Sema SEZER 09 Aralık 2005
1. Kıbrıs’da Mülkiyet Sorunu
1974 Barış Harekatı sonrasında 1975 Nüfus mübadelesi anlaşması yapılarak, Kuzey’den Güney’e 120 bin civarında Rum, Güney’den Kuzey’e ise 65 bin Türk geçmiş, böylece nüfus bakımından homojen iki kesim meydana gelmiştir. Her iki halkın geride bıraktıkları mal- mülklerle ilgili mülkiyet sorunu, Kıbrıs meselesinin en temel ve kilit konularından birini oluşturmaktadır. Şimdiye dek, mülkiyet konusunun “Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı ve iki kesimliliğe dayanan bir çözümün parçası olarak” ele alınacağı genel kabul görmüş, sorunun “Global Takas ve Tazminat” yoluyla çözüme kavuşturulması savunulmuş ve Türk tarafı, Talat Yönetimi’nin son girişimine kadar Rumlara mal iadesini öngören hiçbir düzenlemede bulunmamıştır. Başta Girne olmak üzere KKTC mülklerinin % 80’inin 1974 öncesinde Rum tapulu olmasının en büyük endişe kaynağı olduğu belirtilmektedir.
Rum tarafı ise 1974 sonrasında Kuzeyden Güneye giden tüm Rumların geri dönmesi ve mal-mülküne sahip olması yönünde çaba göstermektedir. Rumlar “Vasilik Yasası” diye bir yasa çıkararak Türk mallarını kendi devletlerinin kontroluna almışlardır. Rum Yönetimi, Türklere ait malların yaklaşık yüzde 20'sini kamulaştırılıp bedelini bloke ederek, ödemeyi çözüm anına kadar ertelemektedir. AİHM kriterlerine aykırı olan bu husus, kamulaştırmada haklı bir gerekçenin olmaması, mülkiyet hakkının iade edilmemesi ve Türklerin güneydeki diğer mülklerinden etkili olarak yararlanamamaları nedeniyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne (İHAS) de aykırıdır. Rum Yönetimi, Rumların kuzeyde bulunan mallarının satışı için çıkardığı (1970/49) sayılı yasayı da uygulamaktadır. Buna göre, kuzeydeki malını satan bir Rum, devir işlemini yapabilmesi için İçişleri Bakanlığından, devrin "kamu güvenliğine" engel oluşturmadığı yolunda izin almak durumundadır. Taşınmazı satın alanın Rum olmaması durumunda ise bu izin verilmemektedir. 1
2. KKTC’de Mülkiyet İle İlgili Yasal Düzenlemeler
KKTC Anayasası, KKTC sınırları içinde kalan Rum mallarının KKTC’nin mülkiyetinde kalmasını benimsemekte, yani mülkiyetin Rumlara devrini öngörmemekte ve sadece “tazminatı” içerecek şekilde yasa yapılmasına yetki vermektedir. KKTC’de; Anayasa’nın “Devletin Mülkiyet Hakkı” başlıklı 159. maddesinin yanısıra, mülkiyet konusunda düzenlemeler öngören iki yasa mevcuttur: 1977 tarihli “İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal-İTEM Yasası” ve 2003 tarihli ““KKTC Hudutları Dahilinde Kalan ve Anayasa’nın 159. Maddesi’nin (4). Fıkrası Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini Yasası”.
İTEM YASASI (1977)2: Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)’nin ilanından sonra KTFD Meclisi, Ağustos 1977’de “İTEM yasası” olarak bilinen “İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası” nı çıkarmış, sonraki yıllarda gelişen koşul ve ihtiyaçlara göre bu yasada bir çok kez değişiklik yapılmıştır. Bu yasa ile, “Rumların terkettikleri taşınmaz malların mülkiyet, tasarruf ve işletme şeklinin düzenlenmesi, tarım sektöründe çalışacakların topraklandırılması, şehit, gazi ve göçmen ailelerin konuta kavuşturulmaları, KKTC’deki veya Rum tarafındaki taşınmazlarını askeri nedenlerle kullanamayanlara eşdeğer miktarda mal verilmesi veya tazmin edilmeleri” amaçlanmıştır. Halen yürürlükte olan bu yasa gereğince, otuz yıla yakın bir süredir işlem yapılmakta; devletin mülkiyetindeki taşınmazların (KKTC Anayasası’nın 159. maddesinin 1/b fıkrasına konu olan) mülkiyet hakkı, kamu yararı güdülerek özel kişilere devredilmektedir.
KKTC ANAYASASI (1985)3: Rumların Kuzeyde bıraktıkları taşınmaz mal varlıkları ile ilgili durum, KKTC Anayasası’nın “Devletin Mülkiyet Hakkı” başlıklı 159. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, 15 Kasım 1983 tarihinde, KKTC sınırları içinde bulunan ve;
1.a. Tapusu, 16 Ağustos 1960 tarihinden önce Kıbrıs Hükümeti adına kayıtlı tüm taşınmaz mallar ile, 16 Ağustos 1960 tarihinden sonra Kıbrıs Cumhuriyeti’ne intikal eden tüm taşınmaz mallar, yollar ve alanlar;
1.b. Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilan edildiği 13 Şubat 1975 tarihinde terkedilmiş bulunan veya sözkonusu tarihten sonra yasanın terkedilmiş veya sahipsiz taşınmaz mal olarak nitelendirdiği tüm gayrımenkuller,
1.c. 1960 Kuruluş Andlaşmasında ve ona bağlı eklerde belirlenen askeri tesis, rıhtım, kamp vesair talim sahaları içinde bulunan tüm taşınmaz mallar,
tapuda böyle kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın, KKTC’nin mülkiyetindedir ve tapu kayıtları buna göre düzeltilir.
* (a) ve (c) bendlerinde sözü edilen taşınmaz malların mülkiyeti (devletin kamuya ait ve kamuya açık yollar üzerindeki düzenlemeleri ile kamu yararı için irtifak ve intifa hakkı hariç tutulmak üzere) ve dini ibadet yerlerinin mülkiyeti gerçek veya tüzel kişilere devredilemez.
* (b) bendinde belirtilen taşınmaz mallardan, (orman, yeşil saha, anıt ve park yerleri, sular, yeraltı suları, doğal kaynaklar ve savunma alanları, kamu yönetimi ve askeri amaçlar için gerekli bina, tesis ve arsalar ile şehir ve kırsal planlama ve toprak koruma amaçları için) gerekli görülenler dışında kalan taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakkının gerçek veya tüzel kişilere devredilmesi yasa ile düzenlenir.
* 159. maddenin 4. fıkrasında, (b) ve (c) bendlerinin kapsamına giren taşınmaz mallar ile ilgili olarak meşru hak iddia edenlerin ortaya çıkması halinde, yasal düzenlemeler çerçevesinde “tazminat” ödenebileceğine de işaret etmektedir.
TAŞINMAZ MALLARIN TAZMİNİ YASASI (2003)4: KKTC Meclisi, Louzidiu davasının yaratabileceği sıkıntıları önlemek ve Kuzey’deki Rum mallarının mülkiyet sorununa çözüm bulmak amacıyla 30 Haziran 2003’te Anayasa’nın 159/4 maddesine istinaden bir yasa onaylamıştır. Yasa “KKTC Hudutları Dahilinde Kalan ve Anayasa’nın 159. Maddesi’nin (4). Fıkrası Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini Yasası” adını taşımaktadır. Yasa ile bağlayıcı karar alma ve uygulatma yetkisine sahip 7 veya 9 üyelik bir “Taşınmaz Mal Saptama, Değerlendirme ve Tazmin Komisyonu” oluşturulması da öngörülmüştür. Yasaya göre; 1974 sonrasında Kuzey’de mal bırakan Rumlar, tazminat veya takas (“takas”, yalnızca Güney’de kalan ve devlet lehine feragat verilen Türk mallarına karşılık olması halinde mümkündür) istemiyle Komisyon’a başvurabileceklerdir. Başvuru sahibi Rum’un, Komisyon’un takas veya tazminatla ilgili kararından memnun olmazsa, konuyu önce KKTC mahkemelerine, iç hukuk yolunu tükettikten sonra ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne götürmesi de mümkün hale getirilmiştir. AİHM’ye başvurunun, mülkiyet talebi için değil, tazminatın yetersizliği konusunda olması öngörülmüştür. Yasada, 1 yıl içinde başvurmayan Rumların hak ve menfaatlerinin çözüm sonrasına erteleneceği de belirtilmiştir.
3. AİHM’nin Mülkiyet İle İlgili Önemli Kararları
Louzidu Davası: AİHM, 1996 yılında Titiana Louzidu adlı Rum kadına Girne’deki evini kullandırmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi suçlu bulmuş; Avrupa Konseyi’nde üyeliğinin askıya alınması tehditlerine rağmen yıllarca kararı uygulamamakta direnen Türkiye, Aralık 2003’te gecikme faizleriyle beraber Louzidu’ya 1.1 milyon euro tazminat ödemiştir. Louzidu kararı iki yönlüdür: Türkiye’nin ödediği tazminat, sadece 1974’ten bu yana evini kullanamadığı içindir. Mahkeme, Louzidiu’nun “mülkiyet hakkına kavuşması”, yani mülkünün iadesini 2005 sonunda ele almaya karar vermiştir. Türk tarafı bu yüzden zamanlama baskısı altına girmiştir. AİHM 1996 kararını emsal kabul ederse,bekleyen binlerce dava gözönüne alındığında Türkiye’nin ödeyeceği toplam tazminat miktarı 20 milyar dolar civarında olacaktır. Mülkün iadesi kararı çıkması, binlerce Rumun, bugün Türklerce kullanılan ve çoğu defalarca el değiştirmiş olan KKTC’deki evlerine dönmek istemesi ile siyasi, ekonomik ve hukuki açıdan içinden çıkılamaz bir durum yaratacak, belki de şiddet olayları ve çatışmaları beraberinde getirecektir.
AİHM, Louzidu kararında Türkiye'nin adanın kuzeyinde etkin ve fiili kontrol sahibi olduğunu, bütün ana ulaşım ve iletişim yollarının adadaki Türk askerinin denetiminde olduğunu vurgulayarak sorumluluğu doğrudan Türkiye'ye yüklemiştir. Aynı kararda Mahkeme, ortaya çıkan koşullarda, KKTC'nin Türkiye'nin 'yerel bir alt otoritesi' olduğunu, dolayısıyla da KKTC otoritelerince yapılacak işlemlerden yine Türkiye'nin sorumlu tutulabileceğini vurgulamıştır. AİHM, KKTC Anayasası ve hukuk düzenini tanımamış, böylece Louzidu'nun mülkiyet hakkı sahibi olarak hakkının devam ettiğini benimseyerek, sadece "bu hakkı kullanamadığı dönem" nedeniyle tazminata hükmetmiştir. Türkiye ödemeyi, "emsal sayılmaması" şerhi ile yapmış ise de, Bakanlar Komitesi önündeki bu beyanların (ve kaldı ki siyasi bir organ olan Bakanlar Komitesi'nin iradesinin) AİHM yönünden hiçbir bağlayıcılığı ve hukuksal geçerliliği bulunmamaktadır. Bu süreçte Bakanlar Komitesi "2005 sonunda mülkiyet hakkına tekrar kavuşabilmeye" yönelik teklifleri gözeterek, zamanı geldiğinde konunun yeniden değerlendirileceğini de söylemiştir. Böylece tazminat ödenmekle dosya bütünüyle rafa kaldırılmamıştır. Benzeri nitelikte başka davalarda bulunmaktadır.
AİHM hem dosya sayısının gittikçe kabarmasının, hem de tazminat bedellerinin yol açacağı ağır mali yükün karşılanamamasının Avrupa Konseyi’ni açmaza sürükleyeceğini göz önünde bulundurarak 2001 yılında ilginç bir karar kabul etmiştir. O tarihe kadar AİHM, bir davanın kendisine sunulması için yerel başvuru mercileri önündeki sürecin tamamlanmış olması kuralını Kıbrıs Rumlarına uygulamamıştır. Çünkü bunun KKTC’nin hukuki varlığının tanınmasını anlamına geleceği görüşünü benimsemiştir. 2001 kararında ise değişik bir yaklaşımla, bireylerin haklarını koruyacaksa, bazı koşullarda, fiili otoritelerin yargı mercilerinin AİHM’ye başvurudan önce tüketilmesi gereken bir yerel çözüm mercii olabileceklerini kabul etmiştir. KKTC’de 2003 yılında yasal düzenleme ile tazmin komisyonlarının kurulması bu kararın bir sonucu olarak da görülebilir.5 Ancak, karıştırılmaması gereken bir nokta şudur: AİHM, bu Komisyonu KKTC’nin değil, etkili ve fiili kontrolü altında bulunduğunu ileri sürdüğü Türkiye’nin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirmektedir.
Ksenides Arestis Davası: AİHM, Arestis davası kararında bir kez daha Türkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyindeki Sözleşme ihlallerinden sorumlu tutulabileceği sonucuna varmıştır. Myra Ksenides Arestis'in Türkiye aleyhine yaptığı ve kapalı Maraş bölgesindeki mallarını geri alabilmeyi konu alan başvuru hakkında AİHM, Eylül 2004'te kabul edilebilirlik kararı vermiş ve 06 Nisan 2005 tarihinde açıklanan bu kararda, Taşınmaz Malları Tazmin Komisyonu'nun, eksiklerini tamamlaması durumunda, iç hukuk yolu olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir. Duruşmada Arestis ve Kıbrıs Rum hükümeti, Kıbrıslı Rumların geride bıraktıkları mallarının topluca KKTC devletine geçmiş olduğunu varsayan KKTC Anayasası'nın 159. maddesi uyarınca kurulmuş Mal Tazmin Komisyonu'nun yasallığını sorgulamış ve KKTC gibi bir entitenin kurduğu bu tür organların yasal bir iç hukuk yolu olarak kabulünün uluslararası hukuk kurallarına aykırı olduğunu ileri sürmüştür. AİHM ise, önceki kararlarına atıfta bulunarak, uluslararası hukukun belirli durumlarda KKTC'dekilerine benzer hukuksal düzenleme ve işlemleri tanıyabileceğini ve bu nedenle, Komisyon’un Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilebileceğini vurgulamıştır. Yani, Komisyon, KKTC'nin değil, davalı konumdaki Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak kabul edilebilecektir. AİHM, KKTC'yi tanımaya yol açacak ifade ve yorumlardan özellikle uzak durmaktadır. Hükmolunan tazminatın muhatabı ise, anılan Komisyon Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak görüldüğünden KKTC değil Türkiye olmaktadır. Komisyon’un AİHM’nin belirttiği şekilde etkili ve geçerli bir yapıya bürünmesi demek, sonuçta AİHM eliyle verilecek mülkiyete ve değerine ulaşmaya yönelik kararları, bütünüyle bu Komisyonun vermesi, 1974 öncesi mülkiyet durumunun benimsenmesi anlamındadır. Dolayısıyla önerilen komisyon ve yapısı, Rumların isteklerine kısa yoldan yeşil ışık yaktırmak sonucunu doğurmaktadır. 6
4. Talat Yönetimi’nin KKTC Mülkiyet Rejimini Değiştirmeye Yönelik Girişimi .
M. Ali Talat’ın Nisan 2005’te Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde uluslararası hukuk uzmanlarından bir kurul oluşturularak mülkiyet rejiminin değiştirilmesine ilişkin bir rapor hazırlatılmıştır. KKTC Anayasası’nın 159. maddesinin değiştirilmesini de öneren rapor KKTC Meclisi'nin 22 Temmuz'da yaptığı kapalı bir oturumda tartışılmış ve kamuoyundan gizlenmiştir. Olayın basına sızması üzerine bu çalışmalara bir süreliğine ara verilmiştir.
KKTC Anayasası’nda değişiklik yapılabilmesi için üçte iki çoğunluk sağlanması gerekmektedir. Talat Yönetimi, muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi’nin bu düzenlemeye karşı çıkması, CTP-DP Koalisyonu’nun ise üçte iki çoğunluğa sahip olmaması, hatta Demokrat Parti (DP) içinden olumsuz oy kullanılabilecek olması nedeniyle, mülkiyet rejimindeki değişikliği yasal düzenleme ile yapma girişiminde bulunmuştur.
Yasa tasarısının özü, KKTC sınırları içindeki Rum mal-mülkleri için tazminatın yanısıra takas ve iade seçeneklerini de içerecek düzenlemeler yapılmasıdır. Tasarı, anayasa ve diğer yasal düzenlemelerde öngörülenlerin aksine yalnız taşınmazları değil taşınır malları da kapsamaktadır.
CTP-DP Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün 83'üncü maddesi gereğince 21 Kasım 2005’te Resmi Gazete’de yayınlanan (Y.T.No: 133/2/2005) yasa tasarısı, "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) ve (c) bentleri Kapsamına Giren Taşınmaz Malların ve 13 Şubat 1975 Tarihinden Önce Kıbrıs'ın Kuzeyinden Göç Etmek Zorunda Kalanlara Ait Taşınır Malların İadesi, Takası ve Tazmini Yasa Tasarısı" adını taşımaktadır. Söz konusu tasarının Resmi Gazete'de yayımlanmasını izleyen yirmi gün içinde Meclis Başkanlığı’na yazılı olarak görüş sunulabilecektir. Tasarı, Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde görüşülmesinin ardından Meclis Genel Kurulu'na gidecek ve çoğunlukla onaylanması halinde yasalaşarak yürürlüğe girecektir. Nitekim, Meclis Genel Kurulu, söz konusu Yasa Tasarısı’nın İlgili Komite’de ivedilikle görüşülmesini 08 Aralık 2005 tarihinde oyçokluğu ile kabul etmiştir. Tasarının yasalaşarak yürürlüğe girmesi halinde, 2003’te yürürlüğe giren ve sadece tazminat ile belirli koşullarda takas öngören “Taşınmaz Malların Tazmini Yasası” da yürürlükten kalkacaktır.
Koalisyonun DP kanadı, yasa tasarısına ve Bakanlar Kurulu’nda tasarıya evet dediği için Genel Başkanları Serdar Denktaş’a karşı eleştirilerini giderek artırmaktadırlar.DP milletvekilleri Ertuğrul Hasipoğlu ve Mustafa Arabacıoğlu, bu konunun DP içinde hiç tartışılmadığını, tasarıyı tasvip etmediklerini, yasanın bu şekliyle Türkiye'yi adada işgalci pozisyonuna düşürdüğünü ve düzenlemelerin Annan Planı’nın dahi gerisinde kaldığını ifade etmektedirler.7
5. Yasa Tasarısının Açıklanan Gerekçesi Nedir ve Neler İçermektedir?
25 maddeden oluşan yasa tasarısında “amaç”, “bu yasa kapsamına giren taşınır ve taşınmaz mallar üzerinde meşru hak iddiasında bulunanların haklarının ispatı için gerekli usul ve koşulları ve bu kişilerin mallarının iadesine, takasa ve alacakları tazminata ilişkin esasları, iki kesimlilik esası gözetilerek ve Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı bir çözümün Kıbrıs Türk halkına sağlayacağı haklara halel getirmeyecek bir biçimde düzenlemektir” şeklinde ifade edilmektedir.8
Tasarı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin, Rumların Kuzeyde bıraktıkları malları ile ilgili başvuruları için KKTC’de 2003’te yasayla kurulan Mal Tazmin Komisyonu’nu “etkili bir iç hukuk yolu” olarak kabul etmesi gerekçesine dayandırılmaktadır. Bu bağlamda, “AİHM’nin, bir çok davada KKTC Anayasası'nın 159'uncu maddesindeki düzenlemelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek Protokol'ün 1. maddesiyle uyum içinde olmadığı yönünde görüş belirttiği” ifade edilmektedir. Tasarının genel gerekçesinde, son olarak Xenides-Arestis davasıyla ilgili kararda, “etkili bir iç hukuk yolu” olarak kabul edilebilmesi için, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1962'de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlu bir Mal Tazmin Komisyonu'nun düzenlenmesine ilişkin saptamalar yapıldığı da vurgulanmaktadır.
Tasarı, mahkeme gibi çalışacak bir komisyon oluşturulmasını ve komisyonun en az 2 üyesinin yabancılardan oluşmasını öngörüyor. Tasarı uyarınca bu 2 yabancı üye, Kıbrıslı Türk ve Rumlar yanında garantör ülke vatandaşlarından da oluşmayacaktır. Komisyonun alacağı kararlar bağlayıcı ve yargının aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacaktır.
Yürütme yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri Bakanlığı) veren, davacı taraf olarak da Başsavcılık'ı adres gösteren tasarı, Tasarı uyarınca "yürürlükteki yasalar uyarınca mülkiyet veya kullanım hakkı bir gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan, konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek" taşınmaz mallar Komisyon tarafından hemen iade edilebilecektir.
Üzerinde inkişaf yapılmış bir malın iadesinin talep edilmesi halinde ise, iade çözüm sonrasına ertelenecektir. Bu durumda da, malı kullanan kişi çözüm sonrasında alternatif taşınmaz veya tazminat aldıktan sonra malı terketmek zorunda olacaktır.
Tazminat ve Takas Şartları: Kuzey'deki mala karşı tazminat ödenmesi için 20 Temmuz 1974'teki rayiç bedel ile o günden bugüne değer artışının dikkate alınacağını düzenleyen tasarı, tazminat belirlenirken başvuru sahibinin Güney'de Türkler'e ait mal tutup tutmadığının da dikkate alınmasını öngörmektedir. Komisyonun, başvuru sahibinin talebine göre takas teklif etmesi halinde ise, 1974'teki rayiç bedeller esas alınacaktır. Bu durumda malların değerleri arasında fark olması halinde aradaki fark kimin leyhine ise onun tarafından ödenecektir. Davacı taraf adına ödemeyi Komisyon yapacaktır. Takas halinde, kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacaktır.
Taşınır Mallara Tazminat: Tazminat ve takas halinde mülkiyet hakkının ortadan kalktığını hükme bağlayan tasarı, talep halinde taşınır mallara da tazminat öngörmektedir. Tazminat miktarı, komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer üzerinden ödenecektir.
İtiraz Halinde: Komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya kullanım kaybından doğan zarar tazminine karar vermesi halinde taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler. Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de başvuru yapabilecektir.
6. Tasarıya Getirilebilecek Eleştiriler ve Yol Açabileceği Sakıncalar
Tasarı, KKTC mülkiyet rejimini kökünden sarsacak, devletin dayandığı toprak varlığını ve çözüme yönelik iki kesimlilik ilkesini yok edecek, ekonominin itici gücünü oluşturan emlak ve inşaat sektörünü çökertecek, yatırımları ve üretimi durduracak ve KKTC'de büyük iç çatışmalar yaratacak sonuçlara yol açabilecektir. Bu bağlamda, hem siyasi ve ekonomik, hem de hukuki yönden ele alınmalı ve KKTC Meclisi’nde aceleye getirilmeden tüm boyutlarıyla tartışılmalıdır.
Tasarı, Anayasaya Aykırıdır: KKTC Anayasası, KKTC sınırları içinde kalan Rum mallarının KKTC’nin mülkiyetinde kalmasını benimsemiş, yani mülkiyetin Rumlara devrini/iadesini öngörmemiş ve sadece “tazminatı” içerecek şekilde yasa yapılmasına yetki vermiştir. “İade” ve “takas” işlemi, Anayasa’da düzenlenmemiştir. Dolayısıyla bu konuda yasal bir düzenleme yapılmasının, Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptal edilmesi gerekir.
Aynı şekilde, Anayasa’nın 159. maddesinin 1(c) bendinde sözü edilen taşınmaz malların mülkiyeti, gerçek veya tüzel kişilere devredilemez. Oysa, yasa tasarısının adından da anlaşılacağı gibi, 1 (c) bendi ile ilgili düzenlemeler yapılmak istenmektedir. Yani Anayasaya aykırıdır.
Türk Tarafının Kıbrıs Sorununun Çözümünde Toprak ve Mülkiyet Konusu İle İlgili Pazarlık Şansı Kalmayacaktır : Devlet olmanın en önemli unsurlarından biri, bir milletin egemen olduğu topraklara/ülkeye sahip olmasıdır. Şimdiye dek, mülkiyet konusunun “Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı ve iki kesimliliğe dayanan bir çözümün parçası olarak” ele alınacağı genel kabul görmüştür. Annan Planı dahi eleştirilebilecek tüm yönlerine rağmen bu anlayışı yansıtmaktadır. Ancak, bu tasarı ile mal-mülk iadesinin öngörülmesi, bu ilkeden uzaklaşıldığını göstermektedir. Böylece, Türk tarafının bir çözüm masasında pazarlık edebileceği bir kozu da kalmayacaktır.
Tasarı, Mülkiyet Sorununu Çözmeyecek, Daha da Karmaşıklaştıracak, Kıbrıs Sorununun Çözümünü de İmkansızlaştıracaktır. Ya da Rumların istediği bir çözüm zeminine mecbur kalınacaktır. Bu tasarı ile “Global Takas ve Tazminat” ilkesinin yerine bireysel davalarla çözüm girişimi öngörülmektedir.
İki Kesimlilik İlkesinden Uzaklaşılacak, 1974 Öncesi Mülkiyet Düzenine Dönüşün Yolu Açılacaktır: Tasarı, gerekçe bölümünde “iki kesimliliğe zarar vermeme” koşulundan söz edilmekle birlikte, bununla çelişen düzenlemeler içermektedir. Rumlara bir çözüm olmadan mülk iadesi ve bu bölgelere yerleşilmesi ile, Türk tarafının kırmızı çizgilerinden olan ve BM tarafından tescil edilen 1977-1979 doruk anlaşmalarında da yer alan “iki kesimlilik / bölgelilik ilkesi”nden vazgeçilmiş olacaktır.
Annan Planı’ndan geri düzenlemeler içermektedir: Tasarı, toprak ve ekonomik maliyet olarak Annan Planı’ndaki mülkiyet rejiminden çok daha fazla geridedir. Ayrıca, Annan Planı, “ehven-i şer” de olsa Güney’deki Türk mallarının da korunmasını içermektedir. Oysa bu tasarı ile, Güney’deki Türk mallarının ne olacağı düşünülmeksizin ve pazarlık konusu yapılmaksızın, KKTC’deki Rum mal ve mülklerinin iadesi yolu açılmaktadır.
İddia Edildiği Gibi Rumların AİHM’ye Başvuruları Önlenemeyecektir : Tasarıdaki düzenlemeler, Komisyonda malı iade edilmeyen ya da yeterli tazminat alamayan Rumun konuyu yeniden AİHM önüne getiremeyeceği anlamına gelmemektedir. Komisyon süreci ertesinde dava yeniden AİHM önüne getirilebilecektir. Rumlar, Komisyon kararına itirazları halinde önce Yüksek İdare Mahkemesi'ne, buradan da tatmin olmamaları halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yapabilecektir.
Mal Tazmin Komisyonu KKTC’nin İç Hukuk Yolunu Oluşturmayacaktır. Türkiye Sorumluluktan ve Tazminatlardan Kurtulmayacaktır: AİHM’nin 1996 Louzidiu kararı ile Nisan 2005’te açıklanan Arestis Davası Kararı, Türkiye'nin adanın kuzeyinde etkin ve fiili kontrol sahibi olduğunu, bütün ana ulaşım ve iletişim yollarının adadaki Türk askerinin denetiminde olduğunu vurgulayarak sorumluluğu doğrudan Türkiye'ye yüklemiştir. Bu kararlarda Mahkeme, ortaya çıkan koşullarda, KKTC'nin Türkiye'nin 'yerel bir alt otoritesi' olduğunu, dolayısıyla da KKTC otoritelerince yapılacak işlemlerden yine Türkiye'nin sorumlu tutulabileceğini vurgulamıştır. Yani AİHM, KKTC Anayasası ve hukuk düzenini tanımamış, Komisyon’un, KKTC'nin değil, davalı konumdaki Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak kabul edilebileceği sonucuna varmıştır. Bu bağlamda, hükmolunan tazminların muhatabı, anılan Komisyon Türkiye'nin bir iç hukuk yolu olarak görüldüğünden KKTC değil Türkiye olmaya devam edecektir.
Tasarı, KKTC'nin yasallığı veya tanınması bakımından da herhangi bir değişiklik yaratmayacaktır: Zira, Komisyonlar AİHM tarafından Türkiye’nin bir iç hukuk yolu olarak görülmektedir. Üstelik, Rum Yönetimi daha önce AİHM’de Türkiye’yi dava ederken, 2005 başlarından itibaren KKTC’de Rum malında oturan Türk ve yabancı uyruklulara da Rum Mahkemeleri’nde dava açmaya ve AB ülkelerinde geçerli olan “Avrupa Tutuklama Emirleri” çıkartmaya başlamıştır. Rum Yönetimi bu tür bireysel davalarla, KKTC’de de yargılama yetkisinin var olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır. Ayrıca, Rum Yönetimi takas veya tazminat ( ki, Rumlar mülk iadesi istese bile malını kullanamamaktan doğan zararını tazmin için başvurabilecektir)değil, toprak egemenliği yani mülkün iadesi peşindedir. İadenin çözümden sonra yapılacağı söylense dahi, iade kararı verildikten sonra uygulanması için Avrupa’dan gelen baskılara nasıl karşı konacaktır?
Tasarının Ekonomik ve Mali Aklı Bulunmamaktadır: Rum Yönetimi ilk açıklamalarında tasarıya eleştiriler yöneltmiştir. Ancak, Komisyon’un Türkiye’nin iç hukuk yolu olduğu ve KKTC’nin yasallığı açısından sonuç doğurmayacağı kanaatine varıp, binlerce Rumun başvurusunu teşvik etmesi halinde, KKTC ve Türkiye’nin ekonomik ve mali yapısı bunun altından kalkabilecek midir? Üstelik bu tasarı, ilk kez taşınmaz mallara ek olarak taşınır mallara tazminat ödenmesini de kapsamına almaktadır.Mal iadesi bir yana, tazminatları ödeyecek kaynak mevcut mudur?
Tasarının Yasalaşması Halinde Ekonomi ve Yatırımlar Duracak, Devlete Güven Sarsılacaktır: Tasarı, KKTC’deki mülkleri tartışma konusu haline getirmektedir. Tartışılan mülke ise kimse yatırım yapmak istemeyecektir. Halk, büyük bir siyasi ve ekonomik krizin, moral çöküntü ve belirsizliğin içine itilecektir. Tasarı, iade kararı verildikten itibaren bu mülkler üzerinde inşaat yapılmasını, satışının ve devrinin durdurulmasını öngörmektedir Tasarıda, Rumlar “meşru sahip”, İTEM yasası çerçevesinde eşdeğer yada tahsis yoluyla tapu hükmünde “koçan” verilen Kıbrıslı Türkler ise “kullanıcı” olarak nitelenmiştir. Devletin verdiği bu koçanlara güvenerek mülke sahip olduğunu zanneden ve yıllardır yatırım yapan Kıbrıslı Türklerin, her fırsatta “tanınma istemediğini, ayrılıkçı olmadığını” tekrarlayan Cumhurbaşkanı Talat ve CTP iktidarının yarattığı bu ortamda devlete ve bağımsızlığa duyulan inanç ve güvenleri sarsılacaktır. Bu durumdaki kişilerin ne olacaklarına, hayatlarını nasıl sürdürebileceklerine ilişkin bir düzenleme öngörülmüş olmaması da, çıkmazı daha da derinleştirecektir. Bilindiği gibi, Annan Planı’nda Güzelyurt Bölgesi’nin Rumlara iadesi öngörüldüğü için, bu bölgeye hiçbir yatırım yapılmamakta, bir çivi dahi çakılmamaktadır.
Yasadan Doğan Hak Kayıpları Karşısında Kıbrıslı Türkler ve Yabancılar Nasıl Bir Yol İzleyecektir? Anayasa’nın 159. maddesi ile mülkiyeti KKTC devletine ait olduğu belirtilen ve devletin halktan aldığı Güneydeki mallarına ait feragatnameler karşılığı elde ettikleri mallara KKTC koçanı verilen binlerce Kıbrıslı Türk bulunmaktadır. Bu koçanlara karşın, mülkünün iadesine karar verilen veya iade tarihine kadar mülkü üzerinde her türlü yatırım ve inşaat yapması yasaklanan, mülkünü satışı, kiralaması, devri yasaklanan şahısların, hatta KKTC’de gayrımenkul edinen yabancıların, uğradıkları mağduriyet dolayısıyla, KKTC ve Louzidu davasında sorumlu gösterilen Türkiye yönetimlerine karşı dava açmaları durumunda daha büyük bir çıkmaz içine girilecektir.
Yabancı Üyelerin de Yer Aldığı Komisyon’un, Mal İadesi Konusunda “Ulusal Güvenlik, Kamu Düzeni ve Kamu Yararı” Gözetilmesi Gibi Subjektif Yorumlara Açık Kararlar Alması Hususunda Tereddütler Oluşacaktır. Tasarının 8/1 maddesinde “mülkiyet veya kullanım hakkı herhangi bir gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan ve iade edilmesi, konumu ve niteliği itibarıyle ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek olan taşınmaz mallar Komisyon kararıyla hemen iade edilebilir “ denmektedir. Bu madde çerçevesinde, askeri bölgelerin, sahillerin, turizm tesislerinin, yatırım alanlarının ve sanayi bölgelerinin Maraş’taki Rum mülklerinin de Ruma iadesi gündeme gelebilecek ve alınacak kararın güvenirliği konusu tartışmalı olacaktır.
Toplumlararası Çatışma ve Huzursuzluk Ortamı Yaratılacaktır: Bir kez mülkün iadesi kararı verildikten sonra, Rumlar AB’nin de desteğini alarak bu kararı uygulamaya sokmak için her yolu deneyeceklerdir. Rumların geçişlerin serbest bırakılmasından da istifade ederek, toplu olarak mülklerine gelip yerleşmek istemeleri gibi bir gelişme halinde, mülklerinden çıkmak istemeyen Türklerle aralarında doğabilecek çatışmalar nasıl önlenebilecektir? Aynı durum, AİHM’nin Louzidiu’nun mülkünün iadesi kararı vermesi halinde de yaşanabilecektir. Türkiye bu durumda, Aralık 2003’te Louzidiu’ya tazminat öderken göze almadığı Avrupa Konseyi’nden çıkarılma riskini bu kez daha güçlü bir şekilde hissedecektir.
1 Omer Faruk Eminağaoğlu, “Hukuki Kazanımlar Önemli”, Radikal, 06 Haziran 2005, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=154976&tarih=06/06/2005
2 http://www.mahkemeler.net/mahkeme-web-t/birlestirilmis/41-1977.doc
3 KKTC ANAYASASI; http://www.cm.gov.nc.tr/cm/anayasa/
4 http://www.cm.gov.nc.tr/yasalar/2003/49-2003.htm
5 İlter Türkmen, “Kıbrıs’ta Mülkiyet Sorunsalı”, 08 Şubat 2005, http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,authorid~23@sid~9@tarih~2005-02-08-m@nvid~534198,00.asp
6 Kudret Özersay-Ayla Gürel, “Türk Tarafı Yanılıyor”, Radikal, 02 Mayıs 2005, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=151441&tarih=02/05/2005
7 Hüseyin Ekmekçi, “Mülkiyette Siyasi Kriz”, Kıbrıs, 03 Aralık 2005.
8 Nezire Gürkan, “Mülkiyet Konusunda Yasal Düzenleme”, 22 Kasım 2005, www.emu.edu.tr/~tak