Washington Haber Forum-Washington News Forum: 12/01/2005 - 01/01/2006

Wednesday, December 21, 2005

Dun, Serhad Baykal

Date: Wed, 21 Dec 2005 13:43:02 +0200 (EET)
Subject: meselemiz
From: "serhadbaykal"
To: washingtonhaber@yahoo.com

DÜN

Emperyalistler ve yamaklarý
ellerinde silah aðýzlarýnda salya
“Türkleri yok edinceye kadar savaþ “ diyerek
saldýrdý Türk Ata Yurduna ve Türkün Ýstiklaline.
Ýþgal edildi her yer
terhis edildi asker
Ve doðdu en kutsal en meþru hak.
Önde Mustafa Kemal
arkasýnda 30-40 bin er
ve topyekün Türk Milleti
Parola;VATAN
Ýþareti;NAMUS diyerek
Türk’e kefen biçenleri boðdular
kanlarýyla sulayarak vatanýn her köþesini.
Baþlarýnda Bozkurt Atatürk
Bir imparatorluk enkazýndan kurdular
Ýlel ebed yaþayacak
Yeni bir Türk devletini.
Bölünmez ,baðýmsýz,hür ve çaðdaþ
Türkiye Cumhuriyetini.

VE SONRA

Hedef gösterdi Atam
Muhasýr medeniyet seviyesini
Dedi alacaðým Allah nasip ederse
Musul Kerkük ve adalarý
Anadolu ‘nun kapýsý Kýbrýs’ý
Ýhtar etti Avrupa ya
Giremezsiniz Ýslamiyet’in mukaddes topraklarýna
Tahammül edemeyiz yapýlacak fenalýða
Çükü biz Milliyetperver ve dinimize hürmetkarýz.

VE DAHA SONRA

Yanlýþ anladýk;Muhasýr medeniyet seviyesini
Zannettik AB
Baþörtüsüne yasakla yýrtýldý pamuk maske
Hatýrladýk birden ne demiþti M.Akif
“Maske yýrtýlmasa hala bize afetti o yüz
Medeniyet denilen kahpe hakikat yüzsüz”
Zamanýnda anlasaydýk bu sözü
yürüseydik gösterilen hedeflere
silinmezdi kýrmýzý çizgilerimiz
çiðnenmezdi Musul Kerkük
ve kutsal topraklar
Baþýmýza geçmezdi cuvallar.

VE ÞÝMDÝ

Ayaða kalk
Mete’nin Çin’e giren
Atilla’nýn Avrupa ya yayýlan
Fatih in Ýstanbul u alan
Atatürk ün Akdeniz e yürüyen
Ordularýnýn cevheri
Dünyaya medeniyet öðreten
Tarih yazan
Tarih yapan Türk Milleti
Uyan artýk yýllar süren uykundan.
Vatan yavaþ yavaþ gidiyor elden.
Buda geçer diyenler hatýrlasýn
Kaldý mý Ýspanya da Endülüs den eser
Düþdüðü yerden kalkmasýný bilen Türkler
Davranýn
Aksi halde tarih bizide ezer geçer.

VE YARINLARDAN UMUDUM

Her þeye gücü yeten
Rabbimin izniyle
Adalet ve hürriyeti
Dünyaya öðreten
Liyakatlý genç ve dinamik
Allah tan istemesini bilen
Türkler yine gelecek

BU DUYGU VE DÜÞÜNCELERLE

‘Ne mutlu aslýmda neslimde belli
Türküm Müslümaným ‘
Diyebilen her kesin
Yeni yýlýný ve Kurban Bayramýný
tebrik ederim.

MEHMET HÜNKAR BAYKAL

ÝNÞAAT MÜHENDÝSÝ

TEL:0 264 418 23 01

CEP:0 532 635 79 37

Tuesday, December 20, 2005

TESUD Pasasi

Hüseyin MÜMTAZ


Benim Türkçülüðümü bilen bilir, bilmeyenlere iki çift lâfým var..

Devleti; devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüðünü bozup
parçalayarak þeriat devletine dönüþtürmek, ülkeyi mürteci, gerici, din
tüccarlarý ve din bezirgânlarýna teslim etmek baþkadýr; anayasada ifade edildiði
"millet" kelimesiyle söylüyorum, yüzde 90 küsurunun Müslüman olduðunu unutmak
baþkadýr.

Ýlkinin elbette ve sonuna kadar karþýsýndayýz; Derviþ Mehmet'i asan Menemen
Ýstiklâl Mahkemesi Baþkaný Muðlalý Mustafa Paþa'nýn da bütün varlýðýmýzla
yanýndayýz.

Ama bu yaklaþýmýmýz köyde ve kentteki sade vatandaþýn, yüzyýllarýn imbiðinden
süzülen geleneksel aile yapýsý içinde askerlik çaðýna gelen çocuðunu "peygamber
ocaðý"na davul zurnayla gönül rahatlýðý ile ve dualarla göndermesini görmezden
gelmemiz yahut onu küçük görmemiz sonucuna götürmemelidir bizi.

Ülkeyi Suudi mi; Humeyni mi, Kaddafi mi ne tür bir þeriat düzenine götürmeyi
amaçladýklarý asla belli olmayan "Kara Ses"ler zaten; "asker millet"i ordusundan
koparmak için yýllardýr sistemli bir þekilde subay kadrosunun dinsiz-dine
karþý-din düþmaný olduðunu yaymýyorlar mý özenle?

"Milli"yi, "millet"i sahiplenmelerine neden göz yumalým?

"Ordu peygamber ocaðý deðildir" demek iþte bunlarýn deðirmenine su taþýmaktýr ve
TESUD Paþasý ettiði bu lafýn altýndan kolay kalkamayacaktýr.

Erdoðan'ýn Cumhuriyet Bayramý için "Bayram deðil, seyran deðil" demesinin
ardýndan bir ay geçmeden eniþtelerimiz sýra sýra gelmeye baþladý..

Yanaðýmýzýn bu kadar raðbet gördüðünü bilmiyorduk.

FBI, CIA Baþkanlarý ve sonunda NATO Genel Sekreteri..

Yalnýz bu "ziyaretler" ve "egemen" bir ülke olan Türkiye'nin üzerinden her gün
sayýlarý gittikçe artan bir þekilde "izinsiz" geçmeye baþlayan "kimliði ve yükü
gizli tutulan Amerikan uçaklarý"; Ankara'ya yeni gelen Amerikan Büyükelçisinin
göreve baþlamasý keyfiyetindeki önemi azaltmamalýdýr.

Ross Wilson ve o gelene kadar "maslahata vaziyet eden" maslahatgüzar müsteþar
Nancy McEldowney "uzman" konuklardýr. Daha önce ikisi birden yine "beraberce"
Azerbaycan'da idiler.

Benim izlenimim; "Sivil Örümceðin" Kafkaslar'daki kollarý olduklarý yönündedir.

Demek ki Ross Wilson'u baþa yazýyoruz.

FBI ve CIA Baþkanlarýný onun altýna yazýyoruz.. Yersiz ve zamansýz bu "eniþte
öpücüklerinden" Suriye ve Ýran'ýn iþlerinin hiç de kolay olmadýðý varsayýmýna
ulaþýyoruz.

En alta Nato Genel Sekreterini ekliyoruz. "Sebebi ziyaretin", Afganistan'a daha
fazla asker olduðunu öðreniyoruz..

Eski ve yeni MÝT Müsteþarlarýnýn Öcalan ve Barzani ile buluþmalarýný da
unutmuyoruz.

Þöyle bir tablo çýkýyor.

Türkiye; Tezkere Krizi sürecindekinden beter bir "dana baðý" ile karþý karþýya.

Amerikan BOP'unun Kafkaslar-Afganistan-Irak-Ýran ve Suriye üzerindeki emelleri
Türk milli hedefleri ile katiyen örtüþmüyor ve kýsa vadede Türkiye'yi bölgenin
en büyük "Amerikan güdümünde iþgal üreten" ülkesi konumuna getiriyor.

Üstelik Türkiye'nin egemenliði tartýþýlýr hâle geliyor.

Amerika'nýn bölgede düþündüklerini gerçekleþtirebilmesi için nelere ihtiyacý var
biliyor musunuz?

Çorlu havaalanýndan baþlayýn, Sabiha Gökçen ve Trabzon Havaalanlarý..

Trabzon Limaný.

Erzurum-Malatya Erhaç-Diyarbakýr Havaalanlarý.

Ýncirlik.

Mersin ve Ýskenderun Limanlarý..

Ve buralarda konuþlanacak, "rotasyonla" geçici süreler bulunacak en az 120 bin
Amerikan askeri.

Kýsaca Lozan'ý halâ imzalamayan ABD, Türkiye'yi istiyor.

AB Sevr'i istiyor.

Yâni elbirliði ile Birinci Dünya Harbi'ne dönüyoruz.

Ýyi de biz bu harbin sonuçlarýna isyan edip 1919-22 arasý "Türk Kurtuluþ
Savaþý"ný baþarmamýþ mýydýk?

Ya karþýlýðýnda?

"PKK'nýn parasal kaynaklarýný kurutacaðýz-Türkmenler aman sürecin dýþýna
çýkmasýn?"

Süreç ne süreci?

Kerkük'ün Kürtleþtirilmesi, Kürt Devleti'nin kurulmasý, Türkmen kimliðinin yok
edilmesi.

TESUD Paþasý iþte böyle sýrat köprüsünden geçerken Ýstanbul'da "Türkiye-AB
Ýliþkilerinin Geleceði ve Bu Çerçevede Türkiye'nin Açýlýmlarý" konulu bir
toplantý düzenliyor ve yukarýdaki lâfý ediyor.

Tekrar soruyorum; ordunun peygamber ocaðý olmasý ile AB konulu toplantýnýn ne
gibi bir ilgisi vardýr?

TESUD Paþasý Emekli Tümgeneral Küçükoðlu Amerika'nýn yukarýda sýraladýðým
"Türkiye ile ilgili emelleri"ni es geçiyor, hiç deðerlendirmiyor.

AB ile ilgili olarak da "Türkiye'de birlik saðlanamazsa, AB yetkililerine kýzma
gibi bir haklarýnýn olamayacaðýný" ifade buyuruyor.

Sen bu laftan da bir þey anladýn mý kýymetli okuyucu?

Kim kýzacak, kime kýzacak?

Türkiye'de birliði kim bozacak? Birlik saðlanamazsa sorumlusu kim olacak?

TESUD Paþasý Boðaziçi'ndeki Ermeni Konferansý'nda da "denizden Dolmabahçe'ye
karþý saygý duruþu ve Ýstiklâl Marþý ile" protestosunu belli etmiþti.

Ermeniler ne kadar korkmuþlardý deðil mi?

Ýstanbul'u bilenler lütfen bana Boðaziçi Üniversitesi Konferans salonundan
Dolmabahçe açýklarýnýn görünüp görünmediðini söyleyebilir mi acaba?

Türkiye'yi ayaða kaldýran bröve tepkisi konusunda neden aðzýný açýp tek söz
söylemedi TESUD paþasý?

Ýlgi alanýna mý girmiyor, görev talimatýnda öyle bir madde mi yok?

Eninde sonunda bir STÖ baþkaný deðil mi?

Toplumun duyarlý olduðu konularda neden ilgisiz?

Kamuoyunu mu yansýtmaya çalýþýyor yoksa emir ve talimatlar doðrultusunda kamuoyu
oluþturmaya mý?

Büyükanýt'a Amerika'da "Katibim" eþliðinde ve Amerika'nýn kuruluþ yýllarýndaki
üniformalar giymiþ þeref kýtasý önünde "liyakat madalyasý" verildi.

Kamuoyunu dalgalandýran bu konuda da neden tek kelime etmedi?

Meselâ bizde de belli zamanlarda þeref kýtalarýna "mehteran" kýyafeti
giydirilebilir mi?

Yer yerinden oynar deðil mi?

Amerika'da olunca normal karþýlanýyor da bizde neden olmuyor?

Eninde sonunda bir STÖ Baþkaný olma iddiasýndaki TESUD paþasýnýn Orhan Pamuk
hakkýnda düþündüklerini de öðrenemedik.

Basýnýn geneli Pamuk'a magazin cahilliði ile yaklaþtý.

Þu konuþma Vatan Muhabiri Atilla Güner ile Orhan Pamuk arasýnda geçiyor:

"VATAN: Altemur Kýlýç da (Kýlýç Ali Paþa'nýn oðlu) buradaydý. Gördünüz mü? Sizin
için gelmiþ. Pamuk: Gördüm. Altemur Kýlýç benim annemin sýnýf arkadaþýdýr.
Tanýþýrýz. VATAN: Farklý çizgilerdesiniz, kendisiyle yakýn iliþkileriniz var
mýydý? Pamuk: Sayýlmaz... Peki, dýþarýdakiler kalabalýk mý?"

Demek ki kýymetli okuyucu Pamuk'un annesi, Kýlýç Ali Paþa'nýn oðlu Altemur Kýlýç
ile sýnýf arkadaþý ise muhtemelen 550; oðlu Pamuk da 500 yaþ civarýndadýr.

Vatan muhabiri Kýlýç Ali ile, Kýlýç Ali Paþa'yý karýþtýrmýþ, Hakký Devrim de "ne
iþi var" demiþtir "Altemur Kýlýç'ýn orada?"

Yaþý 90'a yaklaþan Altemur Kýlýç bile Þiþli Adliyesi önündedir ama TESUD paþasý
ortalýkta yoktur.

Muhterem'den bu konuda da en ufak bir ses-sedâ duymadýk.

4000 yýlýn en büyük rezaleti olan Çuval olayý, Türk asýllý Amerikalý
sorgucu-tercümanlar dolayýsý ile yeniden gündeme oturdu.

Týk yok.

Peki güncel deðil, "stratejik" düþünelim.

AB bir "çerçeve belge" yayýnladý.

Bu; gelecek en az 20 yýlýmýzý ipotek altýna alacak bir proje.. Bir medeniyet
deðil, bir esaret projesi.

Neredeyse "eþ zamanlý" olarak MGK, "uzun tartýþmalardan sonra" bir MGSB kabul
etti.

Çerçeve Belge ile MGSB tamamen zýt iki "belge".

Hayrettir, ikisinin altýnda da ayný siyasi iradenin, devletin ayný kurumlarýnýn
imzasý, onayý var.

Kerhen olup olmadýðýný bilemem.

Küçükoðlu beyefendi zahmet buyurup bununla ilgili de tek kelam etmedi.

AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eþbaþkaný Joost Lagendijk diye bir
adam var.

Erdoðan'ýn Diyarbakýr'da yaptýðý konuþmayý Kürt liderlerin yeterince dikkate
almadýðýný vurgulayan Lagendijk "Ordu provokasyona geçti, PKK da buna silahla
cevap verdi. Ordu, PKK ile çatýþmayý seviyor, bu da orduyu merkezde ve gündemde
tutuyor" diye bir lâf eti.

Bu densizliðe hükümetin reaksiyonu geç oldu.

Genelkurmay da cevap vermedi.

Peki "emekli" Subaylar olarak "muvazzaf" subaylarýn konuþmadýðý,
konuþturulmadýðý, belki de konuþmalarýnýn yakýþýksýz olduðu düþünülen böyle bir
konuda TESUD'un herkesten önce konuþmasý gerekmez miydi?

Terbiyesiz adam ordunun PKK ile çatýþmayý sevdiðini, provokasyona geçtiðini
söylüyor, TESUD çýt çýkarmýyor.

Sonra oturup "Türkiye-AB Ýliþkilerinin Geleceði ve Bu Çerçevede Türkiye'nin
Açýlýmlarý" konulu büyük büyük toplantýlar düzenliyor.

"Büyük" toplantýlarda "küçük" laflar ediyor.

Ateþ bacayý sarmýþken.

Bizi oyalýyor..

Cambaza bak cambaza politikasý uyguluyor.

Sonra da kalkýp emir-komuta zinciri içindeki TESUD'un faziletlerinden
bahsediyor.

Hadi caným sen de! 20 Aralýk 2005

"57'iNCÝ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FÝLÝSTÝN'DE, SAKARYA'DA

57'inci ALAY KARABAÐ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA

57'ÝNCÝ ALAY HERYERDE

HEPÝMÝZ 57'ÝNCÝ ALAYIN NEFERÝYÝZ"

Friday, December 16, 2005

AK Parti Michael Rubin'e neden haddini bildirmiyor?

İbrahim KARAGÜL

ikaragul@yenisafak.com.tr

Yenisafak

Türkiye, AK Parti ve özellikle Başbakan Tayip Erdoğan'a karşı ağır itham ve yalanlarla adını duyuran bir kişi Michael Rubin. Neocon kuşağın genç öncülerinden. Neoconların mabedi American Enterprise Institute bünyesinde ABD'den çok İsrail istihbaratına bilgi topluyor. En büyük destekçisi, The Middle East Forum'um yöneticisi olan, Campus Watch adlı örgütüyle Müslüman öğrencileri fişlemekle meşgul olan, İslam'a karşı savaşın önemli savunucularından ve doğrudan İsrail istihbaratına çalışan Daniel Pipes. Rubin, The Middle East Quarterly adlı derginin editörü, Pipes gibi isimlerden oluşan ırkçı bir gruba mensup.

Larry Franklin olayında, ABD'nin İran'la ilgili gizli dosyalarını İsrail'e aktarırken deşifre olan, üstü örtülmeye çalışılan kapsamlı casusluk skandalında da Rubin'in adı geçiyor.

Irak işgalinden sonra İsrail komandolarının Kuzey Irak'ta yapacağı operasyonlarda ne gibi tehditlerle karşılaşabileceğine ilişkin bilgiler de İsrail'e aktarılmış. İsrail'in istediği bu bilgileri hazırlayan ise Michael Rubin.

Bütün mesaisini Türkiye'de askeri darbe provokasyonuna, iç savaş senaryolarına, Tayip Erdoğan'ın yıpratılmasına hasretmiş. Öyle iddialar ortaya atıyor ki, dışarıdan bakan Türkiye'de iç savaş yaşanıyor sanır.

Patronu, yıllarca lobicilik adıyla Türkiye'nin milyonlarca dolarını hortumlayan Richard Perle gibi isimler. Türkiye'den de ekonomik siyasi destek alıyor, işbirlikçileri var. Tetikçilik yapıyor. Birileri kiralamış ve belli hedeflere yöneltmiş. Özel görevi bu, genel hedefini İsrail aşırı sağı belirliyor.

Mayıs ayında düzenledikleri "Turkey: The Road to Sharia?" başlıklı sempozyumda, Türkiye'yi Ortodoks İslamcıların yönettiğini, Tayip Erdoğan'ın Türkiye'yi şeriata sürüklediğini, İran laikleşirken Türkiye'nin İslamlaştığını, Türkiye'nin bir an önce düşman kategorisine alınması gerektiğini, ABD'nin Türkiye'deki bu gidişe müdahale etmesinin zorunlu olduğunu ve Türkiye'nin AB üyeliğine destek verilmemesi gerektiğini iddia ettiler. Dahası var: Türkiye'nin artık ortak olamayacağı, terörle mücadelede birlikte çalışılamayacağı, Hamas, Hizbullah ve Iraklı direnişçilere karşı mücadele etmediği, Beşşar Esad'la, İran'la yakınlaştığı, Washington, Brüksel ve Moskova ile ilişkileri kesip İslam dünyasına yöneleceği, İslamcıların komünizm ve faşizm kadar tehlikeli olduğu gibi tuhaf hezeyanlar...

Onlara göre:

Türkiye ABD dışında hiçbir ülkeyle yakın olamaz. AB ile, İslam dünyası ile, Rusya ile, Asya ülkeleri ile, Afrika ile Türkiye arasında gelişecek yakınlaşma, Türkiye'nin yeni bir dış politika açılımı geliştirmesi çok tehlikeli. Açıkça söyleyemedikleri için hassas sorunları kaşımaya, iç gerilimi artırmaya, iç kavgalar çıkarmaya çalışıyorlar. Amaç eski defterleri açtırmak ve bu ülkenin enerjisini iç gerilimlere yönlendirmek...

AK Parti ABD'ye karşı "Alman-Fransız-İspanyol ekseni"ne oynuyormuş, ABD'den bağımsız Ortadoğu politikası geliştiriyormuş, Atatürk'ün devleti tehlikedeymiş, bu gidişi durdurmak için askerler harekete geçirilmeliymiş, AK Parti parçalara ayrılmalıymış�

Rubin, Türkiye'nin kara para cenneti olduğunu, AK Parti'nin kadrolaştığını, gizli gündemi olduğunu, Suudi sermayesi ile ayakta durduğunu öne sürerek, Türkiye'yi Hasta Adam ilan ediyor.

Rubin, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ABD ziyareti sırasında AK Parti ve Tayip Erdoğan'a yönelik öfkesini tekrarladı. National Review dergisinde yine ağır ithamlarda, aptalca değerlendirmelerde bulundu. Ona göre Türkiye-Amerika arasındaki en önemli sorun reddedilen 1 Mart Tezkeresi değil; bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan! Gizli gündemden kadrolaşma iddialarına, Kur'an kurslarından içki tartışmasına kadar aklınıza ne gelirse ele almış ve bir iç çatışma tezi işlemiş.

Rubin'in yalanları neden karşılıksız kalıyor? AK Parti'den bu saçmalıklara neden bir cevap verilmiyor? Bu ne suskunluk? Biri çıkıp da "kardeşim sen neler saçmalıyorsun" diye sormayacak mı? Bu tetikçiye haddini bildirmeyecek mi? Biz, Türkiye adına bunları hazmetmekte zorlanıyoruz. Cevap vermesi gerekenler nerede?

Çok tuhaf! ABD İsrailli gençleri tutukluyor!

Tuhaf şeyler oluyor! ABD içinde İsrailliler gözaltına alınıyor! Iowa ve South Dakota'da 21 İsrailli gözaltına alındı. Operasyon devam ediyor. Rus istihbaratına dayandırılan ve Salı günü İsrail gazetesi Yediot Ahranot'a da yansıyan haberde, "genç İsrailliler"e bir yerlerden "çalışma ruhsatı" temin edildiği, bazılarının sınır dışı edildiği bazılarının ise gözaltında olduğu bildirildi. Gözlemciler, operasyonun ABD kentlerine yapılması beklenen nükleer saldırıyla bağlantısı olduğunu, "sanat öğrencisi" olarak gösterilen bu kişilerin İsrail istihbaratına mensup olduğunu, elektronik izleme, patlayıcı ve özel operasyon eğitimli aldıklarını belirtiyor. 11 Eylül'den hemen sonra gözaltına alınan İsrailli öğrenciler örneğini veriyorlar. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad; "Sıykırım bir masal, Avrupalılar İsrail'e toprak versin, İsrail Alaska'ya yerleştirilsin, İsrail haritadan silinmeli" mealinde sözler söyledi. İsrail; İran'ın nükleer tesislerine saldırı hazırlığı içinde, ABD'yi ve dünyayı provoke ediyor, Akdeniz'deki nükleer denizatlılarını saldırı için yeni silahlarla donatıyor. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik tehditleri tırmanıyor, Türkiye'de jet yakıtları depolanıyor. "El Kaide"nin mini nükleer silahlarla ABD kentlerini vuracağı"na ilişkin uyarılara ısrarla devam ediliyor. Bu gelişmeler, size bir şeyler hatırlatıyor mu? Bunları ABD kentlerine nükleer saldırı uyarılarıyla birlikte değerlendirelim. Birileri, İran'ın nükleer tesislerine saldırı için ABD topraklarında bir tezgah mı hazırlıyor?

Wednesday, December 14, 2005

Icazet Amerika'dan mi Israil'den mi?

İCAZET TARTIŞMASI... AMERİKA'DAN MI, İSRAİL'DEN Mİ, ATATÜRK'DEN Mİ?... WASHİNGTON'DA TEMASLARDA BULUNAN KARA KUVVETLERİ KOMUTANI ORGENERAL BÜYÜKANIT'IN İLGİNÇ GÖRÜŞMESİ...

15 Aralık 2005 00:13 Perşembe

Superpoligon

ABD Kara Kuvvetleri Komutanının davetlisi olarak gittiği ABD'de olağanüstü bir ilgiyle karşılanan Kara Kuvvetleri Komutanı'nın temasları tartışma konusu oldu. 'Amerika'dan icazet almaya gitti' şeklindeki iddialara 'İcazeti Amerika'dan değil, Atatürk'ten alırız'
şeklinde cevap veren Orgeneral Büyükanıt, bu akşam yahudilere yakınlığıyla bilinen Amerikan Enterprise Institute'de bir toplantıya katılacak.

Toplantıyı organize eden Michael Rubin, AKP karşıtı görüşleriyle tanınıyor. Sık sık hükümeti eleştiren ve islamcı olmakla suçlayan Rubin, toplantıdan bir gün önce yayımladığı yazısında da AKP'yi suçladı.

Rubin, FBI'ın Pentagon'daki İsrail casuslarını ortaya çıkarması üzerine FBI'ı yahudi düşmanlığıyla suçlamış ve casusluğunu itiraf eden Pentagon görevlilerini savunmuştu.


Casusluk skandalı soruşturması sırasında Pentagon'dan ayrılan Micheal Rubin, Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Douglas Feith'in ofisinde çalışmıştı. Aynı zamanda İsrail Vatandaşı olan Douglas Feith İsrail'de kurduğu hukuk şirketini de Washington'a taşımış ve bu şirket üzerinden Türkiye'nin lobisini üstlenmişti.

CIA ve FBI, ABD'deki yahudi teşkilatlanmasını ve İsrail için yapılan casusluk faaliyetlerini yakından takip ediyor.

ABD'de yahudilere yakınlığıyla bilinen bazı kurumların bir süredir Türkiye'de İslamcı-laik bölücülüğünü körüklediği, gerek Amerikan, gerekse Türk kamuoyuna bu yönde propaganda yaptığı biliniyor.

Amerikan Enterprise Institute isimli kuruluşta bir dönem önce Başbakan Erdoğan da konuşmuştu.

Tuesday, December 13, 2005

Dr. Necip Hablemitoglu'nu Anma

Program

“ANKARA SUİKASTLARI devrimin başkentinin yokluğa itilişi…

Kemalizmin düşünsel önderlerinden Dr. Necip HABLEMİTOĞLU’NU yitirişimizin 3. yıldönümünde gazeteciler tartışıyor.

* Mustafa BALBAY Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi

* Hulki CEVİZOĞLU KanalTürk Ankara Temsilcisi

* Murat ÇELİK Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi

* Ertuğrul KAZANCI ADD Genel Başkanı

* Macit SOYDAN Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi

16 Aralık 2005 Cuma Saat : 13.30

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Konferans Salonu Cebeci/ANKARA

* ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
* ANKARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİ KONSEYİ
* ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE TOPLULUĞU



Not: 18 Aralık Pazar Günü Saat 13.00’de Karşıyaka Mezarlığı 5. Kapıdaki kabri ziyaret edilecektir.

Saturday, December 10, 2005

KKTC MÜLKİYET REJİMİNİ DEĞİŞTİRME GİRİŞİMİ İLE İLGİLİ ÖN DEĞERLENDİRME

Sema SEZER

09 Aralık 2005

1. Kıbrıs’da Mülkiyet Sorunu

1974 Barış Harekatı sonrasında 1975 Nüfus mübadelesi anlaşması yapılarak, Kuzey’den Güney’e 120 bin civarında Rum, Güney’den Kuzey’e ise 65 bin Türk geçmiş, böylece nüfus bakımından homojen iki kesim meydana gelmiştir. Her iki halkın geride bıraktıkları mal- mülklerle ilgili mülkiyet sorunu, Kıbrıs meselesinin en temel ve kilit konularından birini oluşturmaktadır. Şimdiye dek, mülkiyet konusunun “Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı ve iki kesimliliğe dayanan bir çözümün parçası olarak” ele alınacağı genel kabul görmüş, sorunun “Global Takas ve Tazminat” yoluyla çözüme kavuşturulması savunulmuş ve Türk tarafı, Talat Yönetimi’nin son girişimine kadar Rumlara mal iadesini öngören hiçbir düzenlemede bulunmamıştır. Başta Girne olmak üzere KKTC mülklerinin % 80’inin 1974 öncesinde Rum tapulu olmasının en büyük endişe kaynağı olduğu belirtilmektedir.
Rum tarafı ise 1974 sonrasında Kuzeyden Güneye giden tüm Rumların geri dönmesi ve mal-mülküne sahip olması yönünde çaba göstermektedir. Rumlar “Vasilik Yasası” diye bir yasa çıkararak Türk mallarını kendi devletlerinin kontroluna almışlardır. Rum Yönetimi, Türklere ait malların yaklaşık yüzde 20'sini kamulaştırılıp bedelini bloke ederek, ödemeyi çözüm anına kadar ertelemektedir. AİHM kriterlerine aykırı olan bu husus, kamulaştırmada haklı bir gerekçenin olmaması, mülkiyet hakkının iade edilmemesi ve Türklerin güneydeki diğer mülklerinden etkili olarak yararlanamamaları nedeniyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne (İHAS) de aykırıdır. Rum Yönetimi, Rumların kuzeyde bulunan mallarının satışı için çıkardığı (1970/49) sayılı yasayı da uygulamaktadır. Buna göre, kuzeydeki malını satan bir Rum, devir işlemini yapabilmesi için İçişleri Bakanlığından, devrin "kamu güvenliğine" engel oluşturmadığı yolunda izin almak durumundadır. Taşınmazı satın alanın Rum olmaması durumunda ise bu izin verilmemektedir. 1
2. KKTC’de Mülkiyet İle İlgili Yasal Düzenlemeler

KKTC Anayasası, KKTC sınırları içinde kalan Rum mallarının KKTC’nin mülkiyetinde kalmasını benimsemekte, yani mülkiyetin Rumlara devrini öngörmemekte ve sadece “tazminatı” içerecek şekilde yasa yapılmasına yetki vermektedir. KKTC’de; Anayasa’nın “Devletin Mülkiyet Hakkı” başlıklı 159. maddesinin yanısıra, mülkiyet konusunda düzenlemeler öngören iki yasa mevcuttur: 1977 tarihli “İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal-İTEM Yasası” ve 2003 tarihli ““KKTC Hudutları Dahilinde Kalan ve Anayasa’nın 159. Maddesi’nin (4). Fıkrası Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini Yasası”.
İTEM YASASI (1977)2: Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)’nin ilanından sonra KTFD Meclisi, Ağustos 1977’de “İTEM yasası” olarak bilinen “İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası” nı çıkarmış, sonraki yıllarda gelişen koşul ve ihtiyaçlara göre bu yasada bir çok kez değişiklik yapılmıştır. Bu yasa ile, “Rumların terkettikleri taşınmaz malların mülkiyet, tasarruf ve işletme şeklinin düzenlenmesi, tarım sektöründe çalışacakların topraklandırılması, şehit, gazi ve göçmen ailelerin konuta kavuşturulmaları, KKTC’deki veya Rum tarafındaki taşınmazlarını askeri nedenlerle kullanamayanlara eşdeğer miktarda mal verilmesi veya tazmin edilmeleri” amaçlanmıştır. Halen yürürlükte olan bu yasa gereğince, otuz yıla yakın bir süredir işlem yapılmakta; devletin mülkiyetindeki taşınmazların (KKTC Anayasası’nın 159. maddesinin 1/b fıkrasına konu olan) mülkiyet hakkı, kamu yararı güdülerek özel kişilere devredilmektedir.

KKTC ANAYASASI (1985)3: Rumların Kuzeyde bıraktıkları taşınmaz mal varlıkları ile ilgili durum, KKTC Anayasası’nın “Devletin Mülkiyet Hakkı” başlıklı 159. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, 15 Kasım 1983 tarihinde, KKTC sınırları içinde bulunan ve;
1.a. Tapusu, 16 Ağustos 1960 tarihinden önce Kıbrıs Hükümeti adına kayıtlı tüm taşınmaz mallar ile, 16 Ağustos 1960 tarihinden sonra Kıbrıs Cumhuriyeti’ne intikal eden tüm taşınmaz mallar, yollar ve alanlar;

1.b. Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilan edildiği 13 Şubat 1975 tarihinde terkedilmiş bulunan veya sözkonusu tarihten sonra yasanın terkedilmiş veya sahipsiz taşınmaz mal olarak nitelendirdiği tüm gayrımenkuller,

1.c. 1960 Kuruluş Andlaşmasında ve ona bağlı eklerde belirlenen askeri tesis, rıhtım, kamp vesair talim sahaları içinde bulunan tüm taşınmaz mallar,

tapuda böyle kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın, KKTC’nin mülkiyetindedir ve tapu kayıtları buna göre düzeltilir.

* (a) ve (c) bendlerinde sözü edilen taşınmaz malların mülkiyeti (devletin kamuya ait ve kamuya açık yollar üzerindeki düzenlemeleri ile kamu yararı için irtifak ve intifa hakkı hariç tutulmak üzere) ve dini ibadet yerlerinin mülkiyeti gerçek veya tüzel kişilere devredilemez.

* (b) bendinde belirtilen taşınmaz mallardan, (orman, yeşil saha, anıt ve park yerleri, sular, yeraltı suları, doğal kaynaklar ve savunma alanları, kamu yönetimi ve askeri amaçlar için gerekli bina, tesis ve arsalar ile şehir ve kırsal planlama ve toprak koruma amaçları için) gerekli görülenler dışında kalan taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakkının gerçek veya tüzel kişilere devredilmesi yasa ile düzenlenir.

* 159. maddenin 4. fıkrasında, (b) ve (c) bendlerinin kapsamına giren taşınmaz mallar ile ilgili olarak meşru hak iddia edenlerin ortaya çıkması halinde, yasal düzenlemeler çerçevesinde “tazminat” ödenebileceğine de işaret etmektedir.

TAŞINMAZ MALLARIN TAZMİNİ YASASI (2003)4: KKTC Meclisi, Louzidiu davasının yaratabileceği sıkıntıları önlemek ve Kuzey’deki Rum mallarının mülkiyet sorununa çözüm bulmak amacıyla 30 Haziran 2003’te Anayasa’nın 159/4 maddesine istinaden bir yasa onaylamıştır. Yasa “KKTC Hudutları Dahilinde Kalan ve Anayasa’nın 159. Maddesi’nin (4). Fıkrası Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini Yasası” adını taşımaktadır. Yasa ile bağlayıcı karar alma ve uygulatma yetkisine sahip 7 veya 9 üyelik bir “Taşınmaz Mal Saptama, Değerlendirme ve Tazmin Komisyonu” oluşturulması da öngörülmüştür. Yasaya göre; 1974 sonrasında Kuzey’de mal bırakan Rumlar, tazminat veya takas (“takas”, yalnızca Güney’de kalan ve devlet lehine feragat verilen Türk mallarına karşılık olması halinde mümkündür) istemiyle Komisyon’a başvurabileceklerdir. Başvuru sahibi Rum’un, Komisyon’un takas veya tazminatla ilgili kararından memnun olmazsa, konuyu önce KKTC mahkemelerine, iç hukuk yolunu tükettikten sonra ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne götürmesi de mümkün hale getirilmiştir. AİHM’ye başvurunun, mülkiyet talebi için değil, tazminatın yetersizliği konusunda olması öngörülmüştür. Yasada, 1 yıl içinde başvurmayan Rumların hak ve menfaatlerinin çözüm sonrasına erteleneceği de belirtilmiştir.
3. AİHM’nin Mülkiyet İle İlgili Önemli Kararları

Louzidu Davası: AİHM, 1996 yılında Titiana Louzidu adlı Rum kadına Girne’deki evini kullandırmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi suçlu bulmuş; Avrupa Konseyi’nde üyeliğinin askıya alınması tehditlerine rağmen yıllarca kararı uygulamamakta direnen Türkiye, Aralık 2003’te gecikme faizleriyle beraber Louzidu’ya 1.1 milyon euro tazminat ödemiştir. Louzidu kararı iki yönlüdür: Türkiye’nin ödediği tazminat, sadece 1974’ten bu yana evini kullanamadığı içindir. Mahkeme, Louzidiu’nun “mülkiyet hakkına kavuşması”, yani mülkünün iadesini 2005 sonunda ele almaya karar vermiştir. Türk tarafı bu yüzden zamanlama baskısı altına girmiştir. AİHM 1996 kararını emsal kabul ederse,bekleyen binlerce dava gözönüne alındığında Türkiye’nin ödeyeceği toplam tazminat miktarı 20 milyar dolar civarında olacaktır. Mülkün iadesi kararı çıkması, binlerce Rumun, bugün Türklerce kullanılan ve çoğu defalarca el değiştirmiş olan KKTC’deki evlerine dönmek istemesi ile siyasi, ekonomik ve hukuki açıdan içinden çıkılamaz bir durum yaratacak, belki de şiddet olayları ve çatışmaları beraberinde getirecektir.

AİHM, Louzidu kararında Türkiye'nin adanın kuzeyinde etkin ve fiili kontrol sahibi olduğunu, bütün ana ulaşım ve iletişim yollarının adadaki Türk askerinin denetiminde olduğunu vurgulayarak sorumluluğu doğrudan Türkiye'ye yüklemiştir. Aynı kararda Mahkeme, ortaya çıkan koşullarda, KKTC'nin Türkiye'nin 'yerel bir alt otoritesi' olduğunu, dolayısıyla da KKTC otoritelerince yapılacak işlemlerden yine Türkiye'nin sorumlu tutulabileceğini vurgulamıştır. AİHM, KKTC Anayasası ve hukuk düzenini tanımamış, böylece Louzidu'nun mülkiyet hakkı sahibi olarak hakkının devam ettiğini benimseyerek, sadece "bu hakkı kullanamadığı dönem" nedeniyle tazminata hükmetmiştir. Türkiye ödemeyi, "emsal sayılmaması" şerhi ile yapmış ise de, Bakanlar Komitesi önündeki bu beyanların (ve kaldı ki siyasi bir organ olan Bakanlar Komitesi'nin iradesinin) AİHM yönünden hiçbir bağlayıcılığı ve hukuksal geçerliliği bulunmamaktadır. Bu süreçte Bakanlar Komitesi "2005 sonunda mülkiyet hakkına tekrar kavuşabilmeye" yönelik teklifleri gözeterek, zamanı geldiğinde konunun yeniden değerlendirileceğini de söylemiştir. Böylece tazminat ödenmekle dosya bütünüyle rafa kaldırılmamıştır. Benzeri nitelikte başka davalarda bulunmaktadır.

AİHM hem dosya sayısının gittikçe kabarmasının, hem de tazminat bedellerinin yol açacağı ağır mali yükün karşılanamamasının Avrupa Konseyi’ni açmaza sürükleyeceğini göz önünde bulundurarak 2001 yılında ilginç bir karar kabul etmiştir. O tarihe kadar AİHM, bir davanın kendisine sunulması için yerel başvuru mercileri önündeki sürecin tamamlanmış olması kuralını Kıbrıs Rumlarına uygulamamıştır. Çünkü bunun KKTC’nin hukuki varlığının tanınmasını anlamına geleceği görüşünü benimsemiştir. 2001 kararında ise değişik bir yaklaşımla, bireylerin haklarını koruyacaksa, bazı koşullarda, fiili otoritelerin yargı mercilerinin AİHM’ye başvurudan önce tüketilmesi gereken bir yerel çözüm mercii olabileceklerini kabul etmiştir. KKTC’de 2003 yılında yasal düzenleme ile tazmin komisyonlarının kurulması bu kararın bir sonucu olarak da görülebilir.5 Ancak, karıştırılmaması gereken bir nokta şudur: AİHM, bu Komisyonu KKTC’nin değil, etkili ve fiili kontrolü altında bulunduğunu ileri sürdüğü Türkiye’nin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirmektedir.

Ksenides Arestis Davası: AİHM, Arestis davası kararında bir kez daha Türkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyindeki Sözleşme ihlallerinden sorumlu tutulabileceği sonucuna varmıştır. Myra Ksenides Arestis'in Türkiye aleyhine yaptığı ve kapalı Maraş bölgesindeki mallarını geri alabilmeyi konu alan başvuru hakkında AİHM, Eylül 2004'te kabul edilebilirlik kararı vermiş ve 06 Nisan 2005 tarihinde açıklanan bu kararda, Taşınmaz Malları Tazmin Komisyonu'nun, eksiklerini tamamlaması durumunda, iç hukuk yolu olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir. Duruşmada Arestis ve Kıbrıs Rum hükümeti, Kıbrıslı Rumların geride bıraktıkları mallarının topluca KKTC devletine geçmiş olduğunu varsayan KKTC Anayasası'nın 159. maddesi uyarınca kurulmuş Mal Tazmin Komisyonu'nun yasallığını sorgulamış ve KKTC gibi bir entitenin kurduğu bu tür organların yasal bir iç hukuk yolu olarak kabulünün uluslararası hukuk kurallarına aykırı olduğunu ileri sürmüştür. AİHM ise, önceki kararlarına atıfta bulunarak, uluslararası hukukun belirli durumlarda KKTC'dekilerine benzer hukuksal düzenleme ve işlemleri tanıyabileceğini ve bu nedenle, Komisyon’un Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilebileceğini vurgulamıştır. Yani, Komisyon, KKTC'nin değil, davalı konumdaki Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak kabul edilebilecektir. AİHM, KKTC'yi tanımaya yol açacak ifade ve yorumlardan özellikle uzak durmaktadır. Hükmolunan tazminatın muhatabı ise, anılan Komisyon Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak görüldüğünden KKTC değil Türkiye olmaktadır. Komisyon’un AİHM’nin belirttiği şekilde etkili ve geçerli bir yapıya bürünmesi demek, sonuçta AİHM eliyle verilecek mülkiyete ve değerine ulaşmaya yönelik kararları, bütünüyle bu Komisyonun vermesi, 1974 öncesi mülkiyet durumunun benimsenmesi anlamındadır. Dolayısıyla önerilen komisyon ve yapısı, Rumların isteklerine kısa yoldan yeşil ışık yaktırmak sonucunu doğurmaktadır. 6
4. Talat Yönetimi’nin KKTC Mülkiyet Rejimini Değiştirmeye Yönelik Girişimi .

M. Ali Talat’ın Nisan 2005’te Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde uluslararası hukuk uzmanlarından bir kurul oluşturularak mülkiyet rejiminin değiştirilmesine ilişkin bir rapor hazırlatılmıştır. KKTC Anayasası’nın 159. maddesinin değiştirilmesini de öneren rapor KKTC Meclisi'nin 22 Temmuz'da yaptığı kapalı bir oturumda tartışılmış ve kamuoyundan gizlenmiştir. Olayın basına sızması üzerine bu çalışmalara bir süreliğine ara verilmiştir.

KKTC Anayasası’nda değişiklik yapılabilmesi için üçte iki çoğunluk sağlanması gerekmektedir. Talat Yönetimi, muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi’nin bu düzenlemeye karşı çıkması, CTP-DP Koalisyonu’nun ise üçte iki çoğunluğa sahip olmaması, hatta Demokrat Parti (DP) içinden olumsuz oy kullanılabilecek olması nedeniyle, mülkiyet rejimindeki değişikliği yasal düzenleme ile yapma girişiminde bulunmuştur.
Yasa tasarısının özü, KKTC sınırları içindeki Rum mal-mülkleri için tazminatın yanısıra takas ve iade seçeneklerini de içerecek düzenlemeler yapılmasıdır. Tasarı, anayasa ve diğer yasal düzenlemelerde öngörülenlerin aksine yalnız taşınmazları değil taşınır malları da kapsamaktadır.

CTP-DP Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün 83'üncü maddesi gereğince 21 Kasım 2005’te Resmi Gazete’de yayınlanan (Y.T.No: 133/2/2005) yasa tasarısı, "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) ve (c) bentleri Kapsamına Giren Taşınmaz Malların ve 13 Şubat 1975 Tarihinden Önce Kıbrıs'ın Kuzeyinden Göç Etmek Zorunda Kalanlara Ait Taşınır Malların İadesi, Takası ve Tazmini Yasa Tasarısı" adını taşımaktadır. Söz konusu tasarının Resmi Gazete'de yayımlanmasını izleyen yirmi gün içinde Meclis Başkanlığı’na yazılı olarak görüş sunulabilecektir. Tasarı, Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde görüşülmesinin ardından Meclis Genel Kurulu'na gidecek ve çoğunlukla onaylanması halinde yasalaşarak yürürlüğe girecektir. Nitekim, Meclis Genel Kurulu, söz konusu Yasa Tasarısı’nın İlgili Komite’de ivedilikle görüşülmesini 08 Aralık 2005 tarihinde oyçokluğu ile kabul etmiştir. Tasarının yasalaşarak yürürlüğe girmesi halinde, 2003’te yürürlüğe giren ve sadece tazminat ile belirli koşullarda takas öngören “Taşınmaz Malların Tazmini Yasası” da yürürlükten kalkacaktır.

Koalisyonun DP kanadı, yasa tasarısına ve Bakanlar Kurulu’nda tasarıya evet dediği için Genel Başkanları Serdar Denktaş’a karşı eleştirilerini giderek artırmaktadırlar.DP milletvekilleri Ertuğrul Hasipoğlu ve Mustafa Arabacıoğlu, bu konunun DP içinde hiç tartışılmadığını, tasarıyı tasvip etmediklerini, yasanın bu şekliyle Türkiye'yi adada işgalci pozisyonuna düşürdüğünü ve düzenlemelerin Annan Planı’nın dahi gerisinde kaldığını ifade etmektedirler.7
5. Yasa Tasarısının Açıklanan Gerekçesi Nedir ve Neler İçermektedir?

25 maddeden oluşan yasa tasarısında “amaç”, “bu yasa kapsamına giren taşınır ve taşınmaz mallar üzerinde meşru hak iddiasında bulunanların haklarının ispatı için gerekli usul ve koşulları ve bu kişilerin mallarının iadesine, takasa ve alacakları tazminata ilişkin esasları, iki kesimlilik esası gözetilerek ve Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı bir çözümün Kıbrıs Türk halkına sağlayacağı haklara halel getirmeyecek bir biçimde düzenlemektir” şeklinde ifade edilmektedir.8
Tasarı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin, Rumların Kuzeyde bıraktıkları malları ile ilgili başvuruları için KKTC’de 2003’te yasayla kurulan Mal Tazmin Komisyonu’nu “etkili bir iç hukuk yolu” olarak kabul etmesi gerekçesine dayandırılmaktadır. Bu bağlamda, “AİHM’nin, bir çok davada KKTC Anayasası'nın 159'uncu maddesindeki düzenlemelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek Protokol'ün 1. maddesiyle uyum içinde olmadığı yönünde görüş belirttiği” ifade edilmektedir. Tasarının genel gerekçesinde, son olarak Xenides-Arestis davasıyla ilgili kararda, “etkili bir iç hukuk yolu” olarak kabul edilebilmesi için, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1962'de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlu bir Mal Tazmin Komisyonu'nun düzenlenmesine ilişkin saptamalar yapıldığı da vurgulanmaktadır.

Tasarı, mahkeme gibi çalışacak bir komisyon oluşturulmasını ve komisyonun en az 2 üyesinin yabancılardan oluşmasını öngörüyor. Tasarı uyarınca bu 2 yabancı üye, Kıbrıslı Türk ve Rumlar yanında garantör ülke vatandaşlarından da oluşmayacaktır. Komisyonun alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacaktır.

Yürütme yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri Bakanlığı) veren, davacı taraf olarak da Başsavcılık'ı adres gösteren tasarı, Tasarı uyarınca "yürürlükteki yasalar uyarınca mülkiyet veya kullanım hakkı bir gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan, konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek" taşınmaz mallar Komisyon tarafından hemen iade edilebilecektir.

Üzerinde inkişaf yapılmış bir malın iadesinin talep edilmesi halinde ise, iade çözüm sonrasına ertelenecektir. Bu durumda da, malı kullanan kişi çözüm sonrasında alternatif taşınmaz veya tazminat aldıktan sonra malı terketmek zorunda olacaktır.
Tazminat ve Takas Şartları: Kuzey'deki mala karşı tazminat ödenmesi için 20 Temmuz 1974'teki rayiç bedel ile o günden bugüne değer artışının dikkate alınacağını düzenleyen tasarı, tazminat belirlenirken başvuru sahibinin Güney'de Türkler'e ait mal tutup tutmadığının da dikkate alınmasını öngörmektedir. Komisyonun, başvuru sahibinin talebine göre takas teklif etmesi halinde ise, 1974'teki rayiç bedeller esas alınacaktır. Bu durumda malların değerleri arasında fark olması halinde aradaki fark kimin leyhine ise onun tarafından ödenecektir. Davacı taraf adına ödemeyi Komisyon yapacaktır. Takas halinde, kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacaktır.
Taşınır Mallara Tazminat: Tazminat ve takas halinde mülkiyet hakkının ortadan kalktığını hükme bağlayan tasarı, talep halinde taşınır mallara da tazminat öngörmektedir. Tazminat miktarı, komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer üzerinden ödenecektir.

İtiraz Halinde: Komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya kullanım kaybından doğan zarar tazminine karar vermesi halinde taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler. Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de başvuru yapabilecektir.
6. Tasarıya Getirilebilecek Eleştiriler ve Yol Açabileceği Sakıncalar

Tasarı, KKTC mülkiyet rejimini kökünden sarsacak, devletin dayandığı toprak varlığını ve çözüme yönelik iki kesimlilik ilkesini yok edecek, ekonominin itici gücünü oluşturan emlak ve inşaat sektörünü çökertecek, yatırımları ve üretimi durduracak ve KKTC'de büyük iç çatışmalar yaratacak sonuçlara yol açabilecektir. Bu bağlamda, hem siyasi ve ekonomik, hem de hukuki yönden ele alınmalı ve KKTC Meclisi’nde aceleye getirilmeden tüm boyutlarıyla tartışılmalıdır.

Tasarı, Anayasaya Aykırıdır: KKTC Anayasası, KKTC sınırları içinde kalan Rum mallarının KKTC’nin mülkiyetinde kalmasını benimsemiş, yani mülkiyetin Rumlara devrini/iadesini öngörmemiş ve sadece “tazminatı” içerecek şekilde yasa yapılmasına yetki vermiştir. “İade” ve “takas” işlemi, Anayasa’da düzenlenmemiştir. Dolayısıyla bu konuda yasal bir düzenleme yapılmasının, Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptal edilmesi gerekir.

Aynı şekilde, Anayasa’nın 159. maddesinin 1(c) bendinde sözü edilen taşınmaz malların mülkiyeti, gerçek veya tüzel kişilere devredilemez. Oysa, yasa tasarısının adından da anlaşılacağı gibi, 1 (c) bendi ile ilgili düzenlemeler yapılmak istenmektedir. Yani Anayasaya aykırıdır.

Türk Tarafının Kıbrıs Sorununun Çözümünde Toprak ve Mülkiyet Konusu İle İlgili Pazarlık Şansı Kalmayacaktır : Devlet olmanın en önemli unsurlarından biri, bir milletin egemen olduğu topraklara/ülkeye sahip olmasıdır. Şimdiye dek, mülkiyet konusunun “Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı ve iki kesimliliğe dayanan bir çözümün parçası olarak” ele alınacağı genel kabul görmüştür. Annan Planı dahi eleştirilebilecek tüm yönlerine rağmen bu anlayışı yansıtmaktadır. Ancak, bu tasarı ile mal-mülk iadesinin öngörülmesi, bu ilkeden uzaklaşıldığını göstermektedir. Böylece, Türk tarafının bir çözüm masasında pazarlık edebileceği bir kozu da kalmayacaktır.

Tasarı, Mülkiyet Sorununu Çözmeyecek, Daha da Karmaşıklaştıracak, Kıbrıs Sorununun Çözümünü de İmkansızlaştıracaktır. Ya da Rumların istediği bir çözüm zeminine mecbur kalınacaktır. Bu tasarı ile “Global Takas ve Tazminat” ilkesinin yerine bireysel davalarla çözüm girişimi öngörülmektedir.

İki Kesimlilik İlkesinden Uzaklaşılacak, 1974 Öncesi Mülkiyet Düzenine Dönüşün Yolu Açılacaktır: Tasarı, gerekçe bölümünde “iki kesimliliğe zarar vermeme” koşulundan söz edilmekle birlikte, bununla çelişen düzenlemeler içermektedir. Rumlara bir çözüm olmadan mülk iadesi ve bu bölgelere yerleşilmesi ile, Türk tarafının kırmızı çizgilerinden olan ve BM tarafından tescil edilen 1977-1979 doruk anlaşmalarında da yer alan “iki kesimlilik / bölgelilik ilkesi”nden vazgeçilmiş olacaktır.
Annan Planı’ndan geri düzenlemeler içermektedir: Tasarı, toprak ve ekonomik maliyet olarak Annan Planı’ndaki mülkiyet rejiminden çok daha fazla geridedir. Ayrıca, Annan Planı, “ehven-i şer” de olsa Güney’deki Türk mallarının da korunmasını içermektedir. Oysa bu tasarı ile, Güney’deki Türk mallarının ne olacağı düşünülmeksizin ve pazarlık konusu yapılmaksızın, KKTC’deki Rum mal ve mülklerinin iadesi yolu açılmaktadır.
İddia Edildiği Gibi Rumların AİHM’ye Başvuruları Önlenemeyecektir : Tasarıdaki düzenlemeler, Komisyonda malı iade edilmeyen ya da yeterli tazminat alamayan Rumun konuyu yeniden AİHM önüne getiremeyeceği anlamına gelmemektedir. Komisyon süreci ertesinde dava yeniden AİHM önüne getirilebilecektir. Rumlar, Komisyon kararına itirazları halinde önce Yüksek İdare Mahkemesi'ne, buradan da tatmin olmamaları halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yapabilecektir.
Mal Tazmin Komisyonu KKTC’nin İç Hukuk Yolunu Oluşturmayacaktır. Türkiye Sorumluluktan ve Tazminatlardan Kurtulmayacaktır: AİHM’nin 1996 Louzidiu kararı ile Nisan 2005’te açıklanan Arestis Davası Kararı, Türkiye'nin adanın kuzeyinde etkin ve fiili kontrol sahibi olduğunu, bütün ana ulaşım ve iletişim yollarının adadaki Türk askerinin denetiminde olduğunu vurgulayarak sorumluluğu doğrudan Türkiye'ye yüklemiştir. Bu kararlarda Mahkeme, ortaya çıkan koşullarda, KKTC'nin Türkiye'nin 'yerel bir alt otoritesi' olduğunu, dolayısıyla da KKTC otoritelerince yapılacak işlemlerden yine Türkiye'nin sorumlu tutulabileceğini vurgulamıştır. Yani AİHM, KKTC Anayasası ve hukuk düzenini tanımamış, Komisyon’un, KKTC'nin değil, davalı konumdaki Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak kabul edilebileceği sonucuna varmıştır. Bu bağlamda, hükmolunan tazminların muhatabı, anılan Komisyon Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak görüldüğünden KKTC değil Türkiye olmaya devam edecektir.

Tasarı, KKTC'nin yasallığı veya tanınması bakımından da herhangi bir değişiklik yaratmayacaktır: Zira, Komisyonlar AİHM tarafından Türkiye’nin bir iç hukuk yolu olarak görülmektedir. Üstelik, Rum Yönetimi daha önce AİHM’de Türkiye’yi dava ederken, 2005 başlarından itibaren KKTC’de Rum malında oturan Türk ve yabancı uyruklulara da Rum Mahkemeleri’nde dava açmaya ve AB ülkelerinde geçerli olan “Avrupa Tutuklama Emirleri” çıkartmaya başlamıştır. Rum Yönetimi bu tür bireysel davalarla, KKTC’de de yargılama yetkisinin var olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır. Ayrıca, Rum Yönetimi takas veya tazminat ( ki, Rumlar mülk iadesi istese bile malını kullanamamaktan doğan zararını tazmin için başvurabilecektir)değil, toprak egemenliği yani mülkün iadesi peşindedir. İadenin çözümden sonra yapılacağı söylense dahi, iade kararı verildikten sonra uygulanması için Avrupa’dan gelen baskılara nasıl karşı konacaktır?

Tasarının Ekonomik ve Mali Aklı Bulunmamaktadır: Rum Yönetimi ilk açıklamalarında tasarıya eleştiriler yöneltmiştir. Ancak, Komisyon’un Türkiye’nin iç hukuk yolu olduğu ve KKTC’nin yasallığı açısından sonuç doğurmayacağı kanaatine varıp, binlerce Rumun başvurusunu teşvik etmesi halinde, KKTC ve Türkiye’nin ekonomik ve mali yapısı bunun altından kalkabilecek midir? Üstelik bu tasarı, ilk kez taşınmaz mallara ek olarak taşınır mallara tazminat ödenmesini de kapsamına almaktadır.Mal iadesi bir yana, tazminatları ödeyecek kaynak mevcut mudur?

Tasarının Yasalaşması Halinde Ekonomi ve Yatırımlar Duracak, Devlete Güven Sarsılacaktır: Tasarı, KKTC’deki mülkleri tartışma konusu haline getirmektedir. Tartışılan mülke ise kimse yatırım yapmak istemeyecektir. Halk, büyük bir siyasi ve ekonomik krizin, moral çöküntü ve belirsizliğin içine itilecektir. Tasarı, iade kararı verildikten itibaren bu mülkler üzerinde inşaat yapılmasını, satışının ve devrinin durdurulmasını öngörmektedir Tasarıda, Rumlar “meşru sahip”, İTEM yasası çerçevesinde eşdeğer yada tahsis yoluyla tapu hükmünde “koçan” verilen Kıbrıslı Türkler ise “kullanıcı” olarak nitelenmiştir. Devletin verdiği bu koçanlara güvenerek mülke sahip olduğunu zanneden ve yıllardır yatırım yapan Kıbrıslı Türklerin, her fırsatta “tanınma istemediğini, ayrılıkçı olmadığını” tekrarlayan Cumhurbaşkanı Talat ve CTP iktidarının yarattığı bu ortamda devlete ve bağımsızlığa duyulan inanç ve güvenleri sarsılacaktır. Bu durumdaki kişilerin ne olacaklarına, hayatlarını nasıl sürdürebileceklerine ilişkin bir düzenleme öngörülmüş olmaması da, çıkmazı daha da derinleştirecektir. Bilindiği gibi, Annan Planı’nda Güzelyurt Bölgesi’nin Rumlara iadesi öngörüldüğü için, bu bölgeye hiçbir yatırım yapılmamakta, bir çivi dahi çakılmamaktadır.

Yasadan Doğan Hak Kayıpları Karşısında Kıbrıslı Türkler ve Yabancılar Nasıl Bir Yol İzleyecektir? Anayasa’nın 159. maddesi ile mülkiyeti KKTC devletine ait olduğu belirtilen ve devletin halktan aldığı Güneydeki mallarına ait feragatnameler karşılığı elde ettikleri mallara KKTC koçanı verilen binlerce Kıbrıslı Türk bulunmaktadır. Bu koçanlara karşın, mülkünün iadesine karar verilen veya iade tarihine kadar mülkü üzerinde her türlü yatırım ve inşaat yapması yasaklanan, mülkünü satışı, kiralaması, devri yasaklanan şahısların, hatta KKTC’de gayrımenkul edinen yabancıların, uğradıkları mağduriyet dolayısıyla, KKTC ve Louzidu davasında sorumlu gösterilen Türkiye yönetimlerine karşı dava açmaları durumunda daha büyük bir çıkmaz içine girilecektir.

Yabancı Üyelerin de Yer Aldığı Komisyon’un, Mal İadesi Konusunda “Ulusal Güvenlik, Kamu Düzeni ve Kamu Yararı” Gözetilmesi Gibi Subjektif Yorumlara Açık Kararlar Alması Hususunda Tereddütler Oluşacaktır. Tasarının 8/1 maddesinde “mülkiyet veya kullanım hakkı herhangi bir gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan ve iade edilmesi, konumu ve niteliği itibarıyle ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek olan taşınmaz mallar Komisyon kararıyla hemen iade edilebilir “ denmektedir. Bu madde çerçevesinde, askeri bölgelerin, sahillerin, turizm tesislerinin, yatırım alanlarının ve sanayi bölgelerinin Maraş’taki Rum mülklerinin de Ruma iadesi gündeme gelebilecek ve alınacak kararın güvenirliği konusu tartışmalı olacaktır.
Toplumlararası Çatışma ve Huzursuzluk Ortamı Yaratılacaktır: Bir kez mülkün iadesi kararı verildikten sonra, Rumlar AB’nin de desteğini alarak bu kararı uygulamaya sokmak için her yolu deneyeceklerdir. Rumların geçişlerin serbest bırakılmasından da istifade ederek, toplu olarak mülklerine gelip yerleşmek istemeleri gibi bir gelişme halinde, mülklerinden çıkmak istemeyen Türklerle aralarında doğabilecek çatışmalar nasıl önlenebilecektir? Aynı durum, AİHM’nin Louzidiu’nun mülkünün iadesi kararı vermesi halinde de yaşanabilecektir. Türkiye bu durumda, Aralık 2003’te Louzidiu’ya tazminat öderken göze almadığı Avrupa Konseyi’nden çıkarılma riskini bu kez daha güçlü bir şekilde hissedecektir.


1 Omer Faruk Eminağaoğlu, “Hukuki Kazanımlar Önemli”, Radikal, 06 Haziran 2005, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=154976&tarih=06/06/2005

2 http://www.mahkemeler.net/mahkeme-web-t/birlestirilmis/41-1977.doc

3 KKTC ANAYASASI; http://www.cm.gov.nc.tr/cm/anayasa/

4 http://www.cm.gov.nc.tr/yasalar/2003/49-2003.htm

5 İlter Türkmen, “Kıbrıs’ta Mülkiyet Sorunsalı”, 08 Şubat 2005, http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,authorid~23@sid~9@tarih~2005-02-08-m@nvid~534198,00.asp

6 Kudret Özersay-Ayla Gürel, “Türk Tarafı Yanılıyor”, Radikal, 02 Mayıs 2005, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=151441&tarih=02/05/2005

7 Hüseyin Ekmekçi, “Mülkiyette Siyasi Kriz”, Kıbrıs, 03 Aralık 2005.

8 Nezire Gürkan, “Mülkiyet Konusunda Yasal Düzenleme”, 22 Kasım 2005, www.emu.edu.tr/~tak

Sunday, December 04, 2005

VATANA İHANET HA!......

Cemal Enginyurt


12 Eylül bir karabasan gibi çökmüştü üstümüze.İhtilalin kudretli(!) Genareli haykırıyordu.”Kardeş kavgası sona erecek,huzur gelecek.Ordu yönetime el koymuştur” diye.”Ya Devlet başa,ya kuzgun leşe” diyorduk ya,ne diyeyim umutlanmıştık bir an.Yanlış-Doğru birbirinden ayrılacak,vatan hainleri hesap verecekti.

Mahkemeler kuruldu,Ülkücü Kuruluşlar davası da açıldı bu arada. Merhum Alpaslan Türkeş ve arkadaşlarının yargılanmasına başlandı tez elden.Nurettin Soyer isimli savcı mütalasını açıkladı hemen.Türkeş ve arkadaşları TCK’nın 159.maddesine göre yargılanacaktı.Sizin anlıyacağınız VATANA İHANETTEN…

“Ha bu vatanın ekmeğini yemişim,ha uğruna kurşun” şiarıyla yola çıkanlar.Vatan için,Bayrak için canını feda etmekten çekinmeyenler.İdam sehpasına giderken “YAŞASIN TÜRK MİLLETİ,YAŞASIN TÜRK DEVLETİ” diyen Mustafa Pehlivan gibi yiğitler,Liderleri Başbuğ Türkeşle birlikte, vatana ihanetten yargılandılar.

Şimdi buda nereden çıktı dediğinizi duyar gibiyim.Eski defterleri karıştırmak gibi bir takıntım yok,Allah o günleri bir daha yaşatmasın diyenlerdenim.Biz bütün acılarımızı yüreğimize gömdük,küsmedik-gücenmedik.Devletimizin her zaman yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz.Ta ki, son nefer,son nefese kadar.

Lakin Şemdinli olayları bunları hatırlamama sebep oldu.Hani şu Seferi Yılmaz isimli Mehmetçik katilinin,kırtasiye dükkanın bombalanması ile ilgili olaylar.Şu sözde iki astsubayın,el bombası atıp ondan sonrada kıyametlerin koptuğu olay.

Başbakanımızın kükreyipte “Ucu nereye giderse gitsin,sonuna kadar gidilecek,Sorumlular bulunup hesap sorulacak”dediği olay.Sözde aydın geçinen soytarıların kıble yaptığı olay.

Türk askerinin başına çuval geçirilmesine ses çıkarmayanlar,”Büyük devletler özür dilemez” diyecek kadar acizleşenler,Eroin ve akaryakıt kaçakçılığını görmezden gelenler,Şehit edilen askerimizin hesabını sormayanlar,Barzani alçağına ses çıkarmayanlar,Şemdinli hayranı olup çıktılar.

Bu işin siyasi kısmı.Beni esas kahreden, linç edilme tehlikesi yaşayan ve kendini korumak zorunda kalan,bana göre komploya kurban giden, iki astsubay hakkındaki karar.Tıpkı 12 Eylül savcısının kararını hatırlatan,yürekler yakması gereken karar.TCK’nın 302.maddesinden yargılanmak.Yani VATANA İHANET..

Ne diyelim birileri kına yaksın.

Van’da Rektöre sahip çıkıp,Van’da Ali Kaya ve arkadaşına sahip çıkmayanlar utansın.

Lakin kimse şunu da unutmasın.Dün Ülkücüleri böyle haksız bir kararla küstüreceğinizi sandınız olmadı.Bugünde Astsubay Ali Kaya’nın şahsında, yiğit güvenlik kuvvetlerini küstüreceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

BİR ÖLÜR BİN DİRİLİRİZ
VATANA İHANET HA!...
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
cenginyurt@hotmail.com
www.cemalenginyurt.com