Washington Haber Forum-Washington News Forum: 01/01/2006 - 02/01/2006

Sunday, January 29, 2006

Filistin Secimlerinin Sonucunun Bolgesel Politikalara Yansimasi


Prof. Dr. Osman Metin Ozturk



Filistin secimlerinden Hamas’in zaferle cikmasi, ilk
bakista, en cok ABD’yi olumsuz olarak etkileyecek bir
gelisme gibi gorunur. Cunku, bolgenin haritasi soyle
bir zihinlerde canlandirilirsa, Pakistan’dan baslayip
Afganistan, Basra Korfezi, Irak, Turkiye Libya, Mýsýr
ve Afrika Boynuzuna kadar uzanan cografya, su veya bu
sekilde ABD’nin varlik bulundurdugu veya ABD’nin etki
alanina acik olan cografyalardir. Bu cografyanin bir
diger ortak ozelligi de Islam cografyasi olmasidir.
Bolgede yasayan halkin buyuk bir cogunlugunun Musluman
olmasidir. Yine bu cografya, ABD’nin Kuzey Afrika ve
Genisletilmis Buyuk Orta Dogu Projesinin bir
parcasidir. Yani, ABD, ikisi nasil bagdasiyorsa, hem
bu cografyayi ozgurlestirmek (!), hem de bu cografyada
ýlýmlý Islami hakim kýlmak (!) pesindedir.

Ancak, Iran’da Ahmedinecad’in is basina gelmesinden ve
Mýsýr’daki son secimlerden Musluman Kardesler
Orgutu’nun onde cikmasindan sonra, Filisitin’de de
Hamas’in secimlerden tek basina hukumeti kurabilecek
bir sonuc elde ederek cikmasi, ABD’nin bu bolgedeki
varliginin ve cikarlarinin giderek tehlikeye girdigi
bir tabloyu ortaya cikarmistir. ABD’nin 1991 yilindan
bu yana Orta Dogu’da barisi saglamak icin surdurdugu
onca caba, basarisizlikla sonuclanmis gibidir.
Hamas’in Filsitin’deki secimlerde elde ettigi sonuc,
bunun cok somut ve guncel bir isareti olarak
alinabilir.

Bunlar bahse konu gelismeler karsisinda hemen (ilk)
akla gelenlerdir. Ancak, gelismelere oldukca farkli
acilardan bakilmasi da mumkundur. Gelismelerin oldukca
farkli bir boyutta ortaya cikmis olabilecegi de akla
gelmektedir. Bu boyut da yine ABD merkezlidir.
Hamas’in arkasinda ABD’nin oldugu ve Hamas’in geldigi
noktanin ABD’nin isine gelecegi ile ilgilidir. Bunun
nedenlerine asagida ayrintili olarak deginilmistir.

ABD, bolgede sikinti icindedir. Irak’ta dengeler Iran
lehine kaymaya ve Iran, bu durumu butun dis
politikasina tesmil edip bolgede yeni bir yayilma
sureci icine girmistir. Artan petrol fiyatlari,
Iran’in rejimi ihracini ve yayilma politikasini
beslemekte ve kolayca silahlanmasina hizmet
etmektedir. Bu tablo, ABD karsisinda, Iran’a zor bir
hedef niteligini kazandirmaktadir. Nukleer imkan ve
kabiliyete sahip oldugunun ortaya cikmis olmasi, bu
tabloyu, ABD icin daha olumsuz kilmaktadir. ABD’nin
Irak’i isgali, her gun biraz daha Iran’a hizmet eder
olmustur. ABD sayesinde Iran, hem bolgede, hem de
kuresel olcekte one cikmaya (guclenmeye) baslamistir.

ABD, ayni zamanda Iran’i karsisina almistir, ancak
Iran uzerinde etkili olamamaktadir. Bu da ABD’nin
uluslararasi kamuoyu nezdindeki imajinin hergun biraz
daha zedelenmesine yol acmaktadir. Afganistan’da ve
Irak’ta olmasina (yani dogudan ve batidan Iran’i
kusatmasina) ragmen, ABD’nin bolgedeki varligi,
Iran’in onunu kesmeye yetmemektedir. ABD’nin Iran’in
onunu kesebilmesi, bolgesel dengelerde Iran’i hatiri
sayýlýr bir guc olmaktan cikarabilmesi ve bolgedeki
Amerikan cikarlarini koruyabilmesi, Iran karsisinda
bolgeden ciddi destek almasina (veya verilen destegin
guclendirilmesine) bagli hale gelmistir. Bu noktada
da, ilk akla gelen ulke de Turkiye’dir. Ancak, son
15-20 yildir yasananlar,

- ABD’nin, Irak’in kuzeyindeki Kurtlerin hamiligini
yaparak ve Irak’i isgal ederek, bolgede Turkiye’yi
gozden cikarabilecegini dusundugunu,

- Turkiye’nin yerine ayrilikci Kurtleri ve Irak’taki
Amerikan varligini ikame edebilecegini
degerlendirdigini,

ortaya koydugu icin, Turk-Amerikan iliskileri her gun
biraz daha bozularak bugune gelmistir. ABD, Turkiye’ye
yalnis yapmistir. Bu sure icinde ABD’nin yaptiklari,
dostluktan ve muttefiklikten uzak olmustur. Bu
kosullarda, Turkiye, hakli olarak, ABD’nin kuzeyden
Irak’a girmesine musaade etmemis, bununla ilgili
tezkere TBMM’de ret edilmistir.

ABD, Turkiye’yi de karsisina alarak Irak’i isgal
etmiþ; fakat, sonra giderek sikintiya girmeye
baslamistir. Irak’taki tablonun ABD icin kotulesmesi,
ayni oranda ABD’nin bolgede Turkiye’ye olan ihtiyacini
da ortaya cikarmistir. Turkiye’ye yalnis yapan ve
Turkiye’yi bolgede yok varsayan ABD, giderek hatasini
anlamaya baslamistir. Cunku olaylar, Turkiye’nin
onemini yeniden ortaya koymustur. Bu surec icinde,
tezkerenin reddinin, ABD’nin Irak’ta icine dustugu
durumun nedeni olarak gosterilmesi ve Amerikalilarin
tezkerenin ret edilmesine gosterdikleri ciddi (sert)
tepki, tersinden gidilirse, aslinda Turkiye’nin
stratejik degerinin ABD tarafindan yeniden fark
edildigine isaret eder.

Diger taraftan, Irak’taki (ozellikle Irak’in
kuzeyindeki) gelismeler, ABD’nin istemedigi bir
mecraya kaymaya ve bu kayis da, ABD’yi yeniden
Turkiye’ye itmeye baslamistir. Yani, Irak’taki olumsuz
gelismeler, ABD’yi, bozulan Turk-Amerikan iliskilerini
gozden gecirmeye itmistir. Turk-Amerikan iliskileri,
temelde Irak ve Irak’ýn kuzeyindeki Kurt siyasal
olusumu uzerinden bozulmustu; o halde, duzeltilmesi de
bunlar uzerinden olacakti…

Iste bu noktada Hamas’a ve Hamas merkezli olasi
gelismelere bakmak gerekir. Ýsrail’i tanimayan ve
Ýsrail ile barisa karsi olan Hamas’in siyaseten
Filistin tarafini temsil eder bir konuma gelmesinin
pratikteki anlami, buyuk bir olasilikla
Ýsrail-Filistin anlasmazliginin yeniden alevlenmesi
olacaktir. Dikkatlerin (gozlerin), simdiden
Ýsrail-Filistin anlasmazligina cevrili olmasinin
arkasinda bu beklenti vardir.

ABD de dahil, gozlerin yeniden Ýsrail-Filistin
anlasmazligina cevrilmesi, Irak’in kuzeyindeki Kurt
siyasal olusumunun hamiliginde ister istemez bir
gerilemeye yol acacaktir. Bu da, Irak’in kuzeyindeki
ayrilikci Kurtleri, Turkiye’nin etkisine acacak
ve/veya bu olusumu yeniden Turkiye’ye itecektir.
Boylece, ABD, Irak Kurtlerini de karsisina almadan,
Turk-Amerikan iliskilerini duzeltme imkanini elde
etmis olacaktir.

Tabi bu noktada, tabandaki Amerikan karsitligina
ragmen ABD’ye “yanasik” duran Erdogan’in Hamas’a
yaptigi (arabuluculuk da dahil) onerilerin, Turkiye’ye
olabilecek yansimalarini da gormek gerekir. Bu
yansimanin da, siyasal (radikal) Islam’in “ýlýmlý
Islam”a donusturulmesinde ve tipki Hamas gibi,
PKK/KADEK teror orgutunun de Turkiye’deki olagan
siyasal surecin icine cekilmesinde kullanilmasini
beklemek gerekir. Keza, Hamas’in elde ettigi
basarinin, Turkiye’deki siyasal Islamcilari
cesaretlendirmesini ve bunlarin artik “takiye” yapma
geregini duymayacaklari yeni bir yaklasim icine
girmeleri de mumkundur. Yani, bir taraftan Turkiye’nin
Irak’in kuzeyindeki gelismelerden duydugu endiseler
izale edilmeye calisilirken, diger taraftan da Turkiye
yeni ve belki de daha buyuk gailelerle karsi karsiya
birakilmaktadir. Bir an icin, ABD’nin, Irak’in
kuzeyinde Turkiye’yi rahatlatmak ve bu suretle bolgede
Turkiye’nin destegini yeniden kazanmak adina Hamas’a
ortulu olarak destek vermis oldugu dusunulurse, bu da
yine Turkiye karsisinda ABD’ye yeni imkanlar ve
firsatlar vermektedir. Ozde degisen bir sey
olmamaktadir. Bir konuda hatasini anlayip telafi etti
derken, ABD, gercekte, bir baska konuda ve yolla
Turkiye’yi baski ve kiskac altinda tutmaya devam
etmektedir.

Iran, petrol fiyatlarindaki yuksek seyirin ve
Irak’taki tablonun etkisinde, Ahmedincad ile birlikte
yeni bir atilim ve acilim icine girmistir.
Filistin’de Hamas’in geldigi konum, Israil’i yok
varsayan ve dunya Muslumanlarinin hamiligine yeni bir
heyacanla sarilmis olan Iran’ý bu sorunun icine
cekerek, Iran’ýn ilgisinin ve gucunun parcalanmasina
hizmet edecektir. Mevcut tabloda, dunya
Muslumanlarinin hamiligi yolunda onunun acik ve
kosullarin kendisi lehine oldugunu dusunen bir Iran’in
Hamas ve Filistin uzerinden bu alana daha cok
cekilmesi, Iran’in cephe genisletmesine ve zayif
dusmesine neden olacaktir. Sunni Ýslam dunyasinin,
Iran merkezli bu gelismelerden duyacagi rahatsizlik,
Iran karsisinda ABD’nin isine gelecek ve ABD bunu
kullanacaktir. Hem de bir kac acidan birden… Iran’in
ilgisinin ve gucunun parcalanmasi, Irak’ta ABD’nin
isine gelecegi gibi, Islam-Bati catismasi baglaminda
Ýslam ici catismayi besleyerek Bati karisisinda Islami
da zayif dusurecektir. Israil karsiti soylemleri ile
Hamas’in Filistin tarafinda kontrolu ele gecirmesi,
Islam Dunyasinda butun inisiyatifin Siilerin eline
gecmesini onleme ve Sunnilerin inisiyatif sahibi
olmasi acisindan da anlamlidir. Yani Sii-Sunni
rekabeti de, Bati’nin bayraktarligini yaptigi icin,
yine ABD’nin (yeni muhafazkarlarin) cikarlarina hizmet
edecektir.

Iran’in Filistin sorununun icine cekilmesi, ilgi ve
guc parcalanmasina yol acacagi icin, Turkiye’nin de
isine gelecek; bu durum, en azindan, Turkiye’nin laik
ve demokratik rejimini hedef alan Iran’in yayilmaci
siyasetini karsilamada Ankara’nin isini
kolaylastiracaktir.

Irak’in kuzeyindeki gelismelerin ABD’nin istemedigi
bir mecaraya kaymasinda Israil’in de payinin oldugu
bir gercektir. 1991’de baslayan Orta Dogu Baris
Surecinde aradan gecen 15 yil icinde mutlu sona
ulasilamamasi, Israil-ABD iliskilerinin seyri
acisindan fazla irdelenmemektedir. Oysa, ABD’nin
Irak’ta istedigini yapamamasinda, Israil-ABD
iliskilerindeki degisimin de payi vardir. Israil’in
bolgede ABD’ye olan ihtiyaci son donemde bir azalma
sureci icine girmistir. Ýsrail ABD’nin etki alanindan
cikmaya baslamistir. Oyle ki, dis politikasini ABD’ye
gore sekilendiren Israil’in gitmis, yerini ABD’nin dis
politikasini etkileyen (hatta akamete ugratan) bir
Israil’in ortaya cikmis oldugu bile ileri surulebilir.
Keza, Israil’in bir suredir, belli acilardan ve
alanlarda ABD’nin bolgedeki rakibi oldugunu soylemek
de mumkundur.

Konuya Israil acisinda bakildiginda dikkati ceken asil
onemli husus, Israil’in Irak’in kuzeyine olan
ilgisinin ve buradaki varliginin, ABD’yi Irak’ta zora
sokan etkenlerden onemli bir tanesi olmasidir. ABD’nin
etki alanindan cikmis Israil’in Irak’ýn kuzeyindeki
mustakil varligi, ABD’yi,

- hem ilave riskler ve tehditler ile karsi karsiya
birakmakta,

- hem yerel unsurlarin hareket serbestisini artirmak
suretiyle ABD’nin nufuz alanini daraltmakta ve nufuz
maliyetini yukseltmekte,

- hem de saptadigi hedeflerde sapma ile karis karsiya
birakmakta, bolgeye iliskin politikasinda sapma
acisinin buyumesine neden olmaktadir.

Bu nedenle, Israil’i hedef alan Hamas’in secimlerden
zaferle cikmasi, Israil karsisinda da ABD’yi
rahatlatacaktir. Dune gore Filistin’e daha cok angaje
olacak bir Israil, bolgede ABD’nin onunde bir engel ve
islerini bozan aktor olmaktan buyuk olcude uzaklasmis
olacaktir. Hatta, arkasinda Iran’in oldugu
Filsitin’den gelen belirgin tehdit nedeniyle,
Ýsrail’in yeniden ABD’nin etki alanina donmesi de soz
konusu olabilecektir. Elbette ki, bu geri donus 15-20
yil oncesini cagristirmayacaktir. Ancak, Israil’in
ABD’ye ragmen bolgede mustakil hareket etmesi artik
kolay olmayacaktir. Saron’un sagligi nedeniyle
siyasetten cekilmek zorunda kalmasi da dahil Israil’in
ic politikada icinde bulundugu durum da, Israil’i
gelismeler karsisinda konjonkturel olarak zayif
dusurmustur. Bu kosullarda Israil’in ABD’ye olan
ihtiyaci yeniden kendisini gosterecek, bu da Israil’in
ABD tarafindan kontrol edilmesi ve denetim altina
alinmasi amacina hizmet edecektir.

Bolgede, yukselen iki egilim vardir. Birincisi ABD
karsitligi, ikincisi de Iran’in onunun acik oldugudur.
Hamas uzerinden Israil-Filistin anlasmazliginin tekrar
one cikarilmasi, her iki egilimin de hiz kesmesine
hizmet edecektir. Bu da, ABD icin, iki dafa kazanc
demektir. Hem Israil one cikip simsekleri uzerine
cekecegi icin ABD karsitliginda tansiyon dusecek, hem
de Iran Islam Dunyasinin sozculugu/temsilciligi
konumundan uzaklastirilmis olacaktir. Cok sayida
aktorun angaje oldugu Filistin sorununun Hamas’in elde
ettigi secim basarisi ile one cikmasi ve Hamas’in
Suuni kimligi, Irak uzerinden tek basina one cikan
Iran’in Filistin sorununda fazla one cikmasini
engelleyecektir. Iran’in Filistin sorununda Irak’ta
oldugu gibi one cikabilmesi, ancak cok gayret sarf
etmesine bagli olacaktir ki, bunu yapmasi da Iran’i
Irak’ta zayif dusurecektir.

Hamas uzerinden Israil-Filistin anlasmazliginin
yeniden one cikmasi, her kosulda, Irak’ta ve Iran
karsisinda, az veya cok, ABD’yi rahatlacaktir. Bu
rahatlamanin, nukleer imkan ve yetenegi bahane
edilerek Iran’a yonelik bir mudahalenin onunu acip
acmayacagi ise, Filistin’deki gelismelerin icine
girebilecegi yeni mecralar ile yakindan ilgili
olacaktir.

ABD, radikal Islami soylemi bir tehdit olarak
algilamaktadir. Filsitin’de ise, Hamas, ciddi bir
secim zaferi elde etmistir, radikal soylemlere
sahiptir ve bir Islam devleti kuracagini aciklamistir.
Ancak yine bunlara bakarak da, Hamas’in geldigi
noktanin ABD’nin cikarlarini tehdit ettigi sonucuna
ulasmamak gerekir. Cunku, yukarida bir kac yerde de
ifade edildigi uzere, Hamas’in elde ettigi sonuc,
bolgede siyasal Islam’in yukselmesine degil, onun
kontrol altina alinmasina hizmet edecektir. Bunun en
somut gostergesi, Turkiye’den Erdogan’in Hamas’a
iliskin yaklasimi, “ilimli” Islam onerisidir. Diger
bazi gostergeler ise su sekilde siralanabilir: Iran’in
onunun kesilmesi, radikal Islami soylemlerin
artmasinin ABD disindaki diger Batili ulkeleri de
harekete gecirecek olmasi, artan petrol zenginliginin
Ýsrail-Filistin anlasmazliginda tuketilerek bunun
radikal Islam’in mesafe almasinda kullanilmasinin
onune gecilmesi gibi.

Hamas’in elde ettigi secim basarisinin Israil-Filistin
anlasmazligini one cikarmasi ve Iran’in bu
anlaþmazliga daha cok angaje olmasi, Rusya, Cin ve
Hindistan’in da isine gelecektir. Rusya (ve bolgedeki
Sunni petrol ureticileri), bu sayede, enerji
kaynaklarini daha iyi degerlendirme imkanini elde
edeceklerdir. Iran’in bu uc ulkedan yaptigi silah
alimlari artacaktir. Ozellikle Cin ve Hindistan,
petrol icin Iran’a odedikleri parayi silah satarak
geri alma imkanina sahip kavusacaklardir. AB’nin,
kaygisi ise, daha cok enerji merkezli olacaktir.
Akdeniz Diyalog Programinin ve Komsuluk Programinin,
temelde enerji merkezli olarak ortaya cikmis oldugu
dusunulurse, AB’nin Filsitin ile ilgili gelismelere
munhasiran bu gozle bakacagi soylenebilir. Ancak
AB’nin, bir taraftan meydani tamamen ABD’ye birakmamak
adina soz konusu programlar uzerinden Israil-Filsitin
anlasmazligina mudahil olmaya calisacagini, diger
taraftan da ayni zamanda enerji acisindan yuzunu Kuzey
Afrika’ya daha cok donecegini soylemek de mumkundur.

Gelismelerin bu ikinci boyutuna iliskin yukaridaki
yorum ve degerlendirmeler, bizi, Hamas’in elde ettigi
secim zaferinin tesaduf olmadigi ve gudumlu (arkasinda
buyuk guclerin) oldugu sonucuna goturmektedir. Esasen,
El Kaide’nin ABD’nin kontrolunde bir orgut olarak
dusunuldugu bir ortamda, Hamas’in ABD’nin etki
alaninda olmasi, diþlanacak bir olasilik olmayacaktir.
Eger, Hamas her bakimdan Hizbullah ile kiyaslanir ve
karsilastirilirsa, bu olasiligin hic de zayif bir
olasilik olmadigi gorulecektir. Bu nedenle, ne ABD’den
gelen ve Hamas’i hedef alan sert aciklamalara, ne de
Israil ve Filsitin taraflarindan gelen olumsuz
beyanlara kanmamak gerekir. Geriye donulup
bakildiginda, Israil’in, Seyh Ahmet Yasin ve Rantissi
gibi Hamas’in onde gelen isimlerini oldurmus olmasi
ile; Hamas’in, bugune kadar Israil’e yonelik 40’ýn
uzerinde saldirida bulunmus ve bu saldirilarda 300’un
uzerinde Israillinin olumune neden olmasina da, bu
baglamda, fazla bir anlam yuklenmemelidir. Bunlari
cikis noktasi alacak yorumlarin ve degerlendirmelerin
isabet derecesi fazla yuksek olmayacaktir. Cunku
onemli olan, arka plandaki aktorler ve bunlarin
cikarlaridir. Ýsrail ic politikasindaki parcalanmislik
ile, Filistin tarafinda birbirleri ile catisan ve bu
catismada surekli dis destek arayisi icinde olan
radikal gruplarin bollugu ve bunlarin oldukca
pragmatist oluslari da, keza arka plandaki aktorlerin
isini kolaylastirmaktadir. Bu noktada, Filistin
tarafinin dis yardimlara oldukca bagimli oldugunu da
ayrica unutmamak gerekir. Yani ipler, arka plandaki
aktorlerin elindedir.

Olaylara, ozellikle ABD’nin gelismelerdeki yeri cikis
noktasi alinirak bu sekilde bakilirsa, Orta Dogu Baris
Surecinin 1991’deki ruhu ile yeniden canlanmasi, uzak
bir olasilik olmayacaktir. ABD’nin bolgesel dengeleri
yeni kosullarda kendisi lehine sagladiktan hemen
sonra, bu sureci yeniden baslatmasi pekala mumkundur.
Turkiye’nin ozellikle bunu gormesi; gorebilmesi icin
de, gelismleri cok yakindan takip etmesi
gerekmektedir. Orta Doðu Baris Surecinin amacina
ulasmasi, Turkiye’yi bugun kurtulmaya calistigi
endislerin icine daha guclu olarak itecektir.

Turkiye, Irak’in kuzeyi konusunda kendisini
rahatlatabilecegi degerlendirmesinin etkisinde
kalarak, Filsitin ile ilgili gelismelere fazla ve
aciktan mudahil olmamalidir. Son donemde ABD ile olan
iliskilerde yasananlari hatirda tutarak ve belirtilen
olasiliklari dikkate alarak, ABD’ye mesafali
durmalidir. ABD’nin Irak’ta yasadiklarinin etkisinde
Turkiye’nin yerine ikame etmede daha gercekci ve
guvenilir alternatifler uretmesi fazla zaman
almayacaktir. Olaylar, ABD’nin Turkiye’yi bolgede yok
varsayarak mesafe alamayacagini ortaya koymustur ve bu
nedenle Turkiye, ABD’nin bolgedeki (simdilik) ortulu
hedefidir.

Turkiye icin ozellikle goz onunde bulundurulmasi
gereken yakin tehlike, Hamas’in siyasal surece
katilmasi orneginin Turkiye’ye tasinarak, bunun
PKK/KADEK teror orgutu lehine bir emsal olarak
kullanilmasi ve bu yonde Turkiye’ye baski
uygulanabilecek olmasidir. Rice’in ifadesi ile,
Hamas’in “terordeki ayagini” buradan cekerek, “iki
ayagina da siyasette yer vermesi”, eger
gerceklesirse, Turkiye’nin onune bir emsal olarak
konulacaktir. Hamas ile PKK/KADEK teror orgutunun ayný
kefede yer alip alamayacagi ayri bir konu olmakla
beraber, Turkiye icin boyle bir olasilik, hem de guclu
bir sekilde mevcuttur. Turkiye icin bir diger risk de,
bolgesel kosullarin cok hizli degisebilir olmasinin
etkisinde, Turkiye’nin mevcut kosullarda Irak
konusunda kendisini rahatalabilecegi icin Hamasli
Filsitin’e ileri derecede angaje olmasinin, neden
olabilecegi politik ve ekonomik sikintilardir.
Turkiye, altindan kalkamayacagi ekonomik yardim
talepleri ile karsi karsiya kalabilir. Turkiye’nin
Filistin ve bazi bolge ulkeleri ile olan iliskileri
bozulabilir. Turkiye, ilgi ve kaynaklarinin daha da
ufalanmasi sonucunu dogurabilecek, yeni sorunlarý,
riskleri ve tehditleri kaldýrabilecek durumda
degildir. Bunlardan uzak durmak zorundadir. 29 Ocak
2006

Gazi Universitesi
Ýktiasadi ve Ýdari Bilimler Fakultesi
Uluslararasi Iliskiler Bolumu Ogretim Uyesi

POLSAR Baskani
(www.habusulu.com, www.jeopolsar.com)

Thursday, January 26, 2006

Ceyhan Mumcu'nun Mektubu ve Toplanti Davetiyesi

Av. Ceyhan Mumcu
Atatürk Bulvarı 175/11
Bakanlıklar/ANKARA
Tel : (0.312) 419 55 47
Faks:(0.312) 419 55 51


24 Ocak 2006


Sayın Ümit Öz,

28 Ocak 2006 tarihinde Uğur Mumcu anısına “Kavşaktaki Türkiye ve Çözüm” konulu bir panel yapılacaktır. Bu panelde İşçi Partisi Genel Başkanı Sayın DOĞU PERİNÇEK, Eski İçişleri Bakanı ve CHP Milletvekili Sayın HASAN FEHMİ GÜNEŞ, ADD Genel Başkanı Sayın ERTUĞRUL KAZANCI ve ben konuşmacı olarak bulunacağız.

Son günlerde Abdi İpekçi’nin katili Ağca’nın hukukdışı biçimde tahliyesi ve kamuoyunca SüperNATO tetikçilerinin kutsanması girişiminin yaşandığını gördük. Bu durum, Türkiye’nin 12 Eylül Amerikancı darbesine getirilme sürecinde şehit edilen Doğan Öz, Cevat Yurdakul, Abdi İpekçi, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Doğanay, Ümit Kaftancıoğlu, Kemal Türkler ile Büyük Ortadoğu Planının adım adım inşasında katledilen Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Turan Dursun, Şemsi Denizer’in yakınlarını ve Kemalist Devrimi savunan güçleri derinden yaralamıştır.

Konuyu 28 Ocak 2006 tarihindeki toplantıyı düzenleyenlerle konuştum. Toplantının başında bizlere söz verecekler. Orada bir araya gelmemizin ve toplu bir tavır göstermemizin, Türkiyemize karşı düzenlenen tertiplerin boşa çıkarılmasında anlamlı olacağı inancındayım. Karanlık güçlere ve emperyalistlere karşı ayakta olduğumuzu ve mücadele ettiğimizi göstermek, şehit edilen yakınlarımızın da uğruna hayatlarını feda ettikleri Türkiye’ye borcumuzdur.

Bu nedenle 28 Ocak 2006 Cumartesi günü, saat 14.00’te, İstanbul-Beşiktaş, Ortabahçe Cad. No: 13 adresinde bulunan Elif Düğün Salonu (Kamburun Bahçesi)’nde yapılacak panelde buluşmamızı, Türkiye ve dünya kamuoyuna yukarıda belirtilen gelişmelere karşı ortak bir duruş göstermemizi öneriyorum.

Sizi davet ediyorum.

Saygılarımla.


Ceyhan Mumcu


Not :
Bu mektup, yukarıda isimleri yazılı
Tüm şehitlerimizin yakınlarına gönderilmiştir.

Tuesday, January 24, 2006

BERLİN, TALAT PAŞA HAREKATI

BERLİN, TALAT PAŞA HAREKATI
18 - 19 MART 2006


Alman Meclisinden Talep Ediyoruz:
Ermeni Katliamı Kararını Kaldırın!
Almanya’da Irkçılığa ve Türk Düşmanlığına Son!
Ermeni Katliamı Yalanı Ders Kitaplarına Konamaz!

18 Mart 2006 Cumartesi Günü
Büyük Yürüyüş ve Miting İçin
BAYRAĞINI AL, BERLİN’E GEL
24 Ocak 2006

Sayın

Emperyalist merkezlerde imal edilen “Ermeni Soykırımı” yalanını püskürtmek üzere büyük bir aydınlatma seferberliği ve eylem planı gerçekleştiriyoruz.

"Ermeni Belgeleriyle Ermeni Soykırımı Yalanı, Büyük Proje 2006” adıyla düzenlediğimiz bu kampanyayla, Türkiye’de 70 milyonluk milletimizi, Avrupa’da ve ABD’de beş milyon Türk’ü ayağa kaldırıyoruz.

Boyun eğme dönemine son veriyoruz. Batı’ya Türkiye’nin büyük gücünü göstereceğiz.

Rus ve Ermeni Devlet Arşivlerinden bulup çıkardığımız tarihi önemde belgeler, “Ermeni
Soykırımı Yalanı”nı bütünüyle geçersiz kılmakta ve Türk tezlerini kanıtlamaktadır. “Büyük Proje 2006” ile bu çok önemli belgeler dizisi, Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, Ermenice ve Arapça dillerinde yayınlanacaktır. Bu yayınlar, başta Batı merkezlerindeki parlamentolar, kamuoyu oluşturucuları, akademik kurumlar olmak üzere çeşitli çevrelere ulaştırılacak ve bilimsel toplantılar düzenlenecektir. Hedefimiz, kitlesel bir seferberlikle dünya kamuoyunu aydınlatarak, Ermeni soykırımı yalanı yönündeki parlamento kararlarını kaldırtmaktır.

Berlin’den Dünyaya Bayrak Gösteriyoruz
Büyük Proje 2006’nın ilk büyük kitle eylemi, KKTC 1. Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın önderliğinde “Berlin-Talat Paşa Harekatı” adıyla Almanya’da gerçekleştirilecektir. Bu eylem, İstiklal Savaşımızın başarı koşullarını yaratan devlet adamımız Talat Paşa’nın 15 Mart günü şehit edildiği yere çiçekler bırakılarak başlatılacaktır. Asıl büyük eylem, kitlelerin katılımıyla 18 Mart 2006 Cumartesi günü gerçekleştireceğimiz “Ermeni Katliamı Yalanına son Yürüyüş ve Mitingi” olacaktır. Arkasından ertesi gün (19 Mart 2006 Pazar) Talat Paşa Kurultayı’nda toplanacağız.

Sayın Rauf Denktaş’ın başkanlığında, çeşitli siyasi partiler ile kitle örgütleri ve sendikaların temsilcileri, milletvekilleri, öğretim üyeleri, emekli subaylar, emekli kamu yöneticileri ve diğer seçkin şahsiyetlerden “Büyük Proje 2006 Talat Paşa Harekatı Danışma Kurulu” oluşturulmuştur.

Irkçılığa Hayır Diyoruz

Asılsız “Ermeni soykırımı” kararları, yalnız Türkiye’ye değil, aynı zamanda Avrupa’da yaşayan Türklere karşı bir ırkçılık ve aşağılama kampanyasına dönüşmüştür.

Almanya Federal Meclisi’nin 16 Haziran 2005 günü kabul ettiği “Ermeni katliamını tanıma” kararından sonra, soykırım yalanı ders kitaplarına da konmaktadır. Böylece Alman çocuğuna aynı sırada yan yana oturduğu Türk arkadaşına karşı kin aşılanmaktadır. Bu kararların ırkçı gelenekleri hortlattığı apaçık ortadadır.

Her Yer Lozan Olacak

“Berlin Talat Paşa Harekatı”yla açılan yolda, Avrupa ve Amerika’da yaşayan beş milyon yurttaşımız, Avrupa Parlamentosu ile çeşitli Avrupa devletlerinin ve ABD eyaletlerinin meclislerinde kabul edilen kararların kaldırılmasını talep edeceklerdir.

“Berlin Talat Paşa Harekatı”, hem siyasal düzlemde hem yargı alanında başarıya ulaşan “Lozan 2005”in devamıdır. İsviçre’nin ardından Almanya’dayız. Sıra Fransa’ya da gelecektir.

O ki Batı devletleri, bizi iç hatlardan tehdit etmektedir; biz de savunma hatlarımızı Batı merkezlerinde kuruyoruz. Şemdinli ve Diyarbakır’ımızı, beş milyon yurttaşımızı seferber ederek Berlin, Paris, Brüksel, Londra ve New York’tan savunacağız.

Avrupa’yı Uyarıyoruz: ABD Planlarına Alet Olmayın!

Ermeni sorunu Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ve ABD merkezli olarak gündeme getirilmiştir. Geçmişte olduğu gibi bugün de vatanımıza ve milletimize karşı bölücü ve yıkıcı amaçlarla kullanılmaktadır. Ne yazık ki Avrupa devletleri, ABD planları içinde kendilerine verilen rolü sorgulamadan üstlenmişlerdir. Avrupa devletleri ve kamuoyunu, Türkiye’ye karşı bölücü ve yıkıcı uygulamalara son vermeleri için uyarıyoruz: Türkiye’yi yakmaya kalkmayın, siz de yanarsınız. Unutmayın içinizde bir Türkiye var!

Türkiye’de istikrar, Almanya ve Fransa’da istikrar demektir. Türkiye’yi ateşe verenler, kendi ülkelerini ateşe vermiş olurlar. Türkiye ile Avrupa arasında işbirliği, ancak toprak bütünlüğüne ve devlet egemenliğine karşılıklı saygı temelinde geliştirilebilir. Biz, Avrupa’ya dostluk elini uzatıyoruz.

Haydi Berlin’e!

Biz, iki yüzyıldır emperyalizme karşı mücadele eden ve zaferler kazanan bir milletiz. 18 Mart, Batılı emperyalistlere karşı Çanakkale zaferinin de yıldönümüdür. O gün Berlin’de bu büyük tarihten aldığımız kuvvetle yürüyeceğiz. Almanya’nın ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinden onbinlerce yurttaşımız albayrakları dalgalandırarak Berlin’e akacaktır. Yurtdışında çalışan ve öğrenim gören onbinlerce yurttaşımızla omuz omuza olacağız.

Bu büyük eyleme katılarak güç vermenizi diliyoruz.

Saygılarımızla,


Yürütme Kurulu
Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal
Marmara Ünv. Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Mustafa Erkal
Aydınlar Ocağı Başkanı
Ferit İlsever,
İşçi Partisi Genel Sekreteri
Nüzhet Kandemir
DYP Genel Başkan Yrd., E. Büyükelçi
Ertuğrul Kazancı,
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı
Salih Kılıç,
TÜRK-İŞ Genel Başkanı
Ensar Öğüt
CHP Ardahan Milletvekili
Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, AKP İst. Milletvekili, AGİT Türk Gr. Başkanı

Almanya Yürütme Kurulu
Tahsin Bayar,
Almanya Türk Dernekleri Koordinasyon Kurulları Genel Başkanı
Dr. Yavuz Dedegil,
Almanya, ADD Birlik Başkanı
Tacettin Yatkın,
Berlin Türk Cemaati Başkanı
Ali Mercan
Ulusal Kanal Avrupa Temsilcisi


Büyük Proje 2006
TALAT PAŞA HAREKATI
Danışma Kurulu Üyeleri
(Soyadı sırasına göre alfabetik)


Kurul Başkanı:
Rauf Denktaş, KKTC 1.Cumhurbaşkanı

Arif Acaloğlu, Bilgi Ü. Öğretim Görevlisi
Prof. Dr. Yaşar Akbıyık, Abant, İzzet Baysal Ü. Rektörü
Prof. Dr. Sina Akşin, A.Ü. Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Nejat A. Akgün, Eskişehir Osmangazi Ü. Rektörü
Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, İÜ Eski Rektörü
Doç. Dr. Yavuz Aslan, Erzurum Atatürk Ü. Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Aygün Attar, Kütahya Dumlupınar Ü. Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Mahir Aydın, İ.Ü.Öğretim Üyesi
Günseli Başar
Mustafa Başoğlu, T. Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı
Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal, Marmara Ü. Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ferit Bernay Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr.Süleyman Çelik OMÜ Sağlık Bilimleri Enstitü Müdürü
Servet Cömert, E. Tuğgeneral
Yakan Cumalıoğlu, Kıbrıs Milli Koordinasyon Komitesi Başkanı
Prof. Dr. Halil Çivi, İnönü Ü. İktisat Fak. Dekanı
Dr. Turan Çömez, AKP Balıkesir Milletvekili
Dr. Nefi Demirci, Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı
Mehmet Dülger, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı
Arif Ekim, Hür Parti Genel Başkan Yardımcısı
Yard. Doç. Dr. Necdet Ekinci, Akdeniz Ü. Atatürk Araştırma Mrk. Müdürü
Vahit Erdem, AKP Kırıkkale Milletvekili
Av. Nevzat Erdemir, İzmir Barosu Başkanı
Prof. Dr. Mustafa Erkal, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı
Mehmet Gül, MHP Eski Milletvekili
Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel, Eski Başbakan Yard. ve Dışişleri Bakanı
Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, A.Ü. Öğretim Üyesi
Nüzhet Kandemir, DYP Genel Başkan Yardımcısı, E. Büyükelçi
Doç. Dr. Şenol Kantarcı, İsparta SDÜ AİİTE Müdürü
Prof. Dr. Zafer Kars, Cumhuriyet Ü.Rektör Yardımcısı
Prof. Dr. Necati Kaya, Kars Kafkas Üniversitesi Rektörü
Ertuğrul Kazancı, ADD Genel Başkanı
Prof. Dr. Naci Kepkep, YTÜ E. Öğretim Üyesi
Salih Kılıç, TÜRK-İŞ Genel Başkanı
Prof. Dr. Selami Kılıç, Atatürk Ü. Tarih Bölümü Başkanı
Orhan Koloğlu, Tarihçi, Yazar
Prof. Dr. Enver Konukçu, Erzurum Atatürk Ü. AİİTE Müdürü
Uğur Kurtulan, Eln. Yük. Müh. İş Adamı
Prof. Dr. Erol Manisalı, İÜ.Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Nurşen Mazıcı, Marmara Ü. Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Hakan Muğlalı, Samsun, OMÜ Vet. Fak. Dekanı
Yaşar Müjdeci, E.Korgeneral,
Ensar Öğüt, CHP Ardahan Milletvekili
Enis Öksüz, Ulaştırma Eski Bakanı
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Prof. Dr. Yakut Irmak Özden, İ.Ü. AİİTAE Müdürü
Turan Özlü, Büyük Proje2006 Yayınlar Sorumlusu
Dr. Doğu Perinçek, İşçi Partisi Genel Başkanı
Mehmet Perinçek, Arş.Gör. İÜ AİİTE
Prof. Dr. Şaban Sarıkaya OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı
Vural Savaş, Yargıtay Onursal C. Başsavcısı
Prof. Dr. Acar Sevim, Mar. Ü. Öğr. Ü., Kadıköy Türk Ocağı 2. Başkanı
Prof. Dr. Ayhan Sezer, Mersin Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Dekanı
Prof. Dr. Hale Şıvgın, Gazi Ü.AİİTAE Başkanı
Dr. Bilal Şimşir, E. Büyükelçi, Yazar
Vedat Tüfekçi, Muharip Gaziler Derneği İst. Şube Başkanı
Prof. Dr. Atıf Ural, Kocaeli Ü. Kurucu Rektörü
Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, AKP İst. Milletvekili, AGİT Türk Gr. Başkanı
Prof. Dr. Kadri Yamaç, Gazi Üniversitesi Rektörü
Hüseyin Macit Yusuf, İşadamı












BERLİN, TALAT PAŞA HAREKATI
PROGRAMI

15 Mart 2006 Çarşamba
Talat Paşa’nın Berlin’de katledildiği yerde
saygı duruşu

18 Mart 2006 Cumartesi
“Ermeni Katliamı Yalanına Son” Yürüyüş ve Mitingi
Buluşma Yeri: Ernst-Reuterplatz/17. Juni
Miting Alanı: Steinplatz

19 Mart 2006 Pazar
Talat Paşa Kurultayı

Türkiye’den Katılım
Türkiye’den siyasetçiler, bilim adamları, sendika. kitle ve meslek örgütü yöneticileri ile yurttaşlardan oluşan yaklaşık bin seçkin şahsiyetin katılımı örgütlenmektedir. Bununla birlikte Türkiye’nin çeşitli illerinden yurttaşlarımızın katılımı için, illerde Talat Paşa Harekatı Girişim Kurulları oluşturulmuştur. Ayrıca yurttaşlarımızın bireysel olanaklarla Berlin’e gelmeleri de mümkündür.

Yurtdışından Katılım
Berlin yürüyüş ve mitingine, çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşayan on binlerce yurttaşın katılması için çeşitli merkezlerde Girişim Kurulları faaliyete geçmiştir. Uçaklar ve otobüsler tutulmakta, trenlerde yer ayrılmakta ve özel arabalarla ulaşım planlanmaktadır.Yurttaşlarımızın kendi çevrelerinde kitlesel katılımı örgütlemelerini teşvik ediyoruz.


Türkiye’den Gidecek Gruplar
Türkiye’den Berlin’e gidiş iki ayrı grup halinde planlanmaktadır:

1.Grup, (5 gün 4 gece): 15 Mart 2006 Çarşamba sabahı İstanbul , Ankara ve İzmir’den kalkacak uçaklarla hareket edilecek, beş günlük programın ardından 19 Mart Pazar günü dönülecektir.

2. Grup, (2 gün 1 gece): 18 Mart Cumartesi günü İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere Türkiye’nin uygun merkezlerinden kalkan uçaklarla Berlin’e hareket edilecek, bir gece konaklama ardından 19 Mart akşamı uçakla yurda dönülecektir.

Berlin’de Tarihsel ve Kültürel Gezi
Katılımcılar için Berlin ve yakın çevresinde, tarihsel ve kültürel yerler gezilecek; Bergama Artemis Tapınağının sergilendiği müzeye ziyaret gerçekleştirilecektir. Berliner Ensemble’da Brecht tiyatrosunun birlikte izlenmesi için olanaklar araştırılmaktadır.


Ulaşım
Türk Hava Yolları ve özel havayolu şirketleriyle görüşülüp en uygun koşullarda uçak kiralamak için görüşmeler sürüyor. Katılımcılar uçak ve konaklama ücretlerini kendileri karşılayacaklardır. Seyahat hizmetleri için acenta desteği sağlanacaktır. Almanya’daki konaklama vb. giderler mümkün olduğu kadar desteklerle karşılanacaktır. Katılımcılar bu konuda bilgilendirilecektir.




Ön Ödeme
Katılımcılardan, ileride her şey dahil giderler toplamından düşülmek üzere. 1. Grup için 1 000 YTL, 2. Grup için 600 YTL ön ödeme alınacaktır. Ön ödemeler aşağıdaki hesap numarasına yatırılacaktır.

Nuran Gökdemir: T. İş Bankası Beyoğlu Şubesi, 1011-163 65 03


Pasaport ve Vize
Yeşil pasaportlar için vizeye gerek yoktur. Bunun dışındaki katılımcılar, en geç 15 Şubat 2006’ya kadar pasaportlarını hazır etmelidirler. Vize gerektiren pasaportlar ve istenecek belgeler “Büyük Proje 2006” sekreterliğine ulaştırılacaktır.


İletişim

Ankara : Mehmet Cengiz
Sekreter: Havva Şahiner
Telefon : (312) 230 59 48 Faks: (312) 229 29 94
iphbaran@hotmail.com

İstanbul : Turan Özlü
Sekreter: Nuran Gökdemir
Telefon : (212) 251 99 10- Faks : (212) 293 48 07 – 0532 728 30 09
buyukproje@ulusalkanal.com.tr

İzmir : Av. Erdoğan Özer
Telefon: (232) 445 27 26 - 0532 313 09 98
Faks : (232) 445 46 64
buyukproje2006izmir@mynet.com

Adana : Sedat Memili
Telefon: (322) 363 60 16 - 0555 433 11 85
sedatmemili@mynet.com

Antalya : Av. Bayram Atasoy,
Tel : (242) 244 36 82 - Faks : (242) 241 12 73
avukatbayram@superonline.com

Aydın: Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Odabaşı
Telefon: (256) 212 25 71 – 0532 325 65 98
arodabasi@adu.edu.tr

Balıkesir: Kartal Demir
Telefon: (266) 245 13 88 – 0542 611 83 92
kartalde@hotmail.com

Bursa: Metin Şimşek
Telefon: (224) 221 75 69 – Faks : 221 75 32 - 0532) 646 52 89
cem@om-insaat.com

Çanakkale: M. Kemal Ertuğrul
Telefon: (286) 416 11 80 – 0544 490 48 38
ipcanakkale@mynet.com
zuhat_uzun@hotmail.com

Denizli : Mustafa Güleç
Tel- Faks: (258) 263 97 93 – (532) 558 22 31
ipdenizli@ttnet.net.tr

Eskişehir: Erdinç Memiş
Telefon-Faks: (222) 234 25 40 - 0505 297 89 00

Gaziantep: İbrahim Yiğit
(342) 220 65 31- 0535 450 27 30
antepulusal@yahoo.com

Hatay: Prof. Dr. Ercan Enç
(326) 245 58 45 – 0542 261 68 89 –0535 923 39 28
ercanenc@mku.edu.tr - emilhanguclu@mynet.com

Isparta: Serkan Nogay,
(246) 232 88 04 - 0537 783 19 79
snogay32@hotmail.com

Kayseri: Asil Kip
Tel-Faks: (352) 320 76 01 - 0536 606 47 62
ekremdemir68@yahoo.com

Kocaeli : Prof. Dr. Kürşat Yıldız
Telefon-Faks: (262) 321 68 72 – 0533 715 41 88
yildiz_kursat@yahoo.com

Kırıkkale: Sami Pehlivanlı
Tel-Faks: (318)225 38 95 – 0532 681 78 33
ip_71@hotmail.com

Malatya: Osman Özbay
Tel: (422) 325 09 57 – Faks: 322 07 22 - 0536 390 80 86
ipmalatya@hotmail.com

Mersin : Nazmi Çakır
Telefon: (324) 327 47 76 - 0533 335 74 33
Faks: (324) 238 43 49-336 38 14
saadet05@yahoo.com

Muğla : Av. Yüksel Sarı
Telefon: (252) 282 91 38-282 30 12 - 0533 243 26 14
avukatyuksel@hotmail.com

Sakarya : Kemal Ağralı
Telefon-Faks: (264) 277 33 16 - 0533 611 56 07
kemal_agrali@yahoo.com

Samsun : Sırrı Turan
Telefon: (362) 231 31 15 - 0532 527 37 91
sirrituran@hotmail.com

Sivas: Cumhur Akbulut
Tel-Faks: (346) 223 15 90 - 0542 352 39 84

Yurtdışı : Ali Mercan
Telefon: 004969 739 18 773 -004969 174 331 97 87
Faks: 75 00 9310 – alimercan@web.de

KAVŞAK

KAVŞAK

Koç, Tarihsel Mirası Paylaştırıyor!

Ozgen Acar

Cumhuriyet

Sempatik Mülkiyeli kardeşimiz, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’u “uyuyormuş” sanıyorduk. Meğerse, saman altından su yürütmek için öyle davranıyormuş. Turizm Bakanı Koç olarak, Kültür Bakanı Koç’un sorumluluğundaki Türkiye’nin “tarihsel, kültürel, dinsel mirasını” özel kurum ve kişilere “pazarlamaya” hazırlanıyormuş.

18 Ocak’ta CHP Antalya Milletvekili Tuncay Ercenk’in, TBMM Başkanlığına, Koç’un yanıtlaması istemi ile şu yazılı soru önergesini sunmasından sonra ayıldık: “Yıkılma ve akustik özelliğini kaybetme tehlikesi ortaya çıkan Aspendos tiyatrosunun korunması ve iyileştirilmesi konusunda her hangi bir tedbir almayı düşünüyor musunuz? Gündeminizde Aspendos tiyatrosunun özel sektöre devredilmesi konusu var mıdır? Bakanlığınız ile Maliye Bakanlığı arasında Aspendos Tiyatrosunun kiralanması konusunda bir protokol imzalanmış mıdır? Antalya kültürünün önemli bir parçası olan Aspendos tiyatrosuyla ilgili alınacak kararlarda Antalya halkının görüşüne başvurmayı düşünüyor musunuz?”

Koç’un Bayramın son günü Efes’i ziyaretinde “antik tiyatro ve kentlerin bakım ve temizlik işinin üstlenilmesi karşılığında kapı girişlerinin özelleştireleceğini” söylediğini, Pazar günü Cumhuriyet’te okuyunca araştırdık..

Koç, görevlilere; aralarında, Troia, Assos, Bergama, Efes, Milet, Bodrum, Hierapolis, Fethiye, Fasilis, Arykanda, Perge, Side, Aspendos gibi; 25-30 tiyatronun “restorasyon” maliyetlerinin iki hafta içinde çıkarılması talimatını vermiş. Bu çalışma, antik tiyatroların, çeşitli özel kurum ya da kişilere devredilmesine hazırlıkmış. Örneğin Efes’in devri için daha şimdiden “ihalesiz mihalesiz” TÜRSAB’a söz verilmiş. TÜRSAB’ın, yılda 1.5 milyon kişinin trilyonlar bıraktığı Efes giriş ücretlerinin, kapılardaki satış mağazalarının, tiyatronun kaymağını yiyeceği anlaşılıyor. Bize “afiyet olsun” demekten başka bir şey düşmeyeceğini sanıyorlarsa, çok yanılırlar. Koskoca TÜRSAB, geçen yıl koskoca Efes’te yalnızca bir Vespa tipi motosikletin arkasına yerleştirilen bir kutu ile çöpçü rolüne soyunmuştu. Bakanlığın DÖSİM adlı döner sermayesine finanse ettirilen kentin gece aydınlatılması işinin sözde “sponsorluğunu” yüklenerek, kaz gelecek yerden tavuğu esirgememişti. Acaba İzmir milletvekilleri, bu aydınlatma işinde sponsor TÜRSAB’ın ne kadar, DÖSİM’in ne kadar ödeme yaptığını, ihale açılmadan hangi müteahhitlere bu işin verildiğini araştıramazlar mı?

Antalya milletvekili Ercenk’in soru önergesinden aynı durumun Aspendos tiyatrosunun da birilerine peşkeş çekilmek üzere olduğu anlaşılıyor.

Bir başka “banknot matbaası” olan Demre’deki Noel Baba Kilisesinin de yakında, örneğin TAÇ Vakfına devredildiğini görürsek şaşırmayalım.

Yuvadan Atılan Leylek Yavruları

Geçen hafta içinde Kültür Sayfamızda bir haberimiz yayımlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığının “asli” görevi olarak, bakmakla “yükümlü” olduğu 130 kadar müzeden “etnografik” nitelikliler belediyelere, “arkeolojik” olanlar da il özel idarelerine devrediliyor. 21’i “ulusal müze” adı altında toplanarak Bakanlıkta bırakılırken, ikincil 30 müze ise ulusal müze başkanlıklarına bağlanıyordu. Bakanlık, banknot matbaası gibi çalışan bu müzeleri kendi, bünyesinde koruyup (büyük olasılıkla bunları da yakın gelecekte özel kuruluşlara devretmek üzere) öteki zavallı müzeleri leylek yavrusu gibi nasıl yuvadan atabilir? Belediyelerin eti ne, budu neydi ki bu müzelere bakabilsinler? Buna karşılık, para kaynağı olan antik kentlerin giriş kapılarındaki bilet kesimleri, tiyatro gelirleri belediyelere, il özel idarelerine değil, özel kurumlara devrediliyor. İsterseniz şöyle yapalım. Kent girişlerini belediyelere, zavallı müzeleri özel kuruluşlara devredelim. Böylece belediyeler de müzeler de güçlenir! Olacak duaya amin diyemeyiz. Çünkü, müzelerin devri ile Anayasanın 63. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen “devlet mülkiyeti” kavramına ters düşülüyor, yurt dışındaki mahkemelerde milyonlarca dolar ödenerek savunulan ilkenin köküne kibrit suyu dökülmüyor mu? Yurt dışına kaçırılmış tarihsel, kültürel, dinsel mirasın geri getirilmesine ilişkin davaların peşini bırakıp “Mahkemelerde para harcama yerine onları oralarda bırakalım ki Türkiye’yi tanısınlar” zihniyetindeki bir Kültür Bakanından başka ne beklenir?

Gün geçmiyor ki soyulmayan müzesi, hatta Topkapı Sarayı bile, metal detektörler ve dinamitlerle tahrip edilmeyen ören yeri kalmayan bir ülkede, üstelik “valilik” yapmış, “devlet” nedir bilen bir bakanın asli işi bu müzeleri korumak değil midir? Bırakın öteki yöreleri, kendi seçim bölgesi Aydın’da, Nysa antik kentindeki hırsızlığın, bir müze soygununa seyirci kalınmadı mı? Basına değil ama TBMM gündemine yansıdı. Geçen Şeker Bayramında Milet Müzesine giren (hırsızlar değil) soyguncular, müze bekçilerinin tabancalarını alıp ellerini kollarını bağlayıp bağırmasınlar diye de ağızlarını bantladıktan, nefes aldıklarından emin olduktan ve bir lahtin içine koyduktan sonra müzeyi güzelce soymuşlardı. Anlaşılan “Mektepleri kapatırsak maarif meselesi halledilir” diyen Osmanlı Maarif Nazırının izinde yürüyor uyuyan prensimiz. Müzelerde soygun mu var, devredin belediyelere. Bırakın hırsızlığın hesabını, çalışan personelin aylığını dahi ödeyemeyen, belediye başkanları versin. Ören yerlerinde defineciler dinamit mi patlatıyor, çıkar faturayı TÜRSAB’a, TAÇ Vakfına ya da bu yerlerin peşkeş çekildiği özel kişilere... Gaziantep’te Zeugma mozaiklerini barındıran yeni müzenin açılışında Koç, 32 si kapalı olan ve 28 müdürün bulunmadığı 95 müzenin hiç birinin kapalı kalmayacağına, müdürsüz bırakılmayacağına söz verdiğinde kendisini övmüştük. Biz nereden bilebilirdi ki “sırtındaki kamburu” yerel yönetimlere yükleyeceğini.

Yıllar önce Kültür ve Turizm Bakanlığınca batı ülkelerinde uygulanan “ören yerleri alan yönetimleri” konularında çalışmalar yapılmış, ülkenin geneli için uygulanacak yasa taslakları hazırlanmıştı. Koç’un elinin tersi ile bunları iterek, zavallı müzeleri yuvadan atışının, para basan ören yerlerini özel kurumlara pazarlamasının ardındaki mantığı anlayanlar bir babayiğit varsa beri gelsin.

Ören yerlerindeki kazılar tamamlanmadan, iki bin yıllık tiyatroların hastalıklarına tanı koyup sorunlarını gidermeden, binlerce kişinin oturacağı ve gelecek kuşaklara bırakacak biçimde güçlendirmeden, bol gürültülü gösterilere açma uygulamasına “bilim adamı” denilen arkeologlarımızın neden sesleri çıkmıyor acaba? Yoksa kazılarına DÖSİM’den ödenek, alamamaktan mı korkuyorlar?

Tak AKP Rozetini Bitir İşini!

Selçuk Belediye Başkanı H. Vefa Ülgür, ne diyor? Ülgür’ün buraya almadan önce bir noktayı da anımsamakta yarar var. Birkaç ay önce Selçuk’a atanan, “Efes ören yeri eğer devredilecekse özel idareye verilmelidir” diyen kaymakam, apar topar terfi ettirilerek Şırnak’a “vali” olarak atandı. Ülgür’ün atanacağı başka yer olmadığı için, kaymakamla paylaştığı şu sözleri bir daha okuyalım:

“Efes, ekonomik getirisiyle devletimizin sırtında bir yük olmaktan çok, önemli bir gelir kaynağıdır. Temizlik ve bakımının üstlenilmesi şartıyla kapı giriş ücretlerinin özelleştirilmesi birçok yeni sorunu gündeme getirebilir. Biz Selçuk Belediyesi olarak buranın temizlik ve bakımını sürdürmeye talibiz. Kapı giriş ücretleri her hangi bir özel sektör kuruluşuna veya herhangi bir kuruma bırakılacaksa, bu kurum TÜRSAB yerine Selçuk Belediyesi, içerisinde Kaymakamlık makamının da bulunduğu Köylere Hizmet Götürme Birliği olmalıdır. Çözüm, Sayın Valimizin şemsiyesi altında Efes ören yeri için özel bir yönetim modeli kurmaktan geçmektedir. İçerisinde kaymakamlık, belediye, müze ve kazı evi, kültür müdürlüğü ile sivil inisiyatif de yer almalıdır. Ayrıca Efes kentinin yaratmış olduğu gelirin en az yüzde ellisi bu antik kente harcanmalıdır. Efes’deki bütün problemleri çözecek ‘Efes Alan Yönetimi’ adı altında bir yönetim modelinin taslağı vardır.”

Selçuk Belediye Başkanı çok saf olmalı... Ne uğraşıp duruyor bu çağdaş yöntemler ile. Meslektaşı belediye başkanı gibi taksın AKP rozetini göğsüne, onun Dalyan plajlarının işletmesini aldığı gibi o da Efes’i alsın...

“Turist artıkları ile ot temizliği karşılığında” bu ören yerlerinin, özellikle tiyatroların hiçbir bilimsel dayanağı olmadan “özel sektöre devredilmesinin” saçmalığı karşısında Türkiye’deki tüm yabancı arkeoloji enstitülerinin, onlar aracılığı ile Avrupa Birliğinin, UNESCO ve benzeri uluslararası kuruluşların harekete geçeceklerinden hiç kuşkumuz yok...

Saturday, January 14, 2006

Orta Asya'nin Parlayan Yildizi Kazakistan'da Yeni Bir Donem Basliyor

Yrd. Doc. Dr. Abdulvahap Kara

Aralik ayindaki secimlerde 7 yillik bir donem icin tekrar halktan yetki
alan Nursultan Nazarbayev, yeni donem Cumhurbaskanligi gorevi icin 11 Ocak
gunu duzenlenen torende yemin etti. Secimlerden sonra ve yemin toreni
sirasinda verdigi beyanatlarla Nazarbayev, Kazakistan'in ic ve dis
politikada yeni bir donemin baslamakta oldugunun isaretlerini verdi. Halk
secimlerde Nazarbayev'i tercih etmekle istikrar ve kalkinmadan yana oldugunu
gosterdi.

Bilindigi gibi, 4 Aralik 2005'ta yapilan secimlerde bes aday yaristi.
Nazarbayev, oylarn % 91'ini alarak diger adaylara karsi ezici bir ustunluk
saglarken, muhalif partilerin ortak adayi Adil Kazakistan Hareketi Lideri
Jarmahan Tuyakbay % 6,4, Ak Yol Partisi Lideri Alihan Baymenov % 1.65,
Komunist Partisi'nin adayi Erasil Ebulkasimov % 0.38, Tabiat Hareketi Lideri
Mels Elevsizov ise % 0.38 oy aldi.
Kazakistan Cumhurbaskani Nazarbayev, secim sonuclarinin belli olmasinin
ardindan yaptigi basin toplantisinda, secim zaferini, kendisinin degil,
halkin bir zaferi olarak nitelendirdi ve secimin bu sekilde sonuclanmasinin
temel uc sebebini su sekilde izah etti: "Kazakistan halki bagimsizligimizin
gelecegi icin, halkimizin birlik ve beraberligi icin, ulkedeki huzur icin
birlik mesaji verdi. Ikincisi, bunu benim bagimsizligimizin 14 yilindaki
calismalarimi halkin onaylamasi olarak biliyorum. Ucuncusu, ilan ettigim
programimin onumuzdeki 7 yil icinde gerceklestirmem icin boylece bana yetki
vermektedir. Ulke ekonomisinin yenilenmesi, Kazakistan'i dunyanin gelismis
elli ulkesinin arasina girdirmek, bunun icin endustriyel ve yaratici
stratejiyi uygulamak, tarimi yeni seviyelere cikarmak, toplu konut insasini
ilerletmek, saglik ve egitim alanlarina ayrilan butceyi uc misli arttirmak,
calisanlarin ve emeklilerin maasi ile ogrenci burslarini onumuzdeki yillarda
iki misli arttirmak, orta ve
kucuk olcekli isletmeleri gayri milli hasiladaki yerini % 20'lerden 40'lara
yukseltmek. Bunlarin hepsi benim sorumlulugumda bulunmaktadir."

Basin toplantisinda, bir gazetecinin "Orta Asya Birligi" konusundaki
projesini devam ettirip ettirmeyecegini sorusu uzerine verdigi cevapta
Nazarbayev: "Bu projeyle ilgili teklifimi gecen baharda yaptim. Ancak bu
secimler dolayisiyla, calismalar biraz agirlasti. Buna ragmen, "Orta Asya
Ekonomik Birligi'nin Kurulmasi" ile ilgili taslak calismayi hazirlattim,
imzaladim ve butun Cumhurbaskanlarina gonderdim. Saglik olursa, kampanya
bittikten sonra, bu ulkelerin hepsine ziyaret yapacagim ve bas basa
gorusmelerde bulunarak projenin ne oldugunu, onlara ne gibi yararlar
saglayacagini, Kazakistan'in bu ulkeleri destekleyecegini, gerekirse kredi
acacagini, ekonomilerine bizim isadamlarinin yardimci olacagini ve butun
bunlarin halkin ekonomik durumunu duzelteceginin ve o ulkelerde huzur
olacagini anlatacagiz. Komsunun huzurlu olmasi iyidir. Eger anlasma
saglayabilirsek, bu butun Orta Asya'daki kardeslerimizi ekonomik acidan
birlestirecektir. Eger, guclerimizi birlestirirsek, bunun hepimizin
bagimsizliginin korunmasina buyuk katkisi olacaktir. Kirgizistan ve
Tajikistan projeyi destekliyor. Son zamanlarda Kerimov'tan da destek aldik."

Kazakistan Cumhurbaskani, yeni donem cumhurbaskanligi gorevi icin 11 Ocak
2006'da duzenlenen yemin torenine katildi. Astana'da "Ak Orda" olarak
adlandirilan Cumhurbaskanligi koskunde gerceklesen ve Rusya, Ukrayna,
Ozbekistan, Gurcistan ve Afganistan Devlet Baskanlari ve Basbakanlar
seviyesinde temsil edildigi yemin toreninde Turkiye'yi Basbakan Yardimcisi
ve Disisleri Bakani Abdullah Gul temsil etti. Torende, Nazarbayev:
"Kazakistan halkina sadakatle hizmet edecegime, Kazakistan Cumhuriyeti
Anayasasi ile kanunlarina siki bir bicimde koruyacagima, vatandaslarin
haklari ile ozgurluklerini temin edecegime, Kazakistan Cumhuriyeti
Cumhurbaskanliginin bana yuklenen serefli sorumlulugunu layikiyla yerine
getirecegime huzurlarinizda ant icerim" diyerek yemin etti.

Yemin toreni oncesinde, Disisleri Bakani Abdullah Gul, Nazarbayev
tarafindan kabul edildi. Gorusmeden sonra gazetecilere verdigi beyanatta
Gul, "Kazakistan basarili ekonomik ve siyasi reformlarin sonucunda, Orta
Asya bolgesinin parlayan yildizina donustu" dedi. Ayrica Turkiye halki ve
hukumeti adina, Nazarbayev'i tekrar secilmesi dolayisiyla ve Kazakistan
halkini da kurban bayrami vesilesiyle kutladigini soyleyen Gul,
Nazarbayev'in liderliginde Kazakistan'in gelecekte hizli bir bicimde
kalkinmasini devam ettirecegine olan inancini da dile getirdi.

Abdullah Gul, Kazakistanli meslektasi Kasimcomert Tokayev ile de bir
gorusme yapti. Bu gorusme ile ilgili olarak Kazakistan Disisleri Bakani
Tokayev, gazetecilere yaptigi aciklamada, Turkiye'nin Kazakistan'in 2009
AGIT'e baskanlik etmesini ve 2010'da Kazakistan'in adayligini BM'nin
Ekonomik ve Sosyal Konseyi'nde destekleyecegini soyledi. Ayrica, Tokayev,
Turkiye'de yapilacak olan Turk Cumhuriyetleri Devlet Baskanlari zirvesinin
onemli olduguna isaret etti. Ancak, zirve tarihin henuz kesinlesmedigini
ifade etti. Zirve toplantilari bes yildir kesintiye ugradi. Bilindigi bu
zirvelerin sonuncusu 2001 yilinda yapildi.

Kazakistan Disisleri kaynaklari, iki ulke arasindaki ticaret hacminin ise
500 milyon dolari astigini belirtmektedir. Bu rakamin 2003'te 200 milyon
dolar seviyesinde oldugu goz onune alindiginda, iki ulke arasindaki
ticaretin gun gectikce arttigi gozlemlenmektedir. Tokayev, genel olarak
Turkiye iliskilerin cok yonlu gelistigine isaret etti.

Kazakistan Cumhurbaskani Nursultan Nazarbayev, 11 Ocak 2004'ta Astana'da
yapilan yemin toreninde yaptigi konusmada "Bundan 14 yil kadar once
bagimsizligina kavusan Kazakistan bir cok sikintilari basariyla gecerek
siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda hizli kalkinma donemine girmistir. Biz
butun Kazakistanlilarin esit hak ve ozgurlukler ile endisesiz hayat
surmelerini temin edecek anayasamizi duzenleyerek yasalastirdik. Biz bu
yillar zarfinda 130 kadar etnik kokenden insanlarin yasadigi ulkemizde
halklar arasinda uzlasma ile siyasi istikrara dayanan uzak goruslu
politikalari takip ettik. Bu durum, calkantili bir donemde Kazakistan'i
dunyadaki dostluk ve baris bolgelerinden birine donusturdu." dedi.

Konusmasinda ekonomik gelismelere dikkat ceken Nazarbayev sunlari ifade
etti: "Siyasi huzuru saglayan Kazakistan yurt ekonomisine 40 milyar dolardan
fazla yabanci sermayeyi cekmesini bildi. Ulke enerji kaynaklarini hizli bir
bicimde isleterek onu dunyanin bir cok tarafina sevk etti. Kendi enerji
guvenligini saglamakla kalmayip dunya ekonomisindeki enerji dengelerinin
olusmasina da katki saglamaktadir. Dis politikadaki bu avantajlar bizi
dunyadaki butun ulkelerle dostluk, karsilikli yardimlasma ve isbirligi
icinde olmak istegimizin bir isaretidir. Bunlarin hepsini, Kazakistan'in
dunya guvenlik ve gunumuz istikrarina yaptigi katkilar olarak kabul
edebiliriz."

Nazarbayev konusmasinin bir bolumunu ise Kazakistan'in gelecegi ile ilgili
politikalarina ayirdi: "Benim cok arzuladigim bir istegim var. Onumuzdeki on
yilda Kazakistan'i dunyanin rekabet edebilen ilk 50 ulkesi arasina katmak
istiyorum. Gelismisligin sadece ekonomi, fert basina dusen milli gelir veya
genel milli hasila ile olculemeyecegi malum. Ben gelismis ulkenin dort
olcutunu: ekonomi, siyaset, sosyal ve kulturel olcutlerine isaret etmek
istiyorum. Boyle bir durum saglam ekonomik, idari, siyasi ve hukuki
degisiklikleri amaclayan kapsamli bir programi talep eder. Onumuzde yogun
calismalar durmaktadir. Biz kendimizin Dunya Ticaret Orgutune uye olmamiz ve
AGIT'e baskanlik etmemiz konusundaki planlarimizi bu acidan
degerlendiriyoruz. Halkimin bana emanet ettigi vakti iste amaclara ulasmak
icin kullanacagim. Halkin guvenine, siyasi guc ve gayretlerimi butunuyle
kullanarak avantajlari akillica kullanarak layik olmak onemlidir. Dista ve
icte koklu guvenlik temin edilmeden, hicbir plan
ve amaci yerine getirmek mumkun degildir. Bizim ic guvenligimiz uc temele
dayanmaktadir. Bunlar milletlerarasi ve dinlerarasi uzlasmayi koruma, bu
siyasi sistemi olgunlukla demokratiklestirme surecindeki siyasi istikrar, bu
milli guvenlige karsi ciddi tehlikelere cesurca tedbir almadir.

Bizim dis guvenligimiz enerji guvenligi, uluslar arasi terorizme karsi
mucadele, Kazakistan sinirlarinin boyundaki dostane komsuluk ile istikrar
kusagini olusturma hususundaki uluslar arasi yukumluluklerimizi dogru
degerlendirmemize temellenmektedir. Biz Rusya, Cin, ABD ile stratejik
ortaklik cemberinden cikmayacagiz. Avrupa Birligi ve Musluman ulkelerle
isbirligini gelistirmek - bizim dis politikamizin onceliklerinden biridir.
Biz Orta Asya'da en yakin komsularimizla iliskilerimize ozel bir onem
veriyoruz. Bolgenin guvenligi bize devletler etkilesimi seviyesinde nitelik
acisindan gelismemizi talep etmektedir. Benim buna inancim tamdir."

Nazarbayev'in 11 Ocak 2004'de yemin ederek yeni donem Cumhurbaskanligi
gorevine baslamasiyla birlikte, Kazakistan'da yeni bir tarihi donem de
baslamaktadir. Cunku, Kazakistan gerek devlet duzeyinde ve gerekse liderlik
duzeyinde bir cok tecrubeyi bunyesinde barindirmaktadir. Ulke, 2006'da
bagimsizliginin 15. yilina girmektedir. Yaklasik 70 yillik bir Sovyet
doneminden sonra gecis donemi basariyla atlatan Kazakistan'in kendine guveni
daha da artmýs bulunmaktadir. Bu durum, onun milli demokratik bir ulke
yolunda onemli adimlar atmasinda onemli rol oynayacaktir. Boyle bir kritik
donemde 1984 yilindan beri, tam 22 yildir Kazakistan'in yonetiminde soz
sahibi olan bir liderin isbasinda olmasi ayri bir oneme haiz olmaktadir.
Ayrica, bu yeni donemde, Kazakistan'in Avrupa Birligi ile muzakereleri
baslatmis ve ekonomik alanda bir cok sikintilari geride birakmis olan
Turkiye ile olan iliskilerin de buyuk bir hizla gelisecegi muhakkaktir.

Friday, January 06, 2006

JEOPOLSAR:Uluslararasi Iliskiler Dergisi, Ocak 2006 Sayisi

Jeopolsar Dergisi

http://www.jeopolsar.com/


Politik Stratejik Arastirmalar
Uluslararasi Iliskiler Dergisi
Cilt:2 Sayi:5
Ocak 2006

Icindekiler:

Osman Metin Ozturk
"Askerin ve Silahli Kuvvetlerin Guncel Islevi"


Burak Tangir
"Kiralalanabilen 'Ordular': Zayif Devletlerde Parali Askerler"


Mustafa Kibaroglu
"Iran'in Nukleer Programi: Aktorler ve Etkileri"


Furkan Cako
"Nukleer Kulup ve Kuzey Kore"


Cavid Veliyev
"Guney Kafkasya'da Guvenlik Sorunlari; ve Yapilanmalari"


Siyavus Memmedzade
"Hazar Havzasindaki Ulkelerin Silahlanma Yarisi ve Azerbaycan Savunma
Sanayisinin Onemi


Anthony Oberschall
"Terorizmi Aciklamak: Kollektif Hareket Teorisi"


Tugrul Keskingoren
"Soros'un "Turanciligi" ve Uluslararasi Kapitalizm"


Ali Semin
Ilk Durusmaya Iliskin Bir Yorum: Saddam Idam Edilecek mi"


Mustafa Ozturk
Yeni Bir Bolgesel Orgutlenme Modeli (Guneybati; Asya Birligi)"


Osman Metin Ozturk
Kuzeydogu Akdeniz Isbirligi Orgutu


Osman Metin Ozturk
On Asya Bagimsiz Devletler Birligi


Serdar Kesgin
Avrupa Savunma ve Guvenlik Yapilanmasi ve Turkiye"


Ayca Aylanc
Sanghay Isbirligi Orgutu (SIO) nun Kuresel Savunma ve Guvenlik
Yapilanmasindaki Yeri


Harun Kartal
Bagimsiz Devletler Toplulugu(BDT)nun Kuresel Savunma ve Guvenlik
Yapilanmasindaki Yeri"


Burcu Corten
1945'ten 2005'e Birlesmis Milletlerin Reform Sureci


Pinar Taskiran
Uluslar arasi Barisin Korunmasi Baglaminda BM'in Gecen 60 Yilinin
Orgut ve Turkiye Acisindan Degerlendirilmesi


M.Uzal
Uluslararasi Sistemdeki Degisim ve BM


Shashi Tharoor
Amerika, BM'ye Hala Nicin Ihtiyac Duyuyor?


Ogun Duru
Birlesmis Milletler ve Turkiye"


POLSAR Amerika-ABD Masasi
Hegemonya'ya Venezuella Itirazi


POLSAR Afrika Masasi
Tarihi, Jeopolitigi ve Siyaseti ile Misir


POLSAR Ortadogu Masasi
"Irak: Savas, Secim ve Gelecek Uzerine

Wednesday, January 04, 2006

TÜRKİYEYİ TÜRKSÜZLEŞTİRMEK

TÜRKİYEYİ TÜRKSÜZLEŞTİRMEK
TÜRKÜ ATATÜRKSÜZLEŞTİRMEK

Doç. Dr. Abdullah Gündoğdu



Türk halkı “derin devlet” kültürünü çok sevdi. Bu husus, popüler kültürümüzdeki “derin devlet hastalığı”nın adeta bir salgına dönüşmesinden kendini belli ediyor. Bu hastalıktan nasibini almamış yurt köşesi kalmadı gibi.. Her kahve hanede bir değil birkaç derin devlet uzmanı kendine dinleyici topluluğu bulabilmekte. Yazılı ve görsel basınımızın kayıtsız kalamadığı bir gerçeklik söz konusu ettiğimiz. Kurtlar Vadisi görülmemiş bir ilgiyle karşılaşıyor. Şubat Soğuğu gibi onun alternatifleri de kendi çapında ses getiriyor. “Efendi” “Bay Pipo” tipi kitaplar aile başına düşen derin devlet uzmanlarımızın oranını gün be gün artırıp ülkeye yeni uzmanlar kazandırıyor. İnternette istihbaratçı eskilerinin sitelerinden geçilmiyor.
Kurtlar Vadisi, bunlar içerisinde en çok ses getireni oldu. Ülkede dizi saatinde sokaklar boşalmaktaydı. Diziye gösterilen ilgi kanallar arası savaşa neden olduğu gibi, Türk sinema sektörünü Hollywood’la yarışacak imkânlara kavuşturması da beklenir. Dizinin son bölümü ve yakında gösterime girecek sinema filmi ünlü Hollywood yıldızlarını oyuncu kadrosuna katma konusunda da öncülük ediyor.
Diziyi zaman zaman seyrederken bu salgının sanki Türk milletine bir şeyi telkin etmekte olduğu kuşkusuna kapılmaktaydım. Ancak son bölümünü seyrettikten sonra bu yöndeki kuşkularımı belirtme kaygısı duydum. Benim için diziyi dikkat çekici kılan, yakaladığı başarıdan çok Türkiye’ye karşı yürütülen psikolojik harpte üstlenmiş olduğu işlevdi. Dizi Türk devletinin derinliklerinde geziniyordu, bunları açığa çıkarıyordu. Hatta Polat Alemdarı yargılayan hâkim heyetine “derin devleti de tanıdık en sonunda” dedirttirecek kadar derinlikte gezinmesine rağmen özenle gizlediği bir şey vardı ki o da Atatürk’tü. Dizinin hiçbir sahnesinde duvarlarda asılmış bir Atatürk göremedik. Atatürk’ten tek bir alıntılamama yapılmaması garip değil mi? Biz belli kesimlerin Çanakkale Zaferimizi Atatürksüzleştirmek gayretlerine yabancı değildik ama bu işi milliyetçilere yaptırmış olmalarıydı tuhaf olan. Dizinin kahramanı Polat Alemdar, yargılandığı son bölümde mahkeme heyeti son sözünü sorduğunda, hainlik ve kahramanlık üzerine nutuk irat ederken baklayı ağzından çıkarıveriyordu. “Enver Paşa 1908 ‘de kahraman, 1914’de Başkomutan vekili 1923’te haindi” diyerek aklınca Cumhuriyete dokunduruyordu. Ben hiç devirde Enver Paşa’nın hain diye suçlandığını hatırlamıyorum. En fazla onun yanlış, hesapsız siyasetinin Türk milletine neler kaybettirmiş olduğudur eleştirilen. Türk ordusuna başkumandanlık yapmış biri olarak 1996’de naşı mehmetciğin omzunda devlet töreniyle nakledildiği unutularak böyle bir çarpıtmaya neden gerek duyulmuştu. Aslın büyük resme bakıldığında yapılanın basit bir hata değil yukarıda ifade ettiğimiz Türkü Atatürksüzleştirme çabasının bir uzantısı olduğu görülecektir. Falih Rıfkı Atay anlatır: Enver Paşa’nın, bir alay askerle İran’dan girip, çığ gibi büyüyerek Hindistan’da İngilizleri çökertme görevi teklifi karşısında Atatürk, bir alay askere de gerek olmadığını, hatta tek başına gidip işin tüm şerefini tek başına üstlenebileceğini söyleyerek projenin anlamsızlığını vurgular. Liderlerin yüksek vatanperverlik duygularıyla dolu olmaları milletin kurtuluşu için yetmemektedir.
Aslında bu çabalara son zamanlarda özellikle İslamî basında artan Teşkilât- Mahsusa ilgisini ilave etmemiz gerek. Bu ilgi Teşkilât-ı Mahsusa ve onun halefi Milli İstihbarat Teşkilatı’nın belli etnik gurubun ağırlığını taşıyan yapısını ima eder tarzda olunca işin rengi değişmektedir. Bu ilgi dizide de kendini gösteriyor. Diziyi izleyen herhangi biri Milli mücadelenin önerinin Kuşçubaşı Eşref olduğunu sanması işten bile değildir. Bu gurupların bilinen Rus düşmanlığı nedeniyle Türkiye’yi Amerika’nın yanında yeni bir maceraya mı hazırladıkları akla gelmiyor değil. Geçen bir dostum Ankara metrosundaki Atatürk fotoğrafları sergisini gezerken şahit olduğu bir olayı anlattı. Sergiyi gezen çocuklardan biri diğerine “ben milliyetçiyim ama Atatürk’ü seviyorum” demiş. Orda bulunan ve çocukların konuşmasını duyan bir deniz subayının da çocuğa “elbette öyle olması gerektiğini” söylemiş olduğunu anlattı arkadaşım. Aslında Milliyetçiler arasında uzun zamandır sözünü ettiğimiz Atatürksüz Türk milliyetçiliği propagandalarının sonucudur bu. Çocuk Milliyetçilikle Atatürk’ün çatıştığına hükmedecek kadar bu etkiye maruz kalmış olmalı. Şimdi yükselen değer Atatürk düşmanlığı. AB raportörü Hollandalı Arie Oostlander “Türkiye AB’ye girebilmek için Kemalizm’den vazgeçmeli” diyor. Türkiye’de uzun yıllar kalmış İsrail’li diplomat Alon Liel “Türkiye’de ordu ve İslam” adlı kitabında; “Türkiye'ye ilk kez diplomat olarak 1977'de geldim. Atatürk ve Kemalizm konusunda çok çalıştım. Atatürk'ün çok popüler olduğunu gördüm. Ancak Kemalizm o kadar değildi. Gittiğim her yerde Atatürk vardı, ama Kemallizm sorunluydu. Dindar halk kendini Kemalizm ile tarif etmekte güçlük çekiyordu. Kemalizm, 'laiklik fundamentalizmi' gibi bir şey oldu. 21. yüzyıla girerken Kemalizmin kendini güncellemesi gerekiyor” diyor. Batılı emperyalistlerin tek dertleri var Atatürk. Bu onlar açısından son derece doğal. Ancak onların yer yüzünden silmeye çalıştığı Türk milletini sevmeyi kendine yol seçmiş Türk milliyetçilerinin bu oyuna teşne olmaları gerçekten üzüntü verici.
Tüm olup bitenler, Atatürk kim? Atatürkçülük ne? Milli Mücadele neyi ifade ediyor? sorularına vereceğimiz cevaplarla alakalı. Eğer Atatürk’ü emperyalizmi püskürtmüş bir lider, Milli mücadeleyi Türkün var oluş mücadelesi, Atatürkçülüğü yüzlerce yıllık doğunun nakıs talihini yenme hamlesi olarak görürseniz siz de bulunduğunuz yere göre, Atatürk’ü ya seversiniz ya da düşmanı olursunuz.
Uzun zamandır Türkiye’de Türkiye’yi Türksüzleştirme çabalarına şahit oluruz. Bu öyle sinsi bir çabadır ki, bazen karşınıza nüfus ve aile planlaması olarak çıkar, bazen kimlik tartışmaları olarak bazen de Türkü aşağılamak şeklinde tecelli eder. Bu sinsi çaba, en çok da Atatürk’ten nefret eder. Zira Türkü ayağa kaldıran, ona Türklük gurur ve şuurunu kazandıran odur. Bu çabanın ulaşamadığı yerlerde de taktik değiştirip bu kez yukarıda anlattığımız yöntemlerle Türlüğü Atatürksüzleştirmek çabası devreye sokulmaktadır. Çünkü Atatürk, Türk düşmanlarının toplam aklından daha yüksek bir akılı temsil etmektedir. Türk’ten Atatürk’ü çekip aldığınızda emperyalistlerin eline kanlı cephelere sürebilecekleri jandarmalar kalacaktır. Türkiye de tüm kirli eylemleri için üs haline gelecektir. Amerika’nın yeni Ankara büyükelçisi Ross Wilson’ın Türkü Atatürksüzleştirmeye daha önem verdiğini görüyoruz. O da basına yansıdığına göre bir Kurtlar Vadisi tutkunu imiş. Bugünün II. Wilhelm’i olan Bush’a Atatürk Türkiye’si değil geçmişin Enverland’ı gerekmektedir. Türk ordusu’nun kumandasını yeni bir Liman Von Sanders Paşa’ya verdirme işidir yapılan. İşin özeti budur.

Tuesday, January 03, 2006

TRAKYA'NIN BATISI


Hüseyin MÜMTAZ


Balkanlar yüreðimde bir sýzýdýr.

1877'den beri "tersine" göç eden "Balkanlýlara" tarihin hiçbir
çaðýnda gerekli-yeterli ilgiyi gösteremediðimizi düþünürüm.

Onlar "oralara, "ötelere" kendi istekleriyle gitmemiþlerdi ki!
"Derin devlet" Murat Hüdavendigâr'dan itibaren nice "özel görevlileri" yâdellere
bir takým "özel görevlerle" yollamamýþ mýydý?

1571'de Kýbrýs'a da ayni þekilde özel ferman ve "kafilelerle"
gidilmemiþ miydi?

"Aziz-i vakt idik, a'da zelil kýldý felek bizi" mýsraý; EskiZaðra
Müftüsü Râci Efendi'nin "Hâtýralarý"nda geçen ve kalbimi acýtan bir satýrdýr.

Ama ne satýr..

93 Harbi'ni Balkan Harbi göçleri izler. Birinci Dünya Harbi, Ýkinci
Dünya Harbi sonu ve Özal zamaný..

Gelirler, gelirler ve (AB vatandaþý olmak için þimdi) giderler.

Ama Meriç'in batýsý, "Trakya'nýn batýsý" hep orada kalýr.

Manastýrýn ortasýnda hâlâ bir çeþme vardýr...

"Tabaklarýn baþý Süleyman Bey" ile "Ocak baþýnda ince fikire dalan Macide"
eminim hâlâ oradadýrlar.

Þu satýrlar Atlas'ýn Ocak 2006 sayýsýndaki bir okuyucu mektubundan alýnmýþtýr:
(Ekrem Hayri Peker)

"Ýstiklâl Madalyasý almýþ dedemin -ileride Kurtuluþ savaþý'ný yapanlar da
suçlanacak biliyorum, 'o zaman direnmeseydik þimdi AB'ye girmiþtik' diye- babama
söylediði þu sözler aklýma geliyor: 'Bizimle savaþan Yunanlýlardan çok, onlara
her türlü yardýmý yapan kendi insanýmýza kýzardýk, vicdanýmýzda onlarý asla
affetmedik."

Söylenecek söz kaldý mý?

Oturun bu laf üzerine yüreðiniz yetiyorsa yazý deðil, ciltler dolusu kitaplar
yazýn..

Sonra TRT'de "aydýn sanatçýlarýn" Rumca söylediði þarkýlarý tekrar dinleyin..

"Hüsnüyadisler" ("Hüsnüyadis Hortladý". Nedim Çakmak. Kum Saati yay. Ýstanbul
2005) hâlâ yaþýyorlar, inanýn..

AB için her þeyimizden vaz geçiyoruz. Yurt içinde bütün deðerlerimizi, yurt
dýþýnda "safralarýmýzý" feda ediyoruz.

Hâlbuki elimizde, burnumuzun dibinde paha biçilmez bir laboratuar deneyi var,
görmüyoruz, farkýnda deðiliz.

Batý Trakya. Trakya'nýn batýsý.. Mesta-Karasu'ya kadar uzanan bir vatan
parçasý.. "Ýþgal altýndaki topraklar". "Kurtarýlmamýþ topraklar".

Son satýrda yer alan týrnak içindeki ifadeler; Yunan Meclisi'nin Türkiye'nin Ege
ve Karadeniz kýyýlarý için uygun gördüðü tanýmlamalardýr ey barýþsever okur,
kýzmadan önce manzarayý iyice anla..

Rauf Bey "Karkot Deresi" adlý kitabýnda; Ankara'dan adaya gizlice çýkarken
yakalandýðý 60'lý yýllarda kendisini sorgulayan Yunan subaylarýnýn "Bakýn Batý
Trakya'da Türkler var. Yunan egemenliði altýnda yaþýyorlar. Siz de buradaki
Rumlarla iyi geçinmeye alýþýn" dediðini yazýyor.

Yani Kýbrýs Türkleri için, Yunan hâkimiyeti altýndaki Yunan vatandaþý Batý
Trakya Türklerini örnek gösteriyor.

24 Nisan 2004 referandumunda da Kýbrýs Türklerine bir "Evet" karþýlýðý "dünyaya
baðlanacaklarýný", AB vatandaþý olacaklarýný söylemiþlerdi.

Gençler istedikleri AB ülkesinin istedikleri þehrinde parasýz okuyacaklar,
askerlik yapmayacaklardý.

Kýbrýs Türklerine þatoyu Ýspanya'da deðil, bir insan ömrü içinde üçüncü defa göç
edip yerleþecekleri Beþparmaklarýn kuzey yüzünde vaat ediyorlardý.

Bahçe içindeki villalarýn fotoðraflý kataloglarý daðýtýlýyordu Türklere AB
fonlarýyla inþa edilecek..

Halbuki "gerçek" burnumuzun dibindeydi ey okur..

Yunanistan 25 senedir AB üyesidir.

Demek ki Yunan vatandaþý Batý Trakya Türkleri de tam 25 senedir AB vatandaþýdýr.

Yâni Batý Trakya Türkleri tam 25 senedir, Kýbrýs Türkü'ne 2004'de vaat edilen
rüya âleminin içinde, tam göbeðinde yaþamaktadýrlar.

Peki, halleri nicedir?

Peki, o halde "rüya"yý incelemeye ne dersiniz?

Ama önce, "pazarlýk ve görüþmeler"in nasýl yürütüldüðünü anlamamýza yardým
edecek iki notu eklemeliyiz.

1.Rauf Denktaþ; "Halkýn, protokolün ne olduðunu bilmediðini, milletvekillerinin
bir bölümünün bile belgeyi henüz görmediðini söylemekte ve "Millet hangi
þartlarda AB'ye alýnacaðýný bilmemektedir. Bu büyük bir eksikliktir. Belgelere
bakýldýðýnda, kimsenin Türkiye'ye tam üyelik vaadedildiðini söyleyemeyeceðini,
dolaþým hakkýndan, patrikhaneye özerklik verilmesine kadar pek çok konunun yer
aldýðýný" ileri sürmektedir.

2.Erdoðan (5 Ekim 2005 NTV); "24 Nisan'da da referandum yapýlacaðýndan ABD
Baþkaný Bush beni aradý ve Kýbrýs Türk Halkýnýn buna -evet- demesini istedi.
Rumlarýn -hayýr- demeleri halinde sorumluluðun onlarda olacaðýný iþaret etti.
Buna bakarak biz de KKTC'de -evet- çýkartmak için çeþitli yollarla çalýþtýk!..."

Erdoðan'ýn "çeþitli yollar"ýnýn neler olduðunu, referandum sürecinde adada
bulunan biz "gönüllüler" ve Türk devletinin resmi görevlileri (umarým) iyi
biliyor.

Yâni kýymetli okuyucu a) Kimsenin tam üyelik vaat etmediði b) çerçevesini
milletvekillerinin bile bilmediði bir protokol ile girileceði düþünülen AB
rüyasý, hayali ile Kýbrýs "bir hiç uðruna" , "üç otuz paraya" elden
çýkarýlmýþtýr ve c) Bunun böyle olmasýný Amerika istemiþtir..

Evet bu kadar bedel ödendikten sonra Kýbrýs Türklerinin "gireceði" AB'de, 25
yýldýr yaþamakta olan Batý Trakya Türklerinin halleri nicedir?

Hiç uzaða gitmeye, öyle derin araþtýrmalar yapmaya gerek yok. Batý Trakya
Türkleri Dayanýþma Derneði'nin www.bttdd.com adresinden þu bilgilere kolayca
ulaþabiliyorsunuz.

ETNÝK KÝMLÝÐÝN ÝNKÂRI: Batý Trakya Türk azýnlýðýnýn karþýlaþtýðý en önemli
sorunlarýn baþýnda, Yunan idaresinin, Lozan Anlaþmasý'nýn 45. maddesinde
azýnlýðýn "Müslüman azýnlýk" olarak tanýmlanmýþ olmasý çerçevesinde "Türk"
kimliðinin reddedilmesi gelmektedir.

VATANDAÞLIKTAN ISKAT: 3370 sayýlý, 1955 tarihli Yunan Vatandaþlýk Kanunu'nun 19.
maddesi, Yunan hükümetlerinin bölgedeki etnik kompozisyonu Yunanlýlar lehine
deðiþtirmek için kullandýðý en önemli silahlardan birisi olmuþtur. Aslýnda bu
madde, Yunan Anayasasý'nýn 1. ve 2. maddeleri ile Lozan Anlaþmasý'nýn Yunanlýlar
ve Yunanlý olmayanlar arasýndaki ayrýmý yasaklayan 40. maddesine aykýrýdýr.

MÜFTÜLÜK SORUNU: Yunan Yönetimi ve Türk azýnlýk arasýndaki en önemli çatýþma
konularýndan birisi de dini iþlerden sorumlu resmi görevlilerin seçimidir. Lozan
Anlaþmasý, Türk azýnlýða kendi din iþlerini Yunan Yönetimi'nden baðýmsýz olarak
organize etme ve yönetme hakkýný açýkça tanýmýþtýr. Ancak 1985 yýlýndan bu yana
Yunan Hükümeti, Lozan'ýn ilgili maddelerini ihlal ederek ve Türk azýnlýðýn
sesini duymazdan gelerek müftüleri doðrudan kendisi atamaya baþlamýþtýr.
Gerekçesi ise müftülerin sadece dini deðil toplumsal fonksiyonlarý da olduðu, bu
yüzden müftülerin atamasýnýn da Hükümet tarafýndan yapýlmasý gerektiði
þeklindedir.

VAKIFLARIN VE DÝNÝ KURUMLARIN KONTROLÜ: Lozan Anlaþmasý'nýn "Yunanistan'daki
Müslüman azýnlýðýn, masraflarý kendisine ait olmak üzere, her türlü hayýr
kurumlarýyla dinsel ve toplumsal kurumlarý, okullarý kurmak, yönetmek ve
denetlemek" hakkýný tanýyan 40. maddesi de Yunanistan tarafýndan ihlal
edilmiþtir.

EÐÝTÝM SORUNU: Yunanistan'da okur-yazarlýk oranýnýn en düþük olduðu bölgeyi Batý
Trakya oluþturmaktadýr. Türk azýnlýða karþý izlenen maksatlý eðitim politikasý,
azýnlýðýn kültür düzeyini düþürme, toprakla uðraþan kiþiler haline getirerek
azýnlýk sorunlara duyarlý ve bilinçli kitleler oluþmasýný engellemektedir.

ÝFADE ÖZGÜRLÜÐÜNE SINIRLAMALAR: Yunan yetkililerin Türklerin ifade özgürlüðünü
resmi ya da gayri resmi yollardan engellemeye çalýþtýðýna dair pek çok olay
rapor edilmiþtir. Bu yollardan birincisi, ajitasyon ortamý yaratarak ve sürekli
istihbarat servisi tarafýndan takip edildiði izlenimi verilerek azýnlýðýn
dýþarýyla irtibatýnýn kesilmesidir.

KAMU GÖREVÝNE GÝRERKEN AYRIMCILIK: Türk azýnlýk Batý Trakya bölgesindeki nüfusun
önemli bir bölümünü teþkil etmektedir. Ancak, yerel ve devlet seviyesinde kamu
hizmetlerindeki istihdam paylarýna bakýldýðýnda, ayný þeyi söylemek mümkün
deðildir. Bunun nedenlerinden birisi, Türklerin okullarda yetersiz eðitim
almalarýdýr. Bu faktör azýnlýðýn iþ bulma þansýný oldukça azaltmaktadýr. Ancak,
iþe girerken kasti olarak

YASAK BÖLGE UYGULAMASI: Yunanistan'ýn azýnlýk üzerindeki asimilasyon
politikasýnýn bir diðer örneðini teþkil eden "Yasak Bölge" uygulamasý 1995
yýlýnda kaldýrýlmýþ olmakla birlikte, Yunan politikalarýnýn sýnýrlarýný
göstermesi bakýmýndan önemli bir örnek oluþturmaktadýr.

TOPRAK VE TAÞINMAZLARLA ÝLGÝLÝ SORUNLAR: Lozan Anlaþmasý'nýn resmi verilerine
göre, Batý Trakya Türk azýnlýðý 1920'lerde topraðýn %84'üne sahipti, ancak bu
oran günümüzde % 25'e düþmüþtür. Bunun nedeni, Yunan hükümetlerinin, Yunan
vatandaþlarýnýn bölgeden toprak almasý için gösterdiði kolaylýklar ve ayrýlan
kotalar, Türk topraklarýnýn kamulaþtýrýlmasý, arazilerin birleþtirilmesi
(anasdasmos) uygulamasýnýn ise kolaylaþtýrýlmasýdýr.

SÝYASÝ KATILIM HAKKININ ENGELLENMESÝ : Batý Trakya bölgesinde nüfus olarak büyük
öneme sahip olan Türk azýnlýk, siyasi alanda çok aktif bir çizgi
izleyememektedir. Azýnlýðýn yönetime katýlmasýný engellemek isteyen Yunanistan,
baðýmsýz azýnlýk adaylarýn seçimini çeþitli düzenlemelerle engellemektedir. Bu
kapsamda, 1993 yýlýnda getirilen düzenleme ile milletvekili seçilebilmek için
baðýmsýz adaylar dahil olmak üzere tüm adaylarýn, ülke genelinde geçerli oylarýn
%3'ünü almasý koþulu getirilmiþtir.

SOSYAL ÖRGÜTLENMELERE YÖNELÝK BASKILAR: Batý Trakya Türk azýnlýðý dayanýþma ve
ortak hareket amacýyla dini, mesleki, kültürel nitelikte çeþitli dernekler ve
birlikler kurmuþtur. Azýnlýðýn bilinçlenmesinde büyük önem taþýyan bu sosyal
örgütlenmeler Yunanistan tarafýndan sürekli bir tehdit olarak algýlanmýþ ve
kapatýlmalarý için her türlü yola baþvurulmuþtur.

DEMOGRAFÝK BASKI: Batý Trakya bölgesindeki demografik yapýyý Yunan unsurlar
lehine deðiþtirmek isteyen Yunanistan, bölgedeki Türk azýnlýðý baský politikasý
ile göçe zorlarken, diðer bölgelerden buraya göçü teþvik etmektedir. Özellikle
eski SSCB'de yaþayan Yunan kökenliler çeþitli vaadlerle getirilerek, bu bölgeye
yerleþtirilmektedir. Batý Trakya azýnlýðýna ait bir kýsým arazilerin
kamulaþtýrýlarak bu göçmenlere daðýtýmý yoluna da gidilmiþtir.

EKONOMÝK BASKILAR: Batý Trakya'da Türk nüfusun büyük bölümü köylerde yaþamakta,
dolayýsýyla tarýmla uðraþmaktadýr. Yunan Yönetimi, topraða baðýmlý Türk
azýnlýðýn ekonomik açýdan güçlü bir duruma gelmesini engellemek amacýyla, zamana
ve koþullara göre deðiþiklik gösteren baskýlar uygulanmaktadýr.

Batý Trakya Türklerinin þu an için "baðýran", en âcil sorunu; hayrettir;
"Azýnlýk Vakýflarý" konusu: Türkiye'deki azýnlýklara AB'nin istediði her türlü
kolaylýðý, hem de devletin aleyhine getirmekte tereddüt göstermeyenler,
çýkardýklarý yasalar AB tarafýndan yetersiz bulununca derhal deðiþtirmekte
birbirleriyle yarýþanlar nedense 25 yýldýr AB üyesi Türklerin vakýf yasalarý ile
ilgili sorunlarýna duyarsýz kalýyorlar.

Lozan ve baðlý antlaþmalarla Yunanistan´da azýnlýk olarak býrakýlan Batý Trakya
Türkleri, 1967´de iktidara gelen cuntadan bu yana vakýf yöneticilerini
belirleyememekten þikâyetçi. Cunta iktidarý ele geçirir geçirmez ilk iþ olarak
seçimle oluþturulan tüm heyetleri daðýtmýþ, yerlerine yeni atamalar yapmýþtý.

Cuntanýn bu uygulamasý ülke çapýndaki tüm kuruluþlar gibi azýnlýk vakýflarýný da
etkiledi. 1974´de askeri yönetimin devrilmesinin ardýndan tüm kuruluþlara
demokratik seçim haklarý iade edilirken, azýnlýk vakýflarý bu geliþmeden muaf
tutuldu. Aradan geçen 38 yýllýk sürede ne vakýflarda ne de vakýflarýn baðlý
bulunduðu cemaat idarelerinde yeni seçimlere gidilebilmiþ deðil.

Bu durum azýnlýk vakýflarýnýn azýnlýðýn kontrol alanýn dýþýna çýkmasýna yol
açarken, vakýf mallarýnýn yaðmalanmasý riskini de arttýrýyor.

Avrupa Batý Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Genel Sekreteri Mustafa Kasap "Kendi
mülklerimiz olan vakýflarýmýzý yönetecek kiþileri kendimiz seçemiyoruz.
Uluslararasý antlaþmalar hiçe sayýlarak, ortaya çýkarýlan bu durum vakýflarýmýzý
kontrol etme gücümüzün ortadan kalkmasýna ve yerinde kalmak isteyen vakýf
yöneticilerinin Yunan hükümetinin kontrolüne girmesine yol açýyor. Artýk bugün
bu haksýzlýða derhal bir son verilmesi gerekiyor. Güvensizlik azýnlýk
mensuplarýnýn vakýflara yeni mal baðýþýnda bulunmamasý sonucunu doðuruyor"
diyor.

Azýnlýk vakýflarý, öðretmen ve din adamlarýnýn maaþlarýn ödenmesinden, yeni okul
ve ibadet yerlerinin inþasýna, azýnlýk etkinliklerinin finansmanýna kadar çok
önemli roller üstleniyorlar. Azýnlýðýn bel kemiði olan vakýflarýn baþýndaki
"Demokles Kýlýcý" ise 1980´de çýkarýlýp, uluslararasý tepkiler nedeniyle 1991´e
kadar askýda tutulan Vakýflar Yasasý. Yasanýn yürürlüðe girmesine kadar, azýnlýk
vakýflarýndan mal dökümlerinin istenmesi, belgesi sunulamayan mülklere de devlet
tarafýndan el konulmasýnýn yolunun açýk tutulmasý, savaþ ve göçler nedeniyle
belgeleri kaybolmuþ mülklere her an el konulabilesi olasýlýðýný beraberinde
getiriyor. Azýnlýk vakýflarýnýn günden güne erimesine yol açan Yunan
politikasýný eleþtiren ABTTF Baþkaný Halit Habipoðlu; "Ülkedeki diðer azýnlýk
vakýflarýnda görülmeyen uygulamalar azýnlýðýmýzýn karþýsýna ´karþýlýklýlýk` adý
altýnda çýkarýlýyor. Hayýr kurumlarý olan vakýflarýmýza anlaþýlmaz bir biçimde
vergi borçlarý çýkarýlmakta. Seçimlerin yapýlmamasý nedeniyle vakýflarýn
azýnlýktan uzaklaþmasýnýn beraberinde getirdiði güvensizlik azýnlýk
mensuplarýnýn vakýflara yeni mal baðýþýnda bulunmamasý sonucunu doðuruyor. Eski
mülkler ise erimekte ve azýnlýk vakýflarý kendilerini yenileyemez duruma
getirilmiþ bulunuyor. Çözüm üretmekte geç kalýndýðý takdirde asýrlarýn birikimi
vakýflarýmýzý tamamen yitireceðiz. Ülkem Yunanistan´ý 38 yýldýr sürdürdüðü bu
yanlýþ politikayý terke ve haklarýmýzý iade etmeye, uluslararasý insan haklarý
kuruluþlarýný vakýflarýmýz için sürdürdüðümüz hak arama mücadelesine müdahil
olmaya çaðýrýyorum" diyor.

Rodos, Ýstanköy ve Oniki Ada Türkleri Kültür ve Dayanýþma Derneði de ayný
þekilde Yunanistan'da yaþayan Türklerin ifade, kültürel ve dini örgütlenme
özgürlüðü üzerindeki baskýlarýn kaldýrýlmasýný, Türk çocuklarýna Türkçe öðrenim
hakký saðlanmasý gerektiðini savunuyor. Dernek Baþkaný Prof. Dr. Mustafa
Kaymakçý, Türkçe Öðrenim yapan okullarýn 1972 yýlýnda gerekçesiz olarak
kapatýldýðýný söylüyor.

Þimdi, bütün bunlardan sen ne anlýyorsun kýymetli okuyucu?

Ortaya çýkan tabloya göre Kýbrýs Türklerine verilen sözler tutulup da Annan
Planý ile Rumun kontrolunda, yamacýnda, yanaþmasý olarak, onun hâkimiyeti
altýnda yaþamayý kabul edecek olanlar özetle;

1. Kendilerine Türk diyemeyecekler, 2.. Siyasi ve kültürel kimliklerini ifade
edemeyecekler, Türkçe öðrenemeyecekler ve 3. Rum komutanýn emrinde askerlik
yapacaklar.

Kendilerine olsa olsa Kýbrýs Müslüman Toplumu adý reva görülecek ve bu takdirde
bile müftülerini seçemeyecekler.

Rum seçecek..

Ýyi de a) Bu hal Kýbrýs Türkleri için 1960'dan bile geri haklar içermektedir ve
b). 25 senedir AB vatandaþý olan Türklere tanýnmayan haklarýn Türkiye'de
azýnlýklara neden tanýnmaya çalýþýldýðý neden göz ardý edilmektedir?

Batý Trakya Türklerinin mevcut durumu Kýbrýs ve Türkiye'de gözümüzü açmayacaksa
daha baþka ne açacaktýr? 3 Ocak 2006

"57'iNCÝ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FÝLÝSTÝN'DE, SAKARYA'DA

57'inci ALAY KARABAÐ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA

57'ÝNCÝ ALAY HERYERDE

HEPÝMÝZ 57'ÝNCÝ ALAYIN NEFERÝYÝZ"

Monday, January 02, 2006

Türklerden beklenen

Mustafa YILDIRIM

Her gün, ama her gün geçmiþin þanlý günlerini anarak
rahatlamak moda oldu. Toplumun gelecekle ilgili güven
bunalýmýný bildiklerinden yazýlmýþ olanlarý,kaynak
bile göstermeden, salt para hýrsýyla yeni sözcüklerle
yazýyorlar…

Onlar paraya para demezken toplum da yeni saldýrýyý ve
yeni görevleri unutuyor, “nasýl olsa bir ordu daha
kurulur” ya da “Baksana her yanda çoban ateþleri yanýyor
gün olur birleþip bir baðýmsýzlýk ordusu olurlar da bizi
bir kez daha kurtarýrlar” deyip çalçene oluyor.

Oysa baðýmsýzlýðý yeniden kazanmak için o bilinmeyen
birilerinden bilinmeyen bir biçimde savaþým vermelerini
beklemek boþunadýr. Onur, gurur sahibi olanlar yeni
saldýrý karþýsýnda zaten ayaktadýrlar. Birilerinden medet de
ummazlar. “Vay bizim baþýmýza gelenler” deyip aðlaþýp
durmazlar. Ýçerden dýþardan kurulan oyunun günlük adýmlarýný
anlamaya çalýþýrlar ve ona karþý günlük savaþýmý görev
bilirler. Onlar, dünyayý yeniden kolonileþtirenlerin kendi
aralarýnda kurduklarý “ittifak”a onurlu ya da onursuz
girmeyi savunanlarýn “gibi yaptýklarýnýn” ayýrdýndadýrlar.
Yani kývýrtýp durmazlar…

Onlar, Kýbrýs’ta oynanan oyunun yalnýzca Talat ve
arkadaþlarýnýn oyunu olmadýðýnýn, tüm politikalarýn T.C
tarafýndan belirlendiðinin de ayýrdýndadýrlar. Onlar,
“stratejik ortaklýk” da illa ki “ortaklýk” diyenlerin
cumhuriyetin kazanýmlarýný geriye almak isteyenlere karþý
durumu esip gürlemelerinin ne denli boþ olduðunun da
ayýrdýndadýrlar… Yabancý devletlerin güçlü kanatlarý
altýna sýðýnmayý onlarca yýldýr iþ edinenlerin, gün yirmi
dört saat “Atatürk” deyip durmalarýnýn yaný sýra ulusal
kurumlarýn elden çýkarýlmasýna ses etmemelerini, ulusal
güvenliðin içerden olduðu denli asýl dýþardan yýkýldýðýný
gerçeðine karþý soluðu Washington’da alýp Ýsrail yardakçýsý
(lobici deyip sýyrýlýyorlar) Amerikalýlarla ve Amerikalýlarý
bile zývanadan çýkaran yöneticilerle “iki devlet arasýndaki
görüþmeler ilke ve kurallarýný” hiçe makam denkliðini bir
yana býrakýp el sýkýþmalarýný görmezden gelmezler!

Her gün “Türklük” de “Türklük” diyenlerin, yabancýnýn
yayýlmasý karþýsýnda “Bu saldýrýya karþý durmak Türklerin
en birinci görevidir” demek yerine, “Türklere dokunmayacak
olan” ABD ile iþbirliði yapmaya hazýr olmalarý karþýsýnda
susup oturmazlar. Türklere yakýþanýn yalnýz Türkiye’de deðil,
dünyanýn neresinde olursa olsun, hangi soydan olursa olsun
insanlarýn yeniden köleleþtirilmelerine karþý durmak olduðunu
bilecek denli onur ve gurur sahibi olanlar, savaþýmý salt
dindaþlýða baðlayýp savaþýmý zayýflatmazlar.

Özetle; Türklerden beklenen Balkanlar’da, Ortadoðu’da, Afrika’da,
Kafkasya’da, Asya’da ve Okyanus adalarýnda yeniden kolonileþtirme
saldýrýsýna karþý bayraðý yükseltmeleridir!
Týpký geçmiþte olduðu gibi!

Bayraðý bu duygu ve akýlla yükseltecek olanlar, geçmiþin
þanlý günlerinin bir tiyatro oyunu gibi yinelenmesini, o
günlerin medyada gazoz reklamýna konu edilip tüketilmesini
kabul edemezler… Yurdumuzda örülen aðlarýn herkes
tarafýndan bilinmesi için çabaladýklarý gibi, o aðýn
parçalanmasý için küçük düþmanlarla uðraþmak yerine, milli
ordular kurulmasýný beklemek yerine, çalçene olmak yerine,
gibi yapmak yerine, yazmakla yetinmek yerine her gün,
her saat, her dakika yöntemler geliþtirirler ve savaþýrlar…
Ýþte, 2006’da ve sonrasýnda yapýlacak olan budur ve þamatayla,
“çýlgýn” sýfatýyla hafifsenemeyecek denli ciddi bir iþtir!

1 Ocak 2006