Washington Haber Forum-Washington News Forum: 03/01/2006 - 04/01/2006

Tuesday, March 28, 2006

Conference: Understanding Globalization in Turkish Periphery

UNDERSTANDING GLOBALISATION IN TURKISH PERIPHERY:
THE SPIRIT OF KONYA

University of Utah

29 March, Wednesday
Commanders House
110 South Forth Douglas Boulevard
SLC, UT 84113

Session 0: 09:00-15

A short slide presentation of Konya
The Spirit of Konya: The Global Dimensions of Turkish Culture

Hakan Yavuz & Yasin Aktay
Opening Speech and the declaration of the concept: The relevance of
Konya as a case to understand another view of globalization and Turkey
as Modernized Muslim Country

M Tahir Akyürek (Mayor of Konya),
Opening speech and greeting by the Mayor of Konya

Break: 10:15-10:30

Session I: 10:30: 12:0

THE CITY AS THE ORIGIN OF MORALITY: RUMI AND KONYA

Chair: Edward Epstein (The University of Utah)
"Globalization: Winners and Losers"

M. Hakan Yavuz
Globalization and Turkish cities: Looking at Turkey from its cities:
Konya, Kayseri, İstanbul, Diyarbakir

Mustafa Armağan
Lives of a City from Iconium through Kûniyâ to Konya

Adem Esen
Social-Economical and intellectual life in Konya: Reflections from
history to present

Lunch Break 12:00-14:00

Session II: 14: 00-16:00

CULTURAL AND LOCAL DYNAMICS OF DEMOCRACY AND CIVIL SOCIETY

Chair: Wade Jacoby (Brigham Young University, Utah)

Şennur Özdemir
Some notes on unique modernization process of Konya: with some
observations from the case of the MÜSİAD

Yasin Aktay
Civil society and its cultural origins in a Turkish city

Önder Kutlu
Local government and municipality tradition in Konya

Ayaz Akkoyun
A short overview of current Turkish Economy and the Business NGO's in
Turkey

16:16-15 Break

Session III: 16:15 -18:00

THE SYMBOLIC CAPITAL OF THE CITY

Chair: Korkut Ertürk (The University of Utah)

Hülya Küçük
The dervishes making a city: The Sufi way of civilization in the case
of Konya

Anouar Majid (A),
Dervishes in the Whirlwind of Globalization

Mehmet Ali Doğan
Christian Missionary Activities in Konya in 19th Century

Ali Yılmaz
Education in Konya: in the past, today and a proposal for the future

Şaban H. Çalış
Compasses as metaphor for connecting the local-global and universal in
Konya and Rumi



30 March, Thursday

Session IV: 09:30-12:00

RELIGIOUS AND ETHNICAL PLURALISM OR COSMOPOLITISM

Chair: Fred Quinn (The University of Utah)

Ertan Özensel
Beyond melting-pot and cultural salad: Reconstructing a city identity
in Konya

Şinasi Gündüz
Religious and Ethnical Pluralism in the History and Present of Konya

Edibe Sözen
Women in Konya and SLC: A comparative Analysis

Erik Hooglund (A),
Konya and Rumi in Persian Culture


12:00-1:00 Lunch Break

Session V: 14:00-16:30

THE CITY FROM EVERYDAY LIFE WINDOW

Chair: Bernard Weiss (The University of Utah)

Necdet Subaşı
Reproduction of Everyday life in Konya

Carel Bertram (A),
The meaning of home and quarter in Konya and its role in making Identity.

Hasan T. Kösebalaban
The Rise of the Anatolian Cities and the Fall of the Modernization
Paradigm

Burhanettin Tatar
Towards A Hermeneutics of City: Philosophical Reflections on the
Symbolic Language of Konya

Coffee Break:16:00-16:30

Session VI: 16:45:17:30
Chair: Eric Hooglund (The Institute of Palestine Studies)

Ayse Önal, Waleck Dalpour
Naci Bostanci, Mustafa Karaalioglu
Concluding Panel

Sunday, March 26, 2006

Ortadoğu'da işgal genişliyor, Mustafa Yildirim

Strateji 20.03.2006

Cumhuriyet

Mustafa Yıldırım, ile söyleşi...

Ortadoğu'da işgal genişliyor

Işık Kansu

'İşgal çağı süremez. İçinde bulunduğumuz bölgede de, işgale, soyguna karşı durma yeteneği olan, bu deneyime sahip, tek bir ulus var!'
'Bize demokrasiyi, liberalizmi, İslamla piyasa ekonomisinin uyumunu, din ve ibadet hürriyetini öğretmek için sivil(!) toplum örgütleri ağı kuruyorlar... Bu yetmiyor; Türkiye'de, bir yandan iç çatışmaları, silahlı silahsız çatışmaları körüklüyorlar, öte yandan iç barışın korunması için federe Türkiye kurulmasının gerekliliğini öğretiyorlar.'

Işık KANSU

ANKARA- Araştırmacı yazar Mustafa Yıldırım, Türkiye'de "demokrasiyi, liberalizmi, İslam ile piyasa ekonomisinin uyumunu, din ve ibadet hürriyetini öğretmek için sivil toplum örgütleri ağı kurulduğunu" belirterek, "Bu yetmiyor; Türkiye'de, bir yandan iç çatışmaları, silahlı silahsız çatışmaları körüklüyorlar, öte yandan iç barışın korunması için federe Türkiye kurulmasının gerekliliğini öğretiyorlar" dedi. Ortadoğu'da işgalin genişletilmek istendiğini, son olarak İran'ın içten ve dışarıdan karıştırıldığına değinen Yıldırım, Türk ulusunu kastederek, "İşgal çağı süremez. İçinde bulunduğumuz bölgede de, işgale, soyguna karşı durma yeteneği olan, bu deneyime sahip, tek bir ulus var" diye konuştu. "Project Democracy-Sivil Örümceğin Ağında" adlı geniş araştırmasıyla tanınan araştırmacı yazar Mustafa Yıldırım, Türkiye ve çevresindeki güncel gelişmelere ilişkin sorularımıza şu yanıtları verdi:

- Yakın geçmişin "yeşil kuşak" tasarımı da bir sivil örümcek projesi olarak değerlendirilebilir mi?

- Geçmişte "Yeşil Kuşak" tasarımı olduğunu düşünmedim. ABD'nin SSCB'yi kuşatmak için Müslüman egemenliğini desteklediği gibi bir siyasete rastlamadım. Bunu Türkiye'de yazdılar.

- O zaman Afganistan'daki mücahitlerin desteklenmesine ne diyeceğiz?

- ABD, Afganistan'da bağımsız egemen, laik, çağdaş bir devlet kurulmasına engel olmuştur. Anti-komünizm etkisiyle ABD'nin Afganistan'ı kurtarmak için girişimde bulunduğunu ileri sürenler, Afganistan'da olayın ayrıntılarını öğrendikçe şaşıracaklardır. Afganistan sonuç olarak ABD tarafından ele geçirilmiştir. Bu işgal, Ortadoğu, Kafkasya ve Asya işgalinin ön adımıdır.

- "Yeşil Kuşak" büyük tasarımın bir aracı değil mi?

- "Yeşil" rengiyle İslam rejimleri tanımlanıyorsa, o zamanlar, örneğin Irak, Suriye, hatta İran gibi ülke yönetimleri ABD yandaşı değildi. Yani kuşak, ya da kuşatma olması için Akdeniz'den doğuya doğru bir oluşum yaratılması gerekirdi. Yani yalnızca Afganistan ile kuşak olmuyor. Aslında süreç, yeşil ya da turuncu, ya da mavi değil, "Büyük İşgal Projesi"dir.

- Sizce bu projenin en önemli parçalarından biri olan, daha sonra 11 Eylül saldırılarının arasındaki en önemli isim olduğu ileri sürülen Usame bin Ladin niye unutuldu?

- ABD, Ladin ve öteki örgütleri kendi işgal altyapısı için egemen devletlere karşı kullandı. Balkanlar'da barış, istikrar, dayanışma ve işbirliği içinde var olacak tam bağımsız, egemen devlet oluşumunun önüne geçerken de onları kullandı. Kuzey Afrika'da da... Örneğin Cezayir'de... Afganistan'da, federatif bir yönetim oluşacağını sezince, CIA desteğiyle yetiştirilen Taleban'ı iktidara getirdi. 11 Eylül'den birkaç ay önce, ABD hükümet sözcüsü, Taleban yönetimiyle aralarının iyi olduğunu açıklamıştı. İşler bitmeye yüz tutunca, ABD eski suç ortaklarından kurtulma yolunu seçti.

- Ladin'in unutulmasına ne diyeceğiz?

- Ortaklık dönemindeki 'pis işler' ortaya dökülürse demokrasi ve özgürlük şampiyonluğu yapmak kolay olmaz. Örümcek Ağı dağılır gider. Keşke Ladin bağımsız bir mahkemede yargılansa da, ABD ile neler yaptıklarını bir anlatsa!

- "Ilımlı İslam" söylemi Ortadoğu, İran, Afganistan, dolayısıyla Avrasya bağlamında yine, ama yeni bir "yeşil kuşak" projesi değil midir?

- "Ilımlı" sıfatının karşısına ne konulabileceğini sormalı. 'Ilımlı' olmayan İslam denince, Orta ve Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Asya ülkelerinin ele geçirilmesine karşı oluşacak her türlü direniş anlaşılsa, ılımlılık işgale, kolonileşmeye razı olmak olabilir. Oysa, ABD ve Batı Avrupa için önemli olan ulusal egemenliğin yok edilmesidir. İslam rejimi kurmak onların derdi değil. Kolonilicilik ne gerektiriyorsa onu yapıyorlar. Egemen, laik devletleri yıkmadıkça bunu başaramazlar. Çünkü ulusal birliğini korumanın yolu, din-mezhep ayrılıklarından uzak olmaktan geçer.

- Sizin Arap dünyasına daha farklı baktığınız biliniyor. Bölgedeki sorunlar karşısında Türkiye'nin Arap dünyasına Batılı, Batı dünyasına da Doğulu gibi davranması çift kişilikli bir dış politika mı yaratıyor sizce?

- Ben Arap ya da Farsi ya da Asya dünyası diye anlamıyorum. Devletleri de, dinlerin değil de, ülke sınırları içinde yaşayan insanların devleti olarak görüyorum. Ortadoğu'da kurulmuş olan devletlerin tarihsel bir devlet kökü yok! Bu devletler, Birinci Büyük Savaş'ta el konulan topraklarda, paylaşıma uygun olarak sınırları çizilen ülkelerdir. O zamanlar, Suriye, Ürdün, Irak ve hatta Filistin coğrafya bölgelerinin adlarıydı.

- Ama oralarda birer devlet kuruldu.

- Bağımsız ve egemen devletler ülkelerin insanları tarafından kurulur. Oysa söz konusu yapay devletlere hükümet edenler, işgalcilerin atamalarıyla kurulmuştur. Krallar, o toprakları işgale karşı savunan Türklere saldıran koalisyon kuvvetlerinin saflarında yer alan, İngilizlerce eğitilip silahlandırılmış Haşimi ailesindendirler. Yani Mekke'den gelmişlerdir. Filistin'de İsrail'i kuranlar da dışardan getirilenlerdir.

- Bu durumda, örneğin Irak'ta, Irak ulusu yok mu?

- Irak halkı, ABD ve koalisyon kuvvetlerinin sınırları içinde kalan topraklarını 'vatan' yapmak için hiçbir zaman ölümü, yok olmayı göze almamışlar, yani savaşmamışlardır. Şimdi bunu yapabilirlerse topraklarını 'vatan' yaparken, kendileri de bütünleşip 'ulus' olabilirler. Aynı durum Suriye'de yaşayanlar için de geçerlidir. Filistinlilere gelince, onlar zaten altmış yıldır, savaşıyorlar ve ulus olma ve egemen devlet kurma savaşımları, din savaşı ile daraltılma dönemini atlatabilirse bunu başaracaklardır.

- Bugün Irak'ta olduğu gibi mi?

- Bir farkla! Bugünkü kuklaların hemen hepsi yerlilerden devşirildi.

- "Hemen hepsi" dediğinize göre dışardan olanlar da mı var?

- Oralarda doğup da Amerika'ya yerleşmiş olanları, Londra'yı vatan bellemiş olanları artık yerli sayamayız. Unutmamalı ki, Irak'a saldırıdan çok önce yanlış bilgilendirme ve yönlendirme merkezi Harvard Üniversitesi'nde kurulmuştu. Irak dışında CIA desteğiyle oluşturulan muhalif yönetimin odağı oralardaydı. İran Azerilerinin, Azerbaycan'ın, Suriye'nin, Suudi Arabistan'ın, Özbekistan'ın vb. muhalifleri de Washington'da yaşıyorlar.

- Ya Türkiye'nin muhalifleri. Onlar da mı?

- Hiç olur mu? Onlar hem oradalar, hem buradalar. Bize demokrasiyi, liberalizmi, İslamla piyasa ekonomisinin uyumunu, din ve ibadet hürriyetini öğretmek için sivil(!) toplum örgütleri ağı kuruyorlar... Bu yetmiyor; Türkiye'de, bir yandan iç çatışmaları, silahlı silahsız çatışmaları körüklüyorlar, öte yandan iç barışın korunması için federe Türkiye kurulmasının gerekliliğini öğretiyorlar. 'Federe Türkiye' demek yanlış oldu. Türklerin egemen olmayacağı bir devlete artık 'Türkiye' diyeceklerini sanmıyorum. Şimdiden Türkiye yerine "Bu coğrafya" deyip geçiyorlar. Sanırım, Bartholomeos'un belirttiği gibi, AB uyumuyla Rumlar da topraklarına döneceğine göre, devletin adı 'Federe Küçük Asya" olur. Demem o ki, Türkiye'de işler plana uygun, gürültüsüz patırtısız yürüyor. Meclisimiz yasaları çıkarıyor. Örümcek Ağı devlet kurumlarıyla iç içe çalışıyor. Ortadoğu'da işgal genişliyor, Türkiye zaten işgal altında. İran içerden dışardan karıştırılıyor.

- Bir enerji uzmanı olarak sizce İran'ın nükleer çalışmaları konusundaki duyarlılık ile Irak'a saldırı öncesi yöneltilen "nükleer-kimyasal silah üretiyor" savları arasında bir benzerlik var mı?

- Benzerlik ne söz! Göz boyamanın malzemesi çok. Kovboy filmleri izleyenler bilir! Kasabayı ele geçirecek olan kibar şirket sahibi cinayetler, soygunlar örgütler ve şerif onlarla uğraşırken, kasabalılar şerifi başarısız bulup ayaklanırlar. Güvenlik işlerini kibar adam ele alır ve yeni şerifi ve yardımcılarını kendi çetesindeki adamlar arasından seçer. Elbette halkın da desteğiyle. Bugün nükleer elektrik santrallerini bahane eder, yarın yatak odasında saklanmış olabilecek kimyasal silahları... Şaka bir yana, nükleer santral dedim de anımsadım; Ermenistan'ın başkenti yakınlarında bir santral var idi, gücü 730 MW, son sekiz yılda bir yenisi daha yapıldı. Burnumuzun dibindeki, üstelik deprem olmuş olan bu yerdeki nükleer santrale karşı bir 'green' eylemi duydunuz mu? Ya İsrail'deki reaktörlere karşı çevreci, bir eylem, küçücük bir karşı çıkış! Kişisel bir karşı çıkış olmuştu. Bir İsrailli bu reaktörlerin, öyle elektrik santralleri işi olmadığını dünyaya açıklayınca, hapislerde süründürdüler.

- Türkiye, ABD'nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'ne mahkûm mu? Çoğu çevreler öyle sanıyor da...

- Türkiye Cumhuriyeti'ni çok uzun yıllardır yönetenler, cesaret isteyen dönemler geldikçe, hep güçlü bir yabancı devletin kanatları altına girmeyi yeğlediler. Bugün de durum aynı! Ne zaman ki, Mustafa Kemal'in dediğince, "Merhamet dilenmek diye bir ilke" olmadığını anlayıp, yok olmak göze alınır ve Türklerin asıl görevinin işgallere karşı çıkmak olduğu anlaşılırsa işler değişir. Türkiye "Genişletilmiş İşgal Planı"na değil, insanlık erdemi için saldırılara göğüs germeye mahkumdur. Mustafa Kemal ve askerlerinin I. Büyük Savaş sonuna doğru Filistin'den başlayıp Halep'e doğru süren 58 günlük büyük direnişlerinden çıkan sonucu "Savaşmadan yenilmek yok!" diyerek özetleyebiliriz. İşte şimdi, yenilirken teslim olmak yerine buna mahkumuz.

- Irak'ta yaratılan dinsel ve etnik kapışma -Türkiye'de uzun yıllardır yapılan bu tür provalar göz önüne alınırsa- ders alınacak bir kötü örnek oluşturur mu?

- Saldırgan, ele geçireceği topraklarda yaşayanları birbirinden kopartacak en küçük ayrılığı derinleştirmek için suikastlar da dahil her türlü girişimde bulunmuştur, bulunmaktadır. Irak'ta olanlar Türkiye için değil, sanki geçmişte Türkiye'de yapılanlar, Irak'ta yapılmakta olanlara bir örnek oldu.

- Yani kötü örnek Türkiye midir?

- Ülkedeki kargaşayı büyütmek için oluşturulan mezhep çatışmalarını, etnik ve dinsel kimlikler yaratmak için gerçekleştirilen kıyımları, son on sekiz yıldır, hemen her gün alevlendirilen din tartışmalarını anımsarsak kötü örneğin öncelikle Türkiye oluşturulduğunu görebiliriz. Ulusal devlet otoritesi birazcık dağılmaya görsün, Irak'tan beter olabilir. Şiilik, Kürtlük, mezhep-kimlik çalışmaları önce Türkiye'de yapıldı. Daha sonra Irak'ta... Yapan adamlar bile aynıydı.

- Sizin deyiminizle sivil örümceğin ağına düşmüş, borç içinde yüzen Türkiye'nin kurtuluşu nerededir?

- Uzun yıllardır, ulusumuzun azımsanmayacak bir kitlesi, Avrupa ve Amerikan bankalarından alınan borçlarla, hak etmedikleri bir yaşam standardını sürdürmektedirler. Ben buna, "El parasıyla keyif etmek" ya da "Komşu parasıyla kumar oynamak" diyorum. Üretmeden, alın teri dökmeden yaşanan bu keyif artık sürmez! Bu keyif sürecekse, yani bizler, iyi ithal arabalara binip iyi yerlerde tatil evlerine sahip olacaksak, çocuklarımız lüks okullarda, yabancı ülkelerde okuyacaksa, yani vur patlasın çal oynasın diyeceksek açık söylüyorum: Kurtuluş asla yok! Yabancı devletlerin güdümünde oluşturulan Sivil Örümcek Ağı var bu oluşumu alttan destekleyen, yıllarca önceden yapılandırılmış gizli ağ varlığını sürdürdükçe, her türlü yanıltmaya, yönlendirmeye ve çatışmaya açık gözü boyanmış bir toplum olarak özgür, demokrat bir kolonide tebaa olup çıkacağız.

- Kurtuluş yok mu? Ne yapmalı?

- Var! Şimdi dünyanın büyük bir bölümünü yeniden kolonileştiriyorlar ve bunu mutlak bir çözümmüş gibi, "işgal" yerine "proje" diyerek sunuyorlar. "Küreselleşme" dedikleri işte bu işgaldir. Ele geçirdikleri ülkelerin yönetimlerinde, güvenlik kurumlarında, eğitim, kültür, sanat dünyasında, yayın dünyasında, iş dünyasında ortaklar ediniyorlar. Kurtuluşa gelince... İşgal dünyaya yayıldığına göre, bir ülke tek başına kurtulsa bile bağımsızlığını, egemenliğini sürdüremez, iktisadi olarak yalıtılır. Ancak insanlık tarihi gösteriyor ki, insanlık hep iyiye doğru, daha erdemli bir yaşama doğru gelişmiştir. Bu gelişim kökten duracaksa, yani insanlığın erdemli bir geleceği olmayacaksa, insanlığın varlığına da gerek yok. İşgal çağı süremez. İçinde bulunduğumuz bölgede de, işgale, soyguna karşı durma yeteneği olan, bu deneyime sahip, tek bir ulus var! Onurlu, özgürlük bayrağını yükseltip, öteki uluslara örnek olma görevi de, işte o ulusa düşüyor. Yineliyorum, yok olmayı göze almak gerekir.

Bu bir düş değil, görevdir.

Çünkü yeniden bir ateş yakılacak!

Tuesday, March 21, 2006

Genelkurmay Isim Vermeden Fethullah Gulen'i Sucladi

Genelkurmay Baskanliginin Semdinli olaylari hakkinda yaptigi basin aciklamasi icin tiklayiniz.


Savcıyı etkileyen cemaat lideri kim?

Fikret Bila

fbila@milliyet.com.tr

Genelkurmay Başkanlığı, dün bir açıklama yaparak Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt ve diğer generaller hakkında soruşturmaya gerek olmadığını duyurdu.
Açıklama bununla sınırlı değil. Önemli mesajlar içeriyor. Titizlikle seçilmiş ifadeler satır aralarıyla birlikte okunduğunda, Genelkurmay'ın, savcının da yer aldığı özel bir çaba ve tertibin söz konusu olduğu sonucuna vardığı ve ilgili anayasal kurumların göreve çağrıldığı anlaşılıyor.

Açıklamanın taşıdığı mesajları ve bu mesajların adreslerini şöyle özetleyebiliriz:

1- Açıklama Van Savcısı Ferhat Sarıkaya'yı, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) karşı "dini ve etnik" akımların ve bu akımların temsilcilerinin etkisi ve telkinleri altında kalmakla suçluyor. Askeri kesimden gelen bilgi ve değerlendirmelere göre, "Savcının etki ve telkininde kaldığı belli görüş" ifadesiyle kastedilenin lideri yurtdışında yaşayan ünlü bir cemaat ile PKK olduğunu söyleyebiliriz.

2- Genelkurmay, iddianamede TSK'ya yöneltilen suçlamalar karşısında anayasal kurulları tavır almaya çağırıyor. Bu çağrının adresleri hangi kurumlardır? "Savcının Büyükanıt'la ilgili çabaları, dinlediği tanık ve TBMM komisyonundan aldığı ifade" çerçevesinde bu soruya yine askeri çevrelerin değerlendirmeleri ışığında şu yanıt verilebilir: Adalet Bakanlığı ve dolayısıyla hükümet, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Mehmet Ali Altındağ'ın tanıklığı için devreye giren komisyon üyeleri, başkanı ve dolayısıyla TBMM Başkanlığı, nihayet "Bizim yapamadığımızı savcı yaptı" ifadesi çerçevesinde AKP yönetimi.

Genelkurmay, ilgilerine göre bu kurumların, savcı ve özel çaba içindeki milletvekilleri hakkında harekete geçmelerini istiyor.

3- Genelkurmay, "aynı şahıs tarafından verilen ifadelere itibar edilerek" ifadesiyle de Org. Yaşar Büyükanıt hakkında ağır suçlamalarda bulunan Mehmet Ali Altındağ'ı kastediyor. Askeri çevrelerdeki izlenim, Altındağ'ın, Büyükanıt'a karşı özel bir husumet beslediği ve kritik dönemlerde ortaya çıkarıldığı yönünde. Aynı çevreler, Altındağ'ın, Org. Büyükanıt'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nı devralacağı Ağustos 2004 öncesinde de ortaya çıktığı ve benzeri suçlamalarda bulunduğu bilgisini anımsatıyor. Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanlığı'nı devralması beklenen bir dönemde, yine Altındağ'ın ifadesine dayanılarak iddianame düzenlenmesi, aynı kişinin Büyükanıt'a karşı öne sürüldüğü değerlendirmesi yapılıyor.

4- Genelkurmay, Org. Büyükanıt'la ilgili bu saptamalarının yanı sıra iki astsubayın yargılandığı Şemdinli olayını ayırıyor. Bu konuda yargının vereceği kararın esas olacağı mesajını iletiyor.

5- Genelkurmay, Savcı Ferhat Sarıkaya'nın Org. Büyükanıt'la ilgili olarak hazırladığı evrakın hukuki dayanaktan yoksun ve maksatlı bir belge olduğu sonucuna varıyor ve bunun sadece TSK'yı değil, kamu vicdanını da rahatsız ettiğini vurguluyor. Bu saptama, Org. Büyükanıt'a karşı yapılan girişimin ters teptiği ve Büyükanıt'ı güçlendirdiği yorumlarıyla aynı mesajı taşıyor.

6- Genelkurmay, bu girişimin, TSK'ya karşı bir yıpratma ve TSK içine nifak sokma girişimi olduğu sonucuna varıyor. TSK'nın tümüyle bunun farkında bir kurum olarak, bu tür girişimlerin takipçisi olacağını ifade ederek, yasal yolların sonuna kadar kullanılacağı mesajını veriyor. Bu vurgu, tavır alması istenen anayasal kurumlara yapılan bu çağrıda takipçi ve ısrarcı olunacağı anlamı taşıyor.

"Vur Amerika Vur Demokrasi Kur"


Bush, Amerikalilardan bulamadigi destegi Turklerden buldu...
"Vur vur vur, vur Amerika!.. Adaletsiz bu dunyaya yeni bir duzen kur
Amerika!.."


Salih Zeki-Washington/DHA

ABD Baskani; Bush, Irak savasi nedeniyle Amerikalilar tarafindan yerden yere
vurulurken ABD Kongre binasinda yapilan Uygur Turkleri gecesinde Turkce olarak
seslendirilen ve ABD'nin bu politikasina yonelik ovguler iceren mars herkesi
hayretler icinde birakti...

Uygur asilli sanatci tarafindan saz esliginde soylenen marsta
Amerika'nin terorle mucadelesi Turkce "Vur vur vur, vur Amerika...
Komunizmi, terorizmi yer ile yeksan kil Amerika..." sozleriyle ovuldu...
ABD Kongresi Dis Iliskiler Komisyonu Baskan Yardimcisi Tom Lantos'unda katildigi
toplantida Cin zulmu altinda ezilen Uygur Turkleri'nin
ozgurluk mucedesi anlatildi. Cin'de uzun suren hapis hayatindan sonra
ABD'ye gelerek mucadelesini surduren Uygur is kadini Rabia Kadir,
ozgorluge kavusmasi icin mucadele veren ABD'li yetkililere tesekkur etti.

Uygur mutfagindan yemeklerin sunuldugu gecede halk muzigi sanatcilarida
gosteriler yapti. Kuras Sultan isimli sanatcinin saz esliginde okudugu 'Ur
Amerika' isimli marsi Bush yonetiminin Afganistan ve Irak operasyonlarina
Amerikalilar da dahi gorulmeyen ovguler yagdirdi.

"Vur vur vur, vur Amerika" nakaratli marsin sozleri soyle:

Adaletsiz bu dunyada
Yeni bir duzen kur Amerika...
Kur kur kur, kur Amerika...
Zalimleri cezalandir,
Terorizmi, komunizmi yer ile yeksan kil Amerika...
Vur vur vur, vur Amerika...
Acizlere zulum eden
Seytanlari sur Amerika...
Ozgurluk icin,Hurriyet icin...
Vur vur vur, vur Amerika...

MP3 OLARAK DINLEMEK ICIN :
http://www.duttar.com/nahxilar/ur%20amerika.MP3

SANATCININ WEB SITESI:
www.duttar.com

Sunday, March 12, 2006

Komutanlarin Sorumlulugu

Dogu Perincek

Van Savcılığı�nda iddianame hazırlattıran güç ile Van Valiliği�nde bombayı patlatanlar, aynı merkezden yönetilmektedir. Haçlı irtica ile bölücülük arasındaki geleneksel ittifak, yine tarih sahnesindedir. Amaç, milli devleti kuvvet kullanamaz hale getirmektir. Türkiye, bugün hangi komutanın genelkurmay başkanı olacağını değil, Türk Silahlı Kuvvetleri�ni hedef alan operasyonun nasıl etkisiz kılınacağını ve Ordumuzun direnme yeteneğinin nasıl güçlendirileceğini tartışmalıdır.

* Denebilir ki, ikinci bir "çuval geçirme olayı" ile karşı karşıyayız. Bu kez çuvalı, Türkiye�nin başına doğrudan ABD personeli değil, ABD'nin içimizdeki uzantıları geçirmiştir.

* Atlantik�in ötesindeki gücün kolları, Tayip Erdoğan yönetimi üzerinden Van Savcılığı�na kadar uzanmaktadır. Savcıya talimatı verenlerin, Van�daki Hüseyin Çelik ekibi olduğunu saptamış bulunuyoruz. Yani Tayyip Erdoğan�ın Eğitim Bakanı�nın adamları, TSK�yı hedef alan iddianamenin asıl imzacılarıdır.

* Türkiye, Tayip Erdoğan-Barzani ittifakı yoluyla adım adım federasyona doğru sürüklenmektedir. Ancak Tayyip Erdoğan�ın hızla yıprandığı ve Silahlı Kuvvetleri denetim altına alamadığı koşullarda, federasyon için AKP yerine �Milliyetçi� geçinen yeni ortaklar hazırlanmaktadır.

* Türkiye, yalnız dış hatlardan değil, iç hatlardan Haçlı İrtica ve bölücü terörle vurulmakta ve kuşatılmaktadır. İrtica ve bölücülüğün örgütlenme ve kadro gücünün, Tayip Erdoğan yönetimi döneminde beş kat büyüdüğü, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hazırlanan raporlarda belirtilmektedir.

* Güneydoğumuzda bölücü bayraklarla yapılan gösteriler neredeyse teşvik edilirken, AKP iktidarı, ağalığa karşı mücadele eden köylü kitlesinin üzerine Jandarma göndermektedir. Çünkü İşçi Partisi önderliğinde ve Türk bayrağı altında mücadele yürüten köylü hareketi, federasyon planını bozuyor.

* Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, Cumhuriyet�in yıkımı ve ülkenin bölünme-si yönündeki gelişmelerden büyük kaygı duymakta ve komuta kademesi üzerinde kuvvetli bir baskı oluşturmaktadır. Çankaya�daki görüşmede, Orduda oluşan dip dalgasının 30 Ağustosa kadar nasıl göğüslenebileceği konuşulmuştur.

* Kıbrıs ve Kuzey Irak�tan gelen tehlikeyi göz ardı eden tehdit kavramı ve strateji iflas etmiştir. AB'ye girmek �devlet politikası", ABD�nin GOP içinde rol almak �stratejik yaklaşım� kabul edildikten sonra, Tayip Erdoğan�lar ile aynı safa düşülür. Haçlı irtica ve bölücülük de, AB üyeliğini ve GOP�u savunmaktadır. Türkiye�yi tehdit eden süper devletin stratejisi içinde görev üslenerek, Türkiye�yi savunma olanağı yoktur. Temel mesele budur.

İKİNCİ ÇUVAL OLAYI
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt�a karşı yürütülen operasyon, bir ko-mutanı değil, doğrudan doğruya Türk Silahlı Kuvvetleri�ni ve Türkiye�yi hedef almaktadır. Bu uygulama, Türk Ordusu�nun terfi ve tayin sistemine müdahalenin çok ötesinde boyutlar içeriyor.

Denebilir ki, ikinci bir çuval geçirme olayıyla karşı karşıyayız. Bu kez çuvalı, Türki-ye� nin başına doğrudan ABD personeli değil, ABD'nin içimizdeki uzantıları geçirmiştir.

Bu operasyonu yürüten güç, dışarıda ve içerdedir. Atlantik�in ötesindeki gücün kolları, Tayip Erdoğan yönetimi üzerinden Van Savcılığı�na kadar uzanmaktadır. Savcıya talimatı ve-renlerin, Van�daki Hüseyin Çelik ekibi olduğunu saptamış bulunuyoruz. Yani Tayyip Erdoğan�ın Milli Eğitim Bakanı�nın adamları, TSK�yı hedef alan iddianamenin asıl yazarlarıdır. 1990�lı yılların başından beri yürütülen Türk Silahlı Kuvvetleri�ni yıpratma faaliyetin-de yeni bir aşamaya gelinmiştir. Bu operasyon, ABD�nin GOP (Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi) kapsamı içindedir. ABD, 24 İslam ülkesinin sınırlarını ve rejimlerini değiştirme amacını açıklamıştır. Sınırları değiştirilen ülkeler, şu anda Irak ve Türkiye�dir. Buna karşı koyacak en önemli güç olan, Türk Silahlı Kuvvetleri�nin direnme yeteneğinin kırılması için her yola başvurulmaktadır.

VAN VALİLİĞİNDE PATLAMA DA AYNI MERKEZDEN
Perşembe günü Van Valiliği�nde yaşanan patlama da aynı özelliktedir. Amaç. devlet otoritesini kullanılamaz hale getirmektir. Van Savcılığı�nda iddianame hazırlattıran güç ile bombayı patlatanlar, dünya ölçeğinde bakarsak, aynı merkezden yönetilmektedir. Haçlı irtica ile bölücülük arasındaki geleneksel ittifak, yine tarih sahnesindedir. Arkalarındaki kuvvet ise, dün İngiliz emperyalizmi idi, bugün ABD emperyalizmidir.

Geçen yıl ÖKK binaları ile ilgili soruşturma olayı, bugünkü tertiplerin işaretlerini vermişti. Ne yazık ki, o tertip karşısında dik durulamadı. İşçi Partisi, o zaman bu olayı gördü ve cepheden tavır aldı. Ne kadar yerinde bir değerlendirme yaptığımız, bugün daha açık görülmektedir. O soruşturma girişimi ne yazık ki hedefine ulaşmıştı.

DİYARBAKIR�IMIZI GOP MERKEZİ YAPMA PLANI
Irak parçalanmış, Kuzey Irak�ta bir Kukla Devlet kurulmuştur ve Türkiye�mizin Güneydoğu bölgesinin bu devletle bütünleştirilmesi planı uygulanmaktadır. Tayyip Erdoğan, 15 Şubat 2004 akşamı �ABD�nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır�ı merkez yapacağız� açıklamasından beri bu planda görev aldığını üç kez itiraf etmiştir. En son birkaç gün önce �BOP Projesi�nin Eşbaşkanı olduğunu� belirterek, TC Başbakanlığıyla bağdaşmayan başka bir görevi olduğunu tekrar açıklamıştır. Türkiye, Tayip Erdoğan-Barzani ittifakı yoluyla adım adım federasyona doğru sürüklenmektedir. Ancak Tayyip Erdoğan�ın hızla yıprandığı ve Silahlı Kuvvetleri denetim altına alamadığı koşullarda, federasyon için AKP yerine �Milliyetçi� geçinen yeni ortaklar hazırlanmaktadır.

MÜZAKERE ÇERÇEVE BELGESİ�NDEKİ SINIR DEĞİŞTİRME
Tayyip Erdoğan yönetiminin 3 Ekim 2005 günü imzaladığı AB ile Müzakere Çerçeve Belgesi�nde �Türkiye�nin anlaşmazlık konusu olan sınırlarının La Haye Adalet Divanı tarafın-dan barışçı yoldan belirleneceği� hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre, Erdoğan yönetimi, Türk Silahlı Kuvvetleri�ne Türkiye�nin sınırlarını savunmayı yasaklayan bir yükümlülük altına girmiştir. Sınırları �barışçı yoldan Milletlerarası Adalet Divanı belirleyecek� ise, Türk Ordusu hangi sınırları, hangi vatanı savunacaktır?

Daha önemlisi, Türkiye, yalnız dış hatlardan değil, iç hatlardan da kuşatılmaktadır. Haçlı İrtica ve bölücülük bu amaçla Türkiyemizin üzerine sürülüyor. İrtica ve bölücülüğün örgütlenme ve kadro gücünün, Tayip Erdoğan yönetimi döneminde beş kat arttığı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hazırlanan raporlarda belirtilmektedir.

Ülkemizde etnik ve mezhepsel çatışma kışkırtmaya yönelik girişimler, Bozüyük ve Şemdinli olaylarından sonra, Diyarbakır-Konya maçında bir kez daha sahnelenmiştir. Yugoslavya�nın parçalanması operasyonunda, fitilin 1988 yılında, Dinamo Zagrep-Partizan takımları arasında oynanan futbol maçında ateşlendiği unutulmamalıdır.

FEDERASYON PLANINI BOZAN MÜCADELE
Güneydoğumuzda bölücü bayraklarla yapılan gösteriler neredeyse teşvik edilirken, AKP iktidarı, ağalığa karşı mücadele eden köylü kitlesinin üzerine Jandarma göndermektedir. Çünkü İşçi Partisi önderliğinde ve Türk bayrağı altında mücadele yürüten köylü hareketi, federasyon planını bozuyor.

Kukla Devletin genişletilmesi ve federasyon planının oldubittiye getirilmesi için uygulanan tertiplerin çok boyutlu ve kapsamlı olduğu görülmektedir. En önemlisi, Türk Silahlı Kuvvetleri�nin dış güdümlü bir kalkışmaya ve ayrılıkçı teröre karşı yaptırım uygulama iradesi yıpratılmaktadır.

TERTİBİN ALTINDA KALDILAR
Ancak Tayip Erdoğan yönetimi bu tertibin altında kalmıştır. Saldırının Türk Ordusu�na olduğunu, yalnız Silahlı Kuvvetler değil, bütün kamuoyu anlamış ve tepkisini göstermiştir. TSK�yı hedef alan saldırı, TSK�nın biriken tepkisiyle karşılaşmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri�nde de bir dip dalgası oluştu. Bunu görmeyenler, yanılırlar. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, Cumhuriyet�in yıkımı ve ülkenin bölünmesi yönündeki gelişmelerden büyük kaygı duymakta ve komuta kademesi üzerinde kuvvetli bir baskı oluşturmaktadır. Çankaya�daki görüşmede, Orduda oluşan dip dalgasının 30 Ağustosa kadar nasıl göğüslenebileceği konuşulmuştur.

KOMUTANLARIN SORUMLULUĞU
Gelişmeleri, terfi sistemine müdahalenin ötesinde daha kapsamlı ve vahim bir durum olarak değerlendiren yaklaşımlar doğrudur ve gereklidir. Bu nedenle Türkiye, bugün hangi komutanın genelkurmay başkanı olacağını değil, Türk Silahlı Kuvvetleri�ni hedef alan operasyonun nasıl etkisiz kılınacağını ve Ordunun direnme yeteneğinin nasıl güçlendirileceğini tartışmalıdır. Bütün mesele, Kuzey Irak�taki �Kırmızı çizgilerimizin� çiğnenmekten kurtarılması, başımıza geçirilen çuvalın çıkarılması, bizi iç hatlardan vuran Haçlı irtica ve bölücülüğün etkisiz hale getirilmesidir.

Şu gerçeği kesinlikle ve ivedilikle saptamak gerekir ki, bu tehlikeli durumdan Komuta kademesi de sorumludur. Neden sorumludurlar?

Çünkü:

- Genelkurmay Başkanı ve bazı komutanlar, ne yazık ki, ABD�nin Büyük Ortadoğu Projesi�nde rol üstlenmeyi kabul eden, bu nedenle güvenliğimiz açısından çok tehlikeli anlayışları dile getirmişlerdir. Hatta �ABD�nin Irak�a demokrasi getirdiği� gibi Türkiye açısından felaketlere yol açacak görüşleri seslendirmişlerdir.

- Genelkurmay Başkanı, 3 Kasım 2002 seçiminden sonra hiçbir resmi sıfatı olmayan Tayip Erdoğan�ı Genelkurmay Başkanlığı�nda kabul ederek, ABD güdümündeki irtica ve bölücülüğü güçlendirecek bir yönetimin gelişmesine yeşil ışık yakmıştır.

- Yine Genelkurmay Başkanı, 2003 yılı başında Hükümetin Tezkeresini destekleyerek, Türk Ordusunun kardeş Irak halkının üzerine sürülmesine razı olan bir tavır sergilemiştir. Öte yandan Kuzey Irak�ta Kukla Devlet�in kuruluşuna, ABD�nin Telafer operasyonuna seyirci kalarak, hatta bazen yardımcı olarak, tehdidi ağırlaştıran süreçleri olumsuz yönde etkilemiştir.

- Genelkurmay Başkanı Özkök, 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye�de Türk Silahlı Kuvvetler mensuplarının başına çuval geçirilmesinden sonra, Türkiye�den ayrılmakta olan ABD Büyükelçisi�ni hiçbir şey olmamış gibi hoşnutlukla kabul ederek, bir bakıma yeni operasyonlara davetiye çıkarmıştır.

- Bazı komutanlar, 2004 baharında Kıbrıs�ta referandumu destekleyerek, Annan Planı�na olumlu bakarak ve KKTC seçimlerinde dolaylı olarak Talat�ı destekleyerek, ABD�nin KKTC�yi tasfiye planına yardımcı olmuşlardır.

- Genelkurmay Başkanı Özkök, 2005 yılı 23 Nisan�ı arifesinde milli egemenlik ve milli güvenlik kavramlarının artık geçersiz olduğu yönünde görüşler açıklayarak, Türkiye Cumhuriyeti�nin ve Türk Silahlı Kuvvetleri�nin dayandığı temelleri tartışmaya açmıştır.

- Kara Kuvvetleri Komutanlığı�nın ambleminden Atatürk�ün çıkartılması da, Türk milletinin güven ve anlayışlarında krize yol açmıştır.

- Türk Silahlı Kuvvetleri�ndeki eğitimlerde Avrupa�nın Socrates programları uygulanmasına izin verilerek, geleneksel vatanseverlik kültüründe gedikler açılmıştır.

- Komutanlar, bütün bu uygulamaların zeminini oluşturan AB kapısında bağlanmış durumda kalmamızı destekleyen açıklamalarıyla milletimizin bilincinde gittikçe daha yoğun bir sis toplanmasına yardımcı olmuşlardır.

STRATEJİ VE TEHDİT KAVRAMI DOĞRU SAPTANMALI
Komuta kademesinde görülen bu yaklaşımlarla içinde bulunduğumuz vahim gidişin önünü alma imkanı bulunamamıştır ve bulunamaz. Kıbrıs ve Kuzey Irak�tan gelen tehlikeyi gözardı eden tehdit kavramı ve strateji iflas etmiştir. Haçlı irtica ve bölücülük de, AB üyeliğini ve GOP�u savunmaktadır. AB'ye girmek �devlet politikası", ABD�nin GOP planında rol almak �stratejik yaklaşım� kabul edildikten sonra, Tayip Erdoğan�lar ile aynı safa düşülür. Bizi vuranlarla aynı strateji içinde buluşmak, yığınakta yapılan hata kapsamına girer. Türk Silahlı Kuvvetleri�ne yönelen tehdit ve tertiplerin kaynağı da buradadır. Türkiye�yi tehdit eden süper devletin stratejisi içinde görev üslenerek, Türkiye�yi savunma olanağı yoktur. Türkiye�yi vuran, Şemdinli�mize elini uzatan, sınırlarımızı değiştirmeyi amaçlayan bir plana dahil olarak, ancak kendimizi vururuz.

Org. Yaşar Büyükanıt�ın ifadesiyle dıştan ithal edilen tehdit algılamasını ve stratejiyi değiştirmek zorunludur.

Bir süre önce 8. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, �İrtica ve bölücülüğün tırmanışı sürerse, Türk Silahlı Kuvvetleri, ne NATO�yu dinler, ne Avrupa�yı� demişti. Milletin Ordusundan beklentisi budur.

Türk Silahlı Kuvvetleri, milli devleti ve Atatürk Devrimi�ni yıkıma uğratan AB kapısına bağlanma konumundan ve GOP gibi Türkiye�yi piyonlaştıran projeleri bir seçenekmiş gibi görmekten vazgeçip, milli devlet stratejisine ve Atatürk�ün devrim programına yönelmek sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Tek seçenek, Atatürk Devrimi�dir. Tek seçenek, milli devlettir. Bunlar gitti mi, ne vatan kalır, ne milletin birliği kalır. Arkada kalan 60 yıllık tecrübenin bilançosu budur.

Dünyada yükselen eğilim bugün, Atatürk�le, Türk Devrimiyle kazandığımız değerlmerdir; yani bağımsızlıktır, halkçılıktır, kamuculuktur.

Milli gemenlik ve milli güvenliği savunmak, Türk Silahlı Kuvvetleri�nin biricik görevi ve varlık nedenidir.

EK: �ABD�nin gözünde Türk Ordusu� başlıklı ABD�in resmi ve yarı-resmi kaynaklarından derlediğimiz bilgiler aşağıdadır.


ABD BELGELERİNDE TÜRK ORDUSU
Teori dergisinin Nisan 1998 tarihli 99. sayısında yayımlanan �ABD Belgelerinde Türk Ordusu� başlıklı yazı1, ABD�nin Türk ordusuna bakışının, Körfez Savaşı�ndan sonra adım adım �müttefiklik�ten �hizaya getirilecek� kuvvet doğrultusunda değiştiğini inceliyordu. Bu süreci özetle yeniden hatırlatacağız.

Gelinen noktada, artık ABD�nin Türk ordusunu �düşman� kapsamında gördüğünü saptamak, eğer olguları yoksaymayacaksak bir kaçınılmazlıktır. Öyle ya, ABD Irak�ta, bir vatanını savunma mücadelesi veren Iraklıların başına çuval geçirip kafasına silah dayamaktadır, bir de Süleymaniye�deki özel Türk birliğine aynı muameleyi göstermiştir. Tıpkı 1975 öncesinde Vietkong gerillalarına ve milli kurtuluş mücadelesi veren Laos ve Kamboçyalılara yaptığı gibi.

Ertuğrul Özkök�ün başında bulunduğu Hürriyet gazetesi her ne kadar Süleymaniye olayını �kendini bilmez� Albay William M a y v i l l e ' i n bir eylemi olarak göstermişse2 de, Türk birliğine saldırının doğrudan Pentagon�da (ABD Savunma Bakanlığı) kararlaştırıldığını bizzat Pentagon�un başındaki Donald Rumsfeld açıkladı. Ayrıntısına gireceğiz.

Şimdi biraz gerilere gidelim ve TSK�nin ABD�nin gözünde nasıl �hizaya getirilmesi gereken� ve arkasından düşman kuvvet olduğunu Amerikan kaynaklarından izleyelim.

1. YENİ AMERİKAN STRATEJİSİ VE TÜRKİYE�YE YENİ ROL

Sovyetler Birliği�nin dağılmasından ve Varşova Paktı�nın tarihe karışmasından sonra, ABD stratejisinin dayandırıldığı �Avrupa�ya yönelik tehdit� ortadan kalkmış oldu. Sovyet tehdidi gerekçesiyle ABD�nin öncülüğünü kabul eden Batı ittifakı parçalandı. İki Almanya birleşti. Merkezinde Almanya�nın bulunduğu Avrupa, ayrı bir kutup olarak ortaya çıktı. Ekonomik alanda zaten ABD�yi tehdit eder duruma gelen Japonya da, bu konumuna dayanarak daha bağımsız hareket etmeye başladı. Rusya, ekonomik bakımdan sıkıntılı bir dönemden geçiyor olsa da, hâlâ dünyanın ikinci büyük askeri gücü olma konumunu sürdürüyor. Ayrıca ekonomisini toparlamasını sağlayacak yedeklere sahip. En önemlisi Çin Halk Cumhuriyeti, 2010�larda ABD�ye yetişeceği öngörülen ekonomik gelişme temposuyla, artık ABD�nin stratejik rakibi olarak görülüyor. Kısaca, çok kutuplu bir dünya tablosu belirmekteydi.

Bu arada eskiden Sovyetler Birliği�nin denetlediği Doğu Avrupa�dan Orta Asya içlerine kadar uzanan geniş bir alan, rekabetin odağı haline geldi. ABD stratejisi, artık dünya petrol ve doğal gaz yedeklerinin bulunduğu Orta Asya�da odaklanıyordu. Orta Asya aynı zamanda ABD�nin 21. yüzyıldaki rakibi Çin ile Çin�in olası müttefiki Rusya arasındaki bölgeydi. Kafkaslar ve Orta Doğu ise, Orta Asya�nın kanatları idi.

Öte yandan ABD ekonomisi çöküş sürecine girmiş bulunuyor. Kongre tutanaklarına göre, ABD�nin toplam dış borcu 8 trilyon dolara ulaşmış durumda. Geçen yılki ödemeler dengesi açığı 450 milyar dolar, bütçe açığı isi 360 milyar doları aşıyor. Irak�a haftada akıtılan 1 milyar dolar, ekonomi üzerindeki yükü daha da ağırlaştırmaktadır.

ABD�nin ekonomik çöküşü önleyecek hiçbir aracı yok. Açıklarını kapatmak için dışarıya satabileceği dolardan başka mal kalmamıştır. Ekonomi, yaklaşık 10 yıldan beri mali operasyonlar ve dolar satışıyla döndürülmektedir. Euro�nun yükselişi, bu araçları da ABD�nin elinden almaktadır.

Bu tablo, ABD�ye askeri gücüne dayanarak ve nükleer silahların kullanılabileceği dünya savaşı da dahil her türlü çılgınlığa başvurarak, dünyanın tamamına hakim olma seçeneğinden başka bir yol bırakmıyor. Elbette stratejisi başarısız olacak ve hemen hemen bütün dünyayı karşısına alan ABD yenilecektir. Öyle de olsa, stratejisini ve bu strateji çerçevesinde Türkiye�ye biçilen rolü bilmek, ABD�nin gelecekteki saldırılarını öngörmek için zorunludur.

Yeni Amerikan stratejisi

Yeni ABD stratejisi, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Balkanlar�ın denetimi üzerine kurulu. ABD, bu bölgeye �Merkez Bölge� adını veriyor ve kontrolünü, Merkezi Komutanlık adında karargahı Florida�daki McDill Hava Üssü�nde bulunan özel bir askeri güce vermiş bulunuyor. Merkezi Komutanlık�ın sorumluluk alanına Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Yemen, Umman, Irak, İran, Ürdün, Sudan, Eritre, Etyopya, Kenya, Somali, Cibuti, Afganistan, Pakistan, Eritre, Kızıl Deniz, Basra Körfezi, Aden Körfezi ve Umman Körfezi giriyor.

Komutanlığın ilgi alanını ise İsrail, Lübnan, Suriye, Türkiye, Hindistan, Libya, Çad, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan, Gürcüstan, Ermenistan ve Azerbaycan oluşturuyor. Etnik, dini ve kültürel çatışmaların en yoğun olduğu bu bölgeye �kriz bölgeleri� ya da �kaos coğrafyası� deniliyor.

�Merkez Bölge hayati önemde�

ABD Merkezi Komutanlık eski Komutanı General Joseph P. Hoar, Amerikan Kongresi�ne sunduğu 1994 Yılı Durum Raporu�na3 yazdığı giriş yazısında, �Dünya ekonomisinin petrole ve petrolün taşındığı stratejik su yollarına bağımlılığı arttıkça, Merkezi Komutanlık�ın sorumluluk alanının önemi de artıyor� diyor. Hoar�ın giriş yazısı şu cümlelerle bitiyor:

�Merkez bölge, geçen yıl olduğu kadar değişken ve bölgede ABD�nin hayati çıkarları düzenli olarak tehdit edildi. Buna bağlı olarak istikrar taahüdümüz güçlü kalmalıdır. Dostlarımızın savunma ihtiyaçlarına katkıda bulunma gönüllülüğümüzü ve kararlılığımızı, öncü askeri varlığımız, ortak tatbikatlar ve güvenlik yardımları aracılığıyla gösteririz. Sadece böylesi aktif yüklenimlerle, hayati önemdeki bu bölgenin güvenliğini olumlu yönde etkilemeyi sürdürebiliriz.�

General Hoar, Merkezi Komutanlık sorumluluk alanına giren ülkelerin ABD planları doğrultusunda hareket etmesinde, bu ülkelerin askeri yetkilileriyle kurulan iyi ilişkilerin önemli rol oynadığını belirtiyor. Askeri eğitim programları çerçevesinde bu ülkelerden ABD�ye daha çok subay çağrılmasını istiyor.

Yine petrol

General Hoar�ın da ifade ettiği gibi, ABD�nin �kriz bölgelerini� yeni stratejisinin merkezine koymasının birinci nedeni, petrol ve petrol taşımacılığının yapıldığı su yolları. Ortadoğu ve Orta Asya�daki petrol, bilinen dünya petrol rezervlerinin yüzde 65�ten fazlasını oluşturuyor. Öte yandan dünyadaki diğer petrol kaynaklarının yakın zamanda tükeneceği, oysa Orta Asya ve Ortadoğu petrollerinin 50-80 yıl dayanacağı hesaplanıyor.

ABD Adalet eski Bakanı Ramsey Clark, Amerikan ekonomisinin her yıl giderek daha fazla Ortadoğu petrolü tükettiğini açıklamıştı.4 Batı Avrupa ve Japon ekonomileri ise zaten bu petrole bağımlı. ABD bölgedeki nüfuzunu koruyarak kendi petrol gereksinimini güvence altına almak istiyor. Böylece rakipleri Almanya ve Japonya�nın enerji vanasını da elinin altında tutacaktır.

Çin ve Rusya�ya karşı elverişli konumlanma ihtiyacı

İkinci neden ise, stratejik düşman olarak belirlediği Çin ve Rusya�ya karşı elverişli konumda bulunmaktır. Dünya ekonomisinin ağırlık merkezi Pasifik�e kaymış bulunuyor. Dünya ticaretinin yarısı, şimdiden Batı Pasifik�te yapılmaktadır. 20 yıla yakın süredir üst üste yüzde 10�lar dolayında büyüme gerçekleştiren Çin Halk Cumhuriyeti, 2010 yılında dünyanın üç büyük ekonomisinden biri olma yolundadır. ABD�ye korkulu rüyalar gördüren süreç budur. Bu veriler, ABD�nin Çin�in yükselişini baltalama ihtiyacının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Öte yandan ABD ile Rusya arasındaki rekabet de yeniden keskinleşmektedir. 1990�da Sovyetyler Birliği�nin dağılmasından sonra bir süre ABD�ye teslimiyetçi politikalar izleyen Rusya, Vladimir Putin�in iktidara gelmesinden önce cephesini yeniden ABD�ye dönmeye başladı. 1996 yılında Şanghay Beşlisi�nin oluşması, bu süreci hızlandırdı ve 2001 yılında Şanghay Beşlisi�nin Şanghay İşbirliği Örgütü�ne dönüşmesiyle birlikte ABD-Rusya çelişmesi daha da derinleşti. Irak�ı işgal harekatıyla birlikte, Avrasya�nın batı kanadında Rusya�nın yanı sıra Fransa ve Almanya�nın da içinde bulunduğu, ABD karşıtı ittifak sistemi ortaya çıktı. Doğu kanadındaki Şanghay İşbirliği Örgütü�nü de hesaba katarsanız, şimdiden Avrasya�da muazzam büyüklükte güç yığınağı oluşmuştur.

Bu yığınağa Hindistan da katıldı. Geçen Nisan ayında Hindistan ve Rusya, Umman Denizi�nde, tam da Diego Garcia adasında üslenen ABD B-52 ağır bombardıman uçaklarının Irak�ı bombardıman rotası üzerinde, denizden havaya füzelerin de denendiği ortak bir tatbikat yaptılar. Tatbikata Fransa da gözlemci olarak katıldı.

Türkiye�nin stratejik konumu

Yeni ABD stratejisi içinde Türkiye�ye verilen rol nedir? Bunu anlamak için, Amerikan belgelerine ve kaynaklarına başvuracağız.

Stratejik İncelemeler Enstitüsü ve ABD Savaş Okulu tarafından 3 Aralık 1993�te yayınlanan rapor, Uluslararası Sorunların Kavşağında Türkiye�nin Stratejik Konumu başlığını taşıyor.5

Rapordan yapacağımız uzunca alıntıda, Türkiye�nin çıkmazda olduğu öne sürülerek, şöyle deniyor:

�Türkiye sınır anlaşmazlıklarını çözmek isterse, NATO, buralarda müttefikini desteklemekte tereddüt eder. Ama Türkiye NATO�dan sınırlarında kaynayan istikrarsızlığa karşı güvenliği sağlamasını şiddetle ister. Bu verili koşullarda, Türkiye, çıkış yolu bulmak için en mantıklı yolun ABD ile ikili ilişkilerin gelişmesinden geçtiğini görecektir. ABD ile yakın güvenlik ve işbirliği, Türklerin birçok bakımdan istemediği bir şeyse de, NATO veya BAB desteğinden yoksunluğa denge sağlar. Avrupa güvenlik örgütleri Türkiye�nin beklentilerini karşılamazken, ABD, Türkiye�nin güvenliğini sağlamanın yükünü büyük ölçüde taşıyabilir. ABD bu bedeli ödemekte isteksizlik gösterirse, Türkiye sırtını Avrupa�ya döner ve bütün enerjisini Ortadoğu ve Orta Asya�ya odaklar. Bu ise Batı için büyük kayıp olacaktır.�

ABD�ye göre Türkiye üzerindeki tehdit

Rapor, Türkiye�nin kendi inisiyatifini kullanarak komşuları ve Türk cumhuriyetleriyle iyi ilişkiler kurmasına ABD�nin karşı olduğunu gösteriyor. �Türkiye�nin çıkmazının kaynağı� bu bakış açısıyla tanımlanıyor: �Doğu ve güneydoğusundaki güvenlik sorunu� ile ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher�ın işaret ettiği �kötü komşular.� Rapor, daha da ileri giderek, �Türkiye�ye tehdit Ortadoğu�dan geliyor� görüşünü ileri sürüyor. Turgut Özal da Irak�a karşı kuzey cephesini açmaya çalışırken Irak�ın Türkiye�yi tehdit ettiğini öne sürmüştü.

Pentagon raporunun bu saptırmaya neden başvurduğu ise, sonraki satırlarda açıklığa kavuşuyor. ABD�nin Türkiye için tasarladığı rol şöyle ifade ediliyor:

�ABD ve Türkiye�nin Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu�da paralel çıkarları vardır. Türkiye buralardaki etkisini ABD adına kullanması karşılığında Avrupa hedefleri için ABD desteği alabilir... Türkiye ABD�den AB�ye veya BAB�a tam üyelik için müttefiklerine baskı yapmasını isteyebilir. Karşılığında Avrupa dışında ABD politikalarına destek verebilir. (ABD�nin İncirlik�i kullanması, Çöl Kalkanı-Çöl Fırtınası gibi operasyonlarda destek veya İran ve Suriye�ye karşı gövde gösterisi gibi.)�

�Türkiye ya büyüyecek ya küçülecek�

ABD, Türkiye�ye bu rolü kabul ettirmek için tertiplere girişti. ABD�nin, raporda �güvenlik sorunu� diye tanımladığı Kürt sorununu, stratejisinin göbeğine oturttuğu ortaya çıkmış bulunuyor. PKK de Kürt sorununu �uluslararasılaştırma� çizgisi izleyerek ABD�nin politikasına hizmet etmiştir. ABD�nin Kürt sorunundaki yerini, gizli görüşmeleri belgeleyen Genelkurmay istihbarat raporları bütün açıklığıyla saptıyor.6 CIA Başkanı John Deutch başkanlığında bir ABD heyetinin 25 Temmuz 1995 yılında Ankara�ya yaptığı gizli ziyaretin perde arkasını açıklayan bu raporlar, Kürt planının artık sadece Pentagon tarafından değil, Amerikan yönetiminin bütünü tarafından desteklendiğini kanıtlıyor.

Kuzey Körfez İşleri İstasyon Şefi Robert Deutsch başkanlığındaki Amerikan heyetiyle yapılan bir başka gizli görüşmeye ilişkin istihbarat raporuna göre, ABD, �Kürtlerle federasyon kurma� planını kabul etmediği taktirde, Türkiye�nin parçalanacağı tehdidinde bulundu ve masaya �parçalanmış� Türkiye�nin haritasını koydu. ABD�ye yakınlığıyla tanınan Sabah gazetesi köşe yazarı Cengiz Çandar da, Türkiye �ya büyüyecek ya küçülecek� diye yazdı.7 ABD planını seslendiren Çandar�a göre, Türkiye Kuzey Irak�a doğru büyümeyi kabul etmezse, küçülecekti. Başka deyişle ya Türkiye Kürdistan�ı himaye altına alacaktı, ya da Kürdistan Türkiye�nin bir bölümünü de kapsayarak kurulacaktı.

ABD, önceleri sadece görüşme masalarında ortaya çıkardığı ya da Cengiz Çandar gibi sözcüleri aracılığıyla piyasaya sürdüğü �küçülmüş� Türkiye haritası işini, sonraları daha da ileri götürdü. Aydınlık dergisi, CIA�ya bağlı internet sitelerinde bu haritaların çeşitli örneklerinin nasıl yaygınlaştırıldığını haber yaptı.8 Hatta bu harita, Kuzey Irak�ta kukla devletin okuttuğu Arapça Yurttaşlık Bilgisi (El Vataniyyet El Terbiyyet) kitaplarına kadar girdi. CIA ajanlarının hazırladığı �Denizden Denize Kürdistan� haritası, Mersin, Adana, Sivas ve Erzurum�u içine alıyor.

2. ÇELİK HAREKATI ABD�YE DARBE VURDU

TSK, Körfez Savaşı�ndan sonra, ABD�nin Türkiye�yi �taşeronlaştırma� dayatmalarını ve bu dayatmalara direnci kırmak için Güneydoğu�yu da içine alarak Kuzey Irak�ta bir Kürt devleti kurma çabalarını, Kıbrıs ve Ege�de giriştiği provokasyonları saptadı. Bu saptamalar, Genelkurmay istihbarat raporlarına da yansımıştır.9

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, ABD�nin Kürt devleti kurma çabalarına karşı koyuyordu. Kürt planı, ABD�nin, Türkiye�yi zayıf ve dolayısıyla kendine muhtaç durumda tutarak kriz bölgelerine sürme kozuydu. Orgeneral Bitlis, Amerikan planının önlenebilmesi için Türkiye�nin Kuzey Irak�taki Kürt örgütleriyle Irak yönetimini uzlaştırması gerektiğini düşünüyor ve bu yönde girişimlerde bulunuyordu. Irak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani ile Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin�in 1992�deki görüşmesi, Bitlis�in bu girişimleri üzerine gerçekleşmişti. Görüşmede anlaşmaya varılmış, ancak ABD tehdit edince Barzani vazgeçmişti.

Orgeneral Eşref Bitlis, Kürt devletinin güvencesi sayılan Çekiç Güç�e de karşıydı. Bölgedeki komploların kaynağı olarak gördüğü Çekiç Güç�le PKK arasındaki ilişkileri belirlemiş ve bir rapor halinde dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal�a sunmuştu. Bu yüzden 17 Ocak 1992 günü helikopteri Çekiç Güç uçakları tarafından taciz edilerek inişe zorlanmıştı.

Bitlis Planı devrede

1995 Mart�ında, Türk Silahlı Kuvvetleri�nin Kuzey Irak�a düzenlediği sınır ötesi harekât, Türkiye-ABD ilişkilerinde dönüm noktası oldu. ABD ile Genelkurmay arasında bir �hamle-karşı hamle� dönemi başladı.

Doğan Güreş�in Genelkurmay Başkanlığı döneminde gözardı edilen Eşref Bitlis�in planının yeniden benimsendiği görülüyordu. Nitekim ABD Genelkurmay Başkanlığı yayın organı Joint Forces Quarterly, o günlerde �Türk ordusuna dikkat� çekti. Dergide yeralan Jed C. Snyder imzalı �Türkiye�nin daha büyük bir Ortadoğu�daki rolü� başlıklı makalede, Türk ordusunun önümüzdeki dönemde Türkiye-ABD ilişkilerinde olumsuz rol oynayacağı belirtiliyordu. Makalede ordu için şu yorum yapılmıştı:

�Siyasette etkin rol oynayan askerler ve siyasal liderlerin artan öfkesi, ABD-Türkiye ilişkilerinin temelini oluşturan karşılıklı savunma anlaşmalarının yenilenmesi konusundaki ABD çabalarını güçleştireceğe benziyor.�10

Harekatla gelen bunalım

ABD, Kuzey Irak harekâtına tepkisini, �Bir an önce çekilin� ültimatomuyla gösterdi. Dışişleri Bakanlığı, ültimatomu �Biz sizin yüzünüzden Kuzey Irak�tayız. Buna sebep sizin yerleştirdiğiniz Çekiç Güç�tür� diye yanıtladı. ABD, harekâtın durdurulmasını sağlamak amacıyla baskı yapmış, ancak Dışişleri�nin ültimatomuyla karşılaşmıştı. Peki, ABD kollarını kavuşturup oturacak mıydı?

Sabah yazarı Cengiz Çandar�ın satırları, ABD�nin �kendi nüfuz alanına Türkiye�nin girmesini� kabul edemeyeceğini yansıtıyordu:

�Erdal İnönü�nün tam da şu sıralar Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturtulmasıyla, Kuzey Irak�ta olup biten, �Kuzey Irak�ı Saddam�a hediye operasyonu� olarak değerlendirilebilir mi? Hayır, Erdal İnönü�den önümüzdeki dönemde �Saddamcı� tavırlar beklenemez. Gelelim Kuzey Irak operasyonuna... Buna karar veren askeri idarenin (Tansu Çiller�in �Ben karar verdim� demesini, başka türlü açıklayamayacağı için normal karşılıyor ve üzerinde durmuyoruz) ve dolayısıyla Türkiye�nin iki hedefi var: 1. Taktik planda PKK�ya ağır darbe vurmak, lojistik imkanlarını tahrip etmek. 2. Stratejik planda, bölgedeki statükonun kabul edilmezliğini ortaya koymak. İkinci amaçtan sonuç alınması, Amerikan tavrı yakından incelendiğinde neredeyse imkansızdır. Celal Talabani�ye dokunulması, yani operasyonun �Saddam�la ittifak� boyutuna taşınması yasaktır.�11

Obrad Kesic: Türkiye parçalanacak

Çandar, bu �yasağın� delinmesi durumunda ABD�nin Türkiye için düşündüğü cezayı da şu satırlarla açıklıyordu:

�Defalarca, �Türkiye ya büyür ya küçülür. Böyle kalamaz. Bir tek böyle kalması imkansız� diye yazdık. Türkiye ya beşeri sınırlarına kadar uzayacak, ya da beşeri sınırlarına kadar çekilecek... Yani ya bundan sonra Kuzey Irak Türkiye�den sorulur, Türkiye büyür. Veya Türkiye, Kürtler olmadan sadece Türk beşeri sınırına çekilir. Bu küçülmedir.�12

Esasen, ABD kaynakları Çandar�ın dile getirdiği tehdidi çok daha önce açıklamışlardı. ABD Dışişleri Bakanlığı ile CIA�ya yakın çevrelerin yayın organı Mediterranean Quarterly adlı dergide, Obrad Kesic imzasıyla, �Amerikan-Türk ilişkileri yol ayrımında� başlıklı bir inceleme yayınlandı. �Türkiye�nin haddini aştığı�, �ABD�nin sabrının taşabileceği� ifadelerinin yeraldığı yazıda, �Türkiye�in istikarsızlığı daha da ağırlaşabilir. Amerikan istihbarat çevreleri, resmi olmayan değerlendirmelerinde, Kürtlerle uzlaşmaması halinde, yeniden canlanan ve birleşen bir Kürt hareketi, ekonomik durgunluk nedeniyle kitlelerin huzursuzluğunun artması ve İslamcı kökten dinci tepki sonucu Türkiye�nin parçalanacağını öngördüler� deniliyor.

Washington�daki Mediterranean Affairs Şirketi tarafından yılda dört kez yayınlanan derginin 1995 kış sayısında yeralan Kesic�in makalesiden bazı bölümleri, ABD�nin tutumunu açıklayıcı olması nedeniyle aynen aktarıyoruz:

�ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher, 30 Eylül 1994�te Türkiye�ye, temel insan hakları konusundaki taahhüt ve sorumluluğuna rağmen, Kürt ayrılıkçılara karşı savaşı sürdürmemesi uyarısında bulundu. Bu olay, Amerikan-Türk ilişkilerini belirsizliğe ve soğukluğa iten değişikliklerin yaşandığına ilişkin işaretler veren bir dizi gelişmenin kamuoyuna en açık şekilde yansımış olanıdır.

�Kürt sorunu, Amerikan-Türk ilişkilerinin hızla bir yol ayrımına yaklaştığının en açık belirtisidir. Hem Türk hem Amerikan yetkililer, karşılıklı bir dizi gerçekleşmeyen beklentiden dolayı duydukları rahatsızlığı dile getirmektedirler.

�Son üç ABD yönetiminin dış politika belirleyicileri, Türkiye�yi, birçok jeostratejik çıkarın merkezi olarak belirledi. Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye için öncelikli olarak öngörülen rol, İran�ın İslami teokratik hükümet modeline laikliğiyle engel oluşturmasıydı. Türkiye�nin coğrafi konumu, nüfuzunu üç ayrı bölgeye yaymaya imkan verdi: Ortadoğu, yeni bağımsız cumhuriyetler ve Balkanlar.

�Amerikalılar, ABD�nin bu üç bölgeyle ilgili olarak Türkiye�den beklediklerinin hiçbirinin gerçekleşmemesi sonucu, iki ülke arasındaki özel ilişkinin sürdürülmesine Türkiye�nin bağlılığını sorgulamaya başladılar. Bu, Türkiye�nin jeostratejik rolünün, ülke ekonomisinin ve ülkedeki siyasal durumun çok daha eleştirici bir bakış açısıyla incelenmesine yol açtı.

�Amerikan istihbarat çevreleri, resmi olmayan değerlendirmelerinde, Kürtlerle uzlaşmaması halinde, yeniden canlanan ve birleşen bir Kürt hareketi, ekonomik durgunluk nedeniyle kitlelerin huzursuzluğunun artması ve İslamcı kökten dinci tepki sonucu Türkiye�nin parçalanacağını öngördüler. Kürt sorunu nedeniyle ortaya çıkan bölünmeler açık hale gelmiş ve sorunlar yaratmaya başlamıştır.

�ABD�den gelen eleştiriler, Türklerin, Amerikalıların Türkiye�nin işlerine fazla karışmalarından dolayı duydukları kızgınlığı artırdı; Türk hükümetinin tepkisine neden oldu ve Amerika�nın önemli gördüğü dış politika konularında, Türkiye�nin haddini aşma arzusuna katkıda bulundu.

�Türk hükümeti bölgesel konularda genellikle Amerikan çıkarlarına ters düşer biçimde kendi yönünü tayin etmeyi sürdürdükçe, ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler bozulmaya devam edecektir. Çiller hükümeti, toprak kaybetmekten ve kontrol altına alınamayacak milliyetçi tepkiden çekindiği için, Kürt sorunu konusunda izlediği yolda bir değişiklik yapmaya isteksizdir. Uzlaşmaz tutum, Türkiye�nin siyasal ve sosyal bunalımlarını artırmayı sürdürecektir.

�Amerika�nın sabrı tükenebilir. Bunlar, Türkiye�nin istikrarsız durumunu daha da ağırlaştırabilir. Kesin olan bir şey var: Irak�a karşı uluslararası koalisyonun yanında yer alınarak Özal tarafından başlatılan ABD-Türkiye balayı dönemi sona ermiştir.�13

�Türkiye Çekiç Güç�ü dağıttı�

ABD Genelkurmay Başkanlığı�nın yayın organı Joint Forces Quarterly�nin (JFQ) 96-97 Kış sayısında, 1995 Mart�ında Türk Silahlı Kuvvetleri�nin Kuzey Irak�a düzenlediği Çelik Harekatı�nın, Çekiç Güç�ün başarısızlığına neden olduğu değerlendirmesi yapıldı. Amerikan Hava Kuvvetleri Akademisi öğretim görevlisi Yüzbaşı Steven R. Drago, JFQ�da yayınlanan �Ortak doktrin ve soğuk savaş sonrası askeri müdahale� başlıklı yazısında, TSK�nın Kuzey Irak harekâtını �bağımsız askeri eylem� olarak niteledi. Çekiç Güç�te görev yapan Drago, ABD�nin soğuk savaş sonrası askeri operasyonlarda karşılaştığı zorlukları incelerken, Çekiç Güç ve Türkiye ile ilgili olarak şunları yazdı:

�Provide Comfort (Huzur Operasyonu-Çekiç Güç), birleşik ve çok uluslu büyük bir başarı olarak başladı fakat daha sonra çok büyük bir başarısızlığa dönüştü. Nisan 1991�de başlayan birleşik harekâtta, yedi ülkenin kuvvetleri, Irak�tan Türkiye�nin güneydoğusuna kaçan Kürt sığınmacıları korumak için biraraya getirilmişti. Üç yıl sonra, Amerikan kuvvetleri Kürtleri Irak�a karşı koruma çabası verirken, Türkiye Kürt terörizmine karşı bir askeri sefer düzenledi. Bu bağımsız askeri harekât, çok uluslu bir askeri operasyon olan Çekiç Güç�ün birliğini bozdu. Harekât, şimdilerde kimi ABD birlikleri tarafından da �huzursuzluk operasyonu� diye anılmaya başlanan çok uluslu Çekiç Güç operasyonunun başarıyla sonuçlanmasını tehdit ediyordu.�14

CIA harekâtı bozguna uğradı

ABD�nin Çelik Harekatı�ndan sonra Kuzey Irak�ta yediği derbeyi, ABD yönetim çevrelerine yakınlığıyla bilinen Washington Post 26 Haziran 1997 tarihinde üst düzey bir CIA ajanının açıklamalarıyla yansıttı. Kuzey Irak�ta görev yapan ajan Warren Marik, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin�e yönelik ABD komplosu hakkında ayrıntılı bilgiler verdi. Marik�in de içinde yer aldığı Kuzey Irak komplosu CIA�nın 1990�lı yıllardaki en büyük operasyonu olarak niteleniyor.

Marik�in açıklamalarında en çarpıcı bölüm, CIA�nın 1995 Mart�ında giriştiği operasyonun başarısızlığa uğrayışını anlattığı bölüm. Örtülü operasyonlarda görevi sürdüğü için adı belirtilmeyen Bob kod adlı Irak Operasyon Grubu�ndan sorumlu CIA başkan yardımcısının hazırladığı planla, Saddam Hüseyin�e çok önemli bir darbe vurulması hedefleniyor. 100 milyon dolar harcanan operasyonun belirlenen tarihi 4 Mart 1995, kod adı ise �Bob�. Operasyonda Bob ve Marik�ten başka ABD Senatosu İstihbarat Komitesi�nin iki görevlisi de var.

Irak ordusundan kaçıp ABD kuvvetlerine iltihak eden General Vefik Samarrayi�nin Wshingtoh Post�a yaptığı açıklamaya göre plan şöyleydi: Musul ve Kerkük�teki Irak garnizonlarına, 20 bin peşmerge, 1000 Irak Ulusal Kongresi askeri ve 1000 Irak Komünist Partisi taraftarıyla General Sammarayi�nin komutasında büyük bir saldırı yapılacaktı. Irak Ulusal Kongresi Başkanı Ahmet Çelebi, saldırının, Irak�ın geri çekilmesini sağlamayı ve Irak yönetimine kendi birliklerinin savaşamayacağını göstermeyi amaçladığını belirtiyordu. Saldırı, CIA radyo ve televizyon yayınlarıyla moralleri bozulan Irak askerlerinin kaçmasına ve Irak ordusunun dağılmasına neden olacaktı. Saf değiştiren askerlerin de desteğiyle Saddam Hüseyin yönetimi devrilecekti.

Marik�in belirttiğine göre, �Bob� planı Irak yönetimi tarafından öğrenilince, 3 Mart 1995�te Bob, Çelebi�ye ve Kürt gruplara, �Biz operasyondan çekiliyoruz, başınızın çaresine bakın� diye haber gönderdi. Marik, buna kızan Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani�nin Irak ordusuna karşı savaşmayacağını açıkladığını ve saldırının yapılamadığını söylüyor. Marik, Barzani�nin 1996 yazında Saddam Hüseyin yönetimiyle işbirliğine girmesi sonucunda, Çekiç Güç�ün ve onlarca CIA ajanıyla birlikte 7500 CIA peşmergesinin bölgeden tasını tarağını toplayıp kaçmak zorunda kaldığını belirtiyor.15

�Bob� operasyonunu başlamadan önleyen Türkiye�nin Şubat sonu-Mart başında Kuzey Irak�ta başlattığı Çelik Harekâtı�nın hemen öncesinde ilginç bir başka tarih çakışması daha var. CIA şefi Bob�un Ahmet Çelebi ve diğer muhaliflere operasyondan vazgeçtikleri haberini gönderdiği 3 Mart�tan bir gün sonra, dönemin Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı ile Mesud Barzani Silopi�de buluştu. Marik de zaten operasyonun başarısızlığa uğramasında en büyük payın Barzani�ye ait olduğunu söylüyor.

Pentagon�dan �Türkiye�nin geleceği� planı

9 Aralık 1996�da Wirginia�da bir konferans yapıldı.16 ABD Savunma Bakanlığı Pentagon�un sağladığı parayla The Strategic Assessment Center of Science Applications International Corporation (SAIC) adlı kuruluş tarafından düzenlenen konferansta, Türkiye�nin 2020 yılına kadarki geleceği konuşuldu. Konferans bildirileri, SAIC tarafından Mayıs ayında Türkiye�nin Geleceği Konferansı Sonuç Raporu başlığıyla yayınlandı.

Raporda, Pentagon konferansının katılımcıları şöyle tanıtılıyor:

CIA Ulusal İstihbarat Konseyi Avrupa Dairesi�nden Dana Bauer, CIA Ulusal İstihbarat Konseyi eski Başkan Yardımcısı Graham Fuller, ABD Dışişleri Bakanlığı Güney Asya ve Yakın Doğu Dairesi�nde 20 yıl çalıştıktan sonra emekli olan ve Türkiye üzerine çok sayıda kitap yazan George Harris, 1958-59 ve 1974-77 yıllarında iki dönem Ankara�daki ABD Büyükelçiliği�nde görev yapan CIA eski İstasyon Şefi Paul Henze, SAIC�ten George Kraus, Jr., Pentagon�dan Dmitry Ponomareff, Rusya uzmanı ve George Washington Üniversitesi öğretim görevlisi Peter Reddaway, Pentagon Siyaset Planlama Dairesi�nden Harold Rhode, John Hopkins Üniversitesi Orta Asya Enstitüsü Başkanı S. Frederick Starr ve Radio Liberty eski Müdürü SAIC mensubu S. Enders Wimbush.

Katılımcıların kişiliği, konferans sonrasında yayınlanan raporun ABD yönetiminin resmi görüşlerini ve önümüzdeki 25 yıl boyunca izlenecek Türkiye politikalarını yansıttığını gösteriyor.

�Şeriat tehlikesi yok�

Şeriatçıların adım adım ele geçirdikleri mevzilerde laik Cumhuriyet�le örtülü bir hesaplaşmaya girdiği ve ordunun savunma stratejisinin birinci sırasına irtica tehlikesinin yerleştirdiği bir sırada, rapor, Türkiye�de İslam tehlikesi bulunmadığını belirtiyor. Sadece ekonominin büyük ölçüde kötüleşmesi durumunda köktenci İslamcı hareketlerin güçleneceği öne sürülen raporda şöyle deniliyor:

�Şimdiki İslamcılaşma, taşradan kente göçenlerin köylerde yaptıkları ibadetleri ve İslami gelenekleri birlikte getirmesinden kaynaklanıyor. Gelecekte, kentli seçkinler kırsal dini eylemlere ve giyim-kuşama tavır alınca, bu güçler olasılıkla özümsenecektir. Gerçi iş aleminin yeni seçkinleriyle geri dini gruplar arasında çeşitli düzeylerde çatışmalar bekliyoruz, ama uzun vadede İslam denetim altına alınacaktır.�17

Orduya �gerici� suçlaması

Raporun hazırlanmasında büyük katkısı olan Paul Henze, Turkish Daily News muhabirinin Aralık�tan sonraki gelişmeler ışığında sorduğu �İslamcılar Türkiye politikasına hakim olacak mı� sorusuna, �Türkler fanatik Müslümanlar değil. Duyarlı Müslümanlar� yanıtınıverdi. Henze, Genelkurmay�a karşı tavrını da, �Türk ordusu, şimdi de, 1918�den beri gösterdiği sorumluluk anlayışının aynısını sergiliyor. Hiç değişmedi� sözleriyle açığa vuruyordu.18

Graham Fuller de Turkish Daily News muhabirine, �İslam, Türk siyaset sahnesinin kalıcı bir parçasıdır. Ancak Türkiye�nin siyasal, ekonomik ve toplumsal koşulları ağır biçimde bozulmazsa, egemen unsur olmayacak. Komünistler, faşistler ve İslamcı radikal hareketler, daima bozulma koşullarında güçlenir. Türk sivil toplumunun İslamcıları soğuracağına ve demokratik bir çerçeve içinde onlarla uyuma varacağına güvenim var� diyordu.19

�Ordu konumunu yitirecek�

SAIC raporunda 2020 yılına kadarki Türkiye tablosu özetle şöyle çiziliyor:

�- Türkiye Batı�yla bağlarını sürdürecek, ancak Batı�yla (ve NATO�yla) ilişkileri eskiye göre daha çatışmalı olacak.
�- İran�la yakınlaşacak.
�- Ordu siyasal sistemin teminatı konumunu yitirecek.
�- Türkiye�nin askeri güç kullanımı savunma amaçlıdır.
�- Türkiye kitle imha silahlarına sahip olmayı isteyebilir.
�- Avrupa Türkiye için �ister olur-ister olmaz� biçiminde bir seçenek değildir.
�- Türkiye�nin önde gelen müttefiki İsrail olacak.
�- İslam Türkiye�de egemen olmayacak.
�- Türkiye�de Bosna, Arnavutluk, Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna gibi �küçük, istikrarsız ve varolma potansiyeli taşımayan devletlerle� yeni-Osmanlıcı ilişkiler kurma yönelimleri belirecek.
�- Türkiye Kürt sorununu kendi başına çözemeyecek.�20
ABD basını: Türkiye�yi kayıp mı ediyoruz?

ABD�de günlük tirajı iki milyon dolayında olan Wall Street Journal gazetesinde 17 Haziran 1996�da Richard Burt imzalı �Türkiye�yi kayıp mı ediyoruz� başlıklı bir yorum yayımlandı. Yazı son 50 yılın bir muhasebesiyle başlıyor:

�Dünyanın en sorunlu bölgelerinden birinde devamlılık abidesi olarak yaklaşık 50 yıldır yeralan Türkiye�nin, ABD ve Avrupa ile stratejik ortaklığı şu günlerde tehlikeli bir risk altındadır.

�Türkiye, Truman yönetiminin teşvikiyle NATO�ya girdiği 1952 yılından bu yana, Kore Savaşı�nda kahramanlık göstererek, soğuk savaş sırasında kararlı Rus karşıtlığı yaparak, Körfez Savaşı sırasında Amerikan önderliğindeki koalisyona kararlı katkıda bulunarak ve Ortadoğu�daki barış sürecinde Amerikan politikasından yana tavır alarak, ABD�nin dış politikasına hayati destek vermiştir.

�Geçen hafta, üst düzey Türk komutanlar, görüşecek hiçbir şey olmadığını söyleyerek, ABD Savunma Bakanlığı�ndan üst düzey yetkililerle toplantıyı iptal ettiler.

�Savunma Bakanı William Cohen�in Türkiye sorunuyla �bağlandığı� ifade edilmektedir. Dışişleri Bakanı Madeleine Albright�ın, son dört ay içerisinde Türkiye üzerinde harcadığı zamanın, kendisinden önceki Dışişleri Bakanı�nın dört yıl içerisinde harcadığı zamandan fazla olduğu söylenmektedir. Bunların doğru olduğunu ümit edelim. Türkiye�yi kaybetmek, Clinton yönetimi açısından büyük bir siyasal sorunla sınırlı kalmayacaktır. ABD�nin güvenliği açısından bir felaket olacaktır.�

Orduyu bölme girişimleri

ABD basını, 28 Şubat�tan sonra, az rastlanır bir biçimde Türk ordusu içinde bölünme yaratma ve kendi �ekibini� destekleme çabasına girdi. New York Times gazetesi, 16 Mart 1997 günlü sayısında, o sırada ABD�de bulunan Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir�i öven bir yazı yayımladı. Gazete, Orgeneral Çevik Bir�in çevresinde kendisine bağlı güçlü bir subay grubu oluşturduğunu ve önümüzdeki yıllarda ordunun kontrolünü eline geçirecek düzeye geleceğini ileri sürdü. Bu tür yayınlara Washington Post da katıldı.

ABD, New York Times�ın ağzından, Türk Silahlı Kuvvetler komuta kademesine ve özellikle Genelkurmay Başkanı�na karşı bir tavır koyuyor ve hatta bir tehdit yöneltiyordu. Washington, Türk Ordusu içinde Amerikancı bir ekip yaratma çabasındaydı.

30 Ağustos yaklaştıkça, ABD ve işbirlikçileri, komplolara yöneldiler. Batı basınında CIA imalatı haberler yayımlandı. Bu imalata göre, Necmettin Erbakan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı�yı emekliye sevk ederek, Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu�nu Genelkurmay Başkanlığı�na getirecek ve 28 Şubat�ın önünü kesecekti. Ordunun komuta kademesini yakından tanıyan herkes, Orgeneral Kıvrıkoğlu�nun da, tıpkı Orgeneral Karadayı gibi Cumhuriyet Devrimi�nin değerlerine bağlı olduğunu biliyordu.

Öte yandan, ordunun yapısını ve geleneklerini bilenler, stratejik kararların kişilere bağlı olmadığını ve Genelkurmay Başkanı değişince de hemen değişmeyeceğini bilirler. Ordunun Kuzey Irak�ta Kürt devletinin ABD tarafından kurulmasına karşı tutumu stratejik bir karardı ve 1994 sonbaharından beri sürdürülüyordu. Bu tutum, 2000 yılında �Kürt devletinin ilanı savaş nedenidir� biçiminde Başbakanlık genelgesine de yansıdı.

ABD Ulusal Savunma Enstitüsü�nin �kıyamet senaryosu�

30-31 Mayıs 1998 tarihlerinde ABD�de yapılan bir toplantı, 1998 yılındaki şeriatçı �kalkışmanın� ABD�den körüklendiğini açığa çıkardı. Türkiye medyasına �Kıyamet senaryoları�, �Dehşet senaryosu� �İçsavaş senaryosu� başlıklarıyla yansıyan21 toplantıyı Amerikan Ulusal Savunma Enstitüsü düzenledi. Başı yine adı �Türkiye uzmanları�na çıkmış CIA eski Ankara İstasyon Şefi Graham Fuller ile ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi görevlisi Prof. Henry Barkey çekiyordu.

Fuller ve Barkey�lerin senaryosuna göre, Kontrgerilla�nın eskiden beri �kırmızı bölge� diye belirlediği �Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Kayseri ve Çorum�da bir cuma namazında camilerde bombalar patlayacak. Ayaklanan halk valiliklere, kaymakamlıklara yürüyecek. Polis halkın önüne geçemeyince askeri birlikler devreye girecek. Laik-anti laik, Alevi-Sünni çatışması patlak verecek. Ağırlıklı olarak Sünnilerin safına geçen polis askeri birlikliklerle çatışmaya girecek. Dışarıdan silah bağlantıları yapan radikal İslamcılar, ayrılıkçı Kürtlerle birleşerek orduya karşı silahlı mücadeleye başlayacaklar. Orduda çözülmeler başgösterecek.� Türkiye�de içsavaş başladığında komşularının atacağı adımları da kestirmeye kalkışan Türkiye uzmaları, bu tabloya ABD-İsrail ikilisinin nasıl müdahale etmesi gerektiğini de belirlemeye çalıştılar.

Amaç, �orduyu hizaya getirmek�

�Kıyamet senaryosu� hazırlayıcılarının amaçlarına ilişkin açık sözlülüğüne şapka çıkarmamak elde değil. Zaman gazetesinin haberine göre, �Türk Silahlı Kuvvetleri üzerindeki geleneksel yaptırım gücünü kaybetmeye başlayan ABD, ülke siyasetindeki ağırlığını açıkça hissettiren orduyu nasıl Amerikan çizgisine çekebileceğini düşünüyor.�22 Bunun için de aba altından sopa göstererek, içsavaş çıkarma ve �çözülme� tehditlerinde bulunuyor. Ulusal Savunma Enstitüsü�nün toplantıyı düzenlediği günün hemen ertesinde, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nicholas Burns, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi�nin suçlu bulduğu Recep Tayyip Erdoğan�a ceza verme kararına, yerleşmiş diplomatik kuralların da ötesine geçerek ağır bir dille çattı.

Genelkurmay, şeriatçı eylemleri ve �kıyamet senaryosu� gibi ABD girişimlerini, �Batı destekli irticanın içsavaş çıkarma tehdidi� olarak değerlendirdi. Bu tehdidi, �gerekirse silahla bastırmaya� ve �bin yıllık mücadeleye� kararlı olduğunu açıkladı. Genelkurmay, içeriden ve dışarıdan gelen yoğun saldırılara karşı yalnız kaldığını; saldırılara yanıt vermesi gereken siyasal iktidarın ve devletin siyasal organlarının sessiz kaldığını ifade etmekten de geri durmadı.

�11-11-11�

1998 yılının başından itibaren, �kıyamet senaryosu� uygulamaya konuldu. Yılın ilk günlerinde, ABD�de bulunan Fethullah Gülen, CIA Ortadoğu Masası Şefi ile gizli bir görüşme yaptı. Graham Fuller�in ayarladığı görüşmeyi, MİT�in Washinton�daki görevlisi Mehmet Eymür yerine Askeri Ataşe saptayıp Ankara�ya bildirdi.

İrticacı terörün 29 Ekim ve 10 Kasım etkinliklerine karşı hazırladıkları kanlı saldırılar önlendi. Yurt çapında bir kalkışmaya dönüştürülmesi planlanan türban eylemi başlatıldı. Hizbullah ve öteki terör örgütlerinin hayli etkin olduğu hazırlıklar, �11-11-11� parolasıyla yürütülüyordu. Şeriatçılar, yurt çapında bir �insan zinciri� oluşturarak isyan başlatma planları yapıyorlardı. Zincir eyleminin arkasından, Amerikan �kıyamet senaryosu�nda belirtilen bombalama ve çatışmalar gelecekti. Mayıs ayı başında İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal�ı öldürme girişimi, provokasyonların başlangıcı olacaktı.

Birdal�a suikastı 5 kişilik tim yaptı. Emniyet Özel Tim�e bağlı suikast ekibinin üçü ülkücü mafyadan, ikisi PKK itirafçısı. ABD ve Avrupa, suikastın ardından TSK�yi yıpratma kampanyasını hızlandırdı. Tansu Çiller�in Öncü gazetesi, suikastten Genelkurmay�ı ve Milli Güvenlik Kurulu�nu sorumlu tutan provokasyon bildirileri yayınladı. Suikastın çok özel bir amacının, orduda 30 Ağustos terfi ve tayinlerini etkilemek olduğu ortaya çıktı. Suikast faillerinin birkaç gün içinde yakalanması oyunu bozdu.

3. AVRUPA KAPISINA BAĞLAYARAK PARÇALAMA

Çelik Harekatı ve arkasından 1996 yazında Irak yönetiminin kuzeye yönelik operasyonu, dünya imparatorluğu kurmak için Avrasya�nın merkezini ele geçirme girişimlerinin daha başında ABD�nin yolunu kesti. Yediği darbeyle geri adım atan ABD, Türkiye�yi AB kapısına bağlayarak TSK�yı zayıf düşürme taktiğine başvurdu. Bu taktik 1998�den itibaren uygulamaya konuldu.

Avrupa Birliği, 12-13 Aralık 1997�de yapılan Lüksemburg liderler doruğunda, yeni genişleme sürecinde birliğe girecek 12 aday ülkeyi belirledi. Hemen tümü 1990 ve sonrasında Birliğe girme başvurusunda bulunan ülkeler aday yapılırken, 1963�te AET�yle Ankara anlaşmasını imzalayan, 1987�de tam üyelik başvurusu yapan ve 1995 sonunda AB ile Gümrük Birliği�ne giren Türkiye dışarıda bırakıldı.

Türkiye Doğu�ya döndü

Görüldüğü gibi, belli başlı dünya olaylarının hemen hepsi ya doğrudan ya dolaylı olarak Türkiye�yle ilişkiliydi. Türkiye�nin alacağı tutumlar, bu olayların çoğunun seyrini ABD ve Avrupa�nın çıkarları doğrultusunda ya da tersi yönde değiştirecek derecede belirleyiciydi. Türkiye, Genelkurmay�ın stratejik meselelerde ağırlığını koyması sonucunda, genel olarak emperyalistlerin çıkarlarına aykırı yönde adımlar attı ve Avrasya blokuyla, dünya dengelerini derinden etkileyecek ilişkiler geliştirmeye başladı.

ABD basınının �Türkiye�yi kayıp mı ediyoruz?� endişesi boşuna değildi. Aynı endişeyi Lüksemburg AB doruğu ertesinde Türkiye�nin AB�yle bütün ilişkilerini dondurduğunu açıklaması üzerine, Avrupa�da da seslendirenler görüldü. Bunun üzerine ABD Başkanı Bill Clinton�ın girişimiyle, 11 Aralık 1999�da Helsinki�de toplanan AB liderleri doruğunda yeni taktik kararlaştırıldı: �Türkiye, AB�nin koyduğu �yol haritası�na uygun hareket ettiği, yani Kopenhag kriterlerini benimsediği, Kıbrıs�tan çekildiği, Ege�de Yunanistan�ın tezlerini kabul ettiği taktirde, AB aday üye adayıdır.�

Yeni taktiğin özü, Türkiye�yi Avrupa�nın yörüngesinde tutmak, bu arada içerideki Batıcı çevrelere ve medyaya sağlanan propaganda alanıyla Türkiye ekonomisinin dışa daha da açılmasını, elde kalan dayanma noktalarının da yokedilmesini sağlamak, �kolay lokma� haline gelen ekonomiyi gizli yıkıcı faaliyetlerle çökertmek; hem içerde emperyalizme direnen, hem dünya çapında emperyalist stratejiyi bozucu rol oynayan TSK�yı fizik olarak ve iç dengelerdeki etkinliği bakımdan zayıflatmaktı.

Clinton, AB kapısına bağlama taktiği için devrede

Türkiye�nin Lüksemburg�da dışlanması ve arkasından PKK lideri Abdullah Öcalan�ın 9 Ekim 1998�de Şam�dan ayrıldıktan sonra Amerikalı, İngiliz, İtalyan, Yunan milletvekilleri ve devlet görevlilerinin gözetiminde Atina-Moskova-Roma-Hollanda-Moskova-Atina-Kenya hattında dolaştırılması, Türkiye�deki Batıcıların hızla güç yitirdiği, milletin bağımsızlıkçı odakların çevresinde toplandığı sürece ivme kazandırdı. Ekonomiyi emperyalist sermaye karşısında zayıf konuma sürükleyen küreselleşmecilik ve mali liberalizasyon sorgulanmaya başlandı. Özelleştirme çabaları tıkandı. Kürt sorununun eşitlik ve kardeşlik temelinde çözümü yönünde iç dinamikler güçlendi; bu konuda bölge ülkeleri hem tek tek, hem birlikte inisiyatif kazandılar.

Süreç, dış politikaya da yansıdı: Irak�a ambargoyu fiilen delen Türkiye, İran, Suriye ve Rusya Federasyonu ile ilişkilerini iyileştirmeye başladı; Çin�le stratejik işbirliği adımları attı, bu ülkeden büyük çaplı silah alımı ve ekonomik işbirliği için ön anlaşmalar yaptı. Bunlar, ne ABD�nin ne AB�nin istediği yönelimlerdi ve karşı hamlelerle önünün alınması gerekiyordu.

ABD İngiltere üzerinden müdahale etti. Washington-Londra-Berlin-Paris-Ankara-Atina güzergahında ve 1998 Nisan�ında yapılan NATO�nun 50. yıl doruğunda çok hızlı bir kulis trafiği yaşandı. ABD Başkanı Bill Clinton, Başbakan Bülent Ecevit�e, Türkiye�nin aday üye adaylığı konusunda Avrupalı �dostları� nezdinde ağırlığını koyacağı sözünü verdi. �Üçüncü Yol�cu23 ortakları İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Clinton�a destek verdiler. CIA analistlerinin dediği gibi, Türkiye�nin bağımsız bir dış politika izlemesi ve Avrasya blokuna kayması Batı için en kabul edilemez durumdu.

AB dışişleri bakanlarının 15-16 Haziran 1998 tarihlinde yaptıkları Cardiff toplatısında, Lüksemburg zirvesinin Türkiye�ye ilişkin kararlarının �amacını aştığı� üzerinde görüş birliğine varıldı. Yunanistan da Türkiye�ye �kapıyı aralama� taktiğinin içine çekildi. Türkiye tam denetim altına alınmak istenirken, Lüksemburg kararları, kurulmuş bulunan denetimi de yokedecek gelişmeleri hızlandırmıştı. Öte yandan Batı�nın Türkiye�yi zayıflatma politikasında da bir değişiklik yapılamazdı. Öyleyse hem bu amaca ulaştıracak, hem de Türkiye�deki bağımsızlıkçı eğilimin güçlenmesinin önüne geçecek bir ara yol bulunmalıydı.

Dışlama yerine açık kapı

Almanya Başbakanı Gerhard Schröder açıkladı. Schröder, Helsinki doruğu öncesinde, 1 Eylül 1999�da Alman parlamentosu yasama yılının açılışı nedeniyle yaptığı konuşmada, geçmişte izlenen dışlama politikasının Türkiye�de orduyu güçlendirdiğini, bunun da Kürt sorunu, Kıbrıs, insan hakları ve demokrasi gibi sorunların Batı�nın istediği yönde çözümünü zorlaştırdığını, daha ılımlı bir politikayla �ordu karşıtlarının� güçlendirileceğini belirtti. Aynı konuşmayı ertesi gün partisi SPD�nin grubunda da tekrarladı. Schröder, 3-4 Haziran 1999�da Köln�de yapılan AB zirvesinde olduğu gibi, Helsinki�de de Türkiye�nin tam üye adaylığı için çaba harcayacaklarını açıkladı.

Almanya Dışişleri Bakanlığı�ndan AB Genişlemeden Sorumlu Komiserliği�ne getirilen Günter Verheugen de Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi�nin sorularına verdiği yanıtta Schröder�in çizdiği hattı izledi:

�Kopenhag insan hakları ilkelerini kabul etmeyen hiçbir ülke adaylık görüşmelerine çağrılamaz. Doğru, şimdiki durumda Türkiye, demokrasisindeki eksiklikler, insan hakları ve azınlık hakları ihlalleri ile hukuk düzenine uymaması nedenleriyle aday olamaz. Ancak Türkiye�nin adaylığını desteklememiz, oradaki demokrasi güçlerini güçlendirecektir.�

�Azınlık hakları� deyimiyle esas olarak Kürt sorununu kasteden Verheugen, Başbakan Bülent Ecevit�in Schröder�e gönderdiği mektupta, Türkiye�nin Kopenhag ilkelerini kabul edeceği sözünü verdiğini açıkladı. Schröder ve Verheugen, Avrupa�da yükselen işte o �Dışladık ordu güçlendi. Bu da Türkiye�yi kaybetmemize götürür. Kapıyı aralayalım ve orduyu zayıflatarak Türkiye�yi yeniden denetim altına sokalım� eğilimini seslendiriyorlardı. DSP-MHP-ANAP koailsyon hükümeti döneminde AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanlığına getirilen Mesut Yılmaz ve yardımcısı Volkan Vural�ın başlattıkları, AKP hükümetlerinin sürdürdüğü dizi dizi �uyum paketleri� bu taktikte ne kadar ileri gidildiğini göstermektedir.

CIA: Türkiye Yunanistan�a saldıracak

1997-1998 yıllarında, ABD istihbaratını en çok meşgul eden konuların başında Türkiye ile Yunanistan arasında savaş çıkıp çıkmayacağı, çıkarsa nasıl sonuçlanacağı geliyordu. CIA�nın Yahudi asıllı başkanı George Tenet, 20 Ocak 1998�de Amerikan Senatosu İstihbarat Komitesi�ne verdiği raporda, iki ülke arasında �Ege ya da Kıbrıs�da bir çatışmanın kaçınılmaz� olduğunu belirtti. Raporda, �iç ve dış sorunlarından� bunalan Türkiye�nin, bunları aşmak için Yunanistan�a saldıracağı ima ediliyordu. Sonraki günlerde, ABD istihbaratı, çatışmanın 1998 sonbaharında Ege�de çıkacağı haberlerini yayıyordu.

Amerikan Kongresi Dışişleri ve Ulusal Savunma Dairesi Ortadoğu İşleri Uzmanı Carol Migdalovitz, Tenet�ten 5 ay önce 21 Ağustos 1997�de Kongre�ye konuyla ilgili bir rapor sumuştu. Kongre Araştırma Servisi�nin en gözde elemanlarında biri olan, iki kez Türkiye�ye gelip Güneydoğu ve Kuzey Irak�ı dolaşan, Kürt sorunu konusunda da raporlar hazırlayan Migdalovitz, Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaş çıkma olasılığının ciddi boyutlara vardığını belirtiyordu.24

CIA Ankara eski İstasyon Şefi Graham Fuller da PKK lideri Abdullah Öcalan�ın Kenya�da Yunanistan Büyükeliçiliği korumasında yakalanmasından sonra, Tenet ve Migdalovitz�in vardıklarına benzer sonuçlara varıyordu. Fuller, CIA�nın yan kuruluşu Rand Corporation için hazırladığı raporda, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin �geleceği karanlık� nitelemesi yaptı.

Yunanistan�da savaş hazırlığı

Aynı dönemde, başta Savunma Bakanı Akis Çohacopulos olmak üzere, Yunanlı liderler, her fırsatta �Türkiye saldıracak� sözlerini tekrarlıyorlardı. Çohacopulos�un talimatıyla Yunanistan�ın üç aşamalı savaş planı üzerinde çalışmalar hızlandırıldı. Savaşın kaybedilmesi olasılığına göre hazırlanan plan, birinci aşamada Türkiye saldırısını Batı Trakya�da durdurmayı; dağlık ve engebeli bölgenin tankların ve topçu birliklerinin hızlı hareket etmesine olanak vermemesi yüzünden birinci aşamada Türk birlikleri durdurulamazsa, ikinci aşamada Selanik�ten sonra Atina�ya iki saat uzaklıktaki Larisa�da kurulan hatta durdurmayı, o da başarılamazsa Atina�yı boşaltıp başkenti Girit adasına taşımayı öngörüyor.

�Ortak savunma doktrini� çerçevesinde Güney Kıbrıs�da da aynı şey yapılacaktı. Rus SS-300 füzelerinin yerleştirilmek istendiği, zırhlı askeri araç mevcudu hızla artırılan Kıbrıs�da, savaşın hemen başında Türk birliklerinin Lefkoşa�nın Rum kesimini ele geçirebilecekleri öngörüsüyle, başkent ve Rum devlet arşivi Limasol�a, Türklerin ilerlemesi durdurulamazsa, oradan da Girit�e taşınacaktı. 1997 Aralık ayında Güney Kıbrıs�a giden bir grup Yunan subayı, bu planın işlerliğe konulmasına nezaret etti.

Yunanistan, asıl olarak Avrupa ve ABD�nin çatışmanın büyümesine izin vermeyeceklerine güvenerek, �yıldırım savaşla� Türkiye�ye olabildiğince ağır kayıp verdirmeyi hesaplıyor ve stratejisini buna göre kuruyordu. Lozan Anlaşması çiğnenerek adalarda inşa edilen askeri havaalanları takviye edildi. �Yıldırım savaş� uyarınca, adalardan kalkacak avcı uçakları Türkiye�nin batı sahillerini vurup hızla dönecekler. Türkiye�den adalara yönelecek bir saldırıya karşı da hava savunma sistemi devreye sokulurken, saldırı amaçlı olarak güçlendirilen deniz gücü Türkiye kıyılarını vuracaktı. Türkiye�nin Ege Ordusu�nu lağvetmesini isteyen Yunanistan�ın son yıllardaki silah alımları bu plana uygun yapıldı: Hızlı ve manevra yeteneği yüksek avcı ve bombardıman uçakları, karadan ve denizden fırlatılabilen orta menzilli füzeler, hava savunma sistemleri... ABD Dışişleri Bakanlığı�na bağlı US Arms Control and Disarmament Agency (ABD Silahların Kontolü ve Silahsızlanma Ajansı), 167 ülkenin savunma ve silahlanma konularındaki durumlarını gösteren World Military Expenditures and Arms Transfers (Dünyada Askeri Harcamalar ve Silah Ticareti) başlıklı raporu, Yunanistan�ın 1992 yılına kadar silahlanmaya hem reel, hem oransal olarak Türkiye�den daha fazla para harcadığını gösteriyor. 1992 yılından sonra Türkiye�nin harcamalarında görülen yıllık ortalama 300 milyon dolarlık fazlalık, Güneydoğu�da PKK ayrılıkçılığına karşı verilen askeri mücadelenin bir sonucudur.

Yunanistan�ın, bu kez Avrupa Birliği üyesi olarak, Birinci Dünya Savaşı ertesinde emperyalistler adına Türkiye�ye karşı oynadığı meşum role benzer bir pozisyona girmiş bulunduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.

Kıbrıs�da silah gösterme

Avrupa Parlamentosu�nun Fransız üyesi Jean Charles Marchiani, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kastederek, � İşgal bölgelerinin Türkiye ile entegrasyonuna yönelik herhangi bir girişim, Türkiye�nin AB ile ilişkilerinin sonu anlamına gelir ve savaş nedeni oluşturur� d e di. Medyanın �Kızıl Dany�si Daniel Con-Bendith, Marchiani�nin Güney Kıbrıs�ta savurduğu savaş tehtidini, üstelik İstanbul�da tekrarladı. 26 Kasım�da İstanbul�da yapılan AB Karma Parlamento Komisyonu 48. dönem toplantısına komisyonun eşbaşkanı olarak katılan Con-Bendith, �Türkiye Kıbrıs�da işgalcidir. KKTC�yi ilhak ederseniz bunu savaş nedeni sayarız� dedi. AB Temsilcisi Karen Fogg�un da bulunduğu toplantıda, Alman parlamenter Ozan Ceyhun ise, Kıbrıs konusunda direnmenin Türkiye�ye zarar vereceğini söyledi.

Dönemin Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides de, Rum Kesimi�nin iki yıl içinde AB�ye gireceğini, Baf askeri üssü de dahil olmak üzere bütün limanlarını AB askeri varlığına şimdiden açacağını açıkladı. Klerides, silahlanmaya devam edeceklerini ekledi.

AB�nin Kıbrıs�ta Türkiye�yi savaşla tehdit eden hamlesinin ucu çok önceden görünmüştü. AB�nin yasama organı Avrupa Parlamentosu, 5 Eylül 2001�deki oturumunda, Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jacques Poss�un hazırladığı Kıbrıs raporunu 31 red oyuna karşılık 504 oyla kabul etti. Raporda Türkiye �işgalcilikle�, Kıbrıs�ta kilise, manastır gibi dini mekanları tahrip etmekle ve Rumları topraklarından sürmekle suçlanıyordu.

Bu süreç, bilindiği gibi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan�ın açıkladığı, gerçekte ABD-İngiltere ikilisi tarafından hazırlanmış, Türkiye ile Kıbrıs Türklerinin tezlerine taban tabana zıt �Annan Planı� ve geçen Mayıs ayında Kıbrıs Rum kesiminin uluslararası anlaşmaları çiğneyerek25 AB�ye alınmasıyla sonuçlandı.

�AB kapısına bağlayarak parçalama� taktiğini en net biçimiyle Kıbrıs sorununda görürüz. Türkiye ve KKTC�de, Türkiye�nin Kıbrıs�daki haklarından vazgeçmesini savunan önemli �ver kurtul� cephesi oluşturuldu. AKP iktidarı, TÜSİAD, büyük patronlar, dışarıdan beslenen vakıf ve sivil toplum örgütleri ile medya�nın oluşturduğu bu cepheye karşı duran TSK, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, İşçi Partisi ve öteki bağımsızlıkçı güçler, yoğun bir saldırı ve karalama faaliyetinin hedefi durumundalar.

4. SON AŞAMA: TÜRK SUBAYLARA SİLAH ÇEKMEK, BAŞLARINA ÇUVAL GEÇİRMEK

1 Mart�ta TBMM�nin, 62 bin Amerikan askerinin Güneydoğu başta olmak üzere yurdun çeşitli yerlerinde konuşlanmasına ve kuzeyden Irak�a karşı cephe açılmasına ilişkin hükümet tezkeresini reddetmesi, ABD�nin o güne kadar alttan alta yürüttüğü TSK�ye düşmanlığını su yüzüne çıkardı. Bir zamanlar dergilerde takma adlarla ya da alt düzeyden ifade edilen düşmanca görüşler, artık Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yardımcısı Paul Wolfowitz, Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman gibi Amerikan yönetiminin önde gelenlerince açıktan seslendiriliyor. Dahası, Kuzey Irak�taki Amerikan işgal birliklerinin komutanı Albay William Mayville, doğrudan Pentagon�dan aldığı emirle, 4 Temmuz�da Süleymaniye�deki Türk Özel Kuvvetleri karargahına 200 askerle operasyon düzenledi ve silah kullanarak 11 Türk subay ve askerini esir aldı. Tartaklanan, başlarına çuval geçirilen Türk subay ve askerleri günlerce tutsak kaldı. Medyada çıkan haberlere göre, Amerikan askerleri ateş etme emri almışlardı.

�Çatışırız� tehdidi

Tezkerenin TBMM�de reddinden sonraki ilk saldırı atışı Milliyet gazetesinin Washington temsilcisi Yasemin Çongar�ın köşesinden yapıldı.26 Çongar, Pentagon�un TSK�ye kızgınlığını, ABD Genelkurmay Başkanı General Richard Myers�in Ankara�daki muhatabıyla yaptığı telefon konuşması sırasında, öfkeden telefonu duvara fırlattığını yazarak dile getirdi.

Amerikalı yetkililer, kızgınlıklarını Çongar gibilerin satır arasına sıkıştırmasına gerek bırakmadan da ifade ettiler. Örneğin ABD Başkanı George W. Bush�un Kuzey Irak Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, Bush yönetiminin daha önce Türkiye�nin Kuzey Irak içine 20 km girmesini kabul ettiğini, ancak asker tezkeresinin reddedilmesi üzerine bu anlaşmanın geçersiz olduğunu belirtti ve �Askerleriniz ile Kürtler ve Amerikan kuvvetleri arasında çatışma çıkması riski var" tehdidini savurdu.

Yasemin Çongar�ın belirttiğine göre, �Beyaz Saray�dan üst düzey bir yetikili de, Washington�un artık iki noktaya odaklandığını söyledi. Buna göre, ABD ilk olarak Türkiye�yi Kuzey Irak�tan uzak tutmak istiyor. İkinci olarak da, Körfez Savaşı�nda olduğu gibi Türk hava sahasının kullanılması için izin alma peşinde.� Çongar, ABD Genelkurmay Başkanı General Richard Myers�ın, �TBMM, ABD askerine izin vermezken, Türk askerlerinin de Irak�a girmesini engellemiş oldu� yollu sözlerini de aktarıyordu.27

Wolfowitz�in saldırı okları Genelkurmay�a

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül�ün 2 Nisan�da Türkiye�yi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile 9 maddelik gizli bir mutabakat metni üzerinde anlaşmaya28 varmasından sonra, Türkiye ile ABD arasında TÜSİAD, AKP çevreleri ve Doğan Grubu mensuplarının yürüttüğü bir �paralel diplomasi� tarfiği yaşandı. Bu yolla ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz�in Genelkurmay�ı hedef alan ağır açıklamalırının ve bu açıklamalar medyada günlerce işlenerek TSK�nin yıpratılmasının ortamı yaratıldı.

Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar�la birlikte, Wolfowitz�i 5 Mayıs�ta CNN-Türk�te manşet programına çıkardı. �Wolfowitz açtı ağzını, yumdu gözünü� diye yazdı Birand.29 Wolfowitz, tezkere olayı nedeniyle AKP iktidarına da yükleniyor görünmesine karşın, okları asıl olarak Genelkurmay�a atıyordu. Bu durum ve kullandığı üslup, aslında Wolfowitz�ten ne alacağını önceden bilen Birand�ı bile �şaşırtmıştı�.

Boston Globe gazetesi, televizyon mülakatının yayınlanmasından bir sonraki gün, özet olarak �Wolfowitz Türkiye�de darbe kışkırtıcılığı yaptı� yorumunda bulundu. Wolfowitz, gazeteye gönderdiği mektupta bu yorumun yanlış olduğunu, � Tü r k i y e�d e s i v i l y ö n e t i m l e i şb i r l i ği y a n l ıs ı o l d u k l a r ın ı� belirtti. Cengiz Çandar da şu satırlarla Boston Globe�u tekzip etti: �Wolfowitz , Irak konusunda Türkiye ile Amerika arasında , Amerika tarafından �beklenen işbirliği�nin gerçekleşmemesinin �günahı�nı, bu konuda , yani iki ülke arasındaki �güvenlik� ve �savunma işbirliği�ni doğrudan doğruya ilzam eden bu konuda , �güçlü bir liderlik rolü göstermemiş olması�na bağlayarak , � asker�e yüklemiştir . Söz konusu mülakatın , Türkiye�de ve dışarıda bunca gürültü çıkartmasının ve yankılanmasının sebebi de zaten Türk - Amerikan ilişkilerine kattığı bu � yeni unsur� dur .� 30

Wolfowitz, Süleymaniye saldırısını haber verdi

Birand�ın yazdığına göre, Wolfowitz, Genelkurmay�a yönelik düşmanca sözlerin arkasından, bu tavrın değişmesi için ABD�nin iki dayatmasını da açıkladı:

Öncelikle �Türk hükümeti, Türk Genelkurmayı ve Türk toplumu� girdiği �açıkça Amerika karşıtı ve Saddam yanlısı tutumu değiştirmeli ve hatasını kabul etmeli�ydi. Türkiye bu adımı attıktan sonra �Irak koalisyon ülkeleri� arasına girebilirdi.

İkinci olarak, Wolfowitz, �Kuzey Irak artık Türkiye�nin arka bahçesi değil. İstediğiniz zaman girip çıkamaz, istediğiniz gibi de haraket edemezsiniz. Hareketlerinizi bize bildirmek ve bizden izin almak zorundasınız. Uzun vadade de, (eğer eski ilişkilerimizi yeniden kurabilirsek) Kuzey Irak�ta kalmanız güçtür. Kafanızı Kürtlere takmaktan vazgeçmelisiniz� diyordu.

Wolfowitz�in bu sözleri, 4 Temmuz�da Süleymaniye�de Türk Özel Kuvvetleri birliğine yönelik açık silahlı saldırının habercisiydi. AKP iktidarı, hem ABD�nin Irak�a Türk askeri gönderilmesi ve böylece �Irak koalisyon ülkeleri�ne katılma, hem Kuzey Irak�tan çekilme isteklerine gönüllü yaklaştığını, Gül-Powell mutabakatıyla göstermişti. TSK ise her iki konuda karşı çıkışını sürdürüyordu. Bu karşı çıkışı, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan, daha sonraları kamuoyu önünde açıkça seslendirdi.

Rumsfeld, Süleymaniye saldırısını savundu

ABD�nin TSK�nin direnişine yanıtı silaha başvurmak ve Süleymaniye�de 11 Türk subay ve askerini, başlarına çuval geçirerek esir almak oldu. Medyadaki ABD sözcüleri, bu saldırıyı bile �Irak�a asker göndermenin zorunlu olduğuna� gerekçe yapmaya kalkıştılar. ABD �gurka�sı olunca, böyle yeni bir saldırıya zemin kalmayacağını yazıp söylediler.

ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, diplomatik denklik kurallarını çiğneyerek, Başbakan Tayyip Erdoğan�a Süleymaniye olayına ilişkin bir mektup gönderdi. Mektupta, Türk birliğinin silah zoruyla tutsak edilmesini ve başlarına çuval geçirilmesini savunan Rumsfeld, eylemin hükümeti değil TSK�yi hedef aldığı ayrımını da yapıyordu.31

Rumsfeld, muhatabı Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül�ü atlayarak mektubu Başbakan�a göndermiş ve böylece Türkiye Cumhuriyeti�ne bir kez daha hakarete kalkışmıştı. Tayyip Erdoğan, mektubu reddetme onurluluğunu da göstermedi.

Gül orduyu ABD�ye şikayet etti

Dişleri Bakanı Abdullah Gül, Süleymaniye saldırısından 21 gün sonra, ABD�ye gitti. Gül, resmi toplantılarda ve yemekli buluşmalarda sergilediği tutumu, Yasemin Çongar�ın yazdığına göre, bir ABD�li, �Özal'dan beri kimseden pek işitmediğimiz türden mesajlar� diye nitelemişti.32

Gül, bütün temaslarında ve konuşmalarında ağırlığı �siyaseti sivilleştirme kararlılığı�na ayırdı. TSK�yi şikayet ederek Amerikan yönetimi nezdinde prim yapma çabası Amerikalıları memnun etti. �Kendisini dinleyen ABD'liler, bir bakıma �müzmin ikinci adam� imajıyla tanıdıkları Gül�ün, aslında bu konularda Erdoğan�dan daha derin düşündüğü izlenimini de ediniyorlar� diye yazdı Çongar.

Gül, �Türkiye'nin özel koşullarının, AB'ye üyelik kriterlerinin karşısına çıkarılamayacağını� vurguluyor, �TBMM gündemindeki 7. Uyum Paketi'ne, askeri çevreden gelen (ve medyaya yansımayan kısmının yansıyandan çok daha derin olduğu anlaşılan) itirazların kendilerini durdurmayacağını� söylüyordu.

Yine Yasemin Çongar�dan aktaralım: �Bir ABD'li yetkiliye göre, Gül'ün �sivilleşme� mesajında iki önemli unsur vardı:

�İlki, gücünü sandıktan almayan aktörlerin siyasete müdahalesinin kurumsal zeminlerinin tasfiyesi. İkincisi de, K. Irak'ın Ankara pratiğindeki özel �askeri� statüsüne son verilmesi. Gül, Türk askerinin de bölgeden çıkacağı konusunda kuşkuya yer bırakmadı. Dahası, 1996'dan beri Genelkurmay'ın yetkisine bırakılmış olan K. Irak'ın, yeniden sivil hükümetin yetkisine alınacağı ve Dışişleri'nin geliştirdiği �Artık K. Irak diye ayrı bir politikamız yok, bir bütün olarak Irak politikamız var� yaklaşımının devletin her kademesinde geçerli kılınacağının işaretini verdi.�

Gül, gezide, Türkiye�de sivil, asker her kesimde yükselen ABD karşıtı dalgayı da �Nasyonal Sosyalizm� olarak niteledi. �AKP�nin siyasi çizgisinin Amerikan değerleriyle örtüştüğünü� vurguladı.

SONUÇ

ABD�nin TSK�yi �düşman� kuvvet olarak değerlendirmesi, kuşkusuz nesnel temele dayanıyor. 1980�lerin başlarında planlanmaya başlanan ve 2020�leri de kapsayan yeni ABD stratejisi, bir dünya imparatorluğu kurmayı amaçlıyor. Bunun da yolu, Alfred Thayer Mahan ile Halford Mackinder gibi Amerikalı stratejistlerin33 �dünyanın kalbi� dediği Avrasya�nın merkezine hakim olmaktan geçiyor.

ABD, bütün ittifaklar sistemini bu strateji uyarınca yeniden belirliyor. Uuluslararası kurumlar, anlaşmalar ve milli devletler, bu çerçevede bir yere oturtuluyor. ABD Başkanı George W. Bush, �Ya bizdensiniz, ya düşmansınız� demişti. Bu sınıflama TSK için de geçerli. �Kore�de silah arkadaşlığı�, �50 yıllık müttefiklik� gibi safsataların ABD için kıymeti harbiyesi yoktur.

Öte yandan, TSK için Bush�un �bizdensiniz� sınıfına girmek, ABD�nin savaş alanındaki piyonu olmak demektir. Irak�a asker gönderirsek, ABD�nin �bizdensiniz�lerinden oluruz. Bu da İngiliz sömürge imparatorluğunun �gurka�sı konumuna düşmektir.

TSK �gurka� olmayı kabul edebilir mi? Hayır! Çünkü TSK, emperyalizme karşı tarihin ilk milli kurtuluş savaşını vermiş ve kan dökerek kazanmıştır. Milli Kurtuluş Şavaşı�nın başından itibaren inşa edilen milli devlet, savaşı izleyen zaferin üzerinde yükselmiştir. Hatta TSK�nin kendisi de büyük ölçüde o savaşın içinde oluşmuştur. TSK�nin her şeye rağmen milletten kopmamasının başlıca nedeni budur. Her milli ordu kendi milli devletini savunmakla yükümlüdür. Milli Kurtuluş Savaşı�na öncülük etmesi, bütün milleti birleştirmesi ve kendi modern kurumları ile değerlerini de savaşın içinde oluşturması TSK�yı, başka ordulardan farklı yapmaktadır. Bu durum TSK�nin bilincinin hem başlıca kaynağı, hem ana eksenidir. Devletin diğer kurumları hangi konuma düşerlerse düşsünler ve o kurumlar ordunun direncini kırmak için ne tür komplolara girerlerse girsinler, TSK�nin milli devleti savunma iradesi kırılmamaktadır. ABD�yi TSK�ye düşman yapan da budur.

TSK�nin milli devleti savunma iradesinin her şeye karşın kırılmadığını ve kırılmayacağını söylerken, bir temmeniyi dile getirmiyoruz. Bu da olgulardan çıkardığımız bir sonuç. Doğan Güreş�in Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, ABD�nin baskısıyla halktan büsbütün kopmuş �profesyonel ordu� oluşturma çalışmaları hızlandırılmıştı. TSK�nin �gurka�laştırılması süreci, �profesyonel ordu� formülüyle sunuluyordu. Genelkurmay, 1991 sonbaharında basına verdiği konferansta, şu açıklamayı yapmış:

�Dünyadaki son gelişmeler çerçevesinde TSK�nın yeniden yapılanmasına yönelik çalışmalar yoğun şekilde sürdürülüyor. 1988 yılında başlatılan çalışmalar önümüzdeki yıl tamamlanarak, TSK�nın yeniden yapılanmasında neticeye gidilecek. Alay ve tümenler kaldırılarak bölük, tabur, tugay, kolordu bağlantılı bir yapıya geçilecek. Profesyonel orduya geçiş olarak da adlandırılan yeni yapılanmaya göre, TSK�nın tavan mevcudu 350 bin kişi olarak belirlendi. Çalışmalar tamamlandığında TSK çağın gereklerine, her türlü arazi yapısı ve düşman yapısına uygun, mobil, çok maksatlı, ateş gücü yüksek, sevk ve idaresi kolay, savunmayı gece ve gündüz gerçekleştirebilecek bir yapıya kavuşacaktır.�

Açıklamada dikkat çeken görüşler, �Dünyadaki son gelişmeler� başlığı altında yer alıyordu. O yıl Roma�da yapılan NATO zirvesinde �düşman� olarak, ABD Merkezi Komutanlığı�nın sorumluluk alanına giren, Ortadoğu ve eski Sovyet cumhuriyetleri başta olmak üzere Güney ülkeleri belirlendi. Bu saptama, Libya�dan Çin Halk Cumhuriyeti sınırına kadarki bölgeyi hedef alan yeni ABD stratejisinin bir başka anlatımıydı.

Güreş, Türk Silahlı Kuvvetleri�nin hedefinin de aynı olduğunu belirtiyordu. Alan dışı krizlerden tehdit gelebileceği tezine dayalı olarak NATO�nun strateji değiştirdiğini açıklayan Güreş, �Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgesindeki krizlerin yanısıra, politik kararlara bağlı olarak, dünyanın diğer bölgelerindeki barışı tehdit eden ve insan haklarını ihlal eden krizlere de müdahaleye hazır olmak zorundadır� diyordu. Güreş�in �tehdit� tanımı da ABD�den alınmıştı: �Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar üçgeni�...

Dahası, Güreş, Türkiye�nin güvenliğine yönelik tehlikeler sıralamasına, bu ülkelerdeki siyasal, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklarla iktidar ve nüfuz mücadelelerini de katıyordu. TSK, ayrıca Birleşmiş Milletler ve AGİK çerçevesinde barışı koruma faaliyetlerine de destek sağlayacaktı.

Güreş�in �kriz bölgelerine müdahale� tezinin bir başka biçimini, emekli Orgeneral Çevik Bir savundu. ABD Savunma Bakanlığı�nın (Pentagon), isim vererek Somali operasyonunun başına istediği, Amerikan Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü JİNSA�nın �üstün liderlik ödülü�nü verdiği Çevik Bir, emekli olduktan sonra, 29 Kasım 1999�da davetli konuşmacı olarak katıldığı, onursal başkanlığını Ali Şen�in yaptığı Rumelili Yönetici ve İşadamları Derneği�nin toplantısında, �Batı için güvenlik üretme�yi önerdi. Bir, bu görüşünü, yazı kurulunda yeraldığı Ulusal Strateji dergisinin Mart-Nisan 2000 tarihli sayısında, İsrail�i de katarak ayrıntılandırdı:

�Türkiye ve İsrail, bulundukları bölge ve ötesine barış ve istikrar temini gibi pozitif stratejiler üretebilecek konuma sahip iki ülkedir. Güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten ülkelerdir. Her iki ülkenin artan stratejik önemleri ve müsbet şekilde gelişen ekonomileri, bu ülkelerin bölgelerine ve ötesine barış ve istikrar temininde müsbet rol oynamaktadır.�

1. Ordu Komutanı (o sırada Genelkurmay 2. Başkanı�ydı) Orgeneral Yaşar Büyükanıt�ın 29-30 Nisan 2003 tarihleri arasında İstanbul�da Harp Akademileri�nde düzenlenen �Küreselleşme ve Uluslararası Güvenlik Sempozyumu�nu açış konuşması ile Genelkurmay Plan ve Prensipler Başkanı Korgeneral Reşat Turgut�un �Küreselleşmenin Askeri Boyutları ve Güvenlik Stratejilerine Etkileri� başlıklı bildirisi, TSK�nin askeri stratejisini yansıtmaktadır. Her iki komutan da, küreselleşme kavramından kaynaklanan bulanıklıklar bir yana, esas olarak milli devleti savunmaya vurgu yapmaktadır.34 Büyükanıt ve Turgut�un görüşleri nerede, Güreş ve Bir�in �kriz bölgelerine müdahale� ya da �Batı için güvenlik üretme� tezleri nerede...

Hayal kurmaya gerek yok. Önümüzdeki dönemde başka ve daha büyük çaplı Süleymaniye olayları yaşayabiliriz. Bu gerçeğe hazırlanmalıyız ve önlemlerimizi zaman geçirmeden almalıyız. ABD yöneticilerinin ve Amerikancı medya ile iktidarın �müttefik, dost� vb sözleri, �Böylesine ileri savaş teknolojisine sahip ABD�ye karşı durulamaz�, �reelpolitik ABD ile birlikte olmayı gerektiriyor� propagandaları, bilinç bulanıklığından ve uyanıklığın körelmesinden başka sonuç doğurmaz. Zaten bu amaçla bol bol piyasaya sürülmektedir bu palavralar. Zaman kazanmak adına bilincin iğfal edilmesine izin vermenin ve sürekli geri adım atmanın faturası, göreceğiz çok ağır olacaktır.

DİPNOTLAR...

1 Bu yazının biraz daha genişletilmiş bir hali 18 Mart 1998�den başlayarak Cumhuriyet gazetesinde dizi olarak yayımlanmıştır.

2 Hürriyet, 5 Temmuz 2003. Ancak, yeminli ABD kalemi Cengiz Çandar, Temmuz başlarında Ilıcakların Tercüman�ında yayınladığı �Albay� başlıklı yazısında, Albay Mayville�in Türk Özel Kuvvetleri�ni suçlayan ve Amerikalıların Türk Özel Kuvvetleri�ne ne kadar sabırlı davrandığına ilişkin açıklamalarına yer veriyor. Yazıdaki şu satırlar ayrıca dikkat çekici: �Amerika 'nın savaş öncesi ve savaş sırasında Türkiye ile arasında ortaya çıkan �uyumsuzluğun� Irak�ta faturasının Türkmenlere çıktığın da ve çıkarıldığında mutabık kalıyoruz .�

3 United States Central Command 1994 Posture Statement, Presented to the 103rd Congress by General Joseph P. Hoar, Commander in Chief, United States Central Command.

4 �Ordu nereye�, 2000�e Doğru, 11 Agustos 1991, sayı 24.

5 Raporun geniş bir özeti için bkz günlük Aydınlık, 12 Mart 1994 ve sonrası.

6 Bkz. Hasan Bögün, agy, Teori, Nisan 1998.

7 Cengiz Çandar, Sabah, 25 Mart 1995.

8 Aydınlık, 26 Agustos 2001, sayı 37/736.

9 Bkz. Hasan Bögün, agy, Teori, Nisan 1998.

10 Joint Forces Quarterly, yaz 1995.

11 Cengiz Çandar, Sabah, 28 Mart 1995.

12 Cengiz Çandar, Sabah, 25 Mart 1995.

13 Mediterranean Quarterly, kış 1995.

14 Joint Forces Quarterly, kış 1997.

15 Washington Post, 26 Haziran 1997.

16 �US Strategic Report: İslam will not dominate Turkey�, Turkish Daily News, 14 Mayıs 1997.

17 Agy.

18 Agy.

19 Agy.

20 Agy.

21 Cumhuriyet, 1 Haziran 1998, Zaman 2 Haziran 1998, Enis Berberoğlu�nun köşe yazısı, Hürriyet, 2 Haziran 1998.

22 Zaman, 2 Haziran 1998.

23 İngiltere Başbakanı Tony Blair�in öncülüğünü yaptığı, ABD eski Başkanı Bill Clinton ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder�in desteklediği Üçüncü Yol doktrini, öz olarak, ABD eski Başkanı George Bush�un (baba Bush) adıyla anılan emperyalist �Yeni Dünya Düzeni� doktrinin �sol� görüntülü yeni versiyonundan başka bir şey değildir. Ulusal sınırları hiçe sayan Üçüncü Yol doktrini, demokrasi ve insan hakları bahane edilerek ülkelerin içişlerine karışılabileceğini, �uluslararası toplum�un demokrasi ve insan haklarına saygıyı kurumlaştırmak için bir devlete askeri müdahale yapma hakkı bulunduğunu öngörüyor. Bu programın ekonomik boyutunda ise, ulusal ekonomilerin yıkılması pahasına pazarların emperyalist mali sermayeye sonuna kadar açılması isteniyor. Pazarlarını korumaya kalkışan ülkeleri cezalandırma bekliyor. Üçüncü Yol doktrininin uygulamalarına Irak, Yugoslavya ve Endonezya�da tanık olduk. Üç ülke de dış askeri müdahalelerle bölündü.

24 Carol Migdalovitz, Greece and Turkey: Agean Issues-Background and Recent Developments, CRS Report for Congress, 21 Agustos 1997.

25 Evet, uluslararası anlaşmaları çiğneyerek; çünkü Zürih�te parafe edilen, Londra�da imzalanan Garanti Anlaşması ile Kıbrıs Anayasası, Kıbrıs�ın, garantör devlet Türkiye�nin içinde bulunmadığı uluslararası bir oluşuma girmesini yasaklamaktadır.

26 Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand ve Yasemin Çongar�ın birlikte hareket etmeleri, randevuları birlikte almaları, birbirlerinin �açıklarını kapatmaları�, birinin bıraktığı yerden diğerinin devam etmesi; yazılarının, yazılmadan önce üzerinde konuştukları izlenimini bırakacak denli tıpatıp birbirine benzemesi, farklı gazetelere mensup bu üçlünün, arkadaki bir kuvvet tarafından seçilip yönlendirildiklerini kanıtlıyor. Bu �üçlü çete�, ABD yönetim çevrelerinin birinci elden �sözcülüğü�nü yapmaktadır ve o çevrelerden aldıkları güçle TSK�ya saldırda pervasızdırlar. O nedenle, alıntılamaları �üçlü çete�nin yazılarıyla sınırlı tuttuk.

27 Milliyet, 16 Mart 2003.

28 Abdullah Gül bu anlaşmayı Vatan gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu�na açıkladı. Vatan, 24 Mayıs 2003. Ayrıca bkz. Aydınlık, 20 Temmuz 2003, sayı: 835.

29 www.hürriyetim.com.tr

30 Dünden Bugüne Tercüman, 27 Mayıs 2003.

31 Mektubun Türkçe tam metni için bkz Hürriyet, 18 Temmuz 2003.

32 Milliyet, 28 Temmuz 2003

33 Alfred Th. Mahan, The Problem of Asia and Its Effect upon International Policies, Maston & Co., London, 1900. Halford Mackinder, Foundations of National Power, Princeton Unuversity Press, Princeton, N.J. 1945. İkisin de aktaran Genrikh Trofimenko, The US Military Doctrine, Progress Publishers, Moskova, 1986.

34 Orgeneral Yaşar Büyükanıt�ın konuşması ile İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek�in bu konuşmaya ilişkin geniş değerlendirmesi için bkz. Teori, sayı 163, Ağustos 2003

Yukarıda sunulan bilgi ve belgeler TEORİ DERGİSİNİN EYLÜL 2003-164.sayısında yayınlanmıştır.

Bu ne ikiyuzluluktur?

Selahattin Erol

Ýþçi Partisi lideri Doðu Perinçek’i beðenmeyebilir ; düþüncelerini ve izlediði siyasal çizgiyi onaylamayabilirisiniz. Aðýrlýkla CIA uzantýlarý tarafýndan üretilen Perinçek aleyhindeki propaganda malzemelerini doðru kabul edip, ötesini fazla düþünmez, kendinizi avutabilirsiniz. Bu yazýnýn amacý bunlarý tartýþmak deðil.

Bütün bunlara raðmen Doðu Perinçek’in 12 Mart 2006 tarihli Aydýnlýk dergisinde yayýnlanan “Komutanlarýn Sorumluluðu” baþlýklý yazýsýnda aktardýðý aþaðýdaki satýrlarý, bir an için, Perinçek ve liderlik ettiði siyasal örgüte yönelik düþünce ve önyargýlarýnýzý bir yana býrakýp, sorgular tarzda okuyun.

Perinçek diyor ki :

“Genelkurmay Baþkaný ve bazý komutanlar, ne yazýk ki, ABD’nin Büyük Ortadoðu Projesi’nde rol üstlenmeyi kabul eden, bu nedenle güvenliðimiz açýsýndan çok tehlikeli anlayýþlarý dile getirmiþlerdir. Hatta “ABD’nin Irak’a demokrasi getirdiði” gibi Türkiye açýsýndan felaketlere yol açacak görüþleri seslendirmiþlerdir.”

Yalan mý ?

”Genelkurmay Baþkaný, 3 Kasým 2002 seçiminden sonra hiçbir resmi sýfatý olmayan Tayip Erdoðan’ý Genelkurmay Baþkanlýðý’nda kabul ederek, ABD güdümündeki irtica ve bölücülüðü güçlendirecek bir yönetimin geliþmesine yeþil ýþýk yakmýþtýr.”

Yalan mý ?

“Yine Genelkurmay Baþkaný, 2003 yýlý baþýnda Hükümetin Tezkeresini destekleyerek, Türk Ordusunun kardeþ Irak halkýnýn üzerine sürülmesine razý olan bir tavýr sergilemiþtir. Öte yandan Kuzey Irak’ta Kukla Devlet’in kuruluþuna, ABD’nin Telafer operasyonuna seyirci kalarak, hatta bazen yardýmcý olarak, tehdidi aðýrlaþtýran süreçleri olumsuz yönde etkilemiþtir.”

Yalan mý ?

”Genelkurmay Baþkaný Özkök, 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye’de Türk Silahlý Kuvvetler mensuplarýnýn baþýna çuval geçirilmesinden sonra, Türkiye’den ayrýlmakta olan ABD Büyükelçisi’ni hiçbir þey olmamýþ gibi hoþnutlukla kabul ederek, bir bakýma yeni operasyonlara davetiye çýkarmýþtýr.”

Yalan mý ?

”Bazý komutanlar, 2004 baharýnda Kýbrýs’ta referandumu destekleyerek, Annan Planý’na olumlu bakarak ve KKTC seçimlerinde dolaylý olarak Talat’ý destekleyerek, ABD’nin KKTC’yi tasfiye planýna yardýmcý olmuþlardýr.”

Yalan mý ?

“Genelkurmay Baþkaný Özkök, 2005 yýlý 23 Nisan’ý arifesinde milli egemenlik ve milli güvenlik kavramlarýnýn artýk geçersiz olduðu yönünde görüþler açýklayarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Silahlý Kuvvetleri’nin dayandýðý temelleri tartýþmaya açmýþtýr.”

Yalan mý ?

”Kara Kuvvetleri Komutanlýðý’nýn ambleminden Atatürk’ün çýkartýlmasý da, Türk milletinin güven ve anlayýþlarýnda krize yol açmýþtýr.”

Yalan mý ?

”Türk Silahlý Kuvvetleri’ndeki eðitimlerde Avrupa’nýn Socrates programlarý uygulanmasýna izin verilerek, geleneksel vatanseverlik kültüründe gedikler açýlmýþtýr.”

Yalan mý ?

“Komutanlar, bütün bu uygulamalarýn zeminini oluþturan AB kapýsýnda baðlanmýþ durumda kalmamýzý destekleyen açýklamalarýyla milletimizin bilincinde gittikçe daha yoðun bir sis toplanmasýna yardýmcý olmuþlardýr.”

Yalan mý ?

Doðu Perinçek bunlarý söylüyor !.. Bütün bunlar, Perinçek’in hayal dünyasýnýn ürünü mü, yoksa yakýn dönemde yaþadýðýmýz gerçekler mi ? Dolayýsýyla Perinçek’i sevin ya da nefret edin, eðer önyargýsýz bir deðerlendirme yapacaksanýz ; umurunuzda olan þey gerçeklerse eðer, bunlarý göz ardý edemezsiniz !..

Kendisi dile getirmese bile, Doðu Perinçek’in söylediklerine þunlar da eklenebilir.

Org. Yaþar Büyükanýt, 2005 yýlý Aðustos ayýnda Ege Ordu Komutanlýðý’ndaki devir-teslim töreninde, kendisine yöneltilen BOP ile ilgili bir soruya þu þekilde yanýt vermiþtir :

“Bu kadar hassas bir konuda bir iki cümleyle açýklama yapmak mümkün deðil. Ama þunu söyleyebilirim. Tüm dünyada bir dönüþüm var. Buna çeþitli isimler takýyorlar. BOP diyorlar. Deðiþik isimler söylüyorlar. Dünyada, baþta Ortadoðu olmak üzere bir dönüþüm süreci yaþanýyor. Önemli olan bu sürece Türkiye’nin nasýl katkýda bulunacaðý, nasýl yöneteceðidir. Geleceði, yalnýz baþkalarý deðil, bizim de çizmemiz, görmemiz lazýmdýr. Drucker’ýn bir sözü var : ‘Geleceði tahmin etmenin en güzel yolu, onu yaratmaktýr’ Geleceði nasýl tahmin ediyorsanýz, eðer onu þimdiden yaratabiliyorsanýz baþarýlý olursunuz.” (Cumhuriyet, 16.8.2005)

Diðer bir ifade ile Org. Büyükanýt, BOP’a “katký” yapmaya, bunu “yönetmeye” adaydýr !.. Org. Büyükanýt için “önemli olan” budur !..

Org. Büyükanýt’ýn Kurmay Baþkaný olan, yani þu anda Kara Kuvvetleri Komutanlýðý Kurmay Baþkanlýðý görevini yürütmekte olan, Org. Ergin Saygun da, daha korgeneral rütbesi ile NATO’daki TSK temsilcisi iken katýldýðý Türk-Amerikan Konseyi'nin (ATC) 23. konferansýndaki bir panelde yaptýðý konuþmada, ABD’nin Büyük Ortadoðu Projesi (BOP) çerçevesinde Türkiye'nin "hedef ülkelerle deðil, Avrupa ülkeleriyle" gruplandýrýlmasý gerektiðini söylemiþ ve "Ortadoðu'da makul bir giriþimi desteklemeye istekliyiz. ABD'nin Büyük Ortadoðu Projesi takdire þayan. Bu giriþimin politikalarýmýzda derin etkisi olacak. Ancak karanlýk noktalar aydýnlanmalý" þeklinde konuþmuþtur. (Cumhuriyet, 7.4.2004)

Org. Büyükanýt’ýn Kurmay Baþkaný’na göre de, “ABD'nin Büyük Ortadoðu Projesi takdire þayan”dýr ve Türkiye “Ortadoðu'da makul bir giriþimi desteklemeye isteklidir.”

Bu iki orgeneralin söylediklerini de Doðu Perinçek’in aktardýklarýna ekleyin. Ortaya çýkan nasýl bir manzaradýr peki ?

* * *

ABD icazeti ile kurulan ve bugüne kadar AB(D) emperyalizminin bir dediðini iki etmeyen, bundan öte bir rolü olmayan siyasal güçlere ; bu siyasal güçlerin, ikiyüzlülükle saklamaya çalýþsalar da artýk gün yüzüne çýkmýþ, Ortaçað’dan kalma gerici düþüncelerine karþý olduðunuz için, kýsacasý AKP’ye karþý olduðunuz için ; evet sadece bunun için, Türk Silahlý Kuvvetleri’nin komuta kademesinin benimsediði politik duruþu kayýtsýz koþulsuz, sorgusuz sualsiz, her hal ve þart altýnda desteklemek akýl ve mantýk iþi midir ?

AB’ye karþý olup milli egemenlik ve milli güvenlik konusunda hassas olan; Kýbrýs’ta uygulanan tavizkâr ve emperyalistlere hoþ görünerek sonuç alýnabileceðini sanan politikalara, Süleymaniye’de Türk askerinin kafasýna çuval geçirilmesine, Kuzey Irak’ta kukla bir devlet kurulmasýna muhalif olduðunu açýklayanlarýn, þimdi her þeyi unutarak, bugün bütün bunlarýn tersini savunan ve yapan TSK komuta kademesinin yanýnda saf tutmasý nasýl bir ikiyüzlülüktür ?

Yaþananlarý sadece AKP-TSK ekseninde ele alýp, AB ve ABD’nin Türkiye’ye yönelik emellerini ve Türkiye’ye verdikleri rolleri ; hem AKP hem de TSK komuta kademesinin bu emellerle ve rollerle nasýl bir uyum içinde olduðunu görmemezlikten gelmek ; bu uyumu, “yavuz hýrsýz ev sahibini bastýrýr” tarzda sürdürülen bir sözde “yurtsever” söylemle gözlerden saklamaya çalýþmak nasýl bir ikiyüzlülüktür ?

Bu ikiyüzlülüðü, iyimser bir bakýþ açýsýný benimsersek, þu Latince özdeyiþ açýklar herhalde : “Ýyi yolu görüyor ve takdir ediyorum, ama kötü yoldan gidiyorum.” (Video meliora proboque deteriora sequor.)

Eðer iyimserliði bir yana býrakacaksak, bu ikiyüzlüler için Mustafa Kemal’in “gaflet, dalalet ve hatta hýyanet içinde olmak” saptamasýndan baþka söylenecek bir þey yok ne yazýk ki !..

Sunday, March 05, 2006

Nuclear Energy and Turkey

NUCLEAR ENERGY and TURKEY

An Update - February 24, 2006

It is very likely that several power companies in the Unite States, the pioneer in the atomic energy, will soon begin investing in nuclear power plants again, possibly followed by some European countries, Russia and others. Finland began building the world’s largest single unit nuclear power plant (1) in December 2005, Europe’s first in 15 years, and Constellation Energy in Baltimore, US announced last year that it would apply to the Nuclear Regulatory Commission for a permit to build a pressurized water reactor similiar to the one being built in Finland in upstate New York or Maryland. China has already announced building 30 to 40 new nuclear power plants through 2020, India up to 30 and Japan 18 in the next 15 years (Table 1).

There is a renewed interest (which began in the 70s) and an ongoing debate whether Turkey should also include nuclear energy in its long term plans that envisions more than doubling its present installed capacity of 39,000MW within the next 17 years. Turkish Atomic Energy Agency (TAEK) has been working on a ‘’Nuclear Technology and Energy Development Project’’ Report for some time which is scheduled to be submitted to the Office of the Prime Minister. The Minister of Energy has that an announcement will be made soon for Turkey’s first nuclear power plant, estimated to cost over $2 billion and operational by 2012, and plans for bulding three to five nuclear power plants with a total capacity of 5,000 MW.

On the financing model, the Minister of Energy has indicated that the Private/Public Participation (PPP) model could be used, however emphasizing that the preference would be total private sector participation. One of the conditions for building nuclear power plants by the private sector in Turkey, among others that would require amendments to the Electricty Market Law 4628, is that the electricity distribution companies, which are yet to be privatized, purchase 7 to 10 percent of the energy produced by the nuclear power plants. Earlier reports have stated that there would be no treasury guarantees in order not to jeopardize the free market conditions which are expected to be provided by the energy sector itself.

During a presentation at the Ministry of Energy and Natural Resources conference center on Dec 27, 2005, the chief economist for the International Energy Agency (IEA) Dr. Fatih Birol, while emphasizing the importance of increased investments in oil and gas production around the world to meet the increasing energy demand, also made reference to Turkey’s need for nuclear energy (3). Dr. Birol, who was in Turkey to publicize the IEA’s annual report on the world’s energy situation ‘’World Energy Outlook – 2005’’, stated that Turkey must consider nuclear energy seriously without wasting time in order to reduce Turkey’s growing dependence on imports. Dr. Birol also emphasized that the nuclear option should be seriouly debated before proceeding to build a nuclear power plant, especially the financing model to be used and the processing of the nuclear waste, which is a major problem in all countries with nuclear power plants.

The purpose of this article is to present an update on the nuclear power debate in Turkey and discuss some of the major issues that need to be be addressed by organizations involved in the energy sector with some basic information on the sector (4). It seems that the main reason for the cancellation of many nuclear power plants in late 70s and early 80s, especially in the United States, was economics rather than safety concerns following the accidents at the 1979 Three Mile Island nuclear power plant in the US and the 1986 Chernobil buclear plant in Ukraine. The total cost of the first nuclear power plant that I worked on as a young engineer in the 70s was around $390 million (Millstone I in Connecticut, 620 MW). The two unit Comanche Peak Nuclear Power plant in Texas (2X1,100 MW) where I worked as the Project Manager for the modifications, cost the utility close to $10 billion by the time the plant became operational after the fixes were completed following the initial faulty design and construction by an inexperienced company, one of the major considerations that needs to be taken into account before a contract is awarded. The cost of nuclear power plants have increased due to new conditions and redundancy systems mandated by the regulations, cost of componets, security and safety concerns, among others.
Nuclear Power Plants

Utilities in the United States started building nuclear power plants in the 60s following the announcement in the early fifties of ‘’Atoms for Peace’’ project by President Dwight Eisonhower. This was followed by countries in Europe through the purchase of nuclear reactors from the United States and technology transfer in the 60s utilizing the US design and their own modified systems. According to the International Atomic Energy Agency reports, there are 443 nuclear power plants in operation today with a total net installed capacity of 369,545 MW (more than 10 times the installed capacity of Turkey) and 25 Nuclear power plants under construction and over 115 in planning stage in several countries (Table 1.) According to the latest reports, 16% of world’s electical energy is provided by nuclear power plants. Price of oil and eventual depletion, greater safety and greenhouse issues require that the nuclear option be considered for meeting Turkey’s increasing demand for electricity.

Nuclear power plants, like hydro, have a very large capital cost, but relatively low operating and fuel costs with a 40 year lifetime that can be extended to 60 years with refurbishments. One of the biggest issues that everyone faces today is the global warming which is caused by the carbon dioxide emissions by the coal fired power plants, among others, something that nuclear power plants do not contribute. Therefore, incentives for providing pollution free power could be given to nuclear operators for contributing to the fight against global warming which is becoming the number one issue in the world today.

Most important factors that should be studied and considered in depth before proceeding with the plans to build nuclear power plants in Turkey could be grouped under eight headings:

1. Investors, developers and operators with proven experience in the nuclear field

2. A licensed design with advancements factored into the latest systems
3. A site with minimum impact to the environment, evacuation plans and minimum seismic risks
4. Reputable engineering companies and contructors, and reliable construction schedule
5. A waste site for storage until a solution is found for the radioactive waste disposal
6. Long term power purchase agreement with distribution companies
7. Regulatory climate for licensing and operating nuclear power plants
8. Technology Transfer

1. Investors, developers and operators with proven experience in the nuclear field

The new Electricity Market Law No. 4628 that went to effect in 2001 mandates that all future investments in the sector be made by the private sector although Law No. 4749 on the Regulation of Public Finance and Debt Management (adopted in 2002) allows for companies to be established through public-private partnership. Therefore, the task of building nuclear power plants will probabaly fall on the private local and foreign companies working together who have been successful during the last decade with joint venture partnership. If nuclear power plants are to be realized through the Private Public Participation scheme, as suggested by the Minister of Energy, necessary legislation will have to be enacted. Furthermore, it may also be necessary to include some arrangements that will allow the state owned Electricity generation Corporation (EUAS) to engage in nuclear energy investments. (4)
2. Nuclear Steam Supply System Providers and Fuel

When President Eisonhower announced the peaceful use of atom in the 50s, stating that nuclear energy will be too cheap to meter, many energy companies started investing in nuclear power plants, such as Westinghouse (5) and General Electric in the US and began exporting their technology to other countries. These companies over the years have have been working on advanced reactors which would provide a better design, not old technology as some claim. Westinghouse, which has provided NSSS for almost half the operating nuclear power plants around the world, has been actively promoting their new design, AP1000. General Electric has been working with Japanese companies in the development of an advanced boiling water reactor for many years. Canadian company AECL has several operating power plants utilizing the CANDU system, including several plants installed in Japan and Argentina, however many problems with the system have resulted in the abandonment of some of these plants, according to a report published by ‘’Campaign for Nuclear Phaseout’’ (Ref. 8) CANDU has also been working on an advanced design which has improvements over the eralier designs.

French company Framatom ANP and German company Siemens have introduced an advanced reactor that is being offered to several counties, although Germany has officially declared closing down its operating nuclear power plants gradually by 2023. The Russian nuclear energy agency has started talks with private investors in their participation in new nuclear power plants in Russia as well as in Bulgaria. Several Japanese companies have advanced the design and construction of reactors that they imported back in the 70s and are building more nuclear power plants (6 of 25 nuclear power plants under construction are in Japan.) There are 23 nuclear power plants in the United Kindom. However, UK companies do not seem to be interested in exporting nuclear technology to other countries as far as I know.

One of the new players in the nuclear field is China which has an ambitious plan of its own and also exports nuclear technology to several countries. The 300 MW Chasma nuclear power plant in Pakistan was developed by Chinese companies and has agreed to sell two more nuclear power plants, 325 MW each. Several reports indicate that the Cinese companies are also interested in the Turkish market, both nuclear and coal power plants.

Most nuclear power plants use enriched uranium as the fuel, although the CANDU reactors use natural uranium but require heavy water as the moderator, which in itself is a costly technology. Many reports have been issued stating that Turkey is rich in uranium ore, but this would require imported technology for its processing, which may be delegated to countries that are already active in the field, as Russia has offered to Iran for its controversial plant which is in the news extensively.
3. Site Selection

Selection of a proper site that would minimize the impact on the environment with an evacuation plan and low sesimic risk is very important. A completed nuclear power plant at a cost of over $4 billion in Long Island, NY was converted to a thermal power plant when the evacuation plans were found to be inaducuate. Among the sites selected for Turkey’s first nuclear power plant are the Mersin – Akkuyu (where site investigations were started almost 30 years ago, but with claims that it is near a fault), Sinop, Konya and areas adjacent to Sakarya river, where the high water demand of nuclear power plants can be met. Site studies may take several years, therefore, Akkuyu and Sinop sites, where the infrastructure is already in place, may be selected for the first nuclear plant, with studies to continue at the other sites.

4. Engineering and Construction Companies and Equipment Suppliers

There are many Turkish and foreign companies which have a proven record in building power plants and have shown interest in expanding into the nuclear field. ENKA, DOGUS, ALARKO, Zorlu, Ciner Group, Nurol Group, Sabanci Enerji Group, are some of the large companies, some of which are among the 11 Turkish companies included in a List of 240 companies worldwide just published by the Engineering News Record magazine in the US. Some power plant components are now being manufactured in Turkey also, although major components, such the the reactor, steam generators, turbines, will have to be imported. Ukraine has already stated that they could be helpful toTurkey in building nuclear power plants by supplying many components, a country that meets 50 % of its electricity needs through nuclear power stations.

5. Radiocative Waste and Storage

The management of the spent fuel is the most important factor that needs to be taken into account. The spent fuel rods presently are stored in steel lined concrete pools which are an şintegral part of the plants. There is also ongoing study for building reactors that use spent fuel rods in order to reduce the radiactive waste. All nations that have nuclear power plants (over 22) should work together in order to find a solution for the safe disposal of radioactive waste.

6. Long term Power Purchase Agreement

Since the new law does not allow any sort of guarantees (power purchase or treasury), the developers will be looking for long term Purchase Agreements with the distribution companies, which by the time the new plants go on line, will have been privatized, according to the latest news.

7. Regulatory Body for Licensing and Operating Nuclear Power Plants and Energy Institutes

The organization responsible for the research, licensing and the regulation of nuclear energy in Turkey, is the ‘’Turkish Atomic Energy Institution (TAEK) located in Ankara, which reprots directly to the Prime Minister. TAEK is expected to be re-structured along two separate lines, one for licensing of nuclear power plants and the other for regulation. Ministry of Energy has already started talks with leading nuclear power plant constructers in the US, England, France, Russia and China. The type of nuclear power plant (boiling water, pressurized water, natural uranium, advanced reactor) has not been selected yet, which is one of the critical issues.

International Atomoc Energy Agency (IAEA) located in Vienna is the world’s center for cooperation in the nuclear field. The Agency wokrs with its Member States worldwide to ptomote safe, secure and peaceful nuclear technologies. www.iaea.org.

8. Technology Transfer

When the Mexican sate utility, Comission Federal de Electricdad (CFE), decided to build its first nuclear power plant in the 80s, Ebasco Services Inc, a New york based international company, was selected as the design and construction contractor (a company with over 1,000 power plants around the world in its portfolio, including the Keban HEPP and Gokcekaya HEPP in Turkey, which has since been incorporated into Washington Group International.) One of the conditions agreed between CFE and Ebasco later was to set up an office in Mexico city where some of the plant design work would be performed by Mexican engineers under Ebasco supervisors. This was done and most of the engineers went on working on the second unit at the Veracruz site, but the plans to build up to 20 nuclear power plants were later abandoned due to economical reasons.

Beginning in 1976, expatriate , Turkish experts working in the US in various fields, including nuclear power plants were, sponsored by United Nations Development Program to work in Turkey for short periods. In 1977, I worked with the newly established Nuclear Energy Department of Turkish Electricity Authority (TEK) for 3 weeks and the following year, with Fenni-Gama, a private enginering and construction company representing Westinghouse at the time.

NuclearNonproliferation

Iran’s nuclear program has attracted much attention and several countries have opposed to the development of nuclear power plant due to the possibility of using nuclear technology in manufacturing nuclear weapons. As stated in many articles (Ref 2), strengthening the nonproliferation regimes has been the key issue in Turkey’s official stance towards the spread of weapons of mass destruction. Therefore, most believe that Turkey does not need to have nuclear weapons for its protection.

Anti-nuclear lobbies

As in most countries, there is also a strong opposition to building nuclear power plants in Turkey. A new group formed in Sinop (Nuclear Information Center – NUKBIL) has openly stated that they do not support a nuclear plant near their city which hopes to become a tourist center in the near future. Greenpeace, long active in environmental issues in Turkey, has also voiced its opposition to building nuclear power plants for a number of reasons. As the Minister of Energy stated during the December 27 meeting, all organizations related to nuclear energy are working together to come up with the best solution since the demand for electricity will keep increasing each year. The Electricity Market Regulatory Authority (EMRA) has estimated that over 5,000MW new capacity will need to be added to the system by 2010.
Table 1
NUCLEAR POWER PLANTS IN OPERATION and UNDER CONSTRUCTION
Country Operating Installed Capacity

MW
Under Construc

tion
Planned

Or

Ptoposed
Percent

Of

Electricity
Total

1. USA 103 99,210 1 3 20% 107
2. France 59 63,363 - 1 78% 60
3. Japan 55 47,839 6 7 29% 68
4. Russia 31 21,743 4 9 16% 44
5. UK 23 11,852 - - 19% 23
6. S. Korea 20 18,810 8 2 38% 30
7. Canada 17 12,599 1 4 15% 22
8. Germany 17 20,339 - - 32% 17
9. India 15 13,107 8 24 3% 47
10. Ukraine 15 3,040 - 1 51% 16
11. Sweeden 10 - - 52% 10
12. China 9 2 8 2% 19
13. Spain 9 23% 9
14. Belgium 7 - 55% 7
15. Czech Rep. 6 - 2 31% 8
16. Slovakia 6 55% 8
17. Switzerland 5 40% 5
18. Bulgaria 4 42% 5
19. Finland 4 - 1 27% 5
20. Hungary 4 - 34% 4
21. Armenia 1 - 32% 1
22. Turkey - - 3 0% 3

TOTAL
443 369,545 25 115 16% 578

From Various sources, such as IAEC.

Notes.

1. Olkiluoto 3, 1,600 MW. The plant, which was proposed in 2002, will be operational in 2009,

bringing the total number of muclear power plants in Finland to

2. The conference was attended by the representatives of all the instutions and departments under the Ministry of Energy and many organizations, such as Ministry of Foreign Affairs, Ministry of Environment, Ministry of Forestry, Electricity Market Regulatory Authority (EMRA), TUBITAK, The Undersecretariat of Treasury and the State Planning Organization and the press.

3. The nuclear energy issue was also covered during the Dec 15/16 panel discussions at the Middle East Technical University (OTDU) in Ankara under the title, ‘’Is Nuclear Energy the solution? Another panel discussion took place during the Dec 21 – 23 Fifth Energy Symposium organized by the Association of Electrical Enegineers (EMO) at the National Library in Ankara. The proceedings of the panel, ‘’Energy Policies and Nuclear Power Plants’’ has been issued by the EMO of Ankara (2).Panel yoneticisi, Necati Ipek, EMO Ankara Subesi YK Baskani

4. EUAS is a shareholder in the Birecik HEPP BOT Power plant that went on line in 2002.

5. Westinghouse was recently purchased by Toshiba

6. A new group has been formed to disseminate information on nuclear energy, which is open to anyone interested in this subject (nuclearturkey@yahoogroups.com)

References:

1. Turkey’s Quest for Peaceful Nuclear Power, by Mustafa Kibaroglu, published in ‘’The Nonproliferation Review, Spring-Summer, 1997
2. Beyond Iran: The Risk of Nuclearizing Middle East. Presentation at the Washington Institute, februay 9, 2005
3. Nuclear Power Gains New Power, by Steven Edwards, New York, National Post (sedwards@nationalpost.com).
4. Turkiye’nin Enerji Sorunu ve Nukleer Enerji, by Necmi Dayday
5. Nukleer Enerji Dunyada Yeniden Yukselise Gecti – Ilk Santral temeli 2007’de, by Olcay Aydilek, Global Energy magazine, August 2005 (olcaydilek@sabah.com.tr)
6. Avrupa Birligi’nin Nukleer Enerji ve Guvenlik Politikasi, by Mehmet Durmus, EU Publication
7. Iran’s Nuclear Option: Tehran’s Quest for the Atom Bomb, by Al. J. Venter, 2004
8. Canadian Nuclear Subsidies, Fifty Years of Futile Funding, Campaign for Nuclear Phaseout, 2002, www.cnp.ca

Yuksel Oktay, PE

Energy Consultant

Y-O International Consulting and

Business Development Company

New Jersey, USA

Yukseloktay@yahoo.com