Washington Haber Forum-Washington News Forum: 04/01/2005 - 05/01/2005

Tuesday, April 26, 2005

Diplomatlarımızın Katilleri nerde?

Türkiye’den Kim Ne zaman Özür Dileyecek?

E. Cüneyt Akalın


İlk olarak, Ankara SBF yurdundaki oda arkadaşım, sakin, sessiz, güleryüzlü Bahadır Demir’i alıp götürdüler aramızdan. Tarih 27 Ocak 1973. Los Angeles’ de Santa Barbara’da başkonsolos Mehmet Baydar ile birlikte Ermeni katillerce katledildiğinde Los Angeles konsolos muavinliği görevinde bulunuyordu. Başkonsolos Mehmet Baydar ile birlikte pusuya düşürülüp öldürülen Bahadır’ın katili, Rusya kökenli eski bir Ermeni komitacı Mıgırdıç Manikyan idi.

Santa Barbara Cinayeti ilkti ama ne yazık ki son olmadı. Türk Devletini temsil eden büyükelçiler, TC’nin Viyana büyükelçisi Daniş Tunalıgil 22 Ekim 1975’de Viyana’nın merkezinde, TC’nin Paris büyükelçisi İsmail Erez ile makam şöförü Talip Yener iki gün sonra 24 Ekim 1975’de Paris’in göbeğinde, TC’nin Vatikan büyükelçisi Taha Carım da 9 Haziran 1977’de Roma’nın göbeğinde Ermeni katillerce katledildiler.

Arada bizim Oktar var, sınıf arkadaşım, Oktar Cerit. TC’in Beyrut büyükel- çiliği başkatibi Oktar…16 şubat 1976’da vurulduğunda, 30 yaşında var mıydı?
Onları TC Madrid Elçisinin eşi Necla Kuneralp ile emekli elçi Beşir Balcıoğlu’nun Madrid’in göbeğinde 2 Haziran 1978’de öldürülmeleri izledi.

Liseden sınf arkadaşım Mehmet Savaş Yergüz’ün katilleri uygar Avrupa’nı bir başka köşesinde Cenevre’de silaha sarıldıklarında takvimler 9 Haziran
1981’i gösteriyordu.. Sakin, halim selim Mehmet de sessizce ayrıldı aramızdan.

Katiller Liseden ve Üniversiteden bir başka büyüğüm ağabeyim Yurtsev Mıhçıoğlu’nun Lizbon elçiliğindeki konutunu 27 Temmuz 1983’de bastılar, eşi Cahide hanımı (Mıhçıoğlu) öldürdüler. Olaydan rastlantısal olarak kurtulan, Eşini Türkiye’ye getirerek gömen Yurtsev abi, cenazeden birkaç gün sonra bir trafik kazasında aramızdan ayrıldı. Ne de güzel boru çalardı izcilerin başında…

Ve diğerleri…. Yaklaşık 50 kada r Türk diplomatı, Oca k 1973 ile Mart 1985 tarihleri arasında Avrupa’nın, ABD’nin Avusturalya’nın, Ortadoğu’nun bir köşesinde Ermeni katillerce öldürüldüler. Cinayetleri ASALA üstlendi. .
Tarihte eşi benzeri olmayan bir katliam on küsur yıl içinde göz göre göre katledilmişti. Peki suçlular kimdi?

Suçlular belli

Emekli Byükelçi Bilal şimşir açıkça suçluyor:

“ O yıllarda Ermein terörünün asıl merkezi Paris idi. Paris “Ermeni terörünün başkenti” olarak ün yapmıştı. …Fransız makamları korumakla yükümlü oldukları halde Türk diplomatlarını korumamışlar ve Ermeni terörüne göz yum- muşlardı. Katillerin çoğu yakalananamış, cinayetlerin çoğu meçhul kalmıştı. (*)
Tıpkı Talat Paşa’yı Berlin’de, Sait Halim Paşa’yı Roma’da Cemal Paşa’yı ve iki yaverini Tiflis’de katledenler gibi bu suçlular da meçhul kalmıştı.

Bilal Şimşir adı geçen yazıda bir de çağrı yapıyor: “Ermenistan Özür dilemelidir” diyor. Ve devam ediyor. “Ermenistan ..aziz şehitlerimizin katledilmelerinden de sorumludur. Türk diplomatlarını katleden Ermeni teröristlerinin birçoğu bugün Ermenistan’da barınmakta ve korunmaktadır.”

Bu satırlar TV’de abuk subuk konuşan sorumsuz birinin ağzından değil, Türkiye’nin önde gelen seçkin diplomatlarından birinin kaleminden çıkma.Sayın Şimşir Batı’yı ve Ermenistan’ı açıkça şuçladıktan sonra bir de çağrı yapıyor: Türkiye olarak yurtdışında şehit olmuş diplomatlarımıza sahip çıkmamızı istiyor. Geç bile kaldık!

Şehitler Ölmez

Bayrağa sarılı tabutlar uçaklardan askerlerin sırtında indirilir, resmi törenler yapılır, tüm millet gözyaşı dökerdi arkalarından… Yaşananlar giderek unutuldu, unutturuldu. Şimdi Erivan’da bakanın kime demeç verdiği konuşuluyor.

Bir TC yurttaşı olarak, bu arkadaşlarıma, bu dostlarıma bugün daha çok saygı duyuyorum. Onlar sadece vatanımızı onurla temsil etmekle kalmadılar, Batı’nın hoyrat yüzünün ortaya çıkmasına da, can pahasına, katkıda bulundular.

ABD’nin dört bir yanındaki yurttaşlarımızın 24 Nisan günü Washington’da
“Türk Soykırımı”nı protesto etmek için hazırlandıklarını duyunca içimde bir şeyler cızzz etti. Keşke o yurttaşlara, bir ileti ulaştırabilseydim. Hayır dualarında Bahadır’ı, Oktar’ı, Mehmet’i, Yurtev Abi’yi, elçilerimizi, öteki görevlileri unutmasınlar diye…

Onlara ileti yollamaya çalışacağıma, burada neden bir anma töreni örgütlemeye girişmediğimi sordum kendi kendime … Açık seçik bir açıklama gelmedi aklıma. Bari, gelecek yıl bir anma örgütlesek… O korkunç haksızlığın kurbanı değerli diplomatlarımızı anımsamak, bir vefa borcu değil mi aynı zamanda!

* Bilal Şimşir, Ermeni Terörü Kurbanı Şehit Türk Diplomatları, Uluslararası Türk Ermeni İlişkileri Sempozyumu, TC İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü,
24-25 Mayıs 2001,

Friday, April 22, 2005

Balance of World Power and Wars Centered on Judeo-Christian Values = Greed, Tamer Ozaydin

As the world is progressing, we note the a degeneration
of our values, our energy, our environment and our style.

For last 60 years since the last World War, the world had a few golden
periods, but mostly wars and chaos. Christian nations since the first Crusade have been on a mission of global dominance. They are made up of a motley group of nations, that typically hate one another, but somehow unite under religion, which has been corrupted. Thet unity under a "religion" was in name, but the real benefit was booty in devastated lands. This greed factor was the main source of Western European aggression and genocide of nations and civilizations.

The "Western" nations were mainly inferior to other civilizations. Even the ancient Romans, built on foundations they learned from Turkish Etruscans. The Greeks, learned from Lydians, Minoans, Phoenicians and Miletians. All groups, non-Western. The ultimate Civilization, Sumerians, are thought to be Turkish. It is from this civilization that all great civilizations and culture as we know it flourished. Whenever the "Western" caught whiff of established cultures, do we see devastation, massacres, and calamities.

Western civilization flourished during the Renaissance, which was a new period of discovery. As rosey, as the term is, the outcome was a period of wars, torture and aggression. The Judeo-Christians had totally wiped out the ancient religion of the European continent which was paganism, and had sought different avenues for their lack of culture and underdevelopment. While most great civilizations flourished with innovations, Western nations sought to conquer other under developed nations, steal their property and treasures, and
used it to build their wealth, which eventually brought them technological advances. Some estimate 100 million indigenous people in the America's and no estimate as to the millions of Africans that were killed during this period of European "Renaissance".

Interacting with other cultures, usually builds a civilizations drive to succeed. Not having access to the heart of the worlds source of trading goods and spices, created a desperate move to get to the source through travelling beyond the flat world. Of course, it was only the Europeans that thought the world was flat, while the Altay in Siberia had known the world was round for thousands of years. This subjugation of other cultures, the instigation of
infighting among the people they tried to subjugate, and the theft of their possessions built immense wealth for European nations. They also, gather much of knowledge of other cultures, which created an inferiority complex due to thei realization of the lack of culture and spirituallity of their past. The conquering of America's, Africa, and Colonization of Asia is the result of the current state of Western values, which is arrogant, conceited and built on
a false sense of security due to acclaimed wealth, which they avoid
characterizing as theft.

During the Industrial Age, the Judeo-Christian nations of the West built some incredible machines. They noticed that they did not have most of the resources or raw materials for the technological advancements they had created.

This created an even more ambitious mission to conquer, destroy and
manipulate. Aside from the subjugation of China and India, the Europeans sought to eliminate the only giant left in their midst, the Ottomans. Though the Ottomans were a bit slower during the 19th century, they were not out of the picture. Their advancements were kept at bay, by Europeans trying every scheme to destabilize the Ottomans. Financial disaster of trying to keep the empire
developed and intact from rebellions instigated by Europeans, was the reason for the collapse of the Ottomans World War One was the war to compete for domination of the worlds resources and cultural centers. The war was started by Western Judeo-Christians. Most of the deaths were also their doing. The end result was a world drawn up by theocratic Westerners that took away all natural resources from being under the control of people, by creating royal heirarchies that were kept in power by greed. The Ottomans, were more democratic then most Western nations. They even had an assembly of different nationalities and religions, while the
Westerners chose to wipe out whole ethnic groups. But with Russians using the Armenians and the Europeans using the Balkans and Norther African Turkish lands to rebel against the Ottomans, the Ottomans eventually collapse. No civilization could have ever won a battle that was fought on all frontiers and also at the heart of the nation.

The end of World War One, left much unbalances in the Christian World. There were new advancements to control wealth and power. The great Western European nations fought for power and the end result was tens of millions of deaths. Unfortunately, the end of World War Two, created even more unbalances.

It created two great powers. One, the US, which didn't have to rebuild after the war, and had vast resources to rebuild the devastated European lands. The other was a new wave of power, uniting many nations under the guise of communism. The Russians, were clever to clean Islam from the lands they conquered by, selling Communism and Marxism to them. They did this by brute force and totalitarian methods.

Some say the US and Russia were enemies that fought a Cold War, but the reality is they never fought against one another. And the period after WW2 was a period of relative silence for the Christian world. While the Christian Western nations were getting stronger and richer, the Russians were diffusing races and eradicating their religion. The two were fighting third party wars, in IndoChina, Korea, Vietnam and Afganistan. The result were millions of
non-Christian deaths. Infact, the US/French/British were very keen to use missionaries to bring Christianity to Asia and Africa. They preyed on the poor and underpriviliged, with offering bread in return for a copy of their version of the Bible.

Now that the Cold War is over, the frontier to access the worlds wealth is on predominantly Muslim lands. Their is a consortium of sorts of European Christians nations, that have emerged under a full Christian block of nations called the EU. The neo-Judeo-Christian regime that Bush has created is a new wave of America, replacing democracy, with freedom to become Judeo-Christians or to bow to US domination. The Russians have their own problems, but somehow have become strong Orthodox's despite promoting atheism to mainly its
Muslim former colonies. The picking of a ultra-Christian Pope is no surprise.

Considering most of the world's resources are in Arab Lands, Persia, Turkiye, Azerbaijan, Kazakistan, Turkmenistan and others, the world will likely see a new war emerging.

As the Crusades, Inquisition and the two last World Wars were caused and carried out by Judeo Christian nations, the world will likely see another as these nations sit on wealth, but limited resources. The Earth has been raped of its oxygen and ozone with Western expansion and greed. Many religions and cultures have feuds that was created by Western Judeo-Christian nations. It will be interesting to see under what guise the new world war will be fought under, as we see psychological wars proving to be unsuccesful. Will those
claiming to be closer to God, kill God's children to gain access to their wealth built by Greed? I guess we shall see if God is an American or a European or the Almighty that looks after all.... It seems history keeps repeating itself. Only solution is education and sympathy.

Regards,

Tamer Ozaydin

Tuesday, April 19, 2005

Nereden Nereye, Nurettin Veren


Fethullah Gulen ve Papa

NEREDEN NEREYE

Nurettin Veren

Nurettin Veren'in Internet Sitesinden

Hatıraları ve yaşadıklarımı yazmaya devam ediyorum ;çünkü kırk yıl içinde üç kişi ile başlayıp üç ihtilal dönemi yaşayan ,bütün Türkiye içinde köy ve kasabalardan ,en üst devlet teşkilatlarına Balkanlardan ,bütün orta Asya cumhuriyetlerine

Sibirya’nın en ucu Yakutistan dan , AFRİKANIN en güneyi ,Güney Afrika’ya , Arjantin,Brezilya dan,NEWYORK ve VATİKANA kadar Yayılan bir sivil toplum hareketinin görünen ve görünmeyen ,Bilinen ve bilinmeyen yanlarının sosyolojik, jeopolitik değerlendirilmesinin yapılmasını gündeme getirip , kırılma noktalarını ,anlaşılamayan davranış zikzaklarını hep beraber değerlendirelim

1- HER ŞEYİN ADINI KOYMA VE YÖNETİM HAKKI

F.GÜLENE AİTTİR.

Cemaatin kurduğu Bütün vakıf, dernek ve şirket isimlerini en küçükten en büyüğene kadar .

Bütün kitap,dergi,gazete,televizyon,radyo ve ticari şirketlerin isimlerini , Okulların üniversitelerin isimleri rektör müdür tayinleriBütün doğan çocukların ( her ay 400-500 çocuğun ) isimlerini ki pek çoğunu hiç tanımamıştır,güya en mühim meselelerin görüşüldüğü Her ay yapılan toplantılarda

heyetin önün de saatlerce kendince çok mühim bir iş olarak teker teker isim koyarken, heyet bu garip tiyatroyu sadece seyrederek şartlandırıldığının farkında değildir. Çünkü bu kutsama adına f.gülenin doğal hakkıdır.Bunların başında acizane bendeniz geliyorum:

ENES BİN NADIR – 1.ÇOCUĞUM

ERKAM BİN ERKAM.2.COCUĞUM

ÜMMÜ HARAM 3. ÇOCUĞUM

ÜMMÜ SELEME 4. ÇOCUĞUM

ES AD 5. ÇOCUĞUM

RÜMEYSA 6. ÇOCUĞUM

Kişileri koyun gibi yönetip otoritesinde ve toplu hipnoz halinde tutmak , bütün insanları şartlandırmak ve kendisine bent etmek tam bir hakimiyet tam bir mutlakıyet değilse nedir,

ve bunu cemaatin önünde aylık istişare toplantıların da yüzlerce insanın gözleri önünde tek tek bu isimleri saatlerce süren toplantılarda hiç birini aksatmadan bütün isimleri şirket isimleri vakıf dernek isimleri ayrı bir liste de doğan kız erkek çocukları hepsine teker teker isim koymak, her şeyi tek başına yönetmek ve sadece devleti değil milletide bir şekilde ele geçirmek kalpleri kafaları beyinleri tek başına hipnotize etmek değilse nedir?

2- (EVLENME YASAĞI)

ilk kuruluştaki arkadaşlara bu cemaat bir yönü ile MESİHİYETİ

diğer yönü ile MUHAMMEDİLİĞİ temsil ettiğini onun için 40 yaşına kadar bir görev olarak evlenmemeleri gerektiğini telkin ediyordu.Emre itaat etmeyip evlenen arkadaşlara ise tavır koyarak şefkat tokatları yiyeceklerini söylüyor ARKADAŞIMIZ VEFAT ETTİ diyordu.

Akşam yatıp ayrı , sabah kalkıp ayrı fetva veren muhterem büyüğümüzün siyah, beyaz kadar zıt söylemleri ,fetvaları, cemaati Şaşkın birer kobay haline getirmişti Sayın GÜLEN artık ne söylerse söylesin köleleşen bu toplumun yapacağından emin ve mutlu idi dünyada böyle bir uygulama varımıdır

İŞTE CANLI BİR ÖRNEK:

3- ( 5 ÇOCUK YAPAN UMREYE , 6 ÇOCUK YAPAN HACCA GÖNDERİLECEK

Bu uygulama:

Dünya tarihinde eşi emsali görülmemiş psikolojik ve sosyolojik emsali olmayan bir ucubedir. bu açıdan ele alınıp değerlendirilmesi lazımdır.

Cemaatin kendi iç bünyesinde ödüllendirme ve cezalandırma şekli çok üzerinde durulması gereken bir husustur,

fikir beyan etmeden yüzde yüz itaat ve tam bir teslimiyet içinde olanlar ve üst düzey göreve terfi ettirilir

En ufak bir tereddüt ve bir itiraz eder ise bir alt kademeye indirilir itirazların ve tenkitlerin dozu kaçınca fısıltı gazetesi ile el altından cemaat tarafından boykota maruz kalırdaha ileri gider hak arama veya soruşturma yapan birisi ise maaşı kesilir. hanımı var ise hizmetin içinde görev yaptığı yerden atılır tayinle en olumsuz yerlere gidemeyeceği şartlara gönderilir .

çocukları indirimli okuyorsa hemen ona tanınan bu indirim elinden alınır maddi yönden çökertilir ve dize gelip yalvarmaya tövbe edip tekrar aynı kapıya gelip el açma ya zorlanırve yanlış yaptığını itiraf ettikten sonra, tekrar basit bir görevde artık güvenilmez bir insan olarak yinede bünyenin içinde (2.3.4.) sınıf görevlerde pasif bir vazifeyle el altında göz altında denetimde tutularak devam ettirilir.Bu zor şartlarda kımıldaması engellenecek şekilde abluka altında takipte devam eder.

Din sadece insanın insani kabiliyetlerini inkişaf ettirmek ,daha mükemmele götürmek dünyaya geldiği ilk saf ve duruluğunu dünyanın tozu toprağının kirletilmesine karşılık temizleyip üfleyip koruması için kullanılması gereken bir unsurdur ticari siyasi manada dini gücü kullanmak ve kendi hayalleri istikametinde onu bir kaldıraç olarak değişik maksatlara alet etmek en büyük saygısızlık ve ihanettir.

Dünya tarihinde eşi emsali görülmemiş psikolojik ve sosyolojik emsali olmayan bir ucu bedir bu açıdan ele alınıp değerlendirilmesi lazımdır.

Fethullah gülenin zenginleri ele geçirme evlilik yolu ile yapmış olduğu stratejiler bir başlık altında araştırılıp incelenecek

Monday, April 18, 2005

23 Nisan'ı kutlamıyorum! Mustafa Yildirim

Ulusal Bağımszılık savaşımının karar merkezi TBMM idi.
İşte o bina Amerikan tütün-sigara karteli Phlip Morris ve Sabancı vakfı ortaklığında yenilendi.
Binanın içinde 1920-1923 döneminin hatıraları olan tahtalar söküldü, yerine ithal malı laminat döşendi.
Vekiller odasındaki eski koltuklar gıcır gıcır deriyle kaplandı.
İlk meclisin mebuslarının siyah beyaz fotoğrafları yeşil çuhasından alındı. Resimler ithal malı laminat plakaya işlendi.
o günlerin görüntüsünden post-modern çağa atlanıldı.
Ermeni katliamını gösteren fotoğraflar kaldırıldı.
Gazi'nin odasının kapısına, meclis salonuna, vekiller odasına İngilizce plakalar konuldu.
Konu Cumhurbaşkanlığı'na yazıldı.
hatıralar yokolup gitti!..
Cumhurbaşkanı Kültür bakanlığı'na havale etti.
Kültür Bakaşlığı'ndan bir Genel Mdr. Yardımcısı, "Anılan vakıflarla 500.000 dolarlık" anlaşma gereği meclis kapısına "Philip Morris- Sabancı katkılarıyla..." plakasının konulduğunu yazıyla bildirdi.
Ulusal Bağımszılığının meclisini onartmak için 500.000 dolar bulamayan bir ülkenin devleti, insanları hangi yüzle egemenliği kutlayacak?
Utanç!..
Utanç!..

Mustafa Yıldırım

yldrm@ttnet.net.tr

Saturday, April 16, 2005

Kışkırtıcı kim? Mustafa Yildirim


Istanbul Uskudar'da Cuma gunu Gerceklesen Bayrak Protestosu

Kışkırtıcı kim?

Mustafa Yıldrım

Bayrağı yere atanlarla görüştün mü?
Hayır...
Bayrağı ele verenler kim? Araştırdın mı?
Hayır!..
Trabzon'a gidip olaya karışanların kim olduğuna baktın mı?
Hayır kere hayır!
Cumhuriyet savcısıyla görüştün mü?
Ne münasebet!..
"F" tipi ceza evlerine gidip araştırdın mı?
Karışanların, görüşenlerin izini sürdün mü?
....

Kaleminden komplo, kaleminden kan damlıyor!..
Oturduğun yerden yaz babam yaz!
Kışkırtıcı kim mi?
Ne o ne bu!
Sensin sen!
Seni çok sever o derin/sığ/uzak/yakın USA ve bağlantılıları...
Çok ama çok sever...

***
Şimdi eğri oturup doğru önerelim:
Kışkırtıcıyı sen çok çabuk öğrenebilirsin...
Hani Como gölü kıyısındaki Carnegie karargahında Türk gazteciler olarak bir hafta yeyip içmiştiniz ya!..
Oraya gitmedin mi?!
Olsun canım...
Wilson center'da, National Endowment'da, Alas Foundation'da...
Onları da mı bilmiyorsun!
Pes yani!..
Öyleyse, Jinsa, B'nai Brith, Washington Institute For Near East, American Jewish Committee...
Bunlar İsrailsever mi geldi?
Peki ama RAND Corporation'ı bilirsin...
Bunları da mı?..
El insaf!
Kardeşim onların içerdeki "partner" leriyle "workshop" işleri yaptığını inkar edemezsin!...
Onlar aracılığıyla bir zahmet Yüceler Yücesi devletin tanışlarına soruverin!..
Onlar olayların önünü de, arkasını da bilmezse kimse bilemez!...

Ya sen milliyetçi(!) geçinen kalem?..
Sen de, hem milliyetçi, hem mukadesatçı, hem RAND sever stratejistlerinden aynı şeyi sorabilirsin!
Nasıl olsa onlar da Yüce devlet yolarından geçip aynı örgütlere bağlanıyorlar!..

***
Bunları yapmıyorsanız, kaleminizi koyun bir yere ve susun!
Susun da ağa babalarınız sakin çalışsınlar!..

Saturday, April 09, 2005

Ruzi Nazar Ile Turkistan Uzerine Sohbet


Ruzi Nazar

Ruzi Nazar Ile Turkistan Uzerine Sohbet

Tugrul Keskingoren

8 Mart 2005


Ruzi Nazar Posted by Hello

Falls Church
Virginia



Herhalde Ruzi Nazar ismi Turkiye Orta Asya ve bilhassa soguk savas donemi icinde onemli cagrisimlar yaptirir. Bu cagrisim Ruzi beyin yasayan bir tarih olmasindan kaynaklandigida soylenebilir. Ikinci dunya savasinda Nazi Almanyasinin yaninda Sovyetlere karsi savasan Turkistan lejyonundan New York’a uzanan, 1955 yilinda Amerikan vatandasi olmasi ile birlikte Washington’a cagrilan ve CIA’de calismaya baslayan Nazar, daha sonra 1959 yilindan 1969 yilina kadar Turkiye’de Amerikan elciginde calismaya baslar. Nazar Turkiye ve Amerika tarihinin Turk Amerikan iliskileri acisindan onemli asamalarinda gorev yapmis olmasi acisinda ayri bir onem arzeder. Ruzi Nazar 1917 yilinda Uzbekistan’in Mergilan sehrinde dunyaya geldi, daha sonra ilk, orta lise egitimini Uzbekistan’da aldiktan sonra, Taskent’e universite egitim icin gider. Universiteyi bitirdikten sonra Sovyet sistemi geregi calismak icin Ukrayna’nin Odessa sehrine gider ve boylece kendi deyimi ile degisik bir dunyaya yani siyaset dunyasina girmis olur. Ruzi bey kendi hatiralarini kaleme aldigi 300 sayfalik bir kitabinin yakinda yayinlanacaginida soyledi.

Keskingoren: Ruzi bey o donem itibari, sizinde bildiginiz gibi Sovyetlerde yasanan Ekim devrimi ile baglantili olarak Turkistan’daki bagimsizlik mucadelesini nasil degerlendiriyorsunuz, yani sizin tecrubelerinize gore Turkistan bagimsizlik tarihi aslinda Sovyetleri ve devrimi darbelemek icin mi ortaya cikarildi yoksa gercekten Turkistan’in bagimsizligi icin mucadele veren insanlar samimi olarak Turan davasina inanan insanlarmiydi?

Ruzi Nazar: Turkistan’in bagimsizligi dusuncesi ne Ekim devrimi ile ne de ona karsi cikti, aslinda Carlik Rusyasinda da, Sovyetler doneminde de ezilenler yine Turkistanlilardir. Bu dusuncenin kokleri daha eskilere dayanir. Mesela Basmacilar hareketinin ortaya cikisi 1917 yilinin Aralik ayinda olmustur. Turkistanlilar bir hukumet kurmak icin biraraya gelmislerdir. Bunlarin bir kismi Sovyet ordusunun yollari kesmesi uzerine Kazaklar haricindeki Turkistanlilar Uzbekistan’da bulunan Fergana vadisindaki Kokand sehrinde Turkistan Muhtariyet Hukumetini kurmuslardir. Kazaklar ise Orenburg sehrinde Alasor Muhtariyet hukumetini 6 Aralik 1917 yilinda kurdular. Bu iki hukumette ayri yerlerde kurulmasina ragmen ayni amaclar icin benzer dusunceye sahip insanlar tarafindan kuruldu. Bu iki kuruktayinda amaci bagimsiz Turkistan’i olusturmakti. Iste bu yuzden her iki kurultayinda disisleri bakani Mustafa Cokay’di. Uzbekistan’da o yillarda Carlik Rusyasina ait iki Ermeni taburu vardi. Bu Ermeni taburlari ve bir kisim Kizilordu askerleri bu iki kurultayi duzenleyen kisilerin uzerine gonderildi ve cok kanli catismalar yasandi. Iste siyasi baglamda Basmacilik hareketi bu olaylar neticesinde Kucuk Erges liderliginde baslatildi. Kucuk Erges Fergana vadisinde Turkistanlilari orgutleyerek bu hareketi baslatti, daha sonra yerine agbisi geldi.

Keskingoren: Peki Sovyet devrimi sonrasi Sultan Galiyev’in etkili olmasi ile Turkistan’da bir degisim beklenmiyormuydu?

Ruzi Nazar: Sultan Galiyev marksistti, ilk onceleri milliyetciligi reddediyordu fakat daha sonra Sovyetlerde Milliyetler komitesinden Stalin’in yardimcisi oldu. Hukumette bulundugu donemde Turkistanlilari korumaya basladigi andan itibaren yonetim ve bilhassa Lenin’in vefati ve Stalin’in iktidari ile arasi bozuldu. Galiyev Tatar’di ve Carlik Rusyasina karsi Lenin’le birlikte hareket etmisti, fakat daha sonralari bilhassa Stalin doneminde dus kirikligi yasamasi O’nun yonetimden uzaklastirdi.

Keskingoren: O yillarda Turkistan milli mucadalesi sadece Orta Asya’da mi vardi yoksa baska Turk illerinde de bagimsizlik ve ozgurluk mucadeleleri olusmaktamiydi?

Ruzi Nazar: Turkistan milli mucadelesi sadece Turkistan’da degil fakat butun Turk toplumlarinda baslamisti, Azerbaycan, Tataristan, Kuzey kafkaslarda kisacasi heryerde baslamisti. Bu sirada Kafkaslarda dort ayri milli devlet kuruldu, bunlar Azerbaycan Kuzey Kafkas, Gurcistan veErmernistan. Bu devletler mustakil devletlerdi. 1917 yilinda kurulan bu devletler uc sene ayakta kalabildi ve akabinde Sovyet isgaline ugradi. Ermeniler kendisi Sovyetler ile birlesti. 1930 yillarinda biz kucukken Kokand Turkistan Cumhuriyetine karsi Sovyet rejimi tarafindan yazilmis yazilari ben orta okul ve lisede iken okurduk ve bunlari anne ve babamiza sorardik, acaba dogru mu diye.
Ben Teknikom adli meslek lisesinde talebe iken, Turkistan adli gizli bir mecmua elden ele dolasirdi ve bizde bu mecmuayi okurduk. Bu mecmua Berlin’de basiliyordu, Turkiye’ye getiriliyordu daha sonra ise Afganistan’a daha sonra ise Dogu Turkistan uzerinden Uzbekistan’a ulastiriliyordu. Sonradan ogrendik ki bu dergiyi Afganistan’daki Turkler sisenin icine koyuyorlar uzerini mumla kapatiyorlar, akabinde Amu Derya nehrine atiyorlardi, cunku bu nehir Afganistan uzerinde Turkmenistan, Uzbekistan ve Kazakistan’a akiyordu, bu derginin dagitim usullerinden birisiydi.

Keskingoren: Ruzi bey peki bu dergiyi o donem itibari ile kim fianse ediyordu, yani derginin arkasinda Sovyetler ve devrim karsiti bir gucmu vardi?

Ruzi Nazar: Hayir, bu dergi tamamen Almanya’da ogrenci olarak bulunan Turkistanli ogrenciler tarafindan cikariliyor ve finansmani onlar tarafindan saglaniyordu. Amerika’nin o donemde Turkistan ile ilgili yoktu. Basmacilik hareketi 1930 senesine kadar devam etti. Aralik 1917’ide Mustafa Cokay, Kokand Muhtariyeti dustukten sonra, Kazak collerine kacti, daha sonra buyuk zorluklar cekerek Kafkaslara gecti, Gurcustan’in merkezi Tiblis’e geldi ve oraya yerlesti. Cokay Tiblis’te bir azadlik dergisi cikarmaya basladi. 1920 yilinda Sovyetler Gurcistan’i isgal ettiginde, Gurcustan hukumeti ile birlikte Turkiye uzerinden gecerek Fransa’da Paris’e yerlestiler. Biz Turkistanlilar Avrupa’da o yillarda cok azdik. Buhara emirligi 1922 yilinda yikildi ve Buhara Halk Cumhuriyeti teskil oldu. Bu Cumhuriyetin egitim bakani Fitrat bey’in tesebbusu ile Turkistan’dan 100’e yakin kabiliyetli, egitimli gencler 1923 yilinda Almanya okumaya gonderildi.Bu talebeler Almanya’nin cesitli universitelerine yerlestiler. Buhara Cumhuriyeti bu ogrencilerin harcamalari icin Alman Reich bankasina altin paralar verdi. 1933 yilina kadar ogrenciler rahat bir sekilde okudular. Bu talebelerin yardimi ile Mustafa Cokay Berlin’de Yas (Genc) Turkistan dergisini cikartmaya basladi. Bu derginin Turkistan’da milliyetciligin gelismesinde buyuk rolu oldu. Bazen Mustafa Cokay ve ogrenciler kucuk brosurler basarak bunlarida Turkistan’a gonderiyorlardi. Ogrencilerin bir kismi maddi acidan zor duruma dusunce Polonya hukumeti bu ogrencilere Prometeus vasitasi ile yardim etmeye basladi. 1939 yilinda Almanya, Polonya’ya hucum etti. Bu ogrencilerin buyuk bir cogunlugu Turkiye’ye goc etmek zorunda kaldilar. 1941 yilinda Almanya ile Sovyetler savasa basladigi sirada Avrupa’da iki Turkistanli vardi, birisi Mustafa Cokay Paris’te ve digeri ise Turkiye’ye gitmeyen Uzbekistan’li ogrenci Veli Kayim, O’da Berlin’deydi. Bizim liderimiz o donemde Mustafa Cokay’di. Ben o zamanlar Ukrayna’nin Odessa sehrindeydim. Sovyetler ile Almanlar savasirken Sovyet ordusu icinde bulunan Turkistanlilar Almanlarin tarafina savasmadan gecmekteydiler. Birinci dunya savasinda Almanya ve Turk subaylari Turkistan taburu kurdular. Buna benzer bir sekilde ikinci dunya savasinda Almanlar Mustafa Cokay’i Paris’ten Berlin’e getirdiler ki Sovyetler ile savaslarinda yeni bir Turkistan taburu kurmak icin bir girisim baslattilar. Veli Kayim, Mustafa Cokay’in sekreteri oldu. Fakat Mustafa Cokay Aralik 1941 yilinda tifo hastaligindan 53 yasinda Berlin’de vefat etti ve Berlin’e defnedildi. Mustafa Cokay Turkistan lejyonu kurulusunu gormedi. Cokay’in yerine Veli Kayim geldi. Mustafa Cokay’in butun gayesi Turkistan’in bagimsizligini yaratmakti.


Ruzi Nazar

Keskingoren: Peki siz Turkistan lejyonu calismalarin anasil katildiniz?

Ruzi Nazar: Uzbekistan’da Universiteyi bitirdikten sonra Odesa’ya geldim, 1941 yilinda trenle Romanya uzerinden Almanya’ya gectim. Bu seyahata Almanlar yardim etti. 1943 yilinin basinda Turkistan lejyonunda calismaya basladim. Iki yerde Turkistan lejyonu vardi, birincisi Polonyan’nin Legyonava sehrinde, ikincisi Praskruf adli Ukrayna sehrinde kuruldu. Ben Praskruf sehrindeki lejyonda kampanya baskani olarak calismaya basladim. Daha sonra cepheye gittim, Ruslara karsi carpistik ve orada yaralandim.Agir yaralandigim icin cepheden ayrilmak zorunda kaldim. Almanlarin kurdugu lejyonlar icinde Azerbaycan, Tatar, Gurcistan, Kuzey kafkas lejyonlari vardi. Almanya ile Fransa sinirinda kurulu bulunan lejyoner okulunda calismaya basladim. Beni bu okula Alman Kara kuvvetleri gondermisti. 1944 senesinde beni Berlin’e cagirdilar ve Alman Kara Kuvvetlerinde lejyon birliklerinin irtibat subayi oldum. Ikinci dunya savasinin bitimi ile 1945 yilinin Mayis ayinda Rosenheim sehrine geldim ve orada kaldim. Biz saklanmak zorundaydik cunku Yalta antlasmasi geregi Sovyetlere geri vermeleri gerekiyordu. Antlasmaya gore 1939 yilinin Eylul ayindan sonra Sovyetlerden cikanlarin Sovyetlere geri verilmesi gerekiyordu.

Keskingoren: Amerika Hukumetinde ne zaman calismaya basladiniz, yani ilk iliskiniz ne zaman ve hangi surecte gerceklesti?

Ruzi Nazar: 1951 yilinda Amerikalilar bana kendileri ile calismami teklif ettiler. Fakat daha onceden de kendileri ile iletisimim vardi zaten, cunku yazdigim yazilari okuyorlardi. Kasim 1951 yilinda Amerika’ya New York’a geldim. 1946 yilinda evlenmistim ve kizim Sylvia Nazar 1947 yilinda dogdu ve hep birlikte Amerika’ya yerlestik. O yillarda Columbia Universitesinde Rus ve Ortadogu enstitusunde dersler vermeye basladim, henuz vatandas degildim.Amerikan vatandasi oldugum zaman beni derhal Washington’a cagirdilar ve devlet gorevinde calismaya basladim. Ilk defa 1955 yilinda devlet memuru olarak calismaya basladim. Altemur Kilic, 1954 yilinda Washignton Turk elciliginde basin atasesi idi, Alpaslan Turkes ise NATO’nun Standing gurubunun Turk Silahli Kuvvetlerinin kara temscilsici olarak Washington’da bulunyordu. Turkes’de o zaman kurmay binbasiydi. Havaci atese yardimcisi Agasi Sen’de beni Turkes ile tanistirmisti ve O’na dikkat etmemi soylemisti. Turkes belli oclutler icinde pek Amerikan yanlisi degildi.

Keskingoren: Ruzi bey, son yilarda, bilhassa Turk Amerikan iliskilerinin geldigi nokta pek ic acici bir seyir takip etmiyor. Bilhassa neocon iktidari ve etnik lobilerin Amerika’yi yonlendirmesi ile Amerika insan haklari ve demokrasi soyleminden 18 ve 19’uncu yuzyillardaki Ingiliz emperyalist politikalarina kayiyor, tabi buda Turk Amerikan iliskilerinide etkiliyor, siz bu konuda ne dusunuyorsunuz?

Ruzi Nazar: Sizinde soylediginiz gibi Turk Amerikan iliskilerinde gelinen nokta pek ic acici degil. Turkiye’nin cevresinde hic dostu yok. Turkiye cevresindeki bu dusmanlardan cok etkileniyor. Turkiyedeki bazi kesimler bu etkiyi bir talimat gibi algilayip hareket ediyorlar. Turkiye icindeki Kurd guruplarinin Turkiye icinde ve hukumetinde bir hayli etkisi oldugu soylenebilir. 1 Mart tezkeresinin gecmemesinde TBMM’deki bazi etnik guruplarin rolu cok buyuk. Tayyip Erdogan’i beyi yakindan tanidim, ve kendisini vatansever bir kisi olarak gordum. Fakat bu bir sahistir, bir sahisin cemiyete etkisi buyuktur, fakat bu cemiyet icinde dusman gayelerin calismasi bazen daha etkili olur. Belli bir muddet icin kotu bir tesiride olabilir. Vatanperver Turk yurttaslarin disaridan gelecek yabanci etkilere cok dikkat emeleri gerekir. Turkiye’de basinda hatalar yapiyor ve yaptigi hatalari kabul etmesi gerekir.


Keskingoren: Sizce Turkiye Dis Turkler ile nicin ilgilenmedi veya ilgilenmek istemiyor veya isteksiz duruyor?

Ruzi Nazar: Sizinde soylediginiz gibi Turkiye dis Turkler meselesi ile pek ilgilenmedi. Fakat Alpaslan Turkes’in tesebbusu ile Turk disisleri bakanliginda Kibris ve Dis Turkler bolumu kuruldu. Daha sonra yine Turkes’in yardimlari ile Turk Kulturunu Arastirma Enstitusu kurduruldu. 1960 ihtilali sonrasi Ismet Inonu basbakan olmasi sonrasinda bu enstitu kaldirilmaya calisildi. Fakat rahmetli Gursel bu enstitunun Milli Birlik komitesinin gayesi ile kuruldugundan kalmasinin daha uygun oldugu gorusune Ismet Inonu’u inandirip, kalmasini sagladi. Enstitu daha sonra MIT’e yakin bir kurulus olarak calismaya basladi ve hatta MIT’in kontrolune gectigide soylenebilir.

Keskingoren: Sizce Amerika bagimsiz Kurt devletini destekliyor mu?

Ruzi Nazar: Amerika kesinlikle bagimsiz bir Kurd devletini desteklemiyor en azindan benim bildigim kadari iel desteklemiyor dersek daha uygun olur. Kurtlerin jeopolitik konumlari cok kotu, bu yuzden bir devlet kurmalarinin pek bir imkanlarinin oldugunu soylemek pek dogru gibi gelmiyor bana. Amerika her zaman guclu bir Turkiye’yi destekliyor. Fakat Kurdler yaklasik on seneye yakin bir zamandir Amerika ve Avrupa ulkelerinde guclu lobiler olusturdular ve genis iliskiler agi olusturdular. Amerika’nin da yaptigi hatalar var, eger siz insan haklarini savunuyorsaniz bunu devam ettirmeniz gerekir. Amerika’ninda bunu devam ettirmesi gerekir, hatta bu yuzden bir cok subay yargilandi hala da yargilaniyor. Bu tip istenmeyen hareketler Amerika’ya daha fazla zarar veriyor.

Keskingoren: Peki sizin Turkiye’nin son karmasik siyasi ve toplumsal yapisi icin, Turkiye’nin bu geldigi nokta acisindan soyleyeceginiz bir sey varmi?

Ruzi Nazar: Uzbeklerde bir soz var, baska memleketin kirali olacagina, kendi memleketinin fakiri ol, derler. Bunun anlami kendi memleketini daha fazla sev. Ben isterdim ki butun Turkiye Turkleri veya kendisini Turk bilenler memleketini sevsinler, Turkiye’yi sevsinler, yurtlarinin yukselmesi icin calissinlar veya calismalarini ben sahsi olarak temenni ediyorum. Turk halkinin unutmamasi gereken en onemli nokta Turk dunyasinda bir tek bagimsiz devlet var o da Turkiye’dir. Eger Turkiye parcalanirsa Turklukte dagilir. Bunun icinde ben her zaman Turkiye’nin bagimsiz olmasini istemisimdir. Hic unutmam, Uzbekistan’da 1930’lu yillarda ortaokuldayken, bize ogretmenlerimiz Ataturk marsini okuturlardi, “Ataturk gelse bizi kurtarsa” adli marsi ben orada ogrendim. Turkiye’nin Ataturk’un yolunda bagimsiz olmasi benim temennimdir.