Washington Haber Forum-Washington News Forum: 05/01/2006 - 06/01/2006

Tuesday, May 30, 2006

KEMALİST DEVRİM’İN DÜŞÜNSEL KAYNAKLARI SEMPOZYUMU

KEMALİST DEVRİM’İN DÜŞÜNSEL KAYNAKLARI SEMPOZYUMU

30–31 Mayıs 2006

ODTÜ Mimarlık Fakültesi Amfisi

Düzenleyenler:
ODTÜ Tarih Bölümü
Atatürkçü Düşünce Derneği
Bilim ve Ütopya Kooperatifi

30 Mayıs (Salı)

SEMPOZYUM AÇILIŞ

10.00–10.30
Saygı Duruşu ve İstiklâl Marşı

Açılış Konuşmaları:
Prof.Dr. Seçil Akgün (ODTÜ Tarih Bölümü Başkanı)
Ertuğrul Kazancı (Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı)
Prof.Dr. Semih Koray (Bilim ve Ütopya Kooperatifi Başkanı)

I. OTURUM: KEMALİST DEVRİM’İN MİLLİ KAYNAKLARI

Oturum başkanı: Y.Doç.Dr.Birten Çelik
10.30–12.30

Mehmet Ulusoy - Yusuf Akçura ve Türkçülük
Prof. Dr. Ergun Aybars - Türk Devrimini Hazırlayan Etkenler, Gelişmeler ve Kemalizm
(Av) Ünsal Aktaş - Kuzey Türklüğünün Fikri Etkileri.
Y.Doç.Dr. Recep Boztemur - Kemalist Devrim’de Ulus-Devlet ve Milliyetçilik

12.30–13.30 Ara

II. OTURUM: KEMALİST DEVRİM’İN ULUSLARARASI KAYNAKLARI VE ETKİLERİ

Oturum başkanı: Doç.Dr. Çağatay Keskinok
13.30–15.30

Dr. Ali Nejat Ölçen - Kemalizmin Diyalektiği
Prof. Dr. İhsan Güneş - Atatürk Dönemi Türkiye’de Demokrasi
Y.Doç.Dr. Cüneyt Akalın - Atatürk Devrimi ve Sovyetler Birliği ile İlişkiler
Dr.Doğu Perinçek - Kemalist Devrimin Milletlerarası Kaynakları

15.30–16.00 Ara

III. OTURUM: KEMALİST DEVRİM’İN PROGRAMI

Oturum başkanı: Erinç Erdal

16.00–18.30
Prof.Dr. Şerafettin Turan - Ulus Devlet Anlayışı
İlter Ertuğrul - Kemalist Devrim ve Devletçilik
Prof.Dr. Ünsal Yavuz - Düşünür Yönüyle Atatürk
Prof.Dr. Gencay Şaylan - Türkiye’nin AB Üyeliği ve Kemalizm
Prof.Dr. Alpaslan Işıklı - Kemalizm ve Devlet Sosyalizmi


31 Mayıs (Çarşamba)

I.OTURUM: KEMALİST DEVRİM’İN PROGRAMI

Oturum başkanı: Dr.Gül Ersin Durna
10.00–12.00

(E. Vali) Mahmut Yılbaş - Müdafaa-i Hukuk ve Mustafa Kemal
Prof.Dr. Sina Akşin - Atatürk Devriminin Bütün Kapsamı ile Kavranması
Dr.Yıldırım Koç - Atatürk Döneminde Türk Ulusunun Oluşturulması Açısından Devletçilik
Doç. Dr. Hüner Tuncer - Atatürkçü Dış Politika

12.00–13.00 Ara

II. OTURUM: KEMALİZMİN BUGÜNKÜ ANLAMI ve ÖNEMİ

Oturum başkanı: Prof.Dr.Bige Sükan
13.00–15.00

Prof. Dr. Mustafa Türkeş- Hegemonya Projeleri Karşısında Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın Yeri
Prof. Dr. Abidin Kumbasar - Küreselleşmenin İki Yüzü ve Kemalist Düşünce
Prof. Dr. Özer Ergenç - Türk Devriminin Anlamı Kalmadı mı?
Prof.Dr. Semih Koray - “Küreselleşme”ye Karşı Kemalizm

15.00–15.30 Ara

III. OTURUM: SEMPOZYUM DEĞERLENDİRME

Oturum başakanı: Prof.Dr. Seçil Akgün
15.30–17.30

Monday, May 29, 2006

"ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ"

Dikkat edilecek sicilli
Dikkat eden merkezde

"ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ"

Dogu Perincek

Aydinlik

Şu anda Danıştay'a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. Bu ekip, suça azmettiren merkezlerin üzerini örtmeye, böylece suçun aslî faillerini gizlemeye çalıştığı için, suça ortak olmuştur. Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan'ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. Soruşturma ekibi, kamuoyunu, suçun merkezinde bulunan ABD'nin ve Cumhuriyet yıkıcısı iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönlendirerek aynı zamanda Cumhuriyete, vatana ve millete karşı ağır suçların içine batmaktadır.
Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. Yani polis açıklamalarındaki ifadesiyle "Organize suç örgütü."
ABD'nin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiye'nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur.

SORUŞTURMANIN BAŞINDA FETHULLAH SİCİLLİ DAİRE BAŞKANI

İşte bir sicil raporu:
"Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir"
Rapor, 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından elyazısıyla yazılmış ve imzalanmıştır.
Bu sicil rapor, 59983 sicil numaralı Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hakkındadır.
Sicil raporu öyle kasalarda falan değil, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyalarında. Hikayesini Aydınlık'ın iç sayfalarında bulacaksınız.
Sicil Amiri öyle sıradan bir şef veya müdür değil, İstanbul Valisi. Ramazan Akyürek'in "Emniyetteki hizipleşmenin içinde" bulunduğu, yani örgütlü olduğu, görev sorumluluğu taşıyan Cumhuriyet valisince sicile yazılmış ve imzalanmış.
Vali, gerçekten uzak görüşlü, "Dikkat edilmelidir" notuyla, Ramazan Akyürek'in bir gün gelip çok büyük işler yapabileceğini beş yıl önceden görmüş. Devletin dikkatsizliği, sonuçlarıyla da büyük oluyor.
Sicilinde Ramazan Akyürek'in örgütü de saptanmış: "İrticai akımdan" olduğu saptanmış ve parantez içinde (Fethullah) diye adı belirtilmiş. Ve "dikkat edilmelidir" notu düşülmüş.
Anlaşılan sicildeki bu "dikkat edilmeli" notu, Ramazan Akyürek'i, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na yükseltmiş.
Dikkat edilmesi gereken adam, şimdi herkese dikkat eden makamda.
Ve "dikkat edilmesi" gereken Fethullah sicilli daire başkanı, Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiriyor.
"Dikkat edilmesi" gereken Fethullah sicilliye, Türk Emniyeti'nin istihbarat dairesi, yani beyni teslim ediliyor.
Ama bizzat başbakan koltuğunda oturan Tayyip Erdoğan, Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı'ndan olduğunu inkâr etmemektedir. Böyle başbakanın böyle istihbarat başkanı olur. Cumhuriyet, tarikatların ve cemaatlerin elinde çırpınmaktadır.

TAYYİP ERDOĞAN'IN YÖNLENDİRMESİ

Fethullahçı olduğu siciline kaydedilen Ramazan Akyürek'i, Emniyet'in beyin merkezinin başına atayan Tayyip Erdoğan'dır.
Ve Ramazan Akyürek'in lazım olacağı günler gelmiş.
Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs 2006 günü Ankara'da MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyet'in Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı toplantıda "Ulusalcıların" üzerine gidilmesi talimatını veriyor.
Daha cinayetten altı saat sonra, ABD Büyükelçisi'nin emekli bir büyükelçimize, "Ulusalcıların" hedef alınacağını açıkça belirttiğini de biliyoruz.
Bu yönlendirmelerle Danıştay'a saldırı soruşturması, soruşturma olmaktan çıkmış ve bir tertip faaliyetine dönüşmüştür.

BASINA YALAN SERVİSİ

Soruşturmanın ilk gününden beri SüperNATO güdümlü basına yalan haberler veriliyor. Ulusal Haber diye ne idüğü belirsiz bir basın kuruluşu icat edilmiş, onun üzerinden Ulusal Kanal, İşçi Partisi, Doğu Perinçek, "Danıştay'a saldıran karanlık çete"nin içine konmuştur.
SüperNATO güdümlü televizyon ve gazeteler, imal edilen yalanları robot gibi yayınlıyor.
Basındaki namuslu gazetecilerden aldığımız bilgilere göre, yalan haberler, MİT İstanbul Bölgesi Bilgi Toplama Merkezi'nden ve İstanbul Emniyeti Güvenlik Şubesi'nden basına servis yapılmaktadır.
Ancak basın hizmetleriyle ilgilenenler, bu kadar değil.
Basın operasyonunda, Tayyip Erdoğan'ın Basın Danışmanı Akif Beki, tam yetkili olarak tayin edilmiştir ve kendisine sarf yetkisi de verilmiştir.
Başbakan'ın özel danışmanları Cüneyt Zapsu ve Egemen Bağış, bir karşı taarruz tertibi için görevlendirilmişlerdir.
Basın operasyonu için, 10 Milyon dolarlık bir fonun ayrıldığı öğrenilmiştir. Bu paranın ihale alanlardan sağlanması kararlaştırılmıştır. Bu para, bazı yayın kuruluşlarına ve meslek namusu olmayan gazeteci sıfatlı görevlilere yalan haber yazdırmak için kullanılmaktadır.

YARGILANACAKLAR

Milletimize İşçi Partisi kararlılığı ve aklıyla söz veriyoruz:
SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıranlar, Yüce Divan'da ve Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir.
İşçi Partisi, her zaman kanıtladığı gibi, ABD güdümlü tertipçileri bozguna uğratacak birikime sahiptir. Ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturmak artık bir vatan görevidir.

Sunday, May 28, 2006

Emniyette "Fethullahçı yapılanma" ortaya çıktı

Elazığ Emniyet Müdürlüğü'nün yaptığı operasyonda, Fethullah Gülen cemaatinin emniyetteki yapılanmasıyla ilgili çok önemli bilgi ve doküman ele geçirildi.

Ele geçirilen dokümanda, 4 ilde görev yapan rütbeli emniyet mensuplarının isim isim sıralanarak yapılanmadaki rollerine göre şifreli kodlara yer verildiği belirlendi. Bu isimlerin yanında, ''Bizden, Zararsız, Ehli dünya, Zararlı'' gibi notlar da çıkarılırken, cemaate yakın kişilerin yapılanma içinde nasıl hareket etmeleri gerektiği, mali ilişkiler, personel politikası gibi ayrıntıların yer aldığı el notlarının da bulunduğu tespit edildi.

Elazığ Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Sivrice Merkez Cami avlusunda şüpheli bir çanta buldular. Çantayı açan görevliler, yaptıkları aramada, emniyet mensuplarının yer aldığı bir liste ile el yazısı bazı notlar ele geçirdiler.

Çantanın sahibi olduğu belirlenen, Malatya'da bir dershanede öğretmenlik yapan Ahmet Şahinalp bunun üzerine gözaltına alındı. Elazığ TEM Şubesi'nde sorgulanan Şahinalp, dokümanın çantasına başkaları tarafından yerleştirildiğini iddia etti.

Mahkemeye çıkarılan Şahinalp tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı.

Elazığ Emniyet Müdürlüğü İstihbarat ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, çıkan notları ve emniyet personeli listesinin yer aldığı bilgisayar dökümünü inceleyerek, bunun emniyet içerisinde ''Fethullahçı'' olarak adlandırılan grubun yapılanmasıyla ilgili olduğunu saptadılar.

Ele geçirilen doküman ve notlar özel bir kurye ile Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gönderildi. Doküman, İstihbarat ve Terörle Mücadele Daire Başkanlığı'nda incelemeye alındı. El yazması notlar ayrıca kriminal polis laboratuvarı tarafından da incelenmeye başlandı.

LİSTE KABARIK

Polisin ele geçirdiği doküman arasında Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Malatya illerinde görev yapan 144 komiser yardımcısı, komiser, başkomiser, emniyet amiri rütbesindeki emniyet mensubunun listesi yer alıyor. Devresi, sicili, adı, soyadı, görev yeri tek tek sıralanan listenin sonunda ''BL'' ve ''Açıklama'' diye iki hane daha bulunduğu ve bu bölümlerin personelin Fethullahçı yapılanmadaki yerini gösterdiği belirtiliyor. Şifrelenmiş bölümlerde isim hanelerinin karşısına 1'den 5'e kadar rakam konulurken ''BL'' hanesi ''HL, KM, SLÇ, SLM, TR, AH, AKF, FT, CN, SD'' gibi harflerle kodlar bulunuyor. Bazı isimlerin karşısına ise ''Ehli dünya fırsat bulursa zarar verir'', ''Bizi biliyor'', ''Zararsız'', ''Müntesip'', Aleyhte çalışır, Süryani olabilir'' ''Bizden diye istenildi'' gibi el yazısı ile notlar yer alıyor.

11 SAYFALIK AJANDA

''Fethullah cemaati''nin emniyetteki ilişkilerini ortaya koyan 11 sayfalık ajanda notunda ise isimler, telefon numaraları, talimatlar, para miktarları, aile içi ilişkiler, gizlilik prensibi, bilgi toplama teknikleri, alternatif açılımları içeren el yazması notlar bulunuyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Değerlendirme Kurulu'nda terfi ettirilmeyen emniyetçi cemaat mensuplarının durumunun sorgulandığı notlarda, ast ve üstlerin birbiriyle tanıştırılması, cemaat hizmetlerinin her ilde olduğu gibi büyük ilçelerde de devreye girmesi gerektiği vurgulanıyor.

Cemaatin emniyetteki sorumlusunun kaleminden çıktığı anlaşılan notlarda isimler tek tek sıralanıyor.

Cemaate mensup olduğu belirtilen Elazığ kadrosundaki Ş.I.'dan, ''Hanımı ile problemli. Hanımı ile görüşmek lazım. İster ..., ister rıza ile kılınmış ise tekrar eda etmeye gerek yok'' diye bahsediliyor.

Çocuklarla ilgili ''Saflandırılmalı'' denilerek, çocukların 6 yaşından itibaren, ''Bizler ve onlar'' diye eğitilerek cemaate kazandırılması isteniyor.

Notlarda bazı kişilerin cep telefonları yer alırken, Olay Yeri İnceleme Şubesi'nde çalışan H.Ö.'den ''ödeme yapmaz'' diye bahsediliyor.

''BAŞÖRTÜLÜ FOTOĞRAFLAR DEĞİŞEBİLİR''

''Sigara içme konusu mevzuu'' diye hatırlatılma yapılan bir bölümde ise televizyon ve evdeki hassasiyet konularının da cemaatte ele alınması hatırlatılıyor.

''Tanıdık bir nüfus müdürü bulunabilir mi?'' diye sorulan ajandada resmi evraklarda başörtüsü bulunanların değiştirilmesi istenirken, örtünme konusunda ''Eşlerin örtü meselesi çok konuşulmadan uygulansın (eşlerine güvenmiyorlar)... Bacıların keyfiyet programını daha yakın takip edelim'' deniliyor.

''Arkadaşlar renk belli etmesin'' denilen başka bir bölümde ise madde madde kurallar konuluyor:

''-Başkalarının renkleriyle boyansınlar...-Alternatif açılımlar yapsınlar, - Alternatif açılımlar eşlerle yapılsın, -Aile içinde İslamı yaşasınlar, -Yurtdışına çıksınlar, buralarda uzun süreli dostluklar kursunlar, -Bayanlar sosyal etkinlikler yapsınlar, - Kadın kolları v.b yerlere gitsinler. (Siyasi olmamalı), -Bayan hizmetleri ile ilgili talepler ve brifing alınmalı, -Gidilen evlerde bayanlarla ilgili bilgiler alınabilir.''

TATİL PROGRAMI, YAZ KAMPLARI

Ajandada ayrıca tatil programının ve yaz kamplarının durumları, yeni gelen personelle ilgilenme, basında çıkan haberlerin takibi, alternatif açılım programı çerçevesinde nelerin yapıldığı, çevrenin takibi, bilgi toplama usul ve teknikleri, CD'lerin çoğaltılması gibi konular tek tek ele alınıyor.

Yurtdışına gidecek cemaat mensuplarının teşvik edilmesi isteniyor. İstihbarat kadrosunda görev yapan personel kastedilerek, iki defa misyon görevine gidenlerin ''birim'' olarak adlandırılan istihbarattan çıkarıldığı hatırlatılıyor. İkinci misyon görev yapacak personel hakkında ''heyetin'' karar vereceği vurgulanarak, ''77. madde olabilir, 94. madde istemiyoruz'' deniliyor. Yurtdışına görevli gidenlerin, gittikleri ülkelerin emniyet teşkilatı ile ''kardeş teşkilat'' ilişkisi kurulması istenilirken, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Kosova'ya gönderdiği nezaret ve cezaevi denetleme görevlileri için mensuplara, ''Gardiyan olarak gidilmemeli'' talimatı veriliyor.

HARCAMALAR, MALİ HESAPLAR

Askere gidenlere bundan böyle 100 dolar para verilmeyeceği belirtilen bir başka bölümde, 1 Eylül tarihi itibariyle mali hesapların yeniden sıkı kontrol edilmesi isteniyor. Bazı dolar ve Türk Lirası ödemelerinin kimlere, nereye, hangi amaçla yapıldığının küçük notlarının da yer aldığı ajandada, bazı eleştiriler ve açılan soruşturmalara yer veriliyor.

Ajanda dışında el notuna yapılan bazı kayıtlarda ise emniyetteki bazı personel hakkında özel bilgiler bulunuyor. H.Ö. adlı müdürle ilgili, ''Sıkıntı oluşturabilir. Palu ilçesine verilsin'', M.S. adlı bir müdürün,''B.'nin merkezde kalması için önayak olsun, sağlık durumu vs., takdim edilsin'' deniliyor.

ATATÜRK'E DİL UZATIYORLAR

Doküman arasında ele geçen bir dosya kağıdında ise el yazısı ile Sebataistliğin tarihi anlatılıyor. Sebataistlerin Osmanlı dönemindeki rolüne değinilirken, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Ulu Önder Atatürk'e şu yakıştırmalar yapılıyor:

''Şemsi Efendi Mektebi Sebataistlerin ilk okuludur. Şemsi Efendi Atatürk'ün ilk hocasıdır. Şemsi Efendi'ye Sebataist olmayan hiç kimse alınmamıştır. İttihat ve Terakki ilk Selanik'te kurulmuştur. M. Kemal mason localarının yapacağı fonksiyonu CHP ile yapacağından dolayı locaları kapatmıştır.'' Yazının bir bölümünde ise aralarında politikacılar, dışişleri mensupları, gazeteciler, sanatçılar ve rektörlerin yer aldığı liste kaleme alınarak, bunların Sebataist olduğu iddia ediliyor.

BELGELER DGM'YE GÖNDERİLECEK

Emniyet yetkilileri, Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel'in Fethullah Gülen hakkında ''laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyette bulunduğu iddiasıyla'' dava açtığını ve hakkında 10 yıla kadar hapis cezası istendiğini hatırlatarak, Elazığ'da ele geçen belgenin, açılan davaya ek delil olarak Savcı Yüksel'e gönderileceğini bildirdiler.

YETKİLİLER NE DİYOR?

Elazığ'da ele geçirilen belge ve dokümanın çok önemli olduğunu belirten bir üst düzey yetkili, notların bir emniyet mensubu tarafından hazırlandığını ve bunu sivil olan, ancak cemaatin ''imamı'' olan bir kişiye gönderildiğini, ''imamın'' da bu emniyetçiye cemaatin emniyetteki taleplerini ilettiğinin anlaşıldığını söyledi.

Bu notlardan cemaatin bölgesel çalışmalar yaptığının anlaşıldığını kaydeden yetkili, şunları söyledi:

''Bu belgeler bu gruba yönelik yapılan soruşturmalarda bugüne kadar ele geçenlerin en somutu. Grubun teşkilat içindeki yapılanması, çalışma yöntemleri, ilişkiler ortaya konuluyor. Bu belgelerden faydalanılarak bazı şeyler açığa çıkarılabilir. Ancak bunlar ayrık otu gibi. Her tarafa yayılmışlar. Başka kurumlarda da yoğun olarak varlar. Bu belgelerden çıkışla üzerine kararlı ve devlet politikasıyla gidilirse, her şey ortaya çıkar.'' Aynı yetkili, ilginç bir saptama da yaparak, yüzlerce kişiyi öldüren Hizbullah terör örgütünün hücre evlerinde çıkan notların ele geçen notlarla aynı üslupta olduğunu savundu.

Öte yandan, konuyla ilgili olarak gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan dershane öğretmeni Ahmet Şahinalp'in ortadan kaybolduğu da belirlendi.

KÖYÜMÜZÜN DELİLERİ

Hüseyin MÜMTAZ

Bu yılın Şubat ayıydı; Antalya’da Hırant Dink’li bir panel’den sonra Avukat Kemal Kerinçsiz’le sohbet ediyoruz..

“Sizi” dedim; “-Köyün Delileri- listesinde 19’uncu sıraya yazıyorum”..

Güldü; “19 mu?” dedi.

“Ama” diye ilave ettim..”Liste Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey; Topal Osman Ağa’dan başlıyor”.

“Tamam o zaman” dedi.

Son olaylar ve içinde bulunduğumuz “durum”, listenin “güncellenmesini” zorunlu kılmıştır.

Bazıları tarifsiz vehimler içinde bunun “görülen lüzum üzerine” ve “durumdan vazife çıkarılarak” yapıldığını iddia edebilir ama biz sadece “F-5” tuşuna basıyoruz.

Önce “köyün delileri”nin anlamı..

“-Köyün delisi-; Tekâlif-i Milliye Kanunu’nun yayınlanması üzerine köy meydanında bekleyen teslim-tesellüm heyetine sabahın ilk ışıkları ile elindeki tek çift çorabı ilk önce ve en önce teslim ederek köyün akıllılarına ve cümle âleme örnek olan mevhum değil, malûm –kişi-dir. (Kaynak: -Kurtuluş- Filmi)

Keşke adını ve köyünü de bilseydik..Ama siz de benim gibi böyle “anonim” kalmasının daha iyi olduğunu düşünmüyor musunuz?” (“KALK BORUSU” Hüseyin MÜMTAZ. Kum Saati Yayınları. İstanbul Şubat 2006. Sayfa. 163)

Şimdi liste..

1. Azınlık üyelerin çoğunlukta olduğu Kürt Mustafa Divanı’nca Ermeni tehciri suçlamasıyla idama mahkûm edilen ve o zaman Türkler için idam dosyalarının başbakanlıkta bekletilmesi gibi bir alışkanlık olmadığı için idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey,

2. Rum çetelerin yerli halka zulmü ve buna karşılık İstanbul Hükümeti’nin bigâneliği karşısında onbir neferiyle Samsun’da dağa çıkan Makineli Tüfek Zabiti Hamdi Efendi,

3. Badilli katliamından sonra askerleriyle beraber dağa çıkan 45’inci Piyade Alay Komutanı Yarbay İsmail Hakkı.

4. Yine aynı Kürt Mustafa Divanı’nca aynı gerekçeyle idama mahkûm edildiği için dağa çıkan Topal Osman Ağa..

5. Başkomutan Mustafa Kemal’e verdiği “Çiğil Tepeyi yarım saatte alacağım komutanım” sözünü tutamadığı için intihar eden 57’inci Alay Komutanı Albay Reşat Çiğiltepe…

Geliyoruz günümüze..

6.Kerameti kendinden menkul azınlık raporunu canlı yayında yırtan Fahrettin Yokuş;

7.Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrel’e; onu İstanbul’da ses çıkarmadan uslu uslu dinleyen bir salon dolusu insanın önünde dayanamayıp “Ne işin vardı Diyarbakır’da?” sorusunu sorduğu için otelin koruma görevlisi tarafından salonun dışına “davet edilen” Ramazan Bakkal;

8.Terörist cenazelerine protokol ile ve makam araçları ile taziyeye gidilen, terörist cenazelerine ve eşkıya başının doğum günü kutlama törenlerine yine belediyesi tarafından araçlar tahsis edilen Diyarbakır’ın “Avrupalı” Valisine tahammül edemeyip istifa eden Emniyet Müdürü Orhan Okur;

9.Bağdat yolunda araç konvoyları pusuya düşürülerek şehit edilen emniyet görevlilerinin cenazelerinde siyasileri protesto eden Polis memuru İsmail Hakkı Özkan,

10.Trabzon Valiliği’nde düzenlenen törende şehit Gürhan Yardım’ın madalya ve beratını “Madalyanın başımızın üstünde yeri var. Ancak terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nde beslenmesini hazmedemiyorum” diyerek almayan baba Hasan Yardım,

11.Almanya’nın Erzurum Fahri Konsolosluğu’nun açılışı dolayısı ile yapılan törende Türk Bayrağı şeklinde pişirilen pastanın kesilerek yenmesini protesto eden Savcı Kadir Yılmaz,

12.”Bu memlekette 30 bin Kürt ile 1 milyon Ermeni öldürülmüştür” dediği için Orhan Pamuk’un kitaplarını toplatma kararı veren Isparta’nın Sütlüce Kaymakamı Mustafa Altınpınar,

13.Mersin'deki Nevruz kutlamaları sırasında, Türk Bayrağı'nı yakmak isteyenlerin elinden alan polis memuru Gökhan Kızıltepe,

14.“Türkiye’nin Irak politikası yoktur. Irak’ta ağırlığımız yoktur, terörist girişleri 1999’dan daha fazla olup mücadele gücümüz 1999’dan daha azdır ve bu konularda kimse bize bir şey sormuyor” diyen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, ve…

15.. Şehzadebaşı Karakolu’nda İstanbul’un işgali sırasında İngilizlerce “yılan gibi” sokularak şehit edilen 6 Mehmetçiği 47 yıl aradan sonra mezarları başında törenle anan Tolunoğlu Hurşit Paşa.

16. Valilik’te düzenlenen İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nda “PKK’yı sadece Öcalan’ın yönetmesinin mümkün olmadığını” ileri sürerek,“Bugün maalesef ABD’nin çok ciddi şekilde destek vererek kullandığı bir örgüt durumunda. Belki teskerenin intikamı alınıyor. Belki İsrail’in bu bölgede çok rahat hareket edebilmesi amacıyla kullanılıyor. Bana göre hepsi” diye konuşan Elazığ Valisi Muammer Muşmal.

Ve son olarak da;

17. “Her zaman ve her yerde” bıkıp usanmadan TCY Madde 301’e göre Türk milletine hakaret edenlerin peşine düşen, mağdur “Türkleri” ise savunmayı yine her zaman ve her yerde kendine vazife addeden Avukat Kemal Kerinçsiz..

Yine aynı şekilde Tekâlif-i Milliye Kanunu’nun davetine kendi gönülleriyle icabet eden modern çağın “Deli Dumrul”larıdır.

Her biri yarını aydınlatan ateş böcekleri, aydınlatma mermileri, işaret fişekleri, çoban ateşleridir.

Övünmek gibi olmasın ama biz de kendi köyümüzde, kendi çapımızda, “kendi köyümüzün delisi” olduğumuz iddiasındayız.

Kemal Bey kusura bakmasın, Antalya’da ayaküstü aklımızda kaldığı kadarıyla kendisinin 19’uncu sırada olduğunu söylemiştik ama görüldüğü gibi 17’inci imiş.

Liste “halka açık”. İsteyen tabii bizim aklımıza gelmeyen kimseleri de ekleyebilir.

Yeri gelmişken bir de eline, insan ömrü içinde bir defa gelebilen bir fırsat geçtiği halde bunu kullanamayıp listeye giremeyen, direkten dönen, tarihe “kahraman” olarak geçme fırsatını kaçıran iki kişiyi “kaybeden”ler olarak eklemek istiyorum.

1.Manavgat’ta Cumhurbaşkanı Özal’ın şeref kıtasını denetlemeye şortla geldiğini görünce mangasına “geriye dön, dağılın marş marş” komutunu veremeyen teğmen;

2. Berlin’de başbakan’ın bir salon dolu kişiye kendisini yuhalatması üzerine o dakika salondan ayrılıp istifasını vermeyen Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi İrtemçelik..

İyi ama köyün bu bir avuç delisi durmadan kendilerine “durumdan vazife çıkarıp” nöbetçi eczane ve nöbetçi itfaiyeci gibi gün ağarana kadar Türkiye’yi beklerken bu köyün “akıllıları” nerede?

Nerede bu ahali? Nerede bu millet?

Ve en can alıcı soruyu tekrar soruyorum

“Hocam”giller nerede? 28 Mayıs 2006


“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”

Sunday, May 21, 2006

Aynı filmmiş!

Ya senin rolün hangisi?

18 Mayıs 2006

Mustafa Yıldırım

Yakın geçmişi sabırla okuyalım:

ABD’nin “Din Hürriyeti Operasyonu”ndan önce…

Örgütler kurulmuş. Aralarında okumuş yazmışlar, avukatlar, mühendisler de bulunan üyeler kitabevi açmış, gazete çıkarmış, yeni gençlerle tanışmışlar, şubeleri olmuş…

Tahran’da adını verdikleri T.C uyrukluyla buluşmuşlar. SAVAMA (İran istihbarat ve operasyon kurumu) elemanlarıyla tanışmışlar. Otomatik silah, plastik ve TNT patlayıcı eğitimi görmüşler.

Eğitimlerini Sapanca gölü yakınlarındaki yamaçlarda sürdürmüşler.

Suikastlar işlemişler.

Türban zincirleme eylemlerine karışmışlar…

Türban eylemleri adam gibi kovuşturulsa belki de “faili meçhul” cinayetlerden bazıları hemen aydınlanacakmış!

Yargılanmışlar…

Yargılanma sırasında İran ilişkileri sorgulanmamış.

Mahkeme İran bağlantısında adı geçenlerin soruşturulması, en azından tanıklıklarına başvurulması için Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla İran devletine başvurulmasını istememiş!

Sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazısı af-ceza indirimi derken dışarı çıkmış. İçlerinden ikisi eski ülkücü yeni tahsilatçıların yanında çalışmış…

Ve öldürülmüş!

Bu elemanlar nereden gelmişler?

Bunlar daha önce ülkücü adı altında suçlara karışıp içeri düşmüşler. Oralarda İslam devrimcisi sanıkların eğitiminden geçip Allahın askeri, İslamın mücahidi olmuşlar.

Bazıları yeniden gazete çıkarmışlar! Bursa hapishanesinde eğitim çeken kişi bile orada yazar olmuş.

Bu gazete bazı kişileri hedef gösteren yayınlar yapmış ve o kişilerden biri öldürülmüş! Öldürene “meczub” deyip geçmişler! Hedef gösteren ise basın-yayın-düşünce özgürlüğü vs., vs.

* * *

Adam TC’nin rejimini İslami-Demokrasi olarak değiştirme yolunda bir partinin önde geleni olmuş. Zaten o partinin başkanı Libya Devlet Başkanı’nın açıklamasına göre ‘Başkumandan Vekili’ ve Merve Kavakçı’nın açıklamasına göre ‘Başkumandan’mış!

Neyse; ikinci sıradaki kişi kalkmış, CFR (Counsil on Foreign Relations) adlı ABD işadamı-banker-istihbarat-devlet memuru örgütündeki yuvarlak masanın kıyısına ilişmiş; partisinin demokrasi kavgasını, türban işlerini görüşmüş!

Eşi AİH Mahkemesine başvurmuş; “türban” özgürlüğü için!

* * *

Bir öteki, şehrin emini olmuş. Said-i Nursi (Kürdi) konferanslarında açılış konuşmaları yapmış. Afganistan önderlerinin dizi dibinde fotoğraf çektirmiş. Gaziantep’te, ‘yerel yönetimlerin iktidarı’ için Ankara’ya yürüyelim, demiş. Bushların partisinin örgütü IRI Derneği, kamuoyu yoklaması yaptırmış ve bu kişiyi en popüler siyasi olarak tanımlamış.

Kişi devletin yönetimine geçmiş. Ulemalara danışılırken, yönettiği devletin yargı organlarını, yargıçlarını kıyasıya suçlamış.

Ülkenin en duyarlı yerinde, eroin yolunun üstünde, İran sınırındaki Şemdinli ilçesinde bombalar patlamış.

Kişi, bu oyunu bozacağız demiş.

Sonra bir bomba daha…

Sonra bildik savcı görevde…

Savcıya kişi partisinin milletvekili ve meclis araştırma komisyonu başkanı Diyarbakır’da hazırlanıp mecliste seslendirilen ifadeler, yollamış. O arada kalkışma kentlere yayılmış…

* * *

Yazının başında belirtilen gazete, yargı organının yargıçlarının fotoğraflarını da basarak “İşte onlar!” diye manşet çekmiş.

Aynı gazetede bir başka yazar, profesör, inceden Din hürriyeti kurbanı-Kürt yemeği-Kürt musikisi-Merve-Fethullah-Cem Karaca vs. süslemeli yazılar döktürmekte. Kim bilir kime neyi iletmekte!

Kısacası T.C’nin başını derde sokacak koalisyon yayını başarılı!

* * *

Bu arada ABD, Türkiye’yi İran’ın en birinci tehdit olduğuna inandırmakta kararlı.

Örgütler, kurumlar, medya tersinden düzünden çalışıyor.

T.C devletini yönetmekle yükümlü olanlar, sıkıştıkça türban işlerini öne çıkarıyor; Çankaya’ya çıkar mı, çıkmaz mı, diye tartışma yaratıyor.

Üniversitelerde PKK yandaşı öğrenciler bayrak çekiyor. Karşı koyanlar çıkıyor. Kavga gürültü… Gazetelerde ilk sayfa haberleri 11 Eylül 1980’den kalma “sağcılar solculara saldırdı!” başlığıyla yayında…

T.C’nin dışarıyla ilişkilerinden sorumlu kişisi, İran’a nasihat vereceğizin Arapçasını söylemekte. Başka devletin ve Avrupa’nın her dediğini yapmakta olan Türkiye’ye takan varmış gibi!

* * *

Yargı kurumu silahlı saldırıyla kana bulanıyor. Yargıç ölüyor, yargıçlar yaralanıyor…

Meclisin başkanı, katilin “akli-cezai” ehliyetinden şüphe etmek gerek, diyor. Yani “Meczub!”

Birinci yönetici, bu cinayetle bizim beyanlarımız arasında ilişki kurulmasın diyor…

Katil için “şucu bucu” açıklaması yapılıyor. Ortada suç dosyası oluşmamış, dosyayı görmemiş, kanıtlara bakmamış olan, bazı şucu bucuları koruyup kollamakla yükümlü yazarlar, cinayetin şucu bucularla ilişkisi olamaz, diye yazı döşeniyor.

Sizin bu kollamacılığınız olmasa o operatör tetikçileri kolayca bulabilir mi?

Ve öldürülen, vurulan yargıçları manşetten hedefe koyan o bildik gazete yeni manşet atıyor:

“İğrenç Saldırı -Yine Aynı Film”

* * *

Elbette, yurttaşlarınızı şuna ya da buna ikna etmek için operatörler görevde. İpler de dışarıda elbette!

Ama kardeşim, neden bu işlerde hep şucular ve bucular kullanılıyor?

Hem “devlet kutsal” diyeceksin, hem de her fırsatta o devletin kurumlarını karalayacaksın; kan kurumadan yorum döşenip öldürülenleri, yaralananları inceden suçlayacaksın!

Senin hiç mi günahın yok?

T.C’nin temellerini sarsmak için her türlü kaba kışkırtıcılığı yapacaksın, yetmeyecek devletin kurumlarını ve resmiyle-ismiyle yargıçlarını, hukukçularını hedef göstereceksin…

Senin bu “Film”de rolün ne?

* * *

Ya sizler…

Önünüze konulan her bilgiyi aklınızın ve ülkenizin egemenliği süzgecinden geçirmeden demeçler verenler!

Yargı kurumunun güvenliğini bile sağlamayı aklından bile geçirmeyenler!

Hiç kuşkum yok ki siz, yarın Kocatepe Camisinin avlusunda bir tabuta daha selam duracaksınız…

* * *

Aklı yerinde yurttaşlar!

Çatışmayı besleyecek davranıştan kaçınmazsanız, katillerin arkasındaki ve yanı başındaki destekçileri de içine alan, bir açık yargılama istemini sonuç alana dek yükseltmezseniz…

İçişlerimize açıktan karışan yabancı devlet temsilcilerinin, yurdumuzda kurumlara dalmış, yaşamın her alanına sızmış olan yabancı devlet istihbaratçılarının, örtülü ve yarı-açık operasyoncularının sınır dışı edilmesi için devletin kurumlarını, siyasal partilerini göreve zorlamazsanız...

Ne bağımsızlık, ne laiklik, ne sosyal devlet, ne din ve ibadet, ne de düşünce özgürlüğü…

Geriye her an karıştırılabilecek, avanak yerine konulacak bir toplu bile olamamış, birbirine kıyan insanlar sürüsü kalır!

Wednesday, May 17, 2006

Haluk'un Defteri, Huseyin Mumtaz

HALÛK’UN DEFTERÝ

Hüseyin MÜMTAZ


Kýymetli Necdet Sevinç’in düþünme ve konuþma hýzýna yetiþemiyorduk. Artýk yazma hýzýna yetiþemiyoruz.

Bir kere daha lâfý dilimizin, kelimeyi kalemimizin ucundan çekip aldý.

Tevfik Fikret, Osmanlý’nýn son dönem þairlerindendir, Halûk da onun oðlu.

Fikret oðlunun þahsýnda, yetiþmekte olan yeni nesle yol gösterici, nasihat edici prensipleri þiir dilinde ve þeklinde yazmýþ ve hepsini ‘’Halûk’un Defteri’’nde toplamýþtýr.

Halûk da, Amerika’ya yerleþmiþ ve sanki babasý öyle söylemiþ gibi sonunda papaz olmuþtur.

MHP’nin okumuþ takýmýndan, eski bakanlarýndan, ideologlarýndan ve hâttâ MGK’nýn bile ‘’eski müþavirlerinden’’ Abdülhalûk Çay ona bile rahmet okuttu.

Daha önce yazdýðým gibi 3 Mayýs haftasýný, Türkçüler Günü kutlamalarý dolayýsý ile Bakû’de geçirmiþtik.

Kör talih biz ordayken ECO toplantýlarý da yapýlýyordu.

Türk heyetinden Devlet Bakaný Beþir Atalay’ýn, TÝKA’nýn Bakû þubesini gezerken söylediði bazý sözlere dönünce Kanal-7’de Seyfullah Türksoy’un bir programýnda rastladým.

Atalay diyordu ki; ‘’Biz hükümet olarak AB’ye çok asýldýk Ama diðer taraflarý da ihmal etmiyoruz. Türk devletleri ile de iliþkilerimizi geliþtiriyoruz. Meselâ 14-17 Eylül’de Antalya’da TÜRK KURULTAYI topluyoruz’’.

Prof. Dr. Beþir Atalay kim?

58’inci hükümet kurulurken ismi listeye Milli Eðitim Bakaný olarak köþke çýkýp oradan Devlet Bakaný olarak inen birisi.

Kýrýkkale Üniversitesi ile iliþkisi YÖK tarafýndan kesilen bir öðretim üyesi.

Doktora tezi’ni ‘’Humeyni’’ incelemesi olarak yazýp tezin kapaðýna Humeyni’yi koyan birisi..

Þimdi bu Beþir Atalay çýkýp diyor ki; ‘’14-17 Eylül’de Antalya’da TÜRK KURULTAYI topluyoruz’’.

Peki bu sözlere çanak tutan kim?

Bir diðer ‘’Profesör’’.. Abdülhalûk Çay..

Daha Þubat ayýnda bir baþka toplantý için bulunduðumuz Ýstanbul’da Çay’ýn Akepe güdümünde Mayýs ayýnda Çanakkale’de böyle bir Kurultay toplayacaðýný duymuþ ve ihtimal vermemiþtik.

Demek ki ‘’görüþmeler’’ sonuç vermiþ.

Anlaþmaya varýlmýþ ki Necdet Sevinç’in yazdýðýna göre protokol bile imzalanmýþ.

Neden Mayýs’ta deðil de Eylül’de?

Muhtemel Genel Seçim’e daha yakýn bir tarih ve bir kýsým ‘’milliyetçi oylarýn’’ Akepe’ye kanalize edilebilmesi için daha uygun bir tarih..

Kadayýfýn altýný sýcaðý sýcaðýna kýzartacaklar.

Akepe’nin böyle bir niyeti olabilir de, milliyetçi oylarý; daha da kötüsü Türkçülüðü ve Türk Kurultayý olgusunu Akepe fikriyatýna teslim etmek nemenem bir iþtir?

Nasýl bir cürettir?

Ne büyük bir günahtýr?

Akepe’nin para vererek protokol imzaladýðý bir ‘’Kurultay’’ý Akepe güdümünden; milliyetçiliði ve tekrar söylüyorum, ‘’daha da kötüsü’’ Türkçülüðü Akepe’nin suistimal etmesinden nasýl kurtaracaksýnýz?

Nasýl engel olabileceksiniz?

Gürcistan’da ‘’Biz aslen Gürcüyüz Rize’ye buradan göç etmiþiz, eþim de Arap’’ diyen Recep Tayyip Erdoðan’a fýrsat yaratýp, Türk Kurultayý’nda Türklere hitap etme olanaðý saðlayacaksýnýz ha?..

Alt kimlik-üst kimlik tartýþmasýný baþlatan; Anayasa Madde 66’ya aykýrý olarak ‘’Türkiye Cumhuriyeti üst kimliði’’nde vatandaþlarý buluþturan Recep Tayyip Erdoðan’dan Türkçülük öðreneceksiniz ha?

Onun açtýðý kapýdan giren Baydemir ‘’Türkiye vatandaþlýðý’’; Nevruz’da Diyarbakýr’da da ilin bayan Emniyet Müdür Yardýmcýsý ‘’Diyarbakýr vatandaþlýðý’’na terfi etmemiþler miydi?

Bunun aðýrlýðýný kaldýrýp taþýyabilecek mi Çay efendi?

Necdet Sevinç’e katýlmadýðým ‘’ufak bir ayrýntý’’ mevcut..

O, bunu MHP muhalifliði olarak görüyor.. Ben ayný fikirde deðilim..

MHP ‘’Türkçülük’’ yapýyor mu?

Türkçülük MHP’nin tekelinde mi?

3,5 yýllýk MHP iktidarý zamanýnda býrakýn çýkarýlmýþ bir yasayý; fakat tek bir Türkçü yasa teklifi duydunuz mu?

Daha da kötüsü MHP’nin 3,5 yýllýk devri iktidarý bize Türkçülerin sadece MHP’de olmadýðýný, baþka grup ve partilerde de bulunabileceðini göstermedi mi?

4 Mayýs 2006 gecesi Bakû’de Titanik’de heyetle beraber yemek yiyoruz. Türkçülüðü ille de MHP’ye baðlamak isteyen türkücü bir dostumuza kartýn arkasýna iki satýr yazýp yolladým.

‘’Bahçeli’den hiç Turan lâfýný duydun mu?’’

Siz duydunuz mu?

Ýþte onun için Baþbuð ne yazýk ki öldü.. Boþuna ‘’Baþbuðlar Ölmez’’ aðýtýný yakýp durmayýn.

Baþbuð öldükten sonra MHP’ye genel baþkan seçildi. Baþbuð deðil.

Zaten Baþbuð seçilmez, olunur.

Onun için de Türkçülüðü þimdilerde Türkiye’de MHP’de deðil MHP dýþýnda ve Türkiye dýþýndaki Türk dünyasýnda aramakta fayda var.

Turan ülküsü þimdilerde Türkiye’de küçük bir grup tarafýndan ve asýl çoðunlukla Türkiye dýþýnda seslendiriliyor.

’Ülkü denen nazlý gelin / Erde þan ister.

Büyük devlet kurmak için / Kan ister.’’

Sonuçta nereden bakarsanýz bakýn D-8 toplantýsýnýn yapýldýðý Bali’de ‘’Türklerarasý’’ deðil de Ýslam ülkeleri arasýnda ‘’Ýslâmi Schengen Vizesi’’ isteyen Recep Tayyip Erdoðan’a Halûk Çay’ýn çok lâzýmmýþ gibi bir de Türkçülük kaftaný giydirme-örste demir dövdürme çabalarýný hayret ve üzüntü ile izlediðimi ifade etmek istiyorum.

Akepe’nin Eylül’de Antalya’daki Türkçüler Kurultayý’na da Türkiye içinden ve dýþýndan hiçbir Türkçü’nün katýlacaðýný zannetmiyorum.

Katýlmamalýdýr.

’Halûk’un Defteri’’ yazýlalý neredeyse bir asýr oluyor.

Sahte Türkçülerin….

Sahte Atatürkçüler’in…

Sahte dincilerin….

Defterlerini dürmek de bize düþüyor..

Yalnýz Selânik’te defter yýrtmakla defter dürmeyi karýþtýrmayýn lütfen..

Hadi size iyi defterler.. 17 Mayýs 2006

“57’iNCÝ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FÝLÝSTÝN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAÐ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’ÝNCÝ ALAY HERYERDE

HEPÝMÝZ 57’ÝNCÝ ALAYIN NEFERÝYÝZ”

Thursday, May 11, 2006

ÇATIRTIYI DUYUYOR MUSUNUZ?

Hüseyin MÜMTAZ


Azerbaycan dönüşü eve geldik, masanın başına geçip bilgisayarı açtık..

Kapatamadık.

Türkiye çatırdıyor ey millet..

1.Barthalemeos Bergama’da âyin düzenliyor, Selanik’te Pontus soykırım anıtı açılıyor, İzmir ile Selanik’in kardeş şehir olması gündeme getiriliyor, Trabzon’daki “Karadeniz’e Kıyısı Olan Ülkeler Tiyatro Buluşması”na Ermenistan ve Yunanistan da davet ediliyor.

2.Dünya Çerkezleri İstanbul’da kongre topluyor.

3.AB muhibbi Marmara Grubu Vakfı “Avrasya Zirvesi” için 30 ülkeyi topluyor.

Aynı hafta içinde bu kadar ayrışma-çözüşme-başkalaşma toplantısı sizce çok değil mi?

Kırılma noktası Boğaziçi’nde yapılamayıp sonra Bilgi Üniversitesi’nde yapılan Ermeni toplantısı idi.

Onun önündeki engeller şöyle veya böyle kaldırılınca gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Bu ülkede Kürt Konferansı bile yapıldı.

Yetkililerin dediğine ve tuttukları tutanaklara göre “olay” molay olmadı.

Tam tersine her şey “çok kolay” oldu.

Necdet Sevinç’in “Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü” adlı kitabını okudunuz mu? (Bir Harf yay. İstanbul 2005)

Okumadıysanız bütün işlerinizi bırakın, alın okuyun. 766 sayfa olması filan korkutmasın sizi.

“Abdurrahman Şeref, tanzimat’ın ilanını takip eden yıllarda sık sık karşılaşılan olaylardan birini şöyle anlatmaktadır: Galata’daki Voyvoda karakolu’nda eski bir tabur ağası varmış. Hıristiyan halk, arasıra bir Müslüman’ı yakalayarak karakola götürüp ve –gavur dedi- diyerek cezalandırılmasını istermiş. Tabur Ağası; -Ay oğul, anlatamadık mı? Şimdi Tanzimat var, gâvura gâvur denmeyecek, söyleye söyleye dilimizde tüy bitti- diye suçluyu azarlarmış.” (Sayfa 436)

57’inci Hükümet zamanında imzalanmaya başlanılan sonrakiler zamanında da fâsılasız devam eden AB Uyum Paketleri ile içinde bulunduğumuz sürecin pek farklı olduğunu mu zannediyorsunuz?

Sadece Tabur ağaları farklı..

Bir alt kimlik-üst kimlik muhabbeti başladı.

Herkes göğsünü gere gere Kürdüm, Gürcü’yüm, Arap’ım, Lâzım, Çerkezim, falanım, filanım diyor.

TC Anayasası Madde 66’ya aykırı hareket ediyor, anayasa suçu işliyor.

“Zehirli Türk kanı”ndan bahsediyor, İstiklâl Marşı’ndaki “kahraman ırkım” bölümüne gelince susuyorum diyor.

“Kültürel zenginliğimiz” diye, “çiçek bahçesi” diye yutturmaya çalışıyor.

Her gün BAHSE KONU mozayikin türü ve sayısı değişiyor, 86’ya kadar çıkıyor.

Bir tek Türk, mahcup-ezik-kırgın-küskün bile olsa “TÜRK’ÜM” diyemiyor.

Hâlbuki devletin adı hâlâ Türkiye, bayrağı hâlâ ay-yıldızlı al bayrak.

Necdet Sevinç’in kitabının 417 ve 418’inci sayfalarındaki “Hilâlin Çekilişi” adlı bölüm rezaletin fotoğrafıdır.

“1699 Karlofça’dan sonra 1718’de her biri bizim için birer büyük felaket olan Pasarofça, 1744’te Küçük Kaynarca antlaşmalarını imzalamak zorunda kaldık. … Napolyon 2 Temmuz 1798’de İskenderiye’yi, 22 Temmuz 1798’de Kahire’yi işgal etti. 1806’da Sırp isyanı başladı.Aynı yılın sonunda Belgrad düştü……1821’de Yunan İsyanı başladı. İngiliz ve Fransız donanmaları; 1827’de savaş dahi ilan etmeden Yunan İsyanını bastıran Türk donanmasını Navarin’de batırdılar.Bir yıl sonra Rusya Osmanlı Devleti’ne harp ilan etti. Edirne düştü. Kırklareli, Lüleburgaz, Tekirdağ önlerinde görülen Rus kuvvetleri İstanbul’u tehdide başladılar. 1830’da imzalanan Londra antlaşmasıyla Yunanistan’ın istiklâlini tanımak zorunda kaldık.

1832’de isyan eden Mısır valisi Mehmet Ali Paşa kuvvetleri Osmanlı birliklerini peşpeşe bozguna uğratarak Kütahya’yı işgal eder. İstanbul, bu durumdan istifade etmek isteyen Rusya’nın yardım teklifine olumlu cevap verir. Tarihimize Hünkâr İskelesi Antlaşması olarak geçen mutabakat üzerine 10 gemiden oluşan Rus filosu ile bir fırka Rus askeri Büyükdere önlerine gelirler.. 8 Temmuz 1833’de imzalanan bu antlaşmayla devlet resmen Rusya’nın himayesine girer. Bu durumdan kurtulmak isteyen Babı Ali 1838’de İngiltere’ye büyük ekonomik imtiyazlar sağlayan meşhur Baltalimanı Antlaşmasını imzalar. 1839’da Kavalalı ikinci kez ayaklanıp Nizip’te Osmanlı ordularını bozunca da valisinin isyanını bile bastıramayacak kadar aciz kaldığını gören devlet, çöken kurumları yenileştireceğini umarak Tanzimat Fermanını ilan eder.”

En sondaki “aciz kalan devlet çöken kurumları yenileştireceğini umarak Tanzimat Fermanını ilan eder” cümlesini alın;

Karlofça-Pasarofça-Londra-Hünkâr İskelesi-Baltalimanı ve Tanzimat Fermanı olgularını da alt alta yazın..

1995 Gümrük Birliği maceramızdan bu güne kadar son 20 yılda yaşadıklarımızla karşılaştırın.

Son Çerkez toplantısı, Rum Patriğin faaliyetleri, Marmara vakfı toplantılarını da en alta yazın.

Oturup karalar bağlayın.

Necdet Sevinç kitabının sonuna 4 Ek halinde Osmanlı Veziri Azamları, Kaptanı Deryaları, Başdefterdarları ve Hariciye Vezirlerinin “milliyet esasına göre” tasnifini eklemiş.

Benzer bir tasnifi diyorum;

Acaba Necdet Sevinç….

Son elli yılımız için de yapabilir mi?

Ne kadar güzel ve büyük bir hizmet olur!

Bu arada kimse konuyu geçiştirdiğimizi zannetmesin.

Yazının başındaki üç maddelik üç toplantıyı meraklıları için ayrı ayrı ve ayrıntıları ile inceleyeceğiz.. 11 Mayıs 2006

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”

Shut down the National Endowment for Democracy

End Funding for the National Endowment for Democracy May 2006

To: U.S. Congress

WHEREAS, the US Congress is reconsidering the funding needs of the National Endowment for Democracy (NED) and its core institutes – The International Republican Institute (Republican Party), the National Democratic Institute for International Affairs (Democratic Party), the American Center for International Labor Solidarity (AFL-CIO), and the Centers for International Private Enterprise (US Chamber of Commerce) – in particular the IRI and NDI, which used up their allotments by April 30th;

WHEREAS, few in the United States are aware of the existence of the NED, established by U.S. Congress and President Reagan in 1983. Although Congress funds the NED using tax dollars to provide at least 95% of its budget, it is officially considered a "private" organization;

WHEREAS, the NED claims to support the development of democracy throughout the world, but has been used by the State Department and US foreign policy to subvert elected governments and popular movements, manipulating elections, funding coup d’états and supporting dictatorships for decades;

WHEREAS, most recently, NED funds have been targeted to undermine the democratically elected governments of Venezuela and Haiti. The NED has also actively intervened in countries in Eastern Europe, Africa, Asia and elsewhere;

WHEREAS, in Venezuela the NED quadrupled its budget leading up to the coup against the elected presidency of Hugo Chavez in 2002, defeated by a popular uprising backed by soldiers loyal to the constitution. NED money was given to the AFL-CIO’s Solidarity Center, which only a month before the coup attempt brought together the leadership of a corrupt trade union federation (CTV) with a national alliance of business (FEDECAMERAS), two groups that played a key role in the coup. The NED also funded groups behind the crippling lockout of oil workers later that year, in which children and elderly people died and many people lost their livelihoods. The NED also funded groups, such as "Súmate" ("join up"), that spearheaded the recall referendum against President Chavez in 2004 — which he handsomely defeated despite NED interference;

WHEREAS, in Haiti, the NED through the International Republican Institute (IRI) funded, convened and coordinated organizations behind the overthrow of the elected government of Jean-Bertrand Aristide in 2004, including owners of sweatshop industries, former members and associates of death squads and brutal ex-military officers. Since that coup, over 10,000 Haitians have died. The AFL-CIO’s Solidarity Center has only supported a labor organization that agitated for the ousting of Aristide, while failing to act against or condemn the massive persecution of grassroots Haitians, the majority of whom support Aristide;

WHEREAS, substantial NED funding has gone into Iraq since the invasion - $63 million+, including half of the NED’s current budget. In the name of “democracy building”, the NED funds parties, associations and union centers which are agreeable to conditions that favor US military and corporate interests. Independent union centers, for instance, are outlawed and suppressed, in defiance of the principle of workers’ free choice of representation;

WHEREAS, the NED undermines democracy at home by working against democracy around the world;

THEREFORE, we call upon the US Congress to look out for our interests, which are dependent on the welfare of people around the world. We demand that not one more penny of our money go to help undermine and destroy the hopes, dreams and work of millions of women and men creating a better life for each other and their children.

THEREFORE, we demand the US Congress stop funding the National Endowment for Democracy (NED) and its core institutes, and close it down.

Sincerely,

The Unders