Washington Haber Forum-Washington News Forum: 07/01/2005 - 08/01/2005

Sunday, July 31, 2005

The Congress of Democratic Uzbekistan Independent of Any Individuals or Groups, Governments (T)

----- Original Message -----
From: "Abdumannob Polat"
Sent: Saturday, July 30, 2005 6:29 AM
Subject: The Congress of Democratic Uzbekistan Independent of Any Individuals or Groups, Governments (T)


Statement: The Congress of Democratic Uzbekistan
Independent of Any Individuals or Groups, Governments

Press-Center of The Congress of Democratic Uzbekistan
07/29/05; Washington, DC

In the last days, claims that certain Uzbek opposition
groups are funded by the wealthy family of Maqsudi,
Uzbek-Afghan-American, former son-in-law and currently
opponent of President Karimov, have been actively
circulated. In this regard, there have been also
attempts to link The Congress of Democratic
Uzbekistan.

Working Board of the The Congress of Democratic
Uzbekistan states that as organization it has not been
in any relations with the Maqsudi family, and
particularly financially it has been totally
independent of this family and any other individuals,
groups or governments.

Some individuals, or some groups may have been in
contact with the Maqsudi family. However, such
relations are their internal matter and The Congress
of Democratic Uzbekistan as group has no connections
to these contacts - even if some of these individuals
appear to be members of The Congress of Democratic
Uzbekistan. Such relations are personal and private
contacts of these individuals.

Based on its major slogan, The Congress of Democratic
Uzbekistan confirms again its intention to cooperate
with all individuals and groups, who are for democracy
and against dictatorship.

Press-Center of The Congress of Democratic Uzbekistan

Contacts:

Jahangir Mamatov, formerly member of Uzbekistan's
parliament - jahongir@jahongir.org , 571-203-9225 (h)
, 571.277.0140 (m)

Ambassador Muhammad Bobur Malikov, Former Chairman of
the Supreme Court, Minister of Justice and First
Ambassador Of Uzbekistan to USA -
Babur_Malikov@yahoo.com , 703-591-0294 (h)

Dr. AbduMannob Polat, formerly Chairman of the Human
Rights Society of Uzbekistan and Director, Central
Asian Human Rights Information Network -
AbduMannob@yahoo.com, 703-426-9637 (home/office),
571-344-3013 (cell)


AbduMannob Polat (Po'lat), Independent Consultant

Abdumannob@yahoo.com, AbduMannob@hotmail.com

5606 Eastbourne Drive, Springfield, VA, 22151-1607; Phone/Fax: (1) 703 426-9637 - home office, (1) 571 344-3013 - mobile/cell. Voice mailbox & Fax @ the Union of Councils: (1) 202 237 8262x105; (1) 202 237-2236.

.. grant me the serenity to accept things I can not change; the courage to change the things I can; and the WISDOM to know the Difference - St. Francis of Assisi..

Vali Butona Basiyor

Hüseyin MÜMTAZ


Ben yakýn geçmiþte, karþýladýðý bakan basýnýn sorularýný yanýtlarken yaðmurdan ýslanmasýn diye ona þemsiye tutan Trabzon Valileri gördüðüm için; ne Bingöl’de ‘’En büyük yolsuzluklara burada rastladým’’ diyen genç ve onurlu kaymakama, ‘’Ama kardeþim….’’ diye hitabetmekte mahzur görmeyen milletvekiline de, Gümüþhane’de Milli Piyango çekiliþinin butonuna basan valiye de hiç þaþýrmadým.

Mülki idare amirleri giderek sosyal ve protokoler görevlere daha fazla aðýrlýk vermeye baþladýlar.

Bakan, vekil karþýlama, uðurlama; hele tek parti iktidarlarýnda zorunlu ve öncelikli görevler arasýnda..

Bir de kýrmýzý plakalarýný göstermek için her hafta sonu ‘’seçim çevrelerine’’ seçmenleriyle bütünleþmeye giden Meclis Ýdare Âmirleri’ni..

Ýki tarafý yalçýn daðlarla çevrili Gümüþhane’in il merkezinde en çukura inþa edilmiþ stadyumda halký toplamýþ, festivale konukluk ediyor ve butona basýyor vali bey..

Sonra ayný saatlerde Torul Askerlik Þubesi teröristlerce basýlýp bir þehit verilince de Gümüþhane’nin çok daðlýk bir bölge olduðunu hatýrlatarak diyor ki; “Gündüz daðlarda barýnan terör örgütü mensuplarý, gece þehre gelerek eylem yapýyorlar. Takviye güvenlik güçleriyle bölgede geniþ çaplý operasyonlar sürüyor”..

Bir hafta önce de yine il merkezinde bulunan Otobüs Terminalindeki polis noktasýna saldýrýlmamýþ mýydý?

O zaman, madem böyle bir istihbaratýnýz da var ve teröristin attýðý adýmý biliyorsunuz; neden daðlarda eþkýya peþinde deðilsiniz de festivalde butonlarla uðraþýyorsunuz beyefendi?

Vakti niþanlýlýðýnýzda ikramiye çýkan Tayyare Piyangosu muhabbetine giriyorsunuz?

Halbuki sadece daha iki gün önce ekranlara düþen ajans haberi þöyleydi:

‘’Genelkurmay Baþkanlýðý'nýn '2004 Terör Deðerlendirme' raporunda yer alan bilgilere göre, bölücü terör örgütü PKK iki grubunu, Tokat ve Sivas üzerinden Giresun ve Gümüþhane kýrsalýna sýzdýrdý. Ýki ayrý grup halinde toplam 10 teröristin bölgeye sýzdýðý bilgileri üzerine güvenlik güçleri istihbarat faaliyetlerini artýrdý. Terör örgütünün Karadeniz'e yeniden sýzma planýndaki güzergah deðiþikliði ise anlamlý bulundu.

Daha önceki yýllarda Tokat ve Sivas üzerinden Ordu'ya sýzan teröristlerin her seferinde yakalanmasý ve öldürülmesi, terör örgütünü güzergah deðiþikliði yapmaya yönelttiði belirtiliyor. Ýlk olarak 1997 yýlýnda kýrsal kesimde terör hareketleri gözlenen Ordu'da, Kemal Yazýcýoðlu'nun vali olarak atanmasýyla dengeler deðiþti.

Bölgeye sýzan 'Sarý Ýbrahim' kod adlý Mahmut Topbaþ adlý teröristin baþýný çektiði 12 kiþilik grup çýkan çatýþmalarda öldürülürken, gruptan sadece Mahmut Topbaþ kurtuldu. 1998 yýlýnda ise PKK'nýn paravan örgütü olan Türkiye Devrim Partisi (TDP), Resul Kocatürk baþkanlýðýnda bölgeye 9 kiþilik yeni bir ekip gönderdi. Güvenlik güçlerinin ýsrarlý istihbarat ve takipleri sonucu örgütten 3 kiþi çýkan çatýþmalarda öldürüldü, 3 kiþi sað yakalandý, diðer 3 kiþi ise bölgeyi terk ederek izini kaybettirdi.

2000-2002 yýllarý arasýnda gerek PKK, gerekse DHKP/C'nin bölgeye sýzdýrmak istediði gruplar il sýnýrýndan içeri girdikten bir süre sonra kaçarak ilden uzaklaþtý. 30 yýl emniyet camiasýnda terörle mücadele alanýnda baþarýlý çalýþmalarýyla tanýnan ve terör örgütlerinin korkulu rüyasý olan Vali Kemal Yazýcýoðlu'nun ilde göreve baþlamasýndan sonra Ordu sýnýrlarýndan içeriye giren her terör grubu ya yok edildi ya da çareyi kaçmakta buldu. Ordu kýrsalýnda barýnamayacaðýný anlayan ve sürekli güvenlik güçleriyle karþýlaþan teröristler bir daha bölgeye yaklaþamazken, Ordu 7 yýldýr terör hareketlerine maruz kalmadý.

Ortadoðu bölgesindeki son siyasi geliþmeler sonucu terör örgütü yeniden bölgeye sýzma çabasýna girdi. Ancak terör örgütünün bu kez güzergah deðiþikliði yaparak eskisi gibi Tokat ve Sivas üzerinden Ordu'ya deðil, Giresun ve Gümüþhane kýrsalýna iki ayrý grup gönderdiði belirlendi. Ordu Valisi Kemal Yazýcýoðlu ise bu durumu normal karþýladýðýný söyledi. Ordu sýnýrlarý içerisinden içeri giren her kuþun dahi izlendiðini belirten ve bu konuda iddialý konuþan Vali Kemal Yazýcýoðlu, "8 yýl önce Ordu'ya geldiðimin ilk günü 'Benim olduðum yerde terör barýnamaz' dedim. 8 yýl sonra yine ayný þeyi söylüyorum, ben Ordu'da olduðum müddetçe terör buraya giremeyecektir. Girse de dersini alacaktýr. Bunu biz ispat ettik, gerekirse yine ispat ederiz. Terör örgütünün güzergah deðiþikliði yapmasý bizim bu ispatýmýzý ortaya koymaktadýr. Kaldý ki, Giresun'a da Gümüþhane'ye de gelseler yine orada derslerini alacaklardýr. Terör Karadeniz'de barýnamaz" dedi.

Gümüþhane þehir merkezi ve Torul’dan sonra Þebinkarahisar’da da GSM Operatörünün arýza yapan vericisine giden araç ‘’mayýna çarpýyor’’.

Karahisar, Torul’dan sonra denize ne kaldý ki?

Hatta mýsýnýz Sayýn Giresun ve Gümüþhane Valileri, sesimi duyuyor musunuz?

Sizlerden de Ordu Valisi gibi ‘’kaya gibi lâf’’ ve icraat bekliyoruz.

Terör aldý baþýný gidiyor kýymetli okuyucu..

Trenler devriliyor, yol kesilip asker, belediye baþkanlarý kaçýrýlýyor.

Pusu kuruluyor, mayýn patlatýlýyor.

Bölüklere roketatarla saldýrýlýyor.

Tunceli Valisi Mustafa Erkal konut teslimi törenine katýlmak üzere Dedeaðaç köyüne gidemiyor, konvoy geri dönüyor.

2005 yýlýnda, Cumhuriyet’in 82’inci yýlýnda Cumhuriyet’in Valisi, Cumhuriyet’in köyüne gidemiyor..

Sonra da kalkýp Kara Kuvvetleri Komutaný; ‘’Terör 1999 seviyesinde fakat biz terörle mücadele açýsýndan AB Uyum Yasalarý yüzünden 1999’dan gerideyiz’’ deyince ortalýk ayaða kalkýyor.

Devletin çatýsýnda da teröre isim takýlmasýnda ve algýlamada zorluk ve farklýlýklar olduðunu düþünüyorum.

Ýngiliz Polisi ‘’þüphelinin kafasýna ateþ edilecek’’ kararý alýyor, kafasýna ateþ edilerek kim vurduya giden Brezilya’lý genç için; ‘’üzgünüz ama öyle olmasý gerekiyordu’’ diyor; ama bizde asker baþbakanlýkta bir terör takip merkezi kurulmasýný halkýn önünde istiyor, hükümet sözcüsü yine halkýn önünde gerek yok diyor.

Meclis, iktidar ve muhalefeti ile RTÜK üye seçimi için tatili býrakýp koþa koþa toplanýyor, ama eþkiyanýn denize inmeye çalýþtýðý, valilerin sorumluluk sahalarýndaki köylere gidemediði bir ortamda terör için, Kýbrýs ek protokolü için toplanmýyor.

Þehit aileleri atanmýþ ve seçilmiþleri protesto ediyor.

Maçlarda tribünlere ‘’Askerimizi geri verin, bizi daða çýkarmayýn’’ pankartlarý açýlýyor.

Terörle ilgili toplantý yapýlmýyor, karar alýnmýyor, açýklama yapýlmýyor.

Genelkurmay Baþkaný ‘’Terörün tarifi politikacýlara býrakýlmamalý, uluslar arasý bir bilim kurulu oluþturulup uluslar arasý bir tarifte karar kýlýnmalý. Birinin terörist dediðine öbürü özgürlük savaþçýsý diyor’’ diyor.

Sayýn Özkök…. YAÞ’ýn toplanmak üzere olduðu bu sýcak günlerde fazla meþgul etmek istemem ama bundan tam 33 yýl önce bize ders veren hocamýz öyle uluslar arasý yabancý bir bilim adamý filan deðildi. Delikanlý bir Piyade Binbaþýsý idi. Bize þöyle öðretmiþti;

‘’Mukavemetçi ile terörist arasýnda fark yoktur, fark sizin durduðunuz noktada, olaya bakýþ açýnýzdadýr’’.

Konuyu da çok basit bir örnekle açýklamýþtý, ‘’Kýbrýs Türk Mücahidi bana göre mukavemetçidir, özgürlük savaþçýsýdýr; fakat Rum’a, Yunan’a göre teröristtir’’.

Emir verin herhangi bir sýnýf okulunun yedek subay temel kurs ders notlarýný getirsinler.. Öyle yazar.

Ecevit’in teröriste ‘’gerilla’’, devlet güvenlik güçlerine de ‘’kontrgerilla’’ dediði dönemleri ise hiç hatýrlamayýn.

Demek Ecevit’in kafasý Vahdettin örneðinde olduðu gibi sadece þimdi deðil, o zamanlarda da karýþýkmýþ..

Takacaðýnýz isim, bakýþ açýnýza, taraf olduðunuz duruma göre deðiþir.

‘’Demirci Akýncýlarý’’na, ‘’Topal Osman Müfrezesi’’ne terörist diyebilir misiniz?

Ama Yunanlýya karþý öyleydiler.

ÝRA Ýrlandalý’ya göre vatansever, Ýngiliz’e göre teröristti.

Bask gerillasý Basklýya göre vatansever, Ýspanyol’a göre terörist.

Peki siz Irak’ta Amerikan iþgal kuvvetlerine karþý her gün direnenlere ne isim takýyorsunuz?

Amerikalýlar terörist diyor da…

Pendik'teki Ýstanbul Tersanesi Komutanlýðý'nda, gemi denize indirme, gemi teslim ve ilk kaynak törenleri ile Kurtarma ve Sualtý Komutanlýðý ve Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlýðý Öðrenci Alayý'na sancak verme törenlerinde bir konuþma yapan Genelkurmay Baþkaný Orgeneral Hilmi Özkök, karþý karþýya olunan askeri, politik konjonktür ve Türkiye'nin içinde bulunduðu coðrafi ortamýn, Türk Deniz Kuvvetleri'nin, Anadolu yarýmadasýný çevreleyen 3 denizde de gerektiðinde ayný anda varlýk göstermesini dikte ettiðini söylemiþ.

Çok kýsa bir süre önce de baþka bir toplantýda ‘’artýk Türkiye’ye çevre ülkelerden tehdit olmadýðýný, tehdit’in küresel terör olduðunu’’ söylemiþti.

Þimdi benim kafam karýþtý.

Türk deniz kuvvetleri madem üç denizde ayný anda varlýk gösterecek….

Küresel teröristlere karþý mý?

‘’Karþý karþýya bulunulan askeri, politik konjonktür ve Türkiye’nin içinde bulunduðu coðrafi ortam’’…

Akdeniz’de Kýbrýs’ýn teslimini,

Ege’de Yunan tezlerinin kabulünü,

Boðazlarda Montrö’nün tartýþmaya açýlmasýný;

Karadeniz’de ‘’kýyýdaþ olmayan’’ Amerikan gemilerinin istediði zaman istediði kadar bulunmasýný mý öngörüyor?

Hem zaten AB üyesi olunca her tarafýmýz dost olmayacak mý?

Deniz kuvvetlerine ne gerek var?

Yalnýz gene de bir karar verin..

Küresel teröre karþý müttefiklerle Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi kurmak için anlaþmak iyidir ama…

Türkiye’yi tehdit eden teröre karþý Terör Takip merkezi’nin baþbakanlýkta kurulmasý konusunda baþbakanlýkla anlaþamamak pek de iyi deðildir.. 31 Temmuz 2005

“57’iNCÝ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FÝLÝSTÝN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAÐ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’ÝNCÝ ALAY HERYERDE
HEPÝMÝZ 57’ÝNCÝ ALAYIN NEFERÝYÝZ”

Friday, July 29, 2005

Dogu Perincek'in Winterthur Unterland Savciligi Sorusturmasinin Tutanaklari

Dogu Perincek

Sayý: A-1/2005/Brandtour
23 Temmuz 2005-07-29> Saat 20.51

Savcý R. Jaeger ile Gfr Patrick Studerin yetkili olduklarý sorguda,
tutanak katibi N. Burri, gözlemci Ali Rýza Görgün, Türkiye Konsolosluðu
Ataþesi Bay Ersoy Yýlmaz bulundular.

Yazýlý celpname ile getirilen Doðu Perinçek ýn, sorulara sanýk olarak
yaptýðý açýklamalar.

Tutanak notu:

Sanýðýn varolan çevirmene ihtiyaç duymadýðýný ve Almancayý iyi anlayýp
konuþtuðunu belirtmesi üzerine, sorgusu, Almanca yapýldý. Sanýðýn
sorgusunda gözlemci olarak Avukat Ali Rýza Görgün ve Ataþe Ersoy Yýlmaz
bulundu.

Konu

Tutanak notu:

Sanýða,

- Her zaman bir savunman isteyebileceði,
- ifade vermekten kaçýnabileceði,
- ifadelerinin ispat aracý olarak kullanýlacaðý
anlatýldý. Haklarýmý anladým. Ýfade vereceðim, zaten haklýyým. Kaldý ki
hukuk doktoruyum ve savunmamý kendim yapacaðým, dedi.

Tutanak notu: Kimliði saptandý.

Soru: 22 Temmuz 2005 Cuma günü, saat 14.00 dolaylarýnda Glattbruggta
Hilton Otelinde bir basýn toplantýsýna katýldýðýnýz doðru mu?

- Evet doðru.

Soru: Lozan2005 örgütleyicilerinden misiniz?

- Hayýr, ben örgütleyici deðilim, fakat katýlýmcýyým.

Soru: Bu toplantýyý kim örgütledi?

- Ýsviçre, Almanya ve Türkiyedeki Atatürkçü Düþünce Dernekleri ve Ýþçi
Partisi Ulusal Strateji Merkezi.

Soru: Sizi bu toplantýya kim çaðýrdý?

- Belirttiðim örgütler.

Soru: Bu basýn toplantýsýnýn amacý neydi?

- 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaþmasýnýn mirasýný savunmak.

Soru: Basýn toplantýsý kamuya açýk mýydý?

- Evet.

EN YÜKSEK HAK VATAN SAVUNMASI

Soru: Mikrofonu alýp kýsa bir konuþma yaptýnýz mý?

- Evet

Soru: Orada bulunan medya mensuplarýna ve diðer katýlýmcýlara hangi
mesajlarý verdiniz?

- Dedim ki: Amerika Birleþik Devletleri ve Avrupanýn birçok parlamentosu,
Ermeni soykýrýmýný kabul etti. Bu uluslararasý bir yalandýr. Bu tarihsel
bir yalandýr. O zaman, Birinci Dünya Savaþý koþullarýnda, üç emperyalist
devlet, Ýngiltere, Fransa ve Çarlýk Rusyasý, bizim anavatanýmýzý paylaþmak
istediler. Ve biz ülkemizi savunduk. Bu soykýrým deðil, fakat vatan
savunmasýydý. Vatan savunmasý, insanlýðýn en yüksek hakkýdýr. Bugün Tages
Anzeiger gazetesini okudum ve orada basýn toplantýsýnda benim söylediklerim
konusundaki haber doðru. Konuþmam ayný zamanda televizyon kuruluþlarýnýn
kameralarý tarafýndan da kayda alýndý. Bu kayýtlarý getirtebilirsiniz.

YALAN MI DEDÝNÝZ

Soru: Siz Ermenilere 1915 yýlýnda yapýlan soykýrýmý yalan olarak mý
nitelediniz?

- Evet yalan olduðunu söyledim ve ayrýca bu konuda bir kitapçýk daðýttým.
Bu kitapçýðý Neue Züricher Zeitung gazetesine de verdim. Umarým yarýn bu
konuda yayýn yaparlar.

Soru: Niçin bu umudu besliyorsunuz?

- Çünkü ben yalandan yana deðil, fakat gerçekten yanayým. Dünya dönüyor.
Ben ayný zamanda tarihçiyim. Ankara Hukuk Fakültesinde görev yaptýðým
zaman Kamu Hukuku meseleleri üzerinde çalýþtým ve ayný zamanda Ermeni
sorunu üzerine araþtýrmalar yaptým ve yazdým. Rus-Sovyet arþivlerinin
belgelerini de inceledim. Binlerce ve binlerce belge kanýtlamaktadýr ki, o
zaman yaþanan olaylar halklar arasýnda karþýlýklý kýrýmdý; soykýrým
deðildi. Ermeniler, emperyalist devletlere alet oldular. Türkiye, kendi
vatanýný savundu. Bu konu en iyi Ýsviçrede anlaþýlýr. Bir büyük devlet
eðer Fransýzca konuþan Ýsviçrelileri veya Ýtalyanca konuþan Ýsviçrelileri
kýþkýrtacak olsa ne yaparsýnýz? O zaman vatanýnýzý savunursunuz, týpký
bizim yaptýðýmýz gibi. En yüksek hak, düþünce özgürlüðü yanýnda vataný
savunma hakkýdýr. Bu, elbette sizin anayasanýzda da var. Ben anayasa hukuku
uzmanýyým. Avrupa anayasalarýný biliyorum.

GÖRÜNTÜ KAYITLARI

Soru: Dr. Doðu Perinçekin basýn toplantýsýndaki konuþmasýnýn CD kayýtlarý
gösterildikten sonra soruldu: Bu konuþma hakkýnda hangi yorumu yapýyorsunuz?

Soru: Bunlar gerçekler. Gerçeði savunmuþ olmak, insanlýðý savunmuþ olmak ve
Türkiye ile Ýsviçre arasýnda dostluðu savunmuþ olmak; benim için özel bir
þereftir. Ýsviçrenin bizim için özel anlamlarý var. Çünkü Lozan Antlaþmasý
Ýsviçrede imzalandý. Ýsviçre bizim hiçbir zaman düþmanýmýz olmadý. Ýsviçre
tarafsýz bir devlettir. Ýsviçre Türkiyeye karþý tertiplerin içinde yer
almadý. Ýsviçre, Türkiyeye karþý savaþ yürütmedi. Benim basýn
toplantýsýnda söylediðim her þey, sözümona Ermeni soykýrýmý üzerine
açýkladýklarým, düþünce ve araþtýrma özgürlükleri çerçevesi içindedir. Bu
konular, bilimsel araþtýrma alanýna aittir; yoksa parlamentolara deðil. Bu,
tarihçilerin ve araþtýrmacýlarýn konusudur; yasa çerçevesinde ele alýnacak
bir konu deðildir. Ortaçaðýn cadý davalarý zamanýnda, bu tür konular
Ortaçaðýn dinsel otoritelerinin yetkileri içindeydi. Bu soruþturma,
engizisyon soruþturmasýdýr; çünkü düþünce özgürlüðüyle ilgilidir. Savcýlar
ve mahkemeler, gerçekler hakkýnda karar verme hakkýna ve gücüne sahip
deðillerdir. Bu soruþturma, Ýsviçre hukukuna göre, hukuka ve anayasaya
aykýrýdýr. Ben korkmuyorum. Gerçeklerden korkan, sizsiniz. Beni buraya
davet etmekle korktuðunuzu gösterdiniz. Beni niçin buraya çaðýrdýnýz?
Gerçeklerden korkuyorsunuz. Siz gerçeðin öðrenilmesini istemiyorsunuz.

Soru: Her devletin kendi yasalarýný kendisinin yapmasý konusunda görüþ
birliðimiz var mý?

Ýyi ama uluslararasý hukuka karþý yapýlan yasalar için deðil, anayasaya
karþý deðil, insan haklarýna karþý yasalar için deðil. Ýnsan haklarý,
Ýsviçre anayasasýnýn temel haklarýdýr. Ýsviçre parlamentosunun
kararlaþtýrdýðý kanun, Ýsviçre anayasasýna aykýrýdýr. Önümüzdeki yýllarda
Ýsviçre parlamentosunun bu hatayý bertaraf edeceðini göreceðiz. Biz bunu
Ýsviçrelilerden bekliyoruz. Çünkü Ýsviçre halký iyi bir halk. Ýsviçre
halkýnýn vicdaný var.

TÜRKÝYEDEKÝ VATAN HAÝNLERÝNÝN ÖZGÜRLÜÐÜ

Soru: Türkiyede 1915te yaþanan Ermenilerle ilgili olaylarý halk katliamý
olarak kabul etmek ceza nedeni mi, yoksa Türkiyede herkes bu görüþü
savunmakta özgür mü?

- Hayýr, ceza nedeni deðil. Birçok tarihçi ve entelektüel ve vatan haini,
sözde Ermeni soykýrýmý üzerine yazýyor ve gevezelik yapýyor. Türkiyede bu
görüþe sahip olma özgürlüðü var. Peki siz bu konuyla niçin ilgileniyorsunuz?

Soru: Basýn toplantýsýnda baþka konuþmacýlar da var mýydý?

- Evet, biz Ýsviçreye Ankara ve Ýstanbuldan aþaðý yukarý 200 seçkin
þahsiyet olarak geldik. Hiltonda basýn toplantýsýnýn yapýldýðý salon
küçüktü, 200 kiþiyi alacak büyüklükte deðildi. Bu nedenle bazý
arkadaþlarýmýz koridorlardaydý.

Soru: Mikrofondan kaç kiþi konuþtu?

- Beþ altý þahsiyet. Kýbrýs eski Cumhurbaþkaný Rauf Denktaþ, Türkiyenin en
büyük üniversitesinin rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç, E. Korg. Yaþar Müjdeci
ve Lozan2005in iki düzenleyicisi.

Soru: Toplantýya ne kadar yabancý dinleyici katýldý?

- Sizin makamýnýzýn polisleri vardý; bir de Ýsviçre ve Türk basýnýndan
gazeteciler.

Soru: Biliyor musunuz, basýn toplantýsý nasýl duyuruldu?

- Ýsviçre basýnýna bildirdik. Ayrýca internette bir Lozan2005 sitesi var.
Ýstedik ki, herkes gerçekleri bilsin.

Soru: Ýlgilenen herkes bu toplantýya katýlabilir miydi?

- Gizli deðildi, herkes gelebilirdi.

Soru: Size bu toplantýnýn konusu olarak bildirilen neydi?

- Toplantýnýn konusu, Türkiyenin baðýmsýzlýðý ve toprak bütünlüðü idi.

Soru: Bu toplantý hangi baþlýk altýnda yapýldý?

- Bizim için Lozan demek, milletimizin ve vatanýmýzýn baðýmsýzlýðý ve
bütünlüðü demektir.

Soru: Size bir konuþma konusu verildi mi, yoksa konuyu seçmekte serbest
miydiniz?

- Serbesttim. Video kaydýnda da görüldüðü gibi, söz istedim.

Soru: Konuþmanýzýn içeriðini yansýtan belli bir çoðaltýlmýþ metin var mýydý?

- Hayýr.

ÞÜPHE ETME SUÇU

Soru: Daha önce size, konuþmanýzýn özünü oluþturan Ermeni halkýna katliam
konusunda þüphe etmenin, Ýsviçrede mesele olarak görüldüðü bildirilmedi mi?

- Bunu biliyorum. Bu kanun hükmü hukuka ve anayasaya aykýrýdýr. Bu kanun
benim için þaþýrtýcý olmuþtur. Bu ne biçim kanun? Bu kanun ihtiyaca uygun
deðildir.

Soru: Türkiye, yasama, yürütme ve yargý arasýnda kuvvetler ayrýlýðýný kabul
ediyor mu?

- Evet, bunlar devletin üç iþlevidir.

EÐER BÝR KANUN ANAYASAYA AYKIRI ÝSE

Soru: Siz bir hukukçu olarak, yasama organýnýn koyduðu ceza kanunlarýnýn
yargý için baðlayýcý görev olduðu konusunda benimle ayný görüþte misiniz?

- Yargý için baðlayýcý olan anayasadýr. Eðer bir kanun anayasaya aykýrý
ise, bir savcý anayasanýn hükümlerini uygular. Anayasa da bir kanundur,
ancak en yüksek baðlayýcýdýr. Ýsviçrede bulunduðum zaman, benim için
Ýsviçre anayasasý baðlayýcýdýr, zira Ýsviçre makamlarýna güveniyorum. Ýþte
bu güven nedeniyledir ki, özgürce konuþtum. Zürihte hukuka uygun davranan
savcýlarýn ve mahkemelerin bulunduðunu sanýyordum; bu yüzden özgürce
konuþtum.

ÝSVÝÇRE PARLAMENTOSU ÝÇÝN UTANÇ

Soru: Birleþmiþ Milletler Ýnsan Haklarý Alt Komisyonunun, Avrupa
Parlamentosunun ve Ýsviçre Millî Meclisinin 1915teki Ermeni olaylarýný
halk katliamý olarak kabul etmesine karþý tutumunuz nedir?

- Bunlar yalandýr. Bunlar emperyalist yalanlardýr. Bu, Ýsviçre parlamentosu
için bir utançtýr.

Soru: Sizin görüþünüze göre, 1915 olaylarýnda ne kadar Ermeni kurban oldu.

- Yalnýz Ermeniler deðil, Türkler ve Kürtler de hayatlarýný kaybettiler.
Ermeni teröristlerinin Türklere ve Kürtlere uyguladýklarý katliamlar da
var. Bu, Almanlarýn deyiþiyle bir Völkerschlacht (boðazlaþma, mukatele)
idi. Emperyalistlere karþý bir savaþ oldu. Hitler ve emperyalistler bazý
halklarý diðer halklara karþý ateþe sürmüþlerdir. Siz, Hitlere karþý
savaþmýþ olan halklarý cezalandýrabilir misiniz? Bu Ýsviçre kanunu, nesnel
olarak Hitlerin tarafýndadýr.

Soru: Ermeniler, hangi nedenlerle düþünceleri yüzünden hayatlarýný
kaybettiler?

- Düþünceleri nedeniyle deðil. Rus çarlarý, çeþitli Ermeni terör
örgütlerini örgütledi ve ateþe sürdü. Örneðin Alman bilim adamý Rohrbach
veya Lenin, þöyle yazdýlar: Bakýnýz, Çarlýk Rusyasý Ermeni terörist
örgütlerine silah verdi ve Türkiyeye karþý kýþkýrttý. O zaman Ýstanbulda
onbinlerce Ermeni yaþýyordu ve öldürülmediler. Çünkü Türk ordusuna karþý
terörist eylemler yürütmemiþlerdi.

Soru: Ýsviçre hukukuna göre, halk katliamýný inkâr etmeye, kabaca suçsuz
göstermeye ve haklý çýkartmaya kalkýþanlar, cezaya çarptýrýlýr. Bu konuda
ne diyorsunuz?

KANUN KONUSU DEÐÝL

- Ýsviçre kanunu gerçeði inkâr ediyor. Bu bir kanun konusu deðil, tarih
konusudur. Bütün hayatý boyunca Türkiyenin dýþýndaki ve içindeki halklarý
savunmuþ olan, beni mi cezalandýrmak istiyorsunuz? Türkiyede benim
vatandaþým olan herhangi bir azýnlýða veya tek bir yurttaþýma bir haksýzlýk
yapýldýðýný görsem, üzerine giderim. Benim birçok Ermeni dostum var.

Soru: Bilgilendirilen bir þahsiyet olarak, Ýsviçre Millî Meclisinin
Ermenilere halk katliamý uygulandýðýný kabul ettiðini daha önce bilmiyor
muydunuz?

- Evet, böyle bir kanun olduðunu biliyordum. Ben bu kanunu eleþtiriyorum.

PROF. DR HALLAÇOÐLUYLA DAYANIÞMA

Soru: Bunu bilmenize raðmen, Glattbruggtaki basýn toplantýsýnda, neden
konuþmacý olarak kürsüye çýktýnýz?

- Bu kanunu daha önce gazetede okumuþtum. Hukukçu olarak da bu konuyla
ilgiliyim. Prof. Dr. Yusuf Halaçoðluna karþý bir soruþturma yürütüldüðünü
de duymuþtum. Onunla dayanýþma gösterdim. Böylece Ýsviçre halkýna ve
Ýsviçre Millî Meclisine hatayý düzeltmeleri için yardýmda bulundum. Ümit
ediyorum ve biliyorum ki, bu soruþturma gerekli olan bu düzeltmeye olanak
saðlýyor.

Soru: Kamu önündeki bu açýklamalarýnýzla öldürülen Ermenilerin anýsýný
incittiðiniz suçlamasýna ne diyorsunuz?

- Þu çok önemlidir: soykýrým baþka, bazý Ermenilerin öldürülmesi baþka bir
konu. Ben, hiçbir Ermeni hayatýný kaybetmiþ deðildir demiyorum. Bunu biz de
biliyor ve yazýyoruz. Biz o Ermenileri savunuyor ve onlara saygý duyuyoruz.
Biz yalnýz ve yalnýz diyoruz ki, bu bir soykýrým deðildir. O zaman soykýrým
kavramý yoktu. Irkçýlýk bize yabancýdýr. Çünkü biz bir Asya halkýyýz. Bizim
birlikte yaþama kültürümüz var. Osmanlý imparatorluðu Yahudilere ve baþka
halklara yardým etmiþti.

Soru: Sizin Ermenilere bir halk olarak kiþisel tutumunuz nedir?

- Dostça. Ve onlarýn da bana tavrý dostçadýr. Çünkü ben, Türklerin ve
Ermenilerin barýþ içinde birlikte yaþamýþ olduklarý bir yerden geliyorum.
Birçok Ermeni benim dostça tutumumu anlatabilir. Ben 1972 ve 1980lerde
hapiste olduðum zaman, bana hediye gönderdiler.

ÝADE EDÝYORUM

Soru: Irkçý davranýþta bulunduðunuz yolundaki somut suçlamayla ilgili
cevabýnýz nedir?

- Irkçý olsaydým, utanç duyardým. Ben bilimsel sosyalistim. Irkçýlýk, benim
için küfürdür. Bu küfürü reddediyorum.

Soru: Ýþçi Partisinin genel baþkaný olduðunuz doðru mu?

- Evet.

TÜRK DEVLETÝNE VE ASKERE TUTUMUNUZ?

Soru: Türk devletine tutumunuz nedir?

- Ben Türkiye millî devletinin savunucusuyum. Ben Kemalist Devrimin
savunucusuyum. Ancak ben, Türkiyedeki ABD yanlýsý iktidar sahiplerine ve
mafya-tarikat iktidarýna karþý mücadele ediyorum.

Soru: Askeriyeye yakýn bir konumda mýsýnýz?

- Ýster asker ister sivil, bütün yurtseverlere yakýným. Askeri
hapisanelerde sekiz yýl yattým. Çünkü 1971 ve 1980de iki Amerikancý darbe
oldu. Ben Türkiyeyi savunanlarla birlikteyim, ancak Amerika ve emperyalizm
yanlýsý hükümetlerin ve iktidar sahiplerinin karþýsýndayým.

AVRUPA BÝRLÝÐÝ SORULARI

Soru: Siz, Türkiyenin Avrupa Birliðine yakýnlaþmasýna karþý mýsýnýz?

- Ben AB üyeliðine karþýyým. Ancak Avrupanýn dostuyum. Ben baðýmsýz bir
Avrupadan yanayým, ABDden baðýmsýz bir Avrupadan. Türkiye baðýmsýzlýðýný
korumalý. Avrupa Avrupadýr ve Türkiye de Türkiyedir. Örneðin Ýsviçre
ABye dahil deðil. Benim görüþüme göre, Ýsviçrenin bu tutumu doðru.
Dünyadaki bu tutumlar da doðru.

Soru: Lozan2005, Türkiyenin Avrupadan sözünü etiðiniz bu baðýmsýzlýðýný
göstermek amacýyla mý yapýlýyor?

- Evet, göstermek ve savunmak. Ýsviçre makamlarý buna izin verdi.
Ankaradaki Ýsviçre Büyükelçiliðinin gösterdiði dostluða teþekkür ederim.

Soru: Sizin dün Hilton Otelinde yaptýðýnýz konuþma da, Türkiyenin
Avrupadan baðýmsýzlýðýna mý hizmet ediyordu?

- Evet, elbette. Ama ayný zamanda Ýsviçre ile Türkiye arasýndaki dostluða
hizmet ediyordu. Bu dostluk, karþýlýklý baðýmsýzlýk ve eþitliðe dayanacaktýr.

SUÇUN EYLEMLERÝ

Soru: Özetle size þu suçlama yöneltilmektedir:

Sanýk Doðu Perinçek,

" kamu önünde sözle, yazýyla veya resimle, küçük düþürmek veya aþaðýlamak
nedenlerinden biriyle, insanlýða karþý halk katliamýný inkar etmeye, kabaca
suçsuz göstermeye, veya haklý çýkarmaya kalkýþma suçunu

þu eylemlerle gerçekleþtirdi:

Sanýk, Hukuk doktoru, yayýncý, Türkiye Ýþçi Partisi (ÝP) Genel Baþkaný, 22
Temmuz 2005 Cuma günü, saat 14.00 dolaylarýnda, Zürichin Glattbrug semti
Hohbühlstrasse 10daki Hilton Otelinde, Lozan Antlaþmasýnýn (Türkiye
Cumhuriyetinin baðýmsýzlýðýný tanýnmasý) 82. yýlý nedeniyle Türk
dernekleri tarafýndan örgütlenen kamuya açýk basýn toplantýsý sýrasýnda,
toplanmýþ olan 100 kadar katýlýmcýnýn önünde, konuþmacý olarak yer almýþ ve
mikrofon aracýlýðýyla, Almanca olarak, özetle, Ermeni soykýrýmý denen
þeyin, uluslararasý bir yalan olduðunu, tarihsel bir yalan olduðunu, ABD ve
Avrupa emperyalistlerinin aleti olduðunu ilan etmiþtir.

Sanýk bu eylemini, uluslararasý halklar topluluðunun, Birleþmiþ Milletler
Ýnsan Haklarý Alt Komisyonunun 29 Aðustos 1985 ve Avrupa Parlamentosunun
18 Haziran 1987 tarihli ve Ýsviçre Millî Meclisinin Osmanlý devletindeki
1915 yýlý olaylarýný Ermenilere karþý halk katliamý olarak kabul eden
kararlarýnda savunulanlarý bilmesine raðmen, karþýt konumunu Ýsviçrede
savunmak yoluyla, yasayý ihlal etmenin sonuçlarýný göze almýþtýr.

Bu konuda ne diyorsunuz?

- Ben, Hitlerin Yahudilere ve diðer halklara yaptýðý halk katliamlarýný
inkar etmiyorum. Ben, Amerikalýlarýn Kýzýlderililere ve bugün Iraklýlara
yap;týðý halk katliamýný inkâr etmiyorum. Eðer Ermenilere karþý bir halk
katliamý olsaydý, o zaman ben, bu halk katliamýna, Ýsviçre Millî
Meclisinden önce en ön sýrada tavýr alýrdým.

ÇÜNKÜ EMPERYALÝST BÝR PARLAMENTO

Soru: BM Ýnsan Haklarý Alt Komisyonunun ve Avrupa Parlamentosunun nasýl
olup da Ermenilere karþý soykýrým yapýldýðý sonucuna varmýþ olmalarý
konusunda, bize bir açýklamanýz var mý?

- Çünkü Avrupa Parlamentosu emperyalist bir parlamento. Avrupa Parlamentosu
Türkiyenin baðýmsýzlýðýna karþý. Lanetli ve menhus politik amaçlarý
nedeniyle bu kararlarý aldýlar. Ermeni soykýrýmý iddiasýný taþýyan
kanunlar, emperyalistlerin aletidir; yoksa insan özgürlüðünün ve insanlýðýn
aracý deðildir. Beni bu sorguya çaðýrdýðýnýz için çok memnunum. Böylece
Ýsviçre halkýnýn gerçekleri bilmesine yardýmcý olabileceðim. Eðer siz savcý
olarak, bu davayý yargý önüne getirecek olursanýz, Ýsviçre halký bu konuda
çok þey öðrenecek.

Soru: Ermeni soykýrýmýný herkesin önünde yalandýr diye açýklamakla, ceza
kovuþturmasý yürüten makamlarýn bu konuda sizi davet etmelerini mi istediniz?

- Hayýr, benim amacým bu deðildi. Ancak benim gerçeðin yanýnda durmak için
yeterli cesaretim var. Ben kendi ülkemde de böyle yaparým, Düþüncelerim ve
emekçileri savunan örgütlenmelerde bulunduðum için, Türkiyede hapislerde
yattým. Otoritelerden korkmam. Yalnýz gerçeði savunmamýþ olmaktan korkarým.
Gerçeðe sadakat, benim için bir hayat ilkesidir.

Soru: Ceza Kanununun 26. maddesinin 1- 4. fýrkalarý düzenlenmiþ olan
ýrklarý aþaðýlamaya iliþkin hükümlerin içeriði göz önünde tutulursa, hukuki
savunmanýz nedir?

- Ben, halk katliamýný inkar etmedim. Yalnýzca yalaný reddettim. Bütünüyle
suçsuzum. Ben halk katliamýný inkar etmiyorum, fakat yalaný reddediyorum.
Yalnýz gerçekler inkâr edilebilir. Yalan ise ancak ve ancak reddedilir.

ORTAÇAÐIN ENGÝZÝSYONUNU DÝRÝLTMEYÝN

Soru: Ekleyeceðiniz bir þey var mý?

- Avrupa halklarý, Ortaçaðýn engizisyonlarý sýrasýnda birçok facialar
yaþadýlar. Lütfen engizisyonu yeniden canlandýrmayýn. Engizisyon, düþünce
özgürlüðünü ve ayný zamanda vicdan özgürlüðünü cezalandýrýyordu.
Engizisyon, vicdan özgürlüðüne karþý cadý avcýlýðý yaptý. Ermeni sorunu
veya 1915 yýlýndaki olaylar üzerine görüþler, düþünce ve vicdan özgürlüðü
çerçevesi içindedir. Ben bir bilim adamýyým ve bu konuyu araþtýrmak ve hem
Türkiye halkýný, hem de Ýsviçre halkýný bu konuda bilgilendirmek benim
görevimdir.

SAVCILIÐIN SINIRLARI

Soru: Yeniden serbestsiniz ve tutanaðý gözden geçirdikten sonra,
planladýðýnýz gezinize devam edebilirsiniz. Ancak Ýsviçrede Ermenilere
halk katliamý yapýldýðýný yalan olarak nitelemeye son vermenizi, size
ýsrarla ve zorunlu olarak tavsiye ederim.

- Bunu tebellüð ettim. Ancak size savcýlýk görevi dýþýnda böyle nasihatte
bulunamayacaðýnýzý bildiririm. Sizin ancak bu konuyu mahkeme önüne getirme
hakkýnýz bulunuyor. Yalnýz Ýsviçre mahkemeleri bu konuda hüküm verebilir.
Ben, Ýsviçre Anayasasýna göre hüküm verecek olan Ýsviçre hakimlerine
güveniyorum.

Ýsviçrede avukata ihtiyacým yok. Eðer davet edilirsem, Ýsviçreye kendim
gelirim. Mahkeme celpnamesi, Ýstanbul veya Ankaradaki iþ adresime
yollanabilir. Zamanýn belirlenmesinde temas kurulabilir. Uluslararasý
hukuki yardým yoluyla ifade alýnmasýný istemiyorum. Ancak davetiyenin bir
örneðinin, Türkiye Baþkonsolosluðunun bilgisi için, Ataþe Ersoy Yýlmaza
yollanmasýný diliyorum.

Sorgulamanýn sonu: Saat 23.00.

Bizzat okunmuþ ve onaylanmýþtýr.

Wednesday, July 20, 2005

Vahdettin’in kahramanlığını Harvardlılar bilir!

Mustafa Yıldırım

20 Temmuz 2005

Durdu, durdu; yeni bir şey keşfetti, derler ya; işte o hesap! Son padişahı Vahdettin hain olamazmış!.. Çünkü o padişah, “Atatürk’ün Samsuna çıkacağını biliyordu” deyiverdi.

Sayın eski CHP Genel Başkanı ve eski Başbakan Bülent Ecevit, diyorsa üç kere doğrudur!

Hem siz, Robert Koleji az biraz okuyup, Harvard Üniversitesi’nin Dışişleri kurslarında Henry Kissinger öğrencisi olanlardan daha iyi mi bileceksiniz?!

Vahdettin’in Samsun işini bildiğini yazmayan tarih kitabı var mı?! Ferman onun değil miydi? Halk ıvır zıvır TV dizilerine dalınca tarihi unutuyorsa, kabahat Ecevit’te olamaz… Hem Atatürk Samsun’a gizlice çıkmadı ki… Bu gerçeği, Harvard’ın yabancı devlet adamları adaylarını donatan kurslarında anlatırlar mı bilmem, ama Türk okullarında okumuş herkes bilir!

Karadeniz’de Rum Pontus ve Ermeni çeteleri fırsat bu fırsat, deyip saldırdı. Türkler karşı saldırıya geçince kıyamet koptu. İngiliz işgal kuvvetleri Komutanlığı padişahın hükümetine başvurdu; “Durdurun Hristiyanlara saldırıyı, yoksa oraları işgal edeceğiz” dedi.

Yurdu ve İstanbul’u düşman çizmesiyle ezdirenler, ordularını yabancı kuvvetlere teslim edenler telaşlandılar… Oralarda asayişi sağlamak, yani Türkleri durdurmak gerekiyordu. Bu işi düzeltecek birini arıyorlardı. Bunu duyan Mustafa Kemal, Anadolu’ya çıkmanın yolunu bulmuş oldu. Onu Vahdettin filan bulmadı… O kendisi başvurdu ve 9. Ordu müfettişi olarak oraya gönderilmesini istedi…

Bu tür görevlere giden makam sahiplerinin padişaha uğramaları devlet koşullarındandı… Atatürk de, Vahdettin’e gitti… Vahdettin “Vatana sizden hizmet” bekliyor, dedi…

Vahdettin’in vazife dediği de, asayişin sağlanarak Devleti Aliye (yani hanedanlık)’nin korunması!

Tıpkı Moudros anlaşmasını imzaya gidenlerin cebine, İngilizlere verilmek üzere koyduğu mektupta “İngilizler Osmanlı Hanedanlığının geleceğini garanti etsinler” dediği gibi… Trablus’ta orduyu esir olarak teslim edip de; “İngiliz Amiralinden rica ediniz; Şehzadenin İstanbul’a gelmesini sağlasınlar” dediği gibi…

Bülent Ecevit ve yeni mandacılar üç kere değil; bin kere haklıdırlar… Çünkü istiklâl uğruna savaşanları idam ettiren mahkemenin kararlarından Vahdettin’in haberi asla yoktur…

O mahkemeler, vatana hizmet etmek için Erzurum’da kongre toplamaya çalışan Mustafa Kemal’i de idama mahkum etmişti.

Ama bunları, kimse Ecevit’ten iyi bilemez… Çünkü Said-i Kürdi (Nursi) bile bu işleri biliyordu… Zaten “Amerika ile entegrasyon iyidir” diyen Hoca Efendi’nin yakınlarından daha iyi kim bilebilir ki...

Harvard’a gidip, ABD devlet adamlarından tarih öğrenmeli!.. Yüce devlete dokunan kimesneler ihya oluyor da… Hem sonra; Osmanlı prensi padişah olur da, bir sadrazam falan ararsa el altında olunur…

Bu arada gazeteci arkadaşımın aktardığı bir öykü var:
Adam demiş ki:

“Bak karşıdan bir kedi geliyor; bir gözü kör!”

Beriki sinirlenmiş:

“Ne diyorsun?! Bir kere o kedi değil, köpek!.. Hem sonra, gelmiyor, gidiyor… Üstelik, gözü dediğin de; kıçı… Ben bunun neresini tekzip edeyim be yahu?!”

Nedense, orada burada bombaların patladığı günlerde böyle ıvır zıvır propagandası başlıyor… Talihsizlik işte!..

Tuesday, July 19, 2005

Revival of Crusades: Infantile crusader Tancredo

Prof. Yuruk Igriboz

One is indeed surprised to see the recent changes in the
bookshelves of bookstores. Under philosophy and religion,
books on Islam, Sufism and Rumi have significantly increased.
There are a couple versions of The Holy Koran, including the
excellent translation and interpretation by Yusuf Ali first
published in English way back in 1937. This will undoubtedly
ensure that eminent Christian clergyman will no longer have
excuses such as ' I don't know Islam' or 'I don't know Arabic'(1).
Koran does not only contain a good part of the Old Testament
but also treats Muhammed, Jesus, Moses and the other preceding
enlightened at the same level as saints and holy guides directed
by God. Thus a Southern Baptist clergyman's recently claiming
Muhammed as deamonic does not only reveal his ignorance but also
insults all of the teachings and love of Jesus. Similarly, as the
Bishop visiting St.Mary's Chapel in Ephesus complains of lack of
Christians around can not see hundreds of Moslems praying and
burning candles on site. Most recently American Taliban's lawyer
blamed his religion, Islam for his client's derelict criminal
behavior. Bookshelves on history display a different version,
namely versions of blame, discrimination and hate. A book titled
'Jihad' by Paul Fregosi starts by torture of Bragadino after his
defeat by Lala Mustafa Pasa in Cyprus on August 17, 1571 and
ferments it as kindling of terror all the way up to 1980s.
This is a blindfolded vision of history since our history is
glazed with victors of booty. Starting with Asian khans, Huns,
Greeks, Romans, Ottomans and the British, all the victory we
glorify resulting in the so called Empires depended on booty,
a deadly misunderstanding of human success. When it comes to
terror, according to Western sources Moslems learned terror
from Crusaders who cut open living people looking for jewels
and gold (2). Moreover, if we are really honest about terror
and related human sufferage, how are we going decipher our
glorius past related to ages of discovery, exploration and
industrial revolutions.

We can not callously say ' past is past and let us look at
the future' which has been taken granted since Inquisition.
Interestingly, orientalists as well diagnosed by Edward Said (3)
do not go into detail about the power games and accumulation of
wealth during these glorius years of exploitation which
segregated the exploited people all around the world(4). Can
World Wars, holocaust, crimes behind the iron curtain, African
demises and most recently Kosovo where Christians were both
victims and the accused be alibis for our civilization ? Why is
it so that the bulk of underdeveloped and oppressed parts of the
world tend to be Moslem where the oppressors were and are our
close allies ? Are we going to delay answering these questions,
as we delayed revealing the contents of Nag Hammadi and Dead
Sea Scrolls where love of God was considered to be synonymous
with human love and men with women (5)?

History has shown that both Christians and Moslems have
significantly deviated from their founding principles and
slaughtered their very own brethren for political and economic
reasons (e.g., crusades, inquisition, sheriat). However, times
have changed. During all these years, as we have acquired weapons
of mass destruction and considered it as advancement of
technology civilization and thanks to the media, clergy and
education, we have also developed a profound hate against each
other, both of which have proven to be deadly. This hate, not
surpisingly is not only between religions, nations and ethnic
groups but also within our own neighborhoods not overlooking
crimes and the hazardous material we consume. We smuggle people
to slavery. Where do they go to work ? We smuggle drugs. Who
consumes them ? We make arms and sell them. Who dies and who
profits from them ?

Thus attributing terror and human demise to a certain religion
is an open and dishonest discourse, very unintelligently
veiling the etiology of our problems as well as provoking a
revival of crusades which we can only remember with sorrow and
shame. And yet, very unfortunately, this very process is indeed
recently revived and verified by the Colorado Congressman Tom
Tancredo who thought of nuking Mecca as a remedy to stop terrorism(6).

Prof. Dr. Yuruk Iyriboz: Revised & Updated from Turkish Forum July 21,
2002 version

Sources:
1. C-Span 2, Broadcast: Race, Ethnicity & Culture National Conference
for Community Justice Jan. 2,21,2002
2. Crusades. BBC Broadcast 1999
3. Said, E. Covering Islam
4. Wheatherford, J. Savages and Civilization
5. Pagels, E. Gnostic Gospels
6. Tancredo's Interview with Pat Campbell @ News Radio 540WFLA. 7/14/05
(www.540wfla.com/patcampbell.html)

Tuesday, July 12, 2005

Birdenbire mi?

Mustafa Yıldırım

1999 yılında, Şeyh Yusuf Ziya Kavakçı’nın ve kızının“türban” operasyonundaki rollerini anlamama çabasındaydı Türkiye.

O arada, Almanya devleti, iki Amerikalıyı sınır dışı etti ve ABD’ye bir nota verdi ve “Almanya’daki bütün istihbarat elemanlarını derhal geri çek!” dedi.

Sınır dışı edilenler Alman Ekonomi Bakanlığı’ndan dostlar edinip Almanya’nın iktisadi bilgilerini öğrenmeye çalışan bir çift idi…

Aklınıza bizim durumumuz geldi… Nasıl gelmesin; bizim iktisadi bilgilerimizi sızdırmaya gerek yok ki! Bilgileri sayısız dosyaya koyuyorlar ve kendi elleriyle veriyorlar!

“Zararı yok, alan nasıl olsa dost bir devlet” diyorlar! İyi de, Almanya ABD’nin müttefiki değil mi?

Üstelik CIA yıllarca Almanya’da çalışmamış mıydı? Üç bine yakın eleman, onlarca büroda görev yapmamış mıydı?

Hem Amerikan ordusu Almanya’yı kırk küsur yıl korumamış mıydı?

Yoksa Almanlar çok mu vefasız; ABD düşmanı mı?!

* * *

Bizimkiler, dışarıda az biraz terör işi odlumuydu; “Ey Batı anla işte; bizim terörden neler çektiğimizi!” diye bağırıyorlar; yazıp çiziyorlar… Batı ülkelerine vız geliyor; tırıs gidiyor!

Onlara göre bizdeki “terör” falan değil! PKK dersen… Sen “ayrılıkçı terör” diyorsun; onlar, “National Independence Rebel” yani “Ulusal Bağımsızlık Direnişi” diyorlar!
Bizi yönetenler bunu bile bile, neden sızlanıyorlar?

Hem ABD ve Batı Avrupa, Irak’ta (Dikkat Kuzey değil; yalnızca Irak!) PKK’yi etkisiz hale getirseler…

Ne demekse, etkisiz hale getirmek…

ABD başta olmak üzere, tüm Avrupalılar Türkiye’de federasyon kurulsun, diye çalışıyorlar! Onlara içerden her türlü sivil(!) yardım serbest…

Hatta ve hatta T.C devleti o yabancıların televizyonlarının yurdumuzda birer şube açıp Türkçe yayın yapmalarına izin vermiş bulunuyor…

Buna bazen “katılımcı demokrasi” ve “küreselleşme” gereği “din ve ifade özgürlüğü” deyip geçiyorlar!..
Durum buyken, bizimkiler neden, ama neden sızlanıp duruyorlar?!

* * *

Ayrımsıyor musunuz, acaba yurdumuzda iki aydır olanı biteni? Önce orada burada plastik bombalar bulundu… Sonra üniversitelerde öğrenciler çatıştı (rıldı.)
Bazı gazeteler, TV’ler bu çatışmaları eski usül “sağcılar solculara, yurtseverlere saldırdı” ya da “Ayrılıkçı gruplar milliyetçilere saldırıyor” diye yayınladı.
Arkasından, dağlardan kentlere inen PKK saldırıları, trenlere bombalar… Meydanlara bombalar!..

Birdenbire “türban” işi! Birden bire, zaten paramparça edilmiş ulusal eğitim birliğinin kökten yok edilmesi girişimleri…

İstanbul’da tüm komşularımızın muhaliflerinin NATO, şirket, yabancı devlet misyonu destekli bir konferansta buluşturulması…

Arkasından ne gelecek?!

Ne gelecek arkasından?

Bu sorunun yanıtını aramaya gerek yok; geçmişte ne olmuşsa aynen öyle oluyor!
Kurtuluş yok mu?

Yazının başını okumak gerekiyor…

12 Temmuz 2005; myildirim80@hotmail.com

Monday, July 11, 2005

Uzbek Democratic Opposition Leaders Are Establishing Cooperation

Press-Center of The Congress of Democratic Uzbekistan


Washington, DC (10 July, 2005). The Congress of Democratic Uzbekistan accomplished first step of its mission. It brought together leaders of the Uzbek opposition who had not been able to cooperate for the last fifteen years.

As activists fighting dictatorship and for democracy, they decided to establish constructive cooperation. A slogan "who can not win themselves, can not win the others" has began to performing its strength.

On 10 July 2005, leaders of the Uzbek democratic opposition and known politicians living in exile Abdurahim Polat, Muhammad Solih, MuhammadBobur Malikov, Jahongir Mamatov, AbduMannob Polat, Avazkhon Mukhtorov, Sulaymon Murod, Farhod Inoghomboyev and a half-dozen other representatives hold a special meeting of the Uzbek democratic opposition in Alexandria, VA and came to conclusion to work together to organize a Congress.

Chairwoman of the "Ezgulik" Human Rights Society Vasila Inoyatova, visiting the US, took part in the meeting and stressed that the constructive cooperation between and holding a Congress of the Uzbek democratic opposition forces reflects desires of democratic opposition members living in the country.

Meeting participants agreed that Congress should bring together representatives of all groups of the Uzbek democratic opposition and on the need to work on common strategy of peaceful struggle for democracy.

The meeting agreed on combined efforts between existing "Davra Kengashi" (Round Table), Democratic Opposition Coalition and Congress of Democratic Uzbekistan - groups created with the aim to unite democratic opposition.

Statements and appeals calling for fair treatment of Uzbek refugees in Kirghistan and other countries in accordance with international human rights norms and not returning them to Uzbekistan due to possible torture and miss-treatment, they may face there and an appeal to free arrested Uzbek democratic and human rights activists had also been agreed.


Press-Center of The Congress of Democratic Uzbekistan

Contacts:

Jahangir Mamatov, formerly member of Uzbekistan's parliament - jahongir@jahongir.org , 571-203-9225 (h) , 571.277.0140 (m)

Ambassador Muhammad Bobur Malikov, Former Chairman of the Supreme Court, Minister of Justice and First Ambassador Of Uzbekistan to USA - Babur_Malikov@yahoo.com , 703-591-0294 (h)

Dr. AbduMannob Polat, formerly Chairman of the Human Rights Society of Uzbekistan and Director, Central Asian Human Rights Information Network - AbduMannob@yahoo.com, 703-426-9637 (home/office), 571-344-3013 (cell)

Farhod Inogambaev, formerly Financial Adviser to Gulnora Karimova, daughter of President Karimov of Uzbekistan - Inogamb@AoL.com, 973-615-9689 (h)


AbduMannob Polat (Po'lat), Independent Consultant

Abdumannob@yahoo.com, AbduMannob@hotmail.com

5606 Eastbourne Drive, Springfield, VA, 22151-1607; Phone/Fax: (1) 703 426-9637 - home office, (1) 571 344-3013 - mobile/cell. Voice mailbox & Fax @ the Union of Councils: (1) 202 237 8262x105; (1) 202 237-2236.

Friday, July 08, 2005

Erdogan'a Saldirmanin Dayanilmaz Hafifligi ve Somuru Duzeninin Kuklalari

Washington Haber Yorum

8 Temmuz 2005

Washington Haber hic bir donemde ne Akpartiyi ne de Recep Tayyip
Erdogan'i savunmustur. Recep Tayyip Erdogan'in basbakan olmasi ile
O'nu ve Akpartisini hedef alan karalama ve abartmali elestiriler
bir hayli yogunlasti. Akpartisi, Turkiye'deki siyasi, askeri ve
kapitalist kokenli is cevreleri elitinin Turkiye'yi getirdigi
noktada cikan gecici bir hukumettir. Bugun Akpartisi ve Recep
Tayyip Erdogan hukumette olabilir, fakat Turkiye'yi ne Akpartisi
ne de Recep Tayyip Erdogan yonetmektedir, bu yuzden gunumuzde
Turkiye'de var olan teror, issizlik, ekonomik kaos, rusvet,
toplumdaki ahlaksal yipranma, ulkemizin karis karis satilmasi,
Denktas'in Kibris gorusmelerinden safdisi edilmesi, Ocalan ve
PKK sorunu, Turkiye'nin Amerika ve Avrupa'ya kapitulasyonlar
orneginde oldugu gibi peskes cekilmesine ne Erdogan ne Akpartisi
care bulabilir, cunku bu sorunlari kontrol eden ve yonlendirenler
aslinda Recep Tayyip Erdogan'a sahiplerinin iplerini salmasi ile
saldiranlardir. Yani ulkeyi 60 yildan fazla bir zamandir yoneten
siyasi elit veya derin devlet olarak adlandirilan aslinda derinligi
tuz golu kadar olan bir avuc azinligin ekonomik ve siyasi
menfaatlerinden baska bir dusuncesi olmayan kisilerin somuru
duzenini devam ettirme mucadelesidir. Sistem, onu yonetenler ve
onlarin yurt ici ve yurt disindaki maasli elemanlari icin halk
koyundan ibaret olan kendi kimligi ve istegi olamayacak her zaman
yonlendirilmesi gereken koleler toplulugu olarak gorulur. Iktidara
gelen partiler ise halka ve halkin isteklerine yakin iseler sistemin
icine alinmazlar. Cunku sistemin ve onu yonlendirenlerin kendilerine
ait kulturel dokulari mevcuttur. Bu kulturel dokular halkin ortak
kulturel ve dinsel degerlerinden farkli, Bati'nin Dogu toplumlarina
empoze etmeye calistigi Cemil Meric'in deyimi ile somurge aydini
tezini isleyen kisi ve dusuncelerdir.

Bu siyasi eliti ve onun kuklalarini iyi tanimak gerekir. Bugun
Recep Tayyip Erdogan'i elestirirler, fakat aslinda elestrileri
samimi degildir, cunku temelden yoksun sadece elestirmek icin
elestiri yapan kisisel saldirilarda bulunan fikirsel bazda
yetersizlikleri ve cahiliyetleri 1940'larin dunyasinda kalmis,
yontemleri eskimis psikolojik savasi uygularlar. Oysa Turkiye'nin
bugun geldigi noktada ne Recep Tayyip Erdogan ne Erbakan ne Devlet
Bahceli ne de halka biraz daha yakin bir lider veya parti sorumludur.
Turkiye'nin geldigi bu durumdan sorumlu olanlar sistemi
yonlendirenlerdir.

Peki kimdir bunlar?


Baki Ilkin

12 Eylul askeri darbesi ile yonetime el koymus askeri cunta anayasayi
rafa kaldirmis ve askeri bir rejimi Turkiye'ye empoze etmistir. O
donem icinde sagdan veya soldan yuzbinlerce insan cezaevlerine
gonderilmis, onlarcasi asilmistir. Iste o kisileri kim astiysa kim
yuzbinlerce kisiyi 12 Eylul'de cezaevlerine gonderdiyse, kim Denktas
Kibris gorusmlerinden tasfiye ettiyse, kim PKK'nin bitmemesini kendi
siyasi cikari icin istiyorsa, kim Ermeni sorununu bir tehlike olarak
Turkiye'nin gundemine getiriyorsa iste o insanlar Turkiye'nin bugune
gelmesinde esas sorumlulardir. 28 Subat'i organize eden cuntaci Cevik
Bir'in
12 Eylul doneminde Kenan Evren'in yaveri oldugunu
biliyormuydunuz? Peki Denktas'i tasfiye etmek icin elinden gelen butun
mucadeleyi veren Turkiye'nin Birlesmis Milletlerdeki temsilcisi Baki
Ilkin'in cuntaci basi Kenan Evren'in ozel kalem muduru oldugunu, ve
Cevik Bir ile birlikte 12 Eylul doneminde idam edilen sagci olsun solcu
olsun, yasi buyutulurek asilan 16 yasindaki Erdal Eren'in dosyalarini
Kenan Evren'e sunanlarin bu kisiler oldugunu. Siz hala Recep tayyip
Erdogan'in ve Akpartinin ulkeyi yonettigini zannedin, hala Kenan
Evren'in 12 Eylul'de sisteme hakim oldugunu dusunun, dusunun ki mutlu
dunyanizda yasamaya devam edin.

Bugun Turkiye'nin geldigi veya getirildigi noktanin sorumlusu veya
sorumlularini ariyorsaniz, fazla uzaga gitmeyin ne Amerika'yi suclayin
ne de Avrupa'yi, suclanacak birisini ariyorsaniz Turkiye'yi 60 yildan
fazla bir zamandir yoneten gizli eli iyi taniyin. Recep Tayyip
Erdogan'da hala ulkeyi yonettigini filan zannetsin, YOK baskanina
lafini dinletemeyen bir kisi sistemin icinde bir insan degildir.
Sistemin icindekiler, oglunuz, kardesiniz Guneydogu'da PKK ile
mucadelede sehit olurken, veya issizlikten veya gecim sIkIntIsindan
zorluklar yasarken iktidar gorutup, iktidar getiren, Turkiye'yi Avrupa
Birligine somurge yapan kendilerini Ataturkcu olarak gosteren, aslinda
Yuce Ataturk'un bagimsizlik ve Turkluk fikri ile ne uzak ne yakin bir
iliskisi olmayan, Turk halkinin kulturel degerlerinden uzak, sistemi
kendi cikarlari icin yonlendirenler ve onlarin devsirdigi
saldirganlaridir.

Thursday, July 07, 2005

CEHENMEM BOMBACISI: EL-KAİDE

Yrd. Doç Dr. Şamil ŞEN

İstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi
samilsen@istanbul.edu.tr
http://www.istanbul.edu.tr/eng/jeoloji/akademik/gj/ssen/

GİRİŞ

Orta Doğu’da enerji sağlama güvenliği için önemli olan unsurlardan birisi son yıllarda artan ve önü alınamayan terör olaylarıdır. Orta Doğu’da radikal görüşlere sahip Müslüman Kardeşler ile başlayan, İsrail-Filistin sorunu gelişen Hizbullah, İslami Cihad, Hamas, Filistin Kurtuluş Örgütü ile devam eden ve 1990 yılındaki Körfez Savaşı’ndan sonra anti-Amerikancıkla büyüyen El-Kaide’nin terör faaliyetleri bölgeyi oldukça tehdit eder duruma gelmiştir. Bu makalede, El-Kaide’nin gelişimi, beslenme kaynakları, faaliyetleri ve hedefleri anlatılacaktır.

EL-KAİDE’NİN GELİŞİMİ

Afganistan’da Sovyetlere karşı savaşmak için dünyanın her tarafından Müslüman getirmek ve Mücahitler ile birlikte savaştırma politikası CIA, Pakistan ve Suudi Arabistan politikası olarak başlamıştır. Bu kapsamda 1982-1992 yılları arasında Orta Doğu, Afrika, Orta Asya ve Uzakdoğu’dan 45 Müslüman ülkeden 35 bin radikal Müslüman Mücahitlere katılmış, eğitilmiş ve savaşmıştır (Raşid, 2000). Savaş geriye deneyimli savaşçılar, eğitim kampları ve lojistik malzeme, kişisel ve örgütsel İslam ağları, askeri mühimmat ve daha önemlisi kazanılan zaferle oluşmuş güç ve güven duygusu kazanmış İslamcı örgütler birliği bırakmıştır (Hungtington, 1996).

Usame bin Ladin’de Afganistan’a gelen Suudi Kraliyet ailesi ile yakın iş ilişkileri olan Yemenli zengin fakat Arabistan doğumlu bir Arap’tır. Arap-Afganlıların Afganistan’daki merkezi Ladin’in üniversiteden tanıdığı Abdullah Azzam’ın yönettiği Müslüman Kardeşler’in Peşaver’deki kampı olmuştur. Azzam Filistin’de doğmuş, 18 yaşında Müslüman Kardeşler’e katılmış, 1973 yılında El Ezher Üniversitesinde doktora yapmıştır. Ladin Azzam yanında üniversite yıllarında Müslüman Kardeşler ekolünün önemli akıl hocalarından Seyyid Kutup’un kardeşi Muhammed Kutub ile ahbap olmuş ve Mısırlı Kör imam Şeyh Abdül Ömer Rahman ile görüşmüştür. 1984’te Afganistan’a yerleşen Azzam Orta Doğu’dan gelen para yardımlarının dağıtılmasında çalışmıştır. Ladin’de Azzam gibi Afganistan’da buraya gelen gönüllüleri karşılamış, gelen yardımları dağıtmıştır. 1989 Azzam’ın öldürülmesinden sonra onun tavsiyesine uyularak “Müslüman’ları baskıya karşı savunacak uluslar arası bir ordu oluşturmak amacıyla” Peşaver’de onun yerine örgütün başına geçen Ladin tarafından “üs, temel, kural, ilke yöntem” anlamlarına gelen El- Kaide örgütü kurulmuştur. Ladin 1989’da Afganistan savaşı bittiğinde Suudi Arabistan’a dönmüştür. 1990’da Irak Kuveyt’i işgal ettiğinde Suudi Kralına Afganistan’da savaşan gazilerden oluşan bir kuvvet oluşturmayı ve Suudi Arabistan’ı korumayı teklif etmiş fakat ret cevabı almıştır. Üstelik Kral ülkeye ABD askerlerini çağırdığında ise Ladin iyice sinirlenmiştir. Kuveyt’in kurtulmasına rağmen ABD askerlerinin ülkesinde kalması üzerine eleştirilerini iyice artırması üzerine Suudi Arabistan’da istenmeyen kişi ilan edilmiştir. 1992 yılında Sudan’ a gitmiş olmasına rağmen eleştirilerine devam etmesi üzerine 1994 yılında Suudi vatandaşlığından çıkartılmıştır ve 1996 yılında Sudan’a yapılan baskılar sonrasında burayı da terk etmiş ve Afganistan’a geri dönmüştür. Afganistan’da CIA, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın destekleri ile Afganistan’da iktidarı ele geçiren Taliban yönetimi ile iyi ilişkiler kurmuştur (Raşid, 2000).

Bin Ladin’in Müslüman Kardeşlerin önde gelen liderleri ve akıl hocaları yanında Mısır’da yasaklanan İslamı Cihad’ın lideri Dr. Ayman el Zavahiri, Mısırda’ki yasadışı El-Cemaati İslamiye örgütü lideri El Ezher’den doktoralı Mısırlı Kör İmam Şeyh Ömer Abdulah Rahman, Sudan’da faaliyet gösteren Ulusal Islam Cephesi, Lübnan’daki Hizbullah, Filistindeki Hamas, Kuzey Irak’taki Ensar ül İslam yanında Afganistan’da savaşmış ve daha sonra dünyaya yayılmış olan Pakistanlı, Çeçen, Bengaldeşli, Orta Asyalı, Filipinli, Cezayirli, Kenyalı, Afro-Amerikalı aşırı İslamcı grupları ve lider kadroları ile tanışmaktadır. 1998 yılında El-kaide’ye bağlı guruplar birleşerek “Yahudilere ve haçlılara karşı cihat yapmak için Uluslararası İslamcı Cephe” adlı bir örgüt kurmuşlardır. Bu toplantıda bir fetva çıkartılmış ve “Amerikaları ve müttefiklerini asker-sivil öldürmek her Müslüman’ın görevidir” denmiştir. Bununla birlikte amaç sadece Suudileri hedef almaktan çıkmış ve tüm Orta doğu hatta dünya’daki Müslümanların özgürlüğünü kapsayan bir formüle dönüşmüştür. El-Kaide’nin ilk ciddi olayı 1998 Ağustos ayında Kenya ve Tanzanya’da 220 kişin ölümü ile sonuçlanan ABD büyük elçiliklerinin bombalanmasıyla başlamıştır. Bu olay aynı zamanda El-Kaide ile ABD’nin de direk savaşmaya başlamasına neden olmuş ve Afganistan’daki Kamplar vurulmuştur. Neticede ABD Afganistan’da büyüttüğü El-Kaide ve Taliban ile savaşmaya başlamıştır. Olaylar El-Kaide tarafından ABD’nin kalbine bir saldırı planlarının hayata geçirilmesi ile Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’un vurulması ile zirve yapmış ve ABD Afganistan’a savaş açmış, Taliban’ı devrilmiş fakat El-Kaide terör olaylarına devam etmekte ve Ladin hayattadır. El-Kaide terör olayları Irak savaş sonrası Irak’ta ve Suudi Arabistan’da daha yoğun olarak devam etmektedir (Raşid, 2000; Burke, 2004).

EL KAİDE’Yİ BESLEYEN KAYNAK: RADİKALİZM

Terörizme giden yol düzeltilmesi gereken yanış bir şeyler olduğu duygusuyla başlar, bunun toplumun siyasal yada hukuki çerçevede çözülebileceğine olan inancın yitirilmesi ile eylem yapmak gereğinin düşünülmesiyle devam eder ve eylemciden teröriste dönüşle sonuçlanır (Burke, 2004).

Fastan Endonezya’ya kadar İslam Dünya’sındaki sosyal ve ekonomik durum oldukça bozuk durumdadır. Gıda, konut, işsizlilik, gelir dağımı adetsizliği yanında diktatör veya adil olmayan yönetimler, baskıcı yöneticiler bulunmaktadır. Bu karmaşayı, dış güçlerin sömürücü yaklaşımı, birbirleri ile rekabetin getirdiği savaşlar ve “doğal kaynak laneti” problemleri daha’da karmaşık hale getirmektedir. Dolayısı ile oldukça fazla düzeltilmesi gereken yanlışın olduğu İslam dünyasında eylem yapacak insanlar arasında radikal kökenlilerin eylem biçimleri ve terörizme giden yol aşağıda anlatılmaya çalışılacaktır.

İslam’da en önemli terimlerden birisi Tevhid inancıdır ve Allah’ın tek olduğunu sadece ve sadece ona kulluk edileceğini, tapılacak tek yetki ve güç kaynağının Allah olduğunu ifade eder. İslam’ın doğduğu Arabistan’da Hz. Muhammed’in birçok güçlük ve zorluğa rağmen galip gelmesini Allah’ın emirlerini tam olarak uygulamasıyla sağlamıştır. Bununla birlikte, uzun başarı dönemden sonra Moğollar tarafından 1258 yılında Bağdat’ın alınması Ibn-Teymiyye tarafından belirtildiği gibi Müslümanların kutsal metinlerdeki emirleri yeterince yerine getirilmemesine bağlamıştır.

İslam’da temel kavramlardan diğeri İslam toplumlarının dar-ül harp (savaşın olduğu ülke) yada dar-ül İslam (İslam ülkesi) olup olmadığıdır. Eğer toplumun yaşadığı ülke İslam’la yönetilmiyorsa dar-ül harp yani savaş alanı olduğudur. Bu kavaramla ilişkili diğer kavram hicret kavramı olup, eğer toplum İslam’ı rahat yaşayamıyorsa başka yerlere göç etmesini ifade eder. Baskı karşısında böyle bir göç açıkça Kuran da tavsiye edilmektedir (Al’i İmran Suresi 195’ ayet). Hz. Muhammed bunu uygulamış ve ağır baskı ve şiddet karşısında Mekke’den Medine’ye hicret etmiştir.

İslam’da yine önemli bir terim zulme karşı mücadele olarak bilinen cihattır. Bir hadise göre Hz. Muhammed iki ayrı cihat olduğunu söyler: Büyüğü insanın kendisine karşı verdiği, küçüğü başkasına verdiği cihattır. Erken İslam dönemlerinde Müslümanlar küçük ve güçsüz iken Kuran’da sabır tavsiye edilmiş ve İslam’ın şiddet içermeyen yollarla iletilmesi emredilmiştir. Hicret döneminden sonra Allah Müslüman’lara güçlü oldukları dönemde savunma amaçlı savaşlara girme izni vermiştir. Kılıç ayetleri olarak bilinen bu ayetler güçlü yayılmacı Emevi ve Abbasi Hanedanları tarafından kullanılmıştır. Ilımlı Müslümanlar ilk ayetlere atıfta bulunurken radikaller son ayetlere önem vermektedirler. Ladin’in hocası Abdullah Azzam 1986 yılında “kılıç ayetleri cihatla ilgili 140 ayeti askıya alır” yazmıştır. Seyyid Kutup gibi radikal düşünürler cihadı “Allah yolunda savaşmak” olarak tanımlamakta, cihat eylemlerini bireyin “tanrı için gerçekleştirdiği iman gösterisi” olarak görmekte ve bu mücadelenin çapının bu dünya ile sınırlı olmadığına, önemli olanın sonucu ne olursa osun eylem olduğuna inanmaktadırlar. Kuran’da 2. sürenin 249’u ayetinde “sayıca az nice topluluk vardır ki, sayıca çok nice topluluğa Allah’ın izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir” denmektedir. Ladin bu ayeti sık sık kullanmıştır. Cihat yaptığına inanan radikal gruplar Azzam’ın belirttiği gibi “ümmet yoldan çıktığında Allah onları helak olmaktan kurtarmak için bir birey ya da insanlar toplumu gönderir ve bu topluluk hevesleri ve ilkeleri zafere ulaştırmak için dünyevi hayatı terk edenler ve ruhlarını ve kanlarını feda ederler” inanışına sahiptirler

İslam’da çok önemli olan diğer kavram şehitliktir. Allah yolunda savaşırken ölenler Şehit sayılırlar. Ölümden sonra şehitlerin bütün günahları affedilir ve güzel bir yaşam sunulur. Hatta Ladin’in hocası Azzam yazdığı “Cennet Hurilerinin Aşıkları” kitabında şehitlerin öbür dünyada 72 güzel bakire ile yaşayacağından ve sevdiği insanlardan 70 kişiyi cennete getireceğinden bahsedilmektedir. Cihat ve şehitlik kavramı radikal (İslamı kullanan) teröristler için dolayısı ile kilit önemdedir. Ladin 11 Eylül saldırılarını yapan teröristleri bir açıklamasında İslam tarafından başarılı kılınmış İslam muhafızları olarak anmıştır.

Yaklaşık 200 yıl önce Suudi Arabistan’da Muhammed ibn Abdülvahhap isimli bir vaiz ve İslam teologu El Suud kabilesine sığınmış ve Vahhabilik öğretisine başlamıştır. Vahabilik, Muhammed tarafından aktarılan Allah’ın orijinal mesajının yüzyıllar boyunca yeniliklerle gölgelendiğine inanıyor ve İslam’i kaynaklara dönülmesi çağrısı yapıyordu. El Vahhab, doğru ve adil bir İslam toplumunun, İslam yasalarını ve ilk Müslümanların uyguladığı ilkelerin sıkı bir biçimde gözetmesini söylüyordu. El Vahhab’ın ihvan yada kardeşler olarak bilinen takipçileri bu düşünceleri orta ve doğu Arabistan’a yaymışlardır. El-Suud kabilelerinin siyasal liderliği yürüttüğü ve ihvan’ın kaba güç sağladığı savaşlarla Araplar, Osmanlı İmparatorluğuna savaşlar başlatmışlarıdır. I. Dünya savaşı sonrasında bölgenin en büyük gücü olan İngiltere El Suud kabilesinin iktidarını güçlendirmesine yardım etmiş ve Abdulaziz el Suud, Britanya’nın kendi iktidarını tanımasına karşılık Körfezdeki stratejik Britanya mevcudiyetini tehdit etmeye başlayan ihvan’ı dizginleme sözü vermiştir (Al- Raşid, 2002). Bunun üzerine 1929 yılında ihvan dağıtılmış ve aralarında ılımlı olanlar ulusal muhafızlara alınmıştır. Aşırılık yanlıları ise Sabila Savaşında öldürülmüştür. Fakat bağımsız olan Vahhabi savaşçılarını yıkıma uğratan Abdülaziz el Suud Vahhabi ulemasına karşı farklı bir taktik izleyerek çok gerekli olan dini meşruiyeti sağlamak için onları yeni devlete dâhil etmiştir.

Suudi Arabistan Orta Doğu’da baskın ideoloji olan ateist sosyalizmle mücadele etmek için yüzlerce İslamcı eylemciye kucak açmıştır. Bu eylemcilerin çoğu Abdullah Azam, Muhammed Kutub gibi Hasan El Benna tarafından 1928’de Mısırda kurulan Müslüman Kardeşlere üye idiler. El Benna, Cemalettin Afgani gibi kendisinden daha eski ideologların düşüncelerinden hareket ediyordu. El Benna kendisi ile aynı dönemde yaşamış olan Pakistan’lı düşünür Seyyid Abdülala Mevdudi ile birlikte siyasal İslam’ın babası olarak kabul edilir. El Benna kendisinden önceki birçok reformcu gibi Kuran, hadisler ve Müslüman toplumunun ilk dönemlerinin Müslümanların bütün eylemleri için örnek oluşturduğuna ve inançları icra etmenin tamamı olarak görülen Şeriat’ın modern bir İslam toplumu için ideal bir kılavuz olduğuna inanıyordu. İbn Teymiye ve diğerleri gibi oda bugün İslam’ın karşısındaki sorunların Müslümanların doğru yolu izlemedeki başarısızlığının bir sonucu olduğu kanısındaydı. Bu anlamda çevresinde her yerde toplumsal eşitsizliği gören El Benna ulemanın ilk görevi olan adil bir toplum için geçici iktidarın icrasını düzenleme işinde başarısız olduğunu, artık başkalarının mücadeleye girmesi ve bir cihat verilmesi gerektiğine inanarak Müslüman Kardeşler örgütünü kurmuştur.

Hem El Benna ve hemde Mevdudi barışçı bir cihadı savunurken Sünni İslam’ın 3. büyük idelogu ve Müslüman Kardeşlerin üyesi Seyyid Kutub daha radikal görüşlere sahiptir. Seyyid Kutub’a göre Komünist sistemde insan aşağılanırken, kapitalist sistem emperyalizm ve servet ihtirası yüzünden bireyler ve halkları sömürmektedir. Gerçek İslam’da insanların bazılarının diğerlerine karşı köleliğinden azade olacağını belirtirken Müslüman cemaatinin de orijinal haline döndürülmesi gerekli olduğunu vurgulamıştır. Ancak cahilliye dönemi özelliklerinin Müslüman olmayan toplumlarla sınırlı olmadığını bunun çağdaş Müslüman toplumlarda da yaşandığını hapishane dönemlerindeki işkence uygulamalardan anladığını ve böyle Müslümanların iki yüzlü münafıklar olduğunu belirtmiştir. Mısırda Albay Cemal Abdülnasır iktidara geldikten 2 yıl sonra 1956 yılında Müslüman Kardeşler örgütünü yasaklanmış ve Seyyid Kutub hapse atılmıştır. Bir süre serbest bırakıldıktan sonra tekrar tutuklanmış ve 1966 yılında asılmıştır.

Muhammed Kutup, Abdullah Azzam gibi yukarıda sunulan görüşleri benimsemiş günümüz düşünürlerin Bin ladin’in hocalığını yapması nedeniyle Ladin için bu fikirler önemli hale gelmiş ve Seyyid Kutup’un görüşüne paralel olarak İslam dünyasının dönüşümüne ihtiyacı olduğu yanında Riyad’daki “ikiyüzlü yöneticileri” değişmesi gerektiğine de inanmıştır.

EL-Kaide’in Terör eylemleri

1992 Aden’de patama: Aralık ayında Aden’in pahalı otellerinin dışında bombalar patlamış ve bir turist ve bir otel görevlisi ölmüştür. Bu patlamaların arkasında bin ladin’in olduğu veya yapanlara en azından maddi kaynak sağladığı belirtilmektedir (Bergen, 2001).

1993 yılında Dünya Ticaret Merkezinde patlama: 26 Şubatta Dünya ticaret merkezi binasının birisinin otoparkında bomba yüklü aracın patlaması sonucu 6 kişi ölmüş, binden fazla insan yaralanmış ve 300 milyon dolarlık hasar meydana gelmiştir. Bu eylemin amacı bir kulenin ikincisi üzerine yıkılmasını sağlamak ve 250 bin kişiyi öldürmek olarak açıklanmıştır. Bu eylem Remzi Yusuf isimli Pakistanlı bir terörist tarafından yapılmıştır. Terörist şu anda ABD’de bir hapishanededir. Bu eylemi planlayan Azzam’ın etkisinde kalmış, daha sonra bin Ladin ve El Zavahiri ile de yakın arkadaş olmuş Halid Şeyh Muhammed isminde Kuveytli bir Arap’tır (Burke, 2004).

1995 Etiyopya’da Mısır Devlet başkanına suikast girişimi: Etiyopya’nın başkenti Addis Abadaya’da resmi bir gezi sırasında Mübarek’in konvoyu vurulmuş fakat devlet başkanı yara almadan kurtulmuştur. Bu saldırıyı kör imam olarak bilinen Şeyh Abdül Ömer Rahman’ın liderliğini yaptığı el Cemaa el İslamiye örgütü planlamış ve gerçekleştirmiştir.

1995 İslamabat’ta Mısır büyük elçiliğine saldırı: Kasım ayında yapılan bu saldırıyı İslami Cihad örgütü yapmıştır (Burke, 2004).

1995 Riyad’ta ABD askerlerinin kullandığı binaya saldırı: 13 kasım’da bina dışında bomba yüklü araçla saldırı yapılmıştır. 5 ABD askeri ve 2 Hintli sivil ölmüştür. Bu saldırıyı 4 Arap gerçekleştirdiğini itiraf etmiş olup, hepsi Afganistan savaşına katılmış ve Ladin ile ilişkilidirler (Fandy, 1999; Hiro, 2002; Burke, 2004)

1996 Drahran’daki khobar kuleleri askeri kompleksine saldırı: Suudi Arabistan’da 25 Haziran’da askeri kompleksin dışına park edilmiş bir araçta patlama sonucu 19 Amerikan askeri ölmüştür. Saldırıyı İran destekli Şii bir grup gerçekleştirmiş (Burke, 2004).

1998 Nairobi’deki ABD büyük elçiliğine saldırı: 7 Ağustosta bomba yüklü bir araçla yapılan saldırıda 213 kişi ölmüş, 4.600 kişi yaralanmıştır. Saldırıyı Suudi Arabistanlı Muhammed Raşid Davut Ovhali ve Azam yapmışlardır. Eylemciler direk Bin Ladin’in Afganistan’daki kamplarında eğitim görmüş ve eylemi Ladin’in emri ile gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırıda Azam ölürken Ovhali kurtulmuştur. Saldırıdan sonraki günlerde Kenya’da yakalanmıştır (Burke, 2004).

1999 Milenyum Kumpası başarısız saldırılar: El-Kaide “Milenyum Kumpası” olarak adlandırılan ve 1999’un son günlerine denk gelecek eylemler planlamışlar fakat başarılı olamamıştır. Bunlardan birincisi Ürdün Amman’da baskınlar düzenlenerek yakalan 16 kişi’dir. Bu kişiler Orta Doğu’daki kutsal mekanlarda turistleri taramayı, Amman’ın merkezinde Yahudi ve ABD’li turistlere saldırmayı ve hacılarla dolu büyük bir oteli havaya uçurmayı planlamış oldukları belirtilmiştir. Diğer bir eylem Ürdün’de planlanmış ve konuşmaların telefondan takibi neticesinde engellenmiş ve bombalar 5 Aralıkta bulunmuştur. Başka biri ise Los Angeles uluslararası hava alanı bombalama planı olup, Kanada’da planlanmış ve Afganistan kaplarında kalmış Cezayirli Ahmed Ressam bombalarla birlikte 14 Aralık 1999 yakalanmıştır. Başka bir başarısız eylem ise 03 Ocak 2000’de USS Sullivan’a Yemen açıkların da gerçekleştirmek istenmiş fakat bombacılar süret teknesine fazla patlayıcı yüklemeleri nedeni ile tekne batmıştır (Burke, 2004).

2000’de Yemen’de ABD destroyerine saldırı: 12 Ekim’de Aden’de yakıt ikmali yaptığı sırada USS Cole’a patlayıcı yüklü bir çatana ile saldırı düzenlenmiştir. Saldırıda 17 ABD denizcisi ve 2 saldırgan ölmüştür. Saldırı sonrası yapılan çalışmalar sonrası saldırıyı planlayanların Afganistan’da savaşmış ve Ladin ile bağlantılı oldukları belirlenmiştir (Bergen, 2001, CNN, 8 aralık 2001; Burke, 2004).

2001 İkiz Kulelerin ve Pentegon’un vurulması: 11Eyül 2001’de kaçırılan 4 uçakla yapılan saldırılarda birer uçakla Dünya Ticaret Merkezine ait ikiz kuleler vurulmuş, kuleler tümden yıkılmış ve 2.700 kişi burada ölmüştür. Diğer uçaktan birisi Pentegon’u vururken, bir uçakta Pensilvaniya’da düşürülmüştür. Toplam ölü sayısı 3000’den fazladır. Bu saldırılar E-Kaide tarafından yapılmış ve ABD’nin kalbinde sembolik bir hedefe seyirlik bir saldırı olarak gerçekleştirilmiştir. Saldırıları gerçekleştiren hava korsanları Burke, 2004 tarafından 3 grupta toplanmıştır. Birinci grupta saldırıların uygulanmasına Afganistan’dan katılan iki Suudi Arabistan’lı vardır. Bunlar Halid el Mihdar ve Navaf el Hazmi olup, Ladin’in üst düzey yardımcılarındandırlar. 2. grup “Hamburg hücresi” olarak tanımlanan dört pilottan üçü olan Muhammed Atta (Mısırlı), Ziyad Cerrah (Lübnanlı) ve Mervan el Şehdi’den (Birleşik Arap Emirliklerinden) oluşur. Son grubu eğitimli pilotlar uçakları hedeflere götürürken yolcuları denetim altında tutmakla görevi olan 13 korsan’dan oluşur ve bu grubun 12’si Suudi olup, tamamı Afganistan’da eğitim almışlardır (Burke, 2004).

2001’ bombalamaları, Mayıs ayında Pakistan Karaci’de bir otobüse yerleştrilen bombanın patlaması sonucu 11 Fransız öldürülmüştür., Ayrıca bu yıl bir ABD konsolosluğu da da çok sayıda bombalama eylemi ve patlayıcı yüklü bir tekne ile Yemen açıklarında bir Fransız petrol tankerine saldırı düzenlenmiştir.

2002 Bali bombalaması: 12 Ekim 2002’de Endonezya Bali’de gece kulübünde bombalı saldırı sonucu 180 kişi öldürülmüştür. Bu saldırıların arkasında Endonezya istihbaratına göre El Kaide ile bağlantılı Cemat-i İslamiye örgütü bulunmaktadır.

2003-… Irak, Suudi Arabistan, Türkiye ve Avrupa bombalamaları


SONUÇ

Gelinen noktada İslam dünyasında sosyal ve ekonomik yönden rahatsızlık verecek, eylem yapmayı gerekli kılacak çok sayıda unsur vardır. Bu unsurlar çağımızda iyi anlatılabilmektedir. Eylem yapmaya yönelecekler için bir örgütler birliği şeklinde El-Kaide yardımcı olabilmekte, bunun için Radikalizmden (İslamı kullanan) beslenen felsefi yönü, maddi gücü ve organize olabilme gücü bulunmaktadır. Dolayısıyla El-Kaide terörizmi gittikçe güçlenmektedir. Bu terözmi yok etmek, bu grubun militanlarının kolayca intihar eylemcisi olabildikleri de düşünülürse silahlı mücadele ile hiç mümkün görünmemektedir. Bu radikal terörün bitirilmesi için Orta Doğu’daki yönetimlerin dönüştürülmesi (zengin krallar-şeyler, fakir halk sistemi değişmelidir), dış güçlerin sömürgecilinden vazgeç geçmesi (doğal kaynak laneti için enerji güvenliği sitemi oluşturulmalıdır), toplumların özgürlükleri ve inançlarına saygı duyması gereklidir.


KAYNAKLAR

Burke, J., 2004, El-Qaida casting a shodow of terror, I.B. Tauris&Co.Ltd.

Huntington, S., 1996, The clash of civilization and the remaking of word order, Random House,

Rashid, A., 2000, Taliban: Militant Islam, Oil and Fundamentalism in the Central Asia. Yale Nota Bene Books

Monday, July 04, 2005

Why China Loves Globalization by Hu Jintao

The Globalist
Tuesday, June 07, 2005

While many nations are increasingly wary of globalization, China's President Hu Jintao has a very different perspective. As he lays out in this Globalist Document, China sees globalization as the key to economic development and securing a better future for its 1.3 billion people.

With surging economic globalization, China and Asia are quickly becoming a new growth engine for the world, while the global boom is also generating more important opportunities for China and Asia.

We must put the people first, making the fundamental interests of the broadest masses of people our point of departure.

China is an ancient civilization with a history dating back over 5,000 years. The Chinese people have made a major contribution to human progress by creating the splendid Chinese civilization with hard work and ingenuity.

The city of Beijing, with its long history of over 3,000 years, stands testimony to that effort. It became the nation's capital over 800 years ago.

A short distance from the Great Hall of the People is the world-renowned Forbidden City. First built some 600 years ago, the former Imperial Palace is the largest and most complete existing ensemble of ancient royal architecture in the world.

From Beijing's time-honored past and the majestic Forbidden City itself, people can learn vividly the originality, greatness and profound richness of the Chinese civilization and feel for themselves the vigor, resilience and pioneering spirit of the Chinese nation.

Return to greatness

Beginning in the mid-19th century, China was reduced to dire misery as the country suffered one humiliating defeat after another and the people languished in poverty and starvation as a result of brutal foreign aggressions and corrupt and incompetent feudal rulers.

Refusing to submit to a fate of agony and woe, the Chinese people fought back persistently and finally built up a New China under the leadership of the Chinese Communist Party.

Staggering statistics

Since 1949, when the New China was proclaimed — and particularly since the implementation of reform and the opening-up program pioneered by Mr. Deng Xiaoping in 1978 — China has undergone a profound transformation never seen in the country before.

China will adhere to its basic policy of opening to the outside world, building a more open marketplace and allowing the country to participate in international cooperation.

In a short span of 26 years from 1978 to 2004, China's GDP increased from $147.3 billion to $1.6494 trillion with an average annual growth rate of 9.4%. Its foreign trade rose from $20.6 billion to $1.1548 trillion, averaging an annual growth rate of over 16%.

China's foreign exchange reserve increased from $167 million to $609.9 billion. The number of rural poor has dwindled from some 250 million to 26 million.

The overall national strength of China has increased remarkably and the quality of life of its people improved steadily. While inheriting and carrying forward their proud past, the 1.3 billion Chinese people are writing a new chapter in history as they march of one mind on the road of building socialism with Chinese characteristics.

High expectations

We in China have identified the goal for the first 20 years of this century. That is to firmly seize the important window of strategic opportunities to build a moderately prosperous society of a higher standard in an all-round way for the benefits of our over one billion people.

By 2020, we will quadruple China's GDP of 2000 to approximately $4 trillion with a per capita level of some $3,000, and further develop the economy, improve democracy, advance science and education, enrich culture, foster greater social harmony and upgrade the texture of life for the people.

Putting the people first

We are deeply aware that China, for a considerably long period of time to come, will remain a developing country.

China must endeavor to overhaul the economic structure and build a resource-effective and environment-friendly society.

The population figure of 1.3 billion alone will make the fulfillment of the above goal a formidable challenge and we must be prepared for a long and uphill journey ahead.

To realize this goal, we must uphold the scientific approach in achieving economic and social development of the country.

We must put the people first, making the fundamental interests of the broadest masses of people our point of departure and endeavoring to satisfy their growing material and cultural needs to pursue the comprehensive development of man.

Focus on reform

We must focus on economic development as our central task, making development our top priority and facilitating an all-round progress in economic, political and cultural aspects and in the building of a harmonious society.

We must stick to the direction of reform for a socialist market economy, step up institutional innovation, deepen reforms aimed at galvanizing creative vitality of society and increase the inherent dynamics for economic and social development.

Opening doors

We must adhere to our basic policy of opening to the outside world, building a more open marketplace and allowing the country to participate more broadly in international economic and technological cooperation and competition with still wider and higher dimensions.

As long as we firmly follow the path of development, we will be able to play a greater and more constructive role in the promotion of world peace and common development.

We must follow a new course of industrialization, endeavor to overhaul the economic structure, quickly transform the ways of economic growth by improving its quality and efficiency, vigorously develop the circular economy and build a resource-effective and environment-friendly society.

We will thus blaze a trail of development characterized by higher productivity, comfortable life for the people and a sustainable eco-system.

We believe, as long as we firmly follow the path of development that is consistent with China's national conditions, we will be able to realize our goal and play a greater and more constructive role in the promotion of world peace and common development.

A win-win situation

China and the rest of Asia and the world at large are closely related when it comes to development. A developing China will, as always, generate cooperation opportunities with win-win results for other countries in Asia and the world over.

By the end of 2004, China had attracted a total of $562.1 billion in FDI, approved the establishment in China of more than 500,000 foreign-funded enterprises and created a huge import market of some $560 billion annually.

Blazing trails

At present, most countries and regions have had enterprises with investment in China, and over 400 firms out of the Fortune 500 have invested in China. The number of R&D centers set up by foreign investors in China has exceeded 700.

As China becomes more developed, its cooperation with the other countries and their corporations of various types is bound to increase in scale.

China will keep opening up its market, find new ways of using foreign capital, improve legislation and regulations for encouraging and protecting foreign investors, revamp foreign economic management, step up protection of intellectual property rights and create an even better environment for trade and economic cooperation with the rest of the world.

Let us join hands and work together to contribute a greater share to world peace and common development.

Adapted from President Hu Jintao's speech at the Fortune Global Forum on May 16, 2005. Click here to view the full text.