bunu, Türkiye’de
Ýran konusundaki farklý yaklaþýmlar açýsýndan da
görmek gerekir. AKP’nin ABD’ye olan yaklaþýmýnýn,
Türkiye’de herkesçe paylaþýldýðý ileri sürülemez. Bu
partinin sýrf ABD’nin desteðini almak adýna Ýran
konusunda bu ülkeye müzahir olmasýnýn bazý tepkilere
yol açmasý mümkündür. Konuya bu açýdan bakýlýnca,
Cumhurbaþkaný Sezer’in Moskova ziyaretinin, Rusya
üzerinden Türkiye’ye yönelik farklý bir ikna sürecinin
iþletilmesine aracýlýk edebileceði de akla
gelmektedir. Birileri, Ýran konusunda siyasal
iktidarýn ve ABD’nin ikna edemediði çevrelerin, söz
konusu ziyaretle Rusya üzerinden ikna edilmesini
düþünmüþ olabilir. Dýþiþleri Bakaný Gül’ün Ýran’dan
hemen sonra ve Sayýn Sezer’in ziyaretinden hemen önce
Moskova’ya geçmiþ olmasý, bu ihtimal açýsýndan
görülebilir.
Peki, bu ziyarete, Türkiye Ýran konusunda kararýný
vermiþtir, ABD’ye müzahir bir politika izleyecektir ve
Sayýn Sezer’in ziyareti de bu baðlamda Rusya’yý ikna
etmek amacýna yöneliktir þeklinde bir yorum getirmek
mümkün müdür? Bu soruya verilecek cevap, bunun oldukça
zayýf bir ihtimal olacaðýdýr. Türkiye’nin Rusya
üzerinde ne kadar ikna edici olabileceðinden ayrý
olarak, son dönemde Rusya ile Almanya ve ABD arasýnda
gözlemlenen yakýnlaþma da bu ihtimali
zayýflatmaktadýr. Bununla beraber, eðer Rusya, Ýran’a
yönelik ABD merkezli çok uluslu gücün baþarýsýný
Türkiye’nin varlýðýna baðlý görüyor ancak, bu konuda
Türkiye’deki siyasal iktidara yeteri kadar
güvenemiyorsa, Türkiye’nin kararlýlýðýný net olarak
yansýtacaðý için Cumhurbaþkaný Sezer’in Rusya’yý
ziyareti ikna edici olacaktýr. Fakat ileri sürüldüðü
gibi, bu oldukça zayýf bir ihtimal olarak
deðerlendirilmektedir.
Ancak, belirtilen açýlardan nasýl görülürse görülsün,
Sayýn Sezer’in ziyareti, sembolik deðeri olan veya
genelde süresi dolan cumhurbaþkanlarýnýn yaptýðý rutin
veda ziyaretleri olmaktan uzak bir ziyarettir. Bu
ziyaretin asýl konusunun Ýran ile ilgili olmasý,
kuvvetle muhtemel görülmektedir. Olaylar, buna iþaret
etmektedir. ABD Dýþiþleri Bakaný Rice’ýn Pakistan ve
Rusya ziyaretlerinin, neredeyse Cumhurbaþkaný Sezer’in
ziyaretleri ile eþ zamanlý olmasý da, bu yönde bir
iþarettir.
Bu ziyaretle ivme kazanacak Türk-Rus iliþkilerinin,
giderek daha yaygýn ve yoðun olmasý beklenmelidir.
Bölgesel konjonktür, bu tür bir beklentiyi
beslemektedir. Bu arada, içinde Rusya’nýn ve
Türkiye’nin de yer alacaðý ABD merkezli çok uluslu güç
Ýran’a yönelik bir operasyona giriþirse, Türk-Rus
iliþkilerinin beklenenden daha hýzlý bir geliþme
göstereceði þüphesizdir. Biz de bekleyip göreceðiz. Ve
Sayýn Sezer’in dýþiþleri bürokratlarý kadar, askerleri
de dinlemiþ olarak Moskova’yý ziyaret etmiþ olmasýný
temenni edeceðiz. Çünkü bu ziyaret, yukarýda ele
alýndýðý þekliyle, özde savunma ve güvenliðe iliþkin
bir konudur ve bu konularýn uzmaný da her yerde olduðu
gibi Türkiye’de de askerlerdir. 27 Haziran 2006
(www.habusulu.com, www.jeopolsar.com)
