Osman Metin Ozturk
AKP iktidarinin yaptigi Galataport ihalesinde tersine
bir surec islemeye basladi.
Ýhale iptal edilme sureci icine girdi ama, niye boyle
bir surecin icine girildigi uzerinde pek fazla
durulmuyor. AKP iktidarinin, Anayasa Mahkemesi’nin ve
Danistay 6. Dairesi’nin konuya iliskin kararina ragmen
ihaleyi bu asamaya getirmesinin arkasindaki hususlarin
neler oldugu fazla bilinmiyor. Bu iktidarin hangi
mensubunun/mensuplarinin, soz konusu yargi kararlarina
ragmen ihaleyi Yuksek Planlama Kurulu’na kadar ve
nicin tasidigi konusuna kimse egilmiyor. Ýktidara
mensup hangi makamlarin (kisilerin), neyi, nasil ve
nicin istismar ettigi belirsiz. Peki, butun bunlarin
uzerine ciddi sekilde giden var mi?Yok …
Basbakan Erdogan mal varligimi aciklamiyorum, yasa
buna engel, dedi.
Oysa biz biliyoruz ki, bir kimsenin mal varligini,
bildirimde bulundugu makam aciklayamaz; ancak
bildirimde bulunan kisi, isterse bu aciklamayi kendisi
yapabilir. Yasa, kisilerin kendi mal varliklarini
kendilerinin aciklamasina engel degil.
Ortaya cikan tablo soyle: bir kisi dusunun ki, bu kisi
tohmet altinda ve bu tohmetten kurtulmayi secmek
yerine, yasalari tersinden okuyarak, buna siginip
tohmet altinda kalmayi tercih ediyor!...
Bu durumda herkes niye diye sormaz mi? Yasal bir engel
olmamasina ragmen, bir basbakan acaba kendi mal
varligini niye aciklamaz? Niye bundan kacinir?
Erdogan’in dun (31 Ocak 2006, Salý) AKP Grup
Toplantisinda yaptigi konusmanin ilgili bolumleri
haber bultenlerinde televizyonlardan yayinlandi.
Hepimiz izledik. Vucut dilinden biraz anlayan biri,
Basbakan’in cok ciddi sikinti icinde olduguna
hukmedebilir. Erdogan’in ugruna sikinti cekmeyi goze
almasi, konuyu daha dikkat cekici hale getiriyor.
Basbakan’in, mal varligini aciklamamakta direnerek,
boyle bir sikintiyi yasamaya katlanmasinin nedeni ne
olabilir!...
Bu konuda da sivil toplum kuruluslarinda hic ses yok…
Ornegin hemen her konuya ilgi duydugu bilinen ve
konusan bir TUSÝAD nicin bu konuda konusmaz? Hala bu
konuya ilgi duymayan muhalefet partileri bile var.
Niye? Muhalefettin bir kesiminden gelen ses ise, ne
hikmetse, medyada gereken degeri gormuyor.
Bir baska olay…
Bilindigi uzere, eski Basbakanlardan, Erbakan ve bazi
arkadaslari, devletin kendi partilerine yaptigi para
yardimini, parti ve secim islerinde harcanmis gibi
gosterip kendi mal varliklarina kattiklari icin
yargilanip mahkum edildiler. Para ve hapis cezasi
aldilar. Yani suclari mahkeme karari ile sabit…
Ancak mevcut siyasal iktidar, burada da one cikiyor;
“akcali isler”den mahkum olmus Erbakan ve
arkadaslarini kurtaracak bir yasayi da cikarmaya
calisiyor… Kisiye ozel yasa cikarilamaz, ama cikarmaya
calistiklari yasa ile Erbakan’i kurtarmaya
calistiklari da bir gercek!... Bu girisimleri, adalet
ile bagdastirmak mumkun mu? Hayir…
Medyadan ve sivil toplum kuruluslarindan bu konuda da
ciddi bir ses yok. Tam tersine, Basbakanlik yapmis!...
Yasi su kadarmis!... gibi ifadelerle, yalnisa korukle
gidiyorlar. Bunlar, hukuku icine sindirmis bir ulkede
konusulmamasi gereken hususlardir. Kim hukukun disina
cikmis ve bu is icin ongorulen hukuksal mueyyide ne
ise, konumu ve yasi ne olursa olsun, uygulanmasi
gerekir. Hukuk devleti, bunu ongorur. Kural koyanlar,
kendilerini koyduklari kuralin disinda tutarlarsa,
bunun adi “polis devleti” olur ve bu durumda hukuk
devletinden soz edilemez.
Bu arada, Bosna’ya yardim icin toplanan paralarin
“cebe indirilmesi” ile ilgili meshur “Mercumek
Davasi”ni da yeniden hatirlayalim. Bu dava da, yine
Erbakan ve arkadaslari ile ilgiliydi… Muhalafet, sivil
toplum kuruluslari ve medya, bunlari da unutmus gibi.
Demokrasilerde, ulkeyi yonetmeye talip olanlarin ve bu
makama gelmis kisilerin, daha sorumlu hareket etmeleri
beklenir. Bunlarin makamlarini ve mesailerini, sahsi
mal varliklarini zenginlestirme yerine, ulke insaninin
gecim kosullarini iyilestirmeye adamalari icap eder.
Dogrusu, budur.
Ulkeyi yonetenlerin mal varligi konusunda kuskulu bir
durum var ise, bunun acikliga kavusturulmasi,
demokrasinin bir geregidir. Ustelik, mal varligi konu
edinilen kisilerin endiseye mahal bir durumlari yok ve
akilli iseler, bunu, “densizlik ve edepsizlik” olarak
nitelemek yerine, ulkenin o kadar ciddi sorunlari var
iken, muhalefetin ne kadar luzumsuz isler ile
ugrastigini gostermek icin bir firsat olarak
degerlendirilmesi icap eder.
Galataport ihalesinin iptali, Erdogan’in mal varligini
aciklamaktan imtina etmesi, Erbakan’a verilen cezanin
kaldirilmasi ve/veya kolaylastirilmasi girisimleri ile
meshur “mercümek” olayinin ortak noktasi, bu islere
karismis ve olaylarda ismi gecen siyasilerin,
siyasette Islami soylemi kullanan kadrolar olmasidir…
“Mercümek”ten baslayip “Galataport”a kadar uzanan
olaylarin icindeki kahramanlar (!), kendileri
disindakileri “patates” dininden sayacak derecede,
sadece kendilerini Musluman sayan bir siyasal kadro
hareketinin uyeleri ve/veya taraftarlaridirlar.
Herkesin, ozellikle bunlara kanip oy veren sade
Muslumanlarin, bu siyasal kadroyu yeniden
degerlendirmesi gerekir.
Sade Muslumanlarin, su sorulari kendilerine sormasi
gerekir: yuce dinimiz Islam neyi ongoruyor ve bunlarin
yaptiklari, yuce dinimiz Islamin kurallari ile
bagdasir mi? Ýlahiyatci degilim ama ben, sade her
Musluman gibi, hem Kur’an’in, hem de sunnetin, harami
yasakladigini, haksiz kazanci men ettigini, adaletle
hukmetmeyi ve emanete ihtimam gostermeyi ongordugunu,
itimata layik olmayi emrettigini biliyorum… Yani,
akcali olaylarin icinde bu sekilde yer alanlarla,
Islami bir araya getirmek guctur. Baska bir ifade ile,
soz konusu bu olaylarin kahramanlarinin, Islam ile
yakindan-uzaktan bir alakasinin olmamasi gerekir.
Yasananlar ve mevcut mahkeme kararlari, sade
Muslumanlarin halisane duygularinin, “Mercümek”ten
baslayip “Galataport”a kadar uzanan olaylarin icindeki
kahramanlar (!) tarafindan, kendi sahsi emelleri icin
istismar edilmis ve/veya edilmekte oldugunu
gostermektedir.
Kuvvet komutanlari ve kolordu komutanlari da dahil her
rutbeden askerin yargi onune ciktigi bir ortamda,
Islami soylemi kullanarak ve sade Muslumanlari
peslerine takarak bulunduklarý mevkilere gelen bu
siyasal kahramanlara (!) dokunulamamasini anlamak guc…
Sivil veya asker, bulundugu mevki ve makami, hepsinden
onemlisi hayatini hice sayacak derecede terorle
mucadelenin icinde yer almis gercek kahramanlar,
denetimden ve yargýdan kacmaz ve yargý kararlarina
uyarken, bunlar farkli bir yolu tercih ediyorlar…
Boyle bir siyasal kadro, Cumhuriyet’e sahip cikma da
dahil, bu ulkenin hangi sorununu cozmus ve( abilir mi?
Boyle bir kadro, vatandasin gecim sikintisan care
olabilir mi?
Yasananlar, ortada, bir tabunun oldugunu; ancak bu
tabunun, artik Ordu ve asker olmadigini
gostermektedir. Turkiye’de askerin “tabu” oldugunu ve
bunun icin dokunmadiklarini ileri surenler, artik
durup kendilerine bakmalidirlar. Olaylar, gercekte
kimin “tabu” oldugunu ortaya koymaktadir. Anayasanin
kendisine verdigi gorevleri yapmaya calisan
Cumhurbaskani Sezer’i hedef alanlarin, ayni zamanda,
“akcali isler”den mahkum olmus Erbakan ve
arkadaslarini infazdan kurtarmaya ve/veya infazlarini
kolaylastirmaya calismalarina, AKP’yi tanimak adina,
herkesin bir anlam yuklemesi gerekir.
Oyle anlasiliyor ki, Turkiye’de bazi tabularin
oldugunu ve onlara dokunulamadigini ileri surenlerin
kendisi tabuya donusmustur!... Yasamayi ve yurutmeyi
kontrol eder bir konuma ve guce sahip AKP uyelerine
dokunulamamasi, buna isaret etmektedir. TUSIAD ve
benzeri sivil toplum kuruluslari ile medyanin, bu yonu
ile, bu gelismeleri konu yapmamalari ve/veya bu
gelismelere gereken onemi vermemeleri, bunlari da ayni
sekilde yeni tabununun kapsamina itmektedir. TUSIAD ve
benzeri sivil toplum kuruluslari ile medyanin bugun
geldigi nokta, Islami soylemle siyaset yapanlarin
geldigi bu noktadan pek farkli degildir…
Burada, ozellikle medyanin durumu ve durusu cok
onemlidir. Medya, artan islevi ile, daha onemli hale
gelmistir. Acaba, medya patronlari ve medyada kose
baslarini tutmus, kamuoyunu yonlendirebilen
gazeteciler, mal varliklarini acikliyorlar mi? Bunlar,
mal varliklarindaki ciddi degisimleri bir yerlere
bildiriyorlar mi? Bunlar da onemli…
Cunku, hesap vemekten kacinanlari hesap vermeye
zorlamakta, medyanin belirleyici bir islevi vardir.
Medyanin, birilerini hesap vermeye zorlayabilmesi
icin, once kendisinin veremeyecegi hesabinin olmamasi
gerekir. Alni acik medyanin, hesap vermekten kacinan
kisi ve kurumlara, hesap verme konusunda diz
cokturecegi suphesizdir.
Siyasette Islami soylemi kullanan siyasal Islamcilarin
hali bu…
Dinliler, dincilerle (siyasal Islamcilarla) yollarini
artik ayirmalidir.
01 Subat 2006