Bu 30 Agustos; Batman Bir Gunlugune Merkezi Hukumet Olmalidir...
Hüseyin MÜMTAZ
Dün gece eðer Batman’da….
Birkaç gün önce 54 saat süren çatýþma sonucu öldürülen PKK’lýlarýn cesetlerini almak için Devlet Hastahanesine saldýran güruh….
‘’Burasý Trabzon deðil, Batman’’…
Ve ‘’Burasý Türkiye deðil, Kürdistan’’ diye baðýrarak güvenlik güçlerine karþýlýk vermiþse…
Yarýn 30 Aðustos…
Batman bir günlüðüne Hükümet Merkezi olmalýdýr.
Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezi.
Bu; Hükümetlerin zaman zaman çeþitli düþüncelerle Ankara dýþýnda toplanmasýndan, yahut Baþvekalet’in Dolmabahçe Sarayý yanýndaki Muhafýzlar Köþküne taþýnmasýndan daha anlamlý olacaktýr.
Genelkurmay Baþkaný kimseye sormadan uçaðýna atlamalý ve sabah, bütün kuvvet komutanlarý ile beraber Batman’a intikal etmelidir.
30 Aðustos törenleri ve geçit resmi, Batman’da icra edilmelidir.
Eðer arzu ederlerse…
Ki þiddetle öyle olmasý önerilir;
Cumhurreisi de Baþvekil ile beraber Batman’a gitmeli, orada sabahýn köründe Genelkurmay Baþkaný tarafýndan karþýlanmalýdýr.
Devlet erkâný ve bayrak…
Ve asker…
Ve devlet ve millet Batman’da boy göstermelidir.
Akþam, isterlerse Ankara’ya dönebilirler.
Þimdi ancak diðer bir konuya girebiliriz..
‘’En büyük asker’’in kim olduðu hakkýnda son günlerde muhtelif rivayetler var..
Yâni senin anlayacaðýn kýymetli okuyucu, tezvirat muhtelif…
Conilerin neocon cenahýna bakarsanýz en büyük asker, ‘’Er Ryan’’..
En azýndan Irak savaþlarýna kadar Er Ryan’dý da o zamandan itibaren onlarda da bir takým zihni karýþýklýklara tesadüf etmekteyiz.
Biliyorsunuz bir süredir Bush’un Teksas’taki çiftliðinin kapýsýna; Irak’ta oðlu ölen bir Amerikalý anne kamp kurmuþtu.
Savaþ karþýtý ‘’anne’’ Cindy Sheehan’ýn ratingi bir anda çýð gibi büyüdü. Çadýrýnýn yaný, taraftarlarý ve Bush karþýtlarýnýnkilerle birlikte, ‘’çadýr kent’’ haline dönüþtü.
Bush’un, durumun kötüye gittiðini hisseden bilmemne ‘’maker’’larý Sheenan’ýn karþýsýna hemen Tammy Pruett’i çýkardýlar.
Tammy; 4 oðlu halen Irak’ta görev yapan; bir oðlu ve kocasý da geçen yýl Irak’ta bulunmuþ olan bir ‘’savaþ annesi’’..
Bush Ýdaho-Nampa’da ‘’Ýþte Amerika Pruett gibi aileler sayesinde özgürlük içinde yaþýyor’’ dedi.
Kimsenin aklýna Bush’a; ‘’Ýdaho’da özgür yaþamamýzla Telafer’de katliam yapmamýzýn ne ilgisi var?’’ diye sormak gelmedi..
Devam etti Bush;
‘’Baþkan olduðum sürece Irak’ta kalacaðýz, savaþacaðýz ve teröre karþý savaþý kazanacaðýz’’…
Er Ryan’ýn kurtarýlmasýný ‘’anlamýþtýk’’… Ama þimdi Cindy’nin ölen tek oðlu mu ‘’en büyük asker’’, yoksa Tammy’nin Irak’ta savaþan 5 oðlu mu?
Ben fena halde karýþtýrmýþ durumdayým.
Aslýnda neocon’larýn güdümündeki Bush modern çaðýn Roma Ýmparatorluðu olan Paxamericana için kollarý sývamýþ durumda..
Crusade diye yola çýktý, dünyayý fethediyor.
BM’in ‘’Reform Zirvesi’’ne 3 hafta kala ABD’nin sertlik yanlýsý yeni Büyükelçisi Bolton örgüte tam 32 sayfalýk bir muhtýra veriyor.
Muhtýra ‘’Vakit yok. Hemen görüþülsün’’ uyarýsý ile bitiyor ve ‘’terörle savaþýmýn vurgulanmasýný, yoksul ülkelere yardýmýn askýya alýnmasýný’’ istiyor ama ‘’küresel ýsýnmadan’’ hiç söz edilmiyor.
Bolton terörle savaþýmýn yeni BM belgesinde yer almasýný istiyor fakat Ankara’ya gönderilen Dýþiþleri Müsteþar Yardýmcýsý Matt Bryza Türk Dýþiþleri yetkililerine ‘’PKK ile Irak’ta deðil ama Avrupa’da savaþabileceklerini’’ anlatýyor.
Amerika ‘’’kendi teröristi’’ için dünyanýn öbür ucuna gidiyor ama ‘’baþkasýnýn teröristi’’ için ipe un seriyor.
Sonuçta kimse Amerika’da ‘’seçilmiþler’’ ile onlarýn ‘’vücut dilinden anlayan’’ bürokrat neoconlarýnýn ‘’En büyük asker’’in sözünden çýkmadýðýný inkâr etmiyor.
Bizde mi?
Light MGK’nýn AB’ye uydurulmuþ yeni sivil sekreterliði artýk her toplantý öncesi siyasi iktidarýn önerilerine uygun gündem ve rapor hazýrlýyor.
Genelkurmay Baþkaný’nýn ‘’kýsýtlanmýþ yetkiler’’den bahsettiði hafta o ‘’Ek yetkilere ihtiyaç olmadýðý’’ hakkýnda görüþ bildiriyor.
Sonra MGK toplanýyor, cümle âleme ‘’Anayasa içinde kalýn’’ uyarýsý yapýyor.
Akepe adýna sonuç bildirisine cevap verme görevi de, nedense toplantýya katýlan herhangi bir hükümet üyesine deðil, fakat Fýrat kýyýlarýnýn dingin bir çocuðuna düþüyor.
Diyor ki;
‘’MGK bildirisinde hiçbir þekilde uyarý niteliðinde bir söylem görmedik, görmüyoruz. Zaten olmasý da mümkün deðil..’’
Bildiriyi tercüme ve algýlama yeteneklerine bir þey diyemem ama son cümleye takýldým.
Neden MGK’nýn uyarý yapmasý mümkün olmuyormuþ?
Üye sayýsý çoðunluðu ‘’sivil kanat’’a geçtiði için mi?
Ýyi de MGK’da kararlar ‘’oybirliði ile’’ alýnmýyor mu?
Kim ne derse desin, Fýrat kýyýlarýnýn dingin bir çocuðunun yorumu, aynen Erbakan’ýn; 28 Þubat’ýn ünlü MGK toplantýsýndan çýkýþýnda basýna yaptýðý açýklamayý çaðrýþtýrýyor:
‘’Muhterem kumandanlarýmýzla tamamen ayný fikirdeyiz’’…
Akepe de üstüne alýnmýyor…
Öte yandan Maçka’lýlara da sorarsanýz; ‘’En büyük asker, bizim asker’’..
Hay hay, en ufak bir itirazýmýz yok..
Maçkalýlar; geçen gün çatýþmadan sonra kaçan üçüncü Suriyeli PKK’lýyý da yakalayýp, dövüp, bayraklar açarak jandarmaya teslim edip horon tepmiþler ve ‘’En büyük asker bizim asker’’ diye slogan atmýþlar.
Ayný saatlerde ise Deniz Kuvvetleri Komutanlýðýnda ‘’devir teslim töreni’’ varmýþ.
Devreden kuvvet komutanýnýn gözleri dolmuþ, eþi ise aðlamýþ.
Masalardaki ‘’pet þiþelere’’ yazlýk ve kýþlýk denizci üniformalarýnýn giydirilmesi de ayrýca büyük ilgi çekmiþ.
Son iki-üç senedir 26-30 Aðustos arasýndaki Zafer Haftasý’nda ‘’En büyük asker bizim asker’’e bir haller oluyor.
Lüzumsuz bir gayretkeþlikle anlamsýz bir ‘’PR’’ çabasý içine giriliyor.
Geçtiðimiz yýllarda büyük alýþ-veriþ merkezlerinde genç bay-bayan subaylar standlar açýp hediyelik eþya daðýtmýþ, ‘’reklam ve tanýtým’’ yapmýþlardý.
Kimin malýný kime tanýtýyorlar?
Milletin askerini, asker millete…
Aðýrbaþlý üniformalý bandolar da artýk düðün orkestralarý gibi ‘’pop’’ müzik konserleri vermeye baþladý.
Amerikalý, bizim üniformaya çuval giydiriyor.
Biz de bizim üniformayý þiþeye giydiriyoruz.
Atatürk’ün; ‘’Omuzlarýndaki apoletlerde tarihin þerefini taþýyorlar’’ dediði subaylarýmýzýn üniformasýný.
Üniformanýn giydirildiði pet þiþeler þiþman mýydý, zayýf mý?
Uzun muydu, kýsa mý?
Büyük müydü, küçük mü?
Yuvarlak mýydý, köþeli mi?
Pepsi Cola mýydý, yoksa THY’de olduðu gibi Cola Turka mý?
Sabancý’nýn su þiþesi mi, Koç’un mu?
Reklam olmasýn diye mi þiþenin üstünü örttüler?
Ama üniforma bir dekorasyon malzemesi mi?
Kim seçti, nasýl seçti, neden seçti?
Ben böyle rezalet görmedim.
Yüzüm kýzardý. Utandým..
Üniforma resepsiyonlarda hanýmefendi ve beyefendilerin gülme vasýtasý mý?
Üniforma karikatür mü?
Yetmedi…
Orgeneral Örnek’in devir teslim töreninde fonda Kristof Kolomb’un Amerika kýtasýný keþfini anlatan denizcilik filmi ‘1492’nin Vangelis (Evangelos Odisey Papatanasyu) tarafýndan bestelenen müziði çalýnmýþ.
Türk Deniz Kuvvetleri Komutaný görevini Yunanlý Evangelos’un bestesiyle devretmiþ.
Pes…
Baþka müzik, baþka besteci mi bulamadýnýz yahu?
Gemiciler Kalkalým, Gemiler Giresun’a, Gemilerde Talim Var, Karardý Karadeniz, Gemiye Çektik Yelken, Bir Gemim Var Adalara Yaslanýr, Ayna Ayna Ellere, Tersaneden Kalktý Efe Alayý yahut Oy Gemici Gemici’nin nesi vardý?
Neden Yunanlý?
Deniz Harb Okulu öðrencilerimizi gönderdiðimizde Atina’da bayraðýmýza sövmelerinin üstünden daha altý ay geçmedi.
Hani uyduruk ve kerhen bir özür dilemeden sonra ‘’cest’’ olarak Kara Kuvvetleri Komutanýmýzý göndermiþtik.
Sabah’ýn haberi:
‘’Genelkurmay’dan Zafer Bayramýnda Yunanistan’a jest’’
‘’Ankara-Genelkurmay Baþkanlýðý, Zafer haftasýný halkýn katýlacaðý etkinliklerle kutlarken, Türkiye’de olduðu gibi Yunanistan’da da ilgiyle izlenen –Yabancý Damat- dizisinin oyuncularýyla barýþ mesajý verecek’’.
Ne göz yaþartan bir inceluk Yarabbi?
Nedir bu, hadi ‘’Yunanlý hayranlýðý’’ demeyelim de, bu kompleks?
‘’Atatürk’ün Nutkunu da Yýrtýn’’ baþlýklý yazýmýzda; (‘’TÜRKÝYE’NÝN KOORDÝNATLARI’’. Hüseyin MÜMTAZ. Toplumsal Dönüþüm yay. Ýstanbul 2003) Atatürk’ün Nutuk’da Yunan, Düþman, Pontus ve imha sözcüklerini kaçar defa kullandýðýný yazmýþtýk.
“Düþündüðümüz, ordularýmýzýn kuvayi asliyesini düþmanýn cephesinin bir cenahýnda ve mümkün olduðu kadar cenahý haricisinde toplayarak bir imha meydan muharebesi yapmaktý.” (Nutuk. Türk Tarih Kurumu. Ankara Üçüncü Baský. Sayfa 894)
“30 Aðustos’ta icra ettiðimiz muharebe neticesinde düþman kuvayi asliyesini imha ve esir ettik.” (Sayfa 900)
“Çünkü düþman ordusunu tamamen imha edeceðimizden emin idik. Bunu anlayýp,düþman ordusunu felaketten kurtarmak isteyeceklerin yeni teþebbüslerine meydan vermemeyi münasip görmüþ idik.” (Ayný sayfa)
Þimdi burasýný ise daha dikkatle okuyun.. Çünkü hem “imha”, hem de “Akdeniz’e atýlma” kelimeleri aynen yer alýyor.
“Muhterem efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupýnar Meydan Muharebesi ve ondan sonra düþman ordusunu kâmilen imha veya esir eden ve bakiyetüssüyufunu Akdeniz’e, Marmara’ya döken harekâtýmýzý izah ve tavsif için söz söylemekten kendimi müstaðni addederim”. (Sayfa 902)
Pontus (Cemiyeti-eþkiyasý-hükümeti-jandarmasý-krallýðý-meselesi) ve (Pontusçular) olarak 838, 1202, 836, 838, 1254, 1288 ve 1284 üncü sayfalarda sayýlamayacak kadar..
Hâttâ 836’ýncý sayfadan itibaren üç sayfalýk ayrý bir “Pontus Meselesi” bölümü de mevcuttur.
Yunanlý; Genel Dizin olarak düzenlenen Nutuk’un Üçüncü Cildi’nin 350-351 ve 352’inci sayfalarýnda; yani tam üç sayfada sadece “dizin” listesi olarak bile 200’den fazla Yunan-Yunanlý kelimeleri geçmektedir.
Türk tarihinden Yunan-Pontus-Ýmha-Akdeniz’e atýlma kelime ve kavramlarýný çýkaramazsýnýz.’’
Yunan hayranlýðý, Atatürkçülükle baðdaþmaz…
30 Aðustos kutlamalarý kapsamýnda ayrýca Soner Arýca, Bedri Ayseli, Nahide Tokgöz, Coþkun Sabah ve Kamil Sönmez’in katýlacaðý halk konserleri düzenlenmiþ.
Bedri Ayseli Kürtçe þarký söylediði için TRT’den bir süre yasaklanan adam deðil mi?
Coþkun Sabah da herhalde engin ‘’kültürel zenginliðimizi’’ yansýtmak için seçildi.
Genelkurmay Baþkanlýðý ayrýca bir dizi afiþ hazýrlamýþ.
‘’Aziz Milletim…Parçan olmakla gururlu, sevginle güçlüyüz’’ ve ‘’Omuz omuza, Atatürk’ün izinde, Türk milletinin emrinde’’, bu afiþlerin iki tanesi..
Bakýn Genelkurmay Baþkaný yukarýdaki devir teslim töreninde ne demiþ:
''Atatürk bu vizyonu, ulusa bilinçli olarak vermiþtir. Atatürk, geri kalmýþlýðýn, maddi ve manevi çöküntünün içinden çekip çýkardýðý ulus için geriye dönüsü olmayacak yegane istikametin ''çaðdaþ medeniyet'' olduðunu düþünmüþtür. Bu vizyon sayesindedir ki Türk ulusu, karanlýk cereyanlarýn etkisinden sýyrýlarak bugünlere ulaþabilmiþtir. Bugünkü AB''ye üyelik hedefimiz de esasen bu vizyonun bir aþamasýdýr. AB üyeliðini, Ulu Önder Atatürk''ün bizlere vermiþ olduðu ''Türkiye''yi çaðdaþ uygarlýðýn ilerisine tasýma hedefi'' için önemli bir araç olarak görmekteyiz"
Þimdi;
1.Milletin çoðunluðu artýk AB’ye karþýdýr.
2.Çünkü AB yolunun bir medeniyet projesi deðil, bir esaret halkasý olduðu görülmüþtür.
3.AB yolu; Lozan’ý rafa kaldýran, Sevr’e götüren bir yoldur. Kýbrýs’ýn, Ege’nin, Ýstanbul Suriçi’nin, Dicle-Fýrat arasýnýn teslimini, Ermeni dostluðunu –soykýrým-ýn kabulünü, tazminat ödenmesini öngören, Patrikhanenin ekümenikliði ve Heybeli meselesinin Yunanlýlarýn istediði gibi hallini amaçlayan bir projedir.
4.Ýstiklâl-i Tam rafa kaldýrýlmaktadýr, egemenlik devredilmektedir, yargý baðýmsýzlýðý tahkimle iptal edilmiþtir, kapitülasyonlar Gümrük Birliði ile geri gelmiþ, kabotaj hakký sonlandýrýlmýþtýr.
5.Kurtuluþ Savaþý anlamsýzlaþtýrýlmýþ, boþa yapýlmýþ hâle getirilmiþtir.
O halde ben Genelkurmay Baþkaný ile ayný fikirde deðilim.
Katiyen ayni fikirde deðilim.
AB üyeliði ile Atatürkçülüðün alâkasý yoktur. Tam tersine bir öðretiyi içermektedir.
Eðer 30 Aðustos afiþlerindeki gibi Ordu; ‘’Aziz milletin bir parçasý’’ ise ve ‘’Atatürk’ün izinde ve Türk milletinin emrinde’’ ise hem askerin AB’ye karþý olmasý gerekir, hem de Genelkurmay Baþkaný’nýn yukarýdaki lâfý söylememesi.
Atatürk’ün, önüne serilen Yunan bayraðýný yerden kaldýrttýrmasý onun Yunan hayraný olduðu sonucunu doðurmaz.
Hâfýzasý nisyan ile malûl olanlar dönüp yukarýda Nutuk’tan yaptýðýmýz alýntýlarý, yahut daha iyisi Nutkun tamamýný bir defa daha okumalýdýrlar.
Bütün bunlardan sonra ben bu sabah da her 30 Aðustos’da ve milli günde olduðu gibi yine kocaman Türk bayraðýmý evimin balkonuna asacaðým.
Çünkü 30 Aðustos olmasaydý, diðer hiçbir gün ‘’milli bayram’’ olarak ilan edilemezdi.
Zaferi göðsüm kabararak doya doya yaþayacaðým.
Ordumla gurur duyacaðým.
Dolaptan 13 sene önce üzerimden þerefle çýkardýðým; albay rütbeli; üstüne asla çuval geçirttirmediðim, hiçbir þiþeye de giydirmediðim eski üniformalarýmý çýkarýp düzelteceðim.
Biraz seyrettikten sonra yaþlý ve yaslý gözlerle gene eski yerine kaldýracaðým.
Öðleden sonra da televizyonun önüne oturup; 38 sene önce kýlýç kuþandýðým ayný yerde yapýlacak ve naklen verilecek Harbiye’nin diploma törenini iftiharla seyredeceðim.
O törene katýlacak, etrafa gösteri yapacak ve gülücükler saçacak atanmýþ ve seçilmiþ cümle AB’cileri de ibretle seyredeceðim.
‘’Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti’’ diyeceðim.
‘’Cehennemler kudursa ölmez nigâhbanýyýz’’ diyeceðim.
‘’Yüzyýllardýr Harbiye bu orduya þan verir’’ de diyeceðim.
Ama sýra….
‘’Çýkardýðý dehalar semalara yükselir’’e gelince…
Yutkunup, biraz düþüneceðim.
30 Aðustos 2005
“57’iNCÝ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FÝLÝSTÝN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAÐ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’ÝNCÝ ALAY HERYERDE
HEPÝMÝZ 57’ÝNCÝ ALAYIN NEFERÝYÝZ”

