Washington Haber Forum-Washington News Forum: 07/01/2004 - 08/01/2004

Saturday, July 31, 2004

Van'da Devlet Varmi? Huseyin Mumtaz

From: "Mumtaz_Bayazýtoðlu" <mumtazbay@superonline.com>
To: washingtonhaber@yahoo.com
Subject:
Date: Sat, 31 Jul 2004

VAN'DA DEVLET?
Hüseyin MÜMTAZ

Van'da devlet var mý, varsa hangi devlet?Van hangi devletin sýnýrlarý içinde?Muhtar mý, özerk mi, Van ne?Bu soruyu önce Van'ýn, `'Devlet dimdik ayakta''diyen bunu derken deher nedense `'Siirtli olduðunu'' özellikle belirtme ihtiyacý hissedenVali'sine soruyorum.Sonra `'aletderecat'' yukarýdan aþaðýya bütün yetkililere..Cumhurbaþkaný, Baþbakan, Genelkurmay Baþkaný, Ýçiþleri Bakaný vehepsine..Bunu sormak benim `'vatandaþ'' olarak hakkým.Ben Türk vatanýnda oturan, Türk oðlu Türk herhangibir `'vatan''daþ'ým..Baðrým yanýyor.Ben halâ devletin, devletimin ülkesi ve milleti ile bölünmezbütünlüðüne inanýyorum.Savunuyorum.Van olaylarýndan sonra hâlâ Ýl Özel Ýdare Yasasý ve Mahalli ÝdarelerYasasý'ný çýkarmayý düþünüyor musunuz?Bir aydýr Van'da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin otoritesisorgulanýyor.Neredesiniz?Jandarma-polis-asker Van'da tatbikata baþlamadýlar mý daha?Çizmelerini giyen, manevra kýyafetini, palaskalarýný kuþanan, çaprazfiþekliklerini kontrol eden, silahýn namlusuna mermi süren kimse yokmu?AB'ye ayýp mý olur?Van'da devlete kafa tutuyorlar, üç buçuk baldýrý çýplak devletinyakasýna yapýþmýþ silkeliyor.Memleketin hürriyet-demokrasi ve baðýmsýzlýða âþýk `'sözde'' dinamikbekçileri neredesiniz?Hepiniz mi uyuyorsunuz?Hani düðmenize bile dokunan ceza alýrdý?Tepki göstermeniz için ille sizin düðmenize mi dokunmalý?`'Ben ezelden beri hür yaþadým, hür yaþarým / Hangi çýlgýn zincirvuracakmýþ þaþarým'' Tanganika'da mý yazýlmýþ?`'''Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti / Cehennemler kudursaölmez nigâhbanýyýz'' yahut;`'Tarihlere sorun ki bize -ölmez Türk- derler'' mýsralarý neyin,nerenin marþý?Cumhuriyet sadece alkýþla, marþ söylemekle olmuyor.Cumhuriyet sadece kamusal alan sýnýrlarýný çizmekle de korunmuyor.Eski Hakkari CHP milletvekili Mikail Elçi, ''Mustafa Bayram'a siyasiamaçlý herhangi bir harekette bulunulduðu takdirde, aþiretlerleberaber müdahale etmeye hazýrýz'' demiþ.Þehir Parký'nda düzenlediði basýn toplantýsýnda konuþan Elçi, ''HamitBayram bunlarýn polis olduðunu bilmiyordu. Polisler Hamit Bayram'ýMalatya'dan Van'a getiriyorlar. Burada trafik bürosunda sivilmemurlarla Hamit Bayram'ýn yakýnlarý karþýlýklý tokat, yumrukatýyorlar'' demiþ.Ve devam etmiþ; `'Hepsi bu kadar. Bu adli bir vaka. Türkiye'deözellikle Doðu ve Güneydoðu Anadolu'da Cumhuriyet'in ilanýndan beridevam eden olaylardýr'' demiþ.Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir hukuk devleti olduðunu, MustafaBayram'ýn da Türkiye de sevilen bir insan olduðunu belirtenElçi, ''Mustafa Bayram'a siyasi amaçlý herhangi bir harekettebulunulduðu takdirde aþiretlerle beraber müdahale etmeye hazýrýz''þeklinde konuþmuþ.Elçi, CHP'nin Van'da yaptýðý incelemelerin sadece Vanhalkýný deðil, civar illerdeki vatandaþlarý da endiþelendirdiðinisözlerine eklemiþ.Tehdit'in boyutlarýný görebiliyor musunuz ey `'silsile-i merâtibe''göre bütün yetkililer?1.Siyasi amaçlý herhangi bir harekette bulunulduðu takdirde,aþiretlerle beraber müdahale etmeye hazýrýz.2. Bu adli bir vaka. Türkiye'de özellikle Doðu ve GüneydoðuAnadolu'da Cumhuriyet'in ilanýndan beri devam eden olaylardýr.3. Yapýlan incelemeler sadece Van halkýný deðil, civar illerdekivatandaþlarý da endiþelendiriyor.Olay o kadar büyük ki, görebilmek için illâ üç boyutlu gözlüklertakmaya gerek yok.Bakan deðil, gören göz görür.Peki ne deniyordu CHP'nin hazýrladýðý raporda?1. Mustafa Bayram, Milli Eðitim Bakaný ile telefonda görüþüyor. Þimdi30 milyar kefaletle Van'da serbest.2. Olay sýrasýnda polis siyasi açýdan da ablukaya alýnmýþ. Uzunnamlulu silahlar taþýyan 20-25 adamýyla Emniyeti basan Bayram'a karþýpolisten mukavemet yok.3. Bayram'ýn oðlu Edremit Belediye Baþkaný Hecer Bayram altýnkabzalý tabancasýyla polis müdürü Levent Okyay'ýn baþýný yarmýþ.Okyay'ýn 20 gün iþ göremez raporu var.4. Aþiretler ilde aðýrlýðýný hissettirmektedir. Kendi kollukkuvvetleri vardýr.5. Van ve çevresindeki eroin operasyonlarýnda Malatya Emniyetikullanýlmakta, Van emniyetine haber verilmemektedir.6. Uyuþturucu iþi içindeki gruplar devlet yetkilileri ile de temashalindedir.7. Hükümet özenle olaylarýn üzerine gitmeme eðilimindedir.(Mustafa Balbay-30 Temmuz 2004 Cuma.)Bahsettiðimiz ülke Afganistan veya Irak deðil kýymetli okuyucu, bizimülkemiz, benim ülkem.Ayrýlmaz parçam Van'dan bahsediliyor.Atatürkçülük, Atatürkçü olmak, Atatürkçü geçinmek kolay deðil.`'O''nun Þeyh Sait isyaný üzerine takýndýðý tavýrla, Özal'ýn PKKisyaný üzerine takýndýðý tavrý karþýlaþtýrýn.Ýkisi arasýnda bir yer bulun kendinize.Hangisine daha yakýnsýnýz?Ama önce karar verin.. Bölük pörçük, Sevr'den beter parçalanmýþeyaletler halinde AB'ye üye olmak mý?Yoksa `'dünya milletler ailesinin eþit, hür ve saygýn'' bir üyesiolarak bütün ve baðýmsýz AB'nin dýþýnda kalmak mý?Hâlâ mý bakmýyorsunuz, görmüyorsunuz, göremiyorsunuz gerçeði?Ne biçim göz varmýþ sizde?Peki bu raporu hazýrlayan CHP ne yaptý?Baþbakan yahut Ýçiþleri yahut Bayram'la görüþen Eðitim Bakaný iledeðil de tren kazasý ile ilgili olarak Ulaþtýrma Bakaný hakkýndagensoru veriyor.Pamukova'da tren 38 vatandaþýmýzýn üzerinden geçmiþtir fakat Van'daAþiretlerin Emniyet'ten adam kaldýrma olayýnýn altýnda bütün birdevlet kalmýþtýr.Amerikalý zenci korumaya Ýstanbul'da avuç açan üç bakan hakkýnda davermiyor.Kýbrýs'ý satan, Ege'de gizli pazarlýklar yürüten Dýþiþleri bakaný;Kuzey Irak'taki çuval olayýndan sonra Milli savunma Bakaný; 100.000öðrencinin LGS ve ÖSS sýnavlarýnda sýfýr çekmesini abartmayýn diyenEðitim Bakaný hakkýnda deðil de Ulaþtýrma Bakaný..Yapmayýn yahu..Ayýptýr.Günahtýr, yazýktýr.Akepe, ANAP'lý bakanlar ve baþbakaný da yine `'akçalý konular''yüzünden yüce divana sevkediyor.Ülkeyi bölüp-parçalamayý öngören ilk üç uyum paketini çýkardýklarýiçin deðil.Öcalan'ý asmadýklarý için deðil.Ben þaþýrmadým..Biz 44 sene önce don-bebek yüzünden Menderes-Zorlu-Polatkan'ý asmýþbir milletin çocuklarýyýz.Baþbakanlýktaki kasadan bilmem kimin donu çýkmýþ.Salim Baþol Kore'ye neden asker gönderdi de þu kadar vatan evlâdýnýnsebepsiz yere þehit olmasýna yol açtýðý sorusunu hiç yöneltmemiþ.Biz hep politikacýnýn ahlakýný sorgulamýþýz.Uyguladýðý politikanýn ahlâksýzlýðýný deðil.Bakýn geçen gün Yaman Törüner ne yazýyordu:`'TMSF geçen ay `alacaklarýn tahsilini hýzlandýrma' adýna, borcunun %50'sini ödeyenin borcunu tamamen silme kampanyasýna baþladý. Bunagöre, borcunun % 20'sini peþin ödeyen ve % 30'unu faizsiz 24 aydakapatanýn tüm borcu silinecek. Bu haliyle, neredeyse borçlarýnýn %43'ünü ödeyen borçtan tamamen kurtuluyor. TMSF'nin bu teklifine nekadar talep olduðunu, kimlerin TMSF' ye bu sistemi önerdiðinibilmiyoruz. Herhalde bu olanaktan faydalananlar açýklanacaktýr.Açýklamaya göre, 30 Eylül'e kadar baþvurular sonuçlandýrýlacak,peþinatlar toplanacak. Buraya kadar anladýk da, aþaðýdaki sorularýncevabýný bulamadýk:…TMSF hangi yetkiyle bu kararý alabildi? Bu karar,tahsili gereken 46 milyarýn 26.2 milyar dolarýndan vazgeçilmesini vesadece 19.8 milyarýn tahsil edilmesini öngörüyor. Oysa, býrakýnfaizleri tahsili gereken anapara bile 27.8 milyar dolar. Böyle biruygulama, siyasetçileri Yüce Divan'a, bürokratlarý da mahkemeyegötürür. TMSF'nin alacaklarýnda anlaþma yapma yetkisiolmasý, 'müdebbir tüccar' gibi davranmayýp keyfi hareket etmesinigerektirmez.''Hiç merak etmeyin, hiçbir þey olmaz…Merkez Bankasý Baþkaný'nýn, "IMF ile devam þart, gevþersek krizgelir" açýklamalarýna, ekonominin koordinasyonundan sorumlu BaþbakanYardýmcýsý Abdüllatif Þener tepki göstermiþ.Þener, "Hükümeti bir bürokratýn uyarma yetkisi yok. Ekonomininihtiyaçlarýna göre politika belirlediðimiz ortada" demiþ.NTV'nin sorularýný yanýtlayan Baþbakan Yardýmcýsý Abdüllatif Þener,Merkez Bankasý Baþkaný Serdengeçti `nin "Gevþersek kriz gelir"açýklamalarýna, "Ekonominin ihtiyaçlarýna göre politikabelirlediðimiz konusunda piyasalarda bir tereddüt yok. Hükümetibirilerinin `uyarma' diye bir yetkisi yok. Hele bir klüpte verdiðibir konferansta hükümeti uyarma hiç söz konusu olamaz. O sýnýrlarýaþmak olur. Deðerlendirmelerinde ileri ifadeler var. Ýnsanlar zamanzaman çok konuþtukça böyle sýnýr ötesi açýklamalar yapýyor, amadikkatli olmak lazým" diye cevap vermiþ..`'Hiçbir bürokratýn hükümeti uyarma yetkisi yok'' lâfýna takýldým ben.Yok yahu? Bürokrat ne iþe yarayacak? Bürokrat kapýkulu mu?Üstelik son tahlilde asker de bürokrat deðil mi?Bakýn Meral Tamer bugün ne yazdý: (31 Temmuz 2004)`'Derme çatma raylar üzerinde týngýr mýngýr giden treni akýl almazbir hafiflikle `hýzlandýrýp' insanlarýn hayatýný göz göre göretehlikeye atan bu zihniyet, AB müzakere tarihi verirse haklýolarak `40 yýldýr ülkeyi yöneten hükümetlerin beceremediðini bengerçekleþtirdim' diyecek ve maalesef `Küçük daðlarý ben yarattým'havasýna girecektir. Öfkelendiðinde þimdilik sadece gazetecilerehaddini bildiren Tayyip Bey, müzakere tarihi verilirse, uzlaþmanoktalarýný aradýðý Silahlý Kuvvetler ve Cumhurbaþkaný'na da `haddinibildirmekte' sakýnca görmeyebilir!''Eminim ilgili yahut ilgisiz yetkililer ile yetkisiz ilgililer 23Temmuz 2004 günüÝþçi Partisi Baþkanlýk Kurulu Üyesi Bayram Yurtçiçek'in `'CumhuriyetYýkýcýsý Odak Haline Gelen AKP Kapatýlmalý Ve YetkilileriYargýlanmalýdýr'' savýyla Yargýtay Cumhuriyet Baþsavcýlýðýnabulunduðu suç duyurunsun gerekçelerini de okumamýþlardýr.Alibeyköy deresi her taþtýðýnda deðil, asýl þimdi baðýrýlacakzamandýr;`'Nerede bu devlet?''

Ýyi uykular Türkiye…

31 Temmuz 2004

Friday, July 30, 2004

Uzbekistan Birlik Partisi Baskani Abdurrahim Polat ile Roportaj

Uzbekistan Birlik Partisi Baskani Abdurrahim Polat ile Roportaj


Washington Haber Forum

Tugrul Keskingoren
Washington-30 Temmuz 2004


Abdurrahim Polat 1945 yilinda Uzbekistan’in baskenti Taskent’te dogdu. 1968 yilinda Moskova Yuksek Enerji Enstitusu’nin bilgisayar muhendisligi bolumunu bitirdi. Daha sonra Uzbekistan’a geri dondu ve 1990 yilina kadar Uzbekistan Bilimler Akademisinde calisti. Bu yillar icinde doktorasini bitirdi ve ayni akademide profesor oldu. Akademide yapay zeka (Artifical Intelligence) uzerine calismalar yapti. 1988 yilinda Uzbekistan Birlik Halk Hareketi kuruculari arasinda yer aldi, daha sonra ayni hareketin ilk baskani olarak secildi. Birlik hareketinin temel amaclari arasinda Uzbekistan’in bagimsizligini almasi ve akabinde demokrasinin yerlesmesi olarak algiladi. 1991 Agustos ayinda Uzbekistan’in bagimsizliginin ardindan iktidarda bulunan Islam Kerimov yonetimi, bagimsizlik ve demokrasi yanlisi muhalefete baski uyguladi. 29 Temmuz 1992 gunu Kerimov’un emri ile KGB ajanlari Polat’a suikast duzenlediler. Bu suikast denemesi sonucu agir yaralanan Polat ilk once Baku’de daha sonra Istanbul’da tedavi gordu ve tekrar Uzbekistan’a dondu. Fakat, muhalefete uygulanan baskilarin bu donem sonrasi iyice artmasi ile Abdurrahim Polat ve arkadaslari Uzbekistan’i terk etmek zorunda kaldilar. 1993 Nisan ayinda Turkiye’ye geldi ve 1998 yilinda Uzbekistan’in Turkiye’ye uyguladigi siyasi baskilar sonucu Amerika’ya gitmek zorunda kaldi. Amerika’da surgunde halen Uzbekistan Birlik partisi baskanligini yurutumekte olup, 2004 yilinin Aralik ayinda yapilacak Uzbekistan secimleri icin calismalar yapmaktadir.



Washingtonhaber: Sayin Polat 1993 yilinda Islam Kermiov’un uyguladigi baskilar sonucu muhalefet hareketleri ve liderleri ulkeyi terk etmek zorunda kaldilar. Sizce Uzbekistan’da muhalefet hareketleri bitti mi?

Abdurrrahim Polat: Kesinlikle hayir. Uzbekistan’da pek cok arkadaslarimiz baski sonucu siyaseti birakmak zorunda kalsalarda, kucuk olsa da hala ozgurluk ve demokrasi fikrini savunan arkadaslarimiz mevcut. Bu arkadaslar siyasi muhalefet partileri yasaklandiktan sonra bagimsiz gazeteci ve insane haklari savunucusu olarak calistilar, ve calismak zorunda birakildilar. Fakat Kerimov’un uyguladigi baskilar sonucu demokrasi konusunda umutsuzluga dusen insanlar dini akimlara yonelmek zorunda kaldilar. Cunku Uzbekistan’da baska secenekleri kalmamisti. Ayni donem icinde Afganistan’da Taliban 1996 yilinda iktidara geldi, Uzbekistan’da ise Tahir Yoldasov ve Cuma Namangani onderliginde Uzbekistan Islami hareketi orgutlendi ve guclendi.

Washingtonhaber: Abdurrahim bey kisacasi Uzbekistan’da Islami hareketin guclenmesini Islam Kerimov’un uyguladigi anti demokratik baski politikalarinin bir sonucu olarak mi goruyorsunuz?




Abdurrrahim Polat: Elbette, bu uygulamalar Uzbekistan’da kanli olaylara neden oldu. 1999 Subay ayinda Taskent’te ilk defa bombali patlamalar gerceklestirildi. 20’ye yakin insan hayatini kaybetti. Bu olaylardan sonra sadece Islami akimlara degil demokratik muhalefet uzerindeki baski daha da artti. Yine 1999 yilinda Uzbekistan hapishanelerinde Birlik hareketinin Namangan sehir orgutu baskani Ahmadhan Turakhan, Andican vilayeti Birlik hareketi liderlerinden Zhurahon Azimov ve 2001 yilinda ise Birlig’in Kashkadarya vilayet baskani eski Uzbekistan milletvekili Shovruh Rozimurad olduruldu.

Washingtonhaber: 11 Eylul 2001’de Amerika’ya El-Kaida’nin saldirisi sonucu Amerika Afganistan’i isgal etti. Bu isgal sirasinda Uzbekistan ve Kerimov yonetimi ile ABD yonetimi arasinda yakin iliski meydana geldi. Bunun Uzbekistan muhalefet hareketleri uzerindeki etkisi ne oldu?

Abdurrrahim Polat: ABD’nin Orta Asya’ya gelmesi Uzbekistan’da siyasi atmosferi kokten degistirdi. Uzbekistan hukumeti muhalefet hareketi uzerindeki baskilari azaltmak zorunda kaldi. Bundan sonra ise Uzbekistan’da Birlik hareketi toparlanmaya basladi. 2002 yili icinde butun vilayetlerde yerel kongreler yapildi ve 2003 yilinin Mayis ayi icinde, son onbir yildan beri ilk defa Birlik hareketinin genel kurultayi Taskent’te yapildi.
Bu kurultayda demokrasinin gelismesi icin mucadelenin devam ettirilmesi ve Birlik hareketinin partilesmesi yolunda karar alindi. Boylece Birlik Halk Hareket partisi adini aldi, Uzbekistan’da en guclu muhalefet hareketi oldugunu kanitladi. Ben Vasington’da bulunmak mecburiyetinde birakilsam da Birlik hareketinin toparlanmasi ve kongresinin yapilmasinda liderlik rolunu ustlendim ve parti arkadaslarim beni baskan sectiler.

Washingtonhaber: Peki Uzbekistan’da ki diger muhalefet hareketlerinin durumlari nasil, calismalari devam ediyormu? Ornegin Erk hareketinin durumu nasil?

Abdurrrahim Polat: Birlik hareketinin 2003 yili kongresinden sonra Erk partiside toparlanmaya calisti. 2003 yili Ekim ayinda da Erk Partisi kongresini tamamladi. Fakat Erk partisinin Birlik hareketinden ayrilip bagimsiz bir parti oldugu gunden itibaren Islam Kerimov hukumeti ile yakin iliskiler kurmasi, ilerleyen yillarda hukumet ile aralarinin bozulmasinin ardindan Kerimov’u guc ile devirme islerine karismalari sonrasinda ise Uzbekistan Islami Hareketi ile ortak calisma yapilmasi Erk partisi kurultayinda buyuk tartismalar yasanmasina neden oldu. Bunun neticesinde Erk Partisi bolundu. Bolunmus iki gurupta kendisini Erk Partisinin devami olarak tanitiyor. Bu guruplardan birisinin baskanligina eski genel sekreter Samat Murat secildi, ikinci gurubun baskani ise Muhammad Salih’tir. Fakat bu tartismalarin devami sonucu Muhammad Salih’in liderligindeki gurupta da bolunmeler yasandi. Muhammad Salih baskanliktan uzaklastirildi ve baskan olarak eski milletvekili Aygul Mahmatova secildi. Simdi Samat Murat ile Aygul Mahmatova Erk partisini yeniden birlestirmek icin bir caba sarfediyorlar.

Washingtonhaber: Sayin Polat, bahsettiginiz uzere Uzbekistan’da demokratik muhalefet hareketi bir hayli bolunmus durumda, bu tabi ki Islam Kerimov’un lehine bir durum arz ediyor. Peki muhalefet hareketleri bunu asmak icin neler yapiyor, yani demokratik muhalefetin birlesmesi ve ortak hareket etmesi soz konusu mu?

Abdurrrahim Polat: Biz Birlik olarak muhalefetin parcalanma noktasi yani Erk’in Birlik’ten ayrilmasindan itibaren hic bir zaman bu hareketin tekrar ortak hareket etmesi icin kapimizi kapamadik ve bilakis caba sarfettik. Erk partisinin yeni liderleri bu meseleye daha olumlu yaklasiyorlar. Cunku onlarda Uzbekistan muhalefetinin ortak hareket etmesinin anti demokratik uygulamalari degistirebilecegini anlamaya basladilar.
Bu gunlerde Birlik, Erk ve yeni kurulmus iki parti ortak calisma icin bir konsey olusturdular. Bu konsey daha ilk adimlarini atiyor ve Uzbekistan demokratik muhalefetine olumlu katkilarda bulunacagina inaniyorum. Aralik 2004 yilinda yapilacak parlemento secimlerine hazirlik icin bu konseyin cok faydali calismalar yapacagini dusunuyorum.

Washingtonhaber: Secimlere Birlik Partisinin hazirliklari nasil devam ediyor, ne gibi calismalar yapiyorsunuz?

Abdurrrahim Polat: Burada bir kac yonelimimiz soz konusudur. Birincisi sizinde bildiginiz uzere partimizi Adalet bakanligina kayit ettirme calismalarimiz var. 2003 Eylul’unde ilk defa Birlik partisini resmi olarak kayit ettirmek icin basvurduk, fakat Uzbekistan rejimi bizi kayit ve dolayisi ile secimlere istirak ettirmemek icin cesitli bahaneler uyduruyorlar. Ornegin parti tuzugunde, tuzuk kelimesi yerine Rusca ‘Ustav’ kullanmamizi talep ettiler. Bize zaman kayp ettirmek icin uygulanan zorluklara ragmen bu istenilen degisikliklerin hepsini yaptik. Fakat bakanlik yeni bahaneler uygulamaya devam etti. Bakanlikla yaklasik alti aylik mucadelemiz sonucu Uzbekistan Yuksek Mahkemesine basvurduk. Sunu anlamak gerek ki Uzbekistan gibi diktatorluk rejiminde Adalet bakanligi ve Yuksek mahkeme ile mucadele etmek aslinda kahramanlik gibi bir sey. Uygulamak istedigimiz ikinci calismamiz, kendimizi milletimize daha iyi tanitmak ve demokrasiyi anlatmak icin ozgur ve daha demokratik gorsel ve yazili basini yaratma faaliyetlerimizdir. Uzbek dilinde yapilan en guclu internet sitesi yine Birlik Partisinin sayfasidir. Bunun disinda Hareket adli iki aylik siyasi, ekonomik ve hukuk konularinda yazilar yayinladigimiz dergimizi cikariyoruz. Tabi baskilar sonucu bu dergiyide yurt disinda basiyoruz. Fakat Uzbekistan’da dagitiyoruz. Ucuncu ve en onemli calismamis ise Birlik partisi olarak ulke capinda orgutlenme faaliyetimizdir. Cunku yere teskilatlarimizin gucu ve etkisi ile secimlerde basari kazanmamiz soz konusu.

Washingtonhaber: Bildigim kadari ile 24 Haziran’da Amerikan Kongresinde Avrupa’da Guvenlik ve Isbirligi komisyonunda Uzbekistan’da demokrasi ve insan haklari ile ilgili bir toplantiya katildiniz, bu toplantida neler soylediniz?

Abdurrrahim Polat: Burada cok ilginc bir nokta var, buda toplantinin adi; ‘Uzbekistan’da bogulmus demokrasi ve ayak altina alinan insan haklari’ydi. Buda gosteriyor ki Amerikalilar Uzbekistan’daki mevcut durumdan memnun degiller. Toplantiya katilan yuksek seviyedeki Amerikan Disisleri bakanligi yetkilileri ve uzmanlar ‘2001 Eylul’unden sonra Uzbekistan’da demokrasi ve insan haklari konularinda bazi ilerlemeler olsa da son aylarda bunun yerinde saydigini’ soylediler. Ben kendi konusmamda ise Uzbekistan’da demokrasinin gelismesi icin en onemli noktanin muhalefet partilerinin Adalet bakanligina kayit edilmesi ve secimlere katilmasi oldugunu, bugunku sartlar altinda ise Birlig’in buna hazir oldugunu berlittim. Bu toplantinin da katkisi ile Amerikan hukumeti Uzbekistan’a verilecek 18 milyon dolarlik yardimi durdurdu. Buda gosteriyor ki Amerika’nin Uzbekistan politikasinin degisme rotasina girmistir. Inaniyorum ki, bundan sonra Amerika Uzbekistan’da demokrasinin gelismesi icin daha olumlu yaptirimlarda bulunacaktir.

Washingtonhaber: Turkiye’nin Uzbekistan’da demokrasinin gelismesine sizce bir katkisi var mi?

Abdurrrahim Polat: Oncelikle sunu belirtmek gerekir ki Turkiye’nin Orta Asya ve bilhassa Uzbekistan’da sadece demokrasinin gelismesi hususunda degil, genel olarak da ilgilenmesi ve cesitli meselelerde katkisinin olmasi lazim. Turkiye kendisini Orta Asya’dan dislayarak politika yapamaz. Ama ne yazik ki bugun durum boyle degil. Turkiye Uzbekistan gibi AGIT uyesi, bu yuzden Turkiye’nin Uzbekistan’da demokrasinin gelismesi icin caba sarf etmek mecburiyetinde. Turkiye’de dis politikayi yonlendirenler butun enerjilerini sadece Avrupa Birligine degil Orta Asya’daki Turk Cumhuriyetlerine de sarf etmeleri daha iyi olur diye dusunuyorum.

Statement by Abdurrahim Polat-Uzbekistan Birlik Party

Statement by Abdurahim Polat Chairman,
Popular Movement "Birlik" Party
At the Commission on Security and Cooperation in Europe of the US CongressJune 24, 2004


Mister chairman, distinguished members of the Commission,

I am grateful for this given opportunity to make this speech here at the US Congress and participate in discussion of issues on democracy and human rights in Uzbekistan. No doubt these issues have a vital significance for our country.

I would like to particularly emphasize there is legal foundation for the United States and other members of OSCE to participate in the process of building democracy and civil society in Uzbekistan. Firstly, Uzbekistan, just as the United States, is a member of the OSCE, and its adherence to democracy and human rights principles is a must. Secondly, Uzbekistan has signed the Declaration on Strategic Partnership and Cooperation with the United States, under which our country's authorities have taken commitment to develop democratic society in Uzbekistan.
I am putting this hearing into this context and again let me thank you for your efforts in assisting Uzbekistan to foster democratic reforms.

If we want correctly to evaluate what is going on in Uzbekistan, we have to separate the events before 9/11 and after. Let's look at some facts. I was here in similar hearing five years ago and said Uzbek Official Security Services are severe and often killing not only so-called “Islamic extremists” but also representatives of democratic opposition. During 1999 they killed Chaiman of Birlik's Namangan City branch Ahmadkhon Turakhonov and activist Birlik's Andijan region
organization Zhurahon Azimov.

What happened after that Hearing of this Commission in 1999? Did Uzbek regime become somewhat softer towards democratic opposition in Uzbekistan? No. The same trend continued with heavy-handed approach against independent Muslims, opposition and human rights activists.

As result, Shohrukh Rozimuradov, Chairman of Birlik's Kashkadarya Region organization and former Deputy of the Uzbek Parliament was killed at the Tashkent Police department's jail in July 7, 2001. Simply, Uzbek Authorities were continuing heavy-handed physical abuse towards democratic opposition members as well.

About the same time, Birlik made an attempt to increase its activities. At the time, Birlik decided to hold a conference of the regional organisation in Ferghana, at which point the local head of Birlik was invited to the prosecutor's office and was warned about not conducting such event and that it would be unlawful event if it went ahead. Simply, the ordinary conference was predetermined and branded by the authorities as an unlawful event.

After the tragic events of 9/11, 2001, when Uzbekistan has become a partner of the United States on war against terrorism, the situation has started improving in the country. Local authorities became somewhat tolerant towards the democratic opposition and human rights activists. Pressure to Muslim community was also slightly less than usual. To put it briefly, changes in the serious direction have started to occur because of the presence of the United States in the region.

Steps of Uzbek authorities at the time seemed logical. After the collapse of the Taliban regime Uzbek government has ran out of excuses in favour of their heavy-handed approach. Up until that point, President Islam Karimov attempted to demonstrate himself as a “guarantor” of stability in the region against so called danger of Islamic extremists, in particular, Islamic Movement of Uzbekistan, which was closely linked to Taliban. Since this danger has disappeared, it was about time to start democratic reforms.

However, Uzbek democrats were well aware of the fact that danger of extremism was always a main excuse to do away with democratic opposition forces in the country. The main goal of Karimov's regime is not to let the opposition to play a part in the society, which may result a democratic change of the government. It has to be said that any softening of heavy-handedness of the government towards opposition has always been a result of the political pressure of the United States, which requires political reforms in the country.

So, year 2002 was indeed a year of Renaissance for Birlik. During the year, Birlik's regional conferences were conducted throughout the country and in 2003, for the first time over the past 11years, Congress of Birlik took place.

We cannot say that it all happened smoothly during the above-mentioned period. Although there were no reported deaths and mass arrests as in repressive previous years, authorities made every effort not to let the mass renaissance of Birlik to take place. Special Security Forces representatives (ex KGB), Police and local authorities kept threatening our activists and members across the country, including their families. Usual threats included job dismissals and arrests. But our activists were brave enough to carry on towards set goals and objectives.
The United States has given immeasurable moral support to Uzbek democrats and human rights activists. Members of many official delegations, including members of the Congress and representatives of the State Department have met with them in Tashkent. We are extremely grateful to Mr. Craner for his efforts to strengthen democratic reforms in our country. He consistently held meeting with local democrats in Uzbekistan during all of his visits.
Starting at the end of 2002, several NGOs, namely Freedom House, IRI, NDI started operating in the country. Their support to Uzbek democrats is also invaluable.

I said that Uzbek authorities had to reduce the abuse and heavy-handedness toward Uzbek democrats because of the pressure by the United States. Of course, it all had to come at a price, for such steps authorities received significant aid from the United States. But now we are seeing they are not going to let any further development of democratic reforms in the country.
This has become obvious again during the registration process of the opposition parties. It has to be said that official registration of the parties will allow such groups formally to participate in the political process, mainly, in upcoming parliamentary elections in December 2004.

Ministry of Justice is responsible for registering political parties in Uzbekistan. Birlik Party has filed its registration documents with the Ministry in October 2003. Ministry has already refused registration of the party in three different occasions giving different groundless reasons. I don't think one needs to prove that preparation of documentation for the political party registration is not a rocket science. Birlik Party's documents are fully in compliance with existing legislation. Unfortunately, Ministry of Justice, instead of following the laws of the country, is strictly following orders of President Karimov not to register truly opposition party. We have appealed to the Supreme Court of Uzbekistan against the ruling, which is currently considering our complaint against the Ministry of Justice. Obviously, in any normal democratic society, we would have won this case. But in Uzbekistan, it is well known that Courts also follow strict orders of President Karimov's regime. Regardless of this, we are continuing our efforts.
We clearly need an assistance of the United States and OSCE in this respect. Uzbekistan has taken several obligations in accordance with above-mentioned treaties with OSCE and the United States, which clearly state that authorities have to allow the activities of democratic opposition. USA and OSCE could be more demanding in this matter.

Yes, asking to be demanding is somewhat broad in definition, so, let me state what exact assistance we need at this point.

In order to make my point clear, let me tell you short anecdote. Man was almost drowning in the river, and many people started running across the bank to save him, and they all shouted “give me your hand, give me your hand.” The man would not simply give his hand, full stop. All of a sudden, one person in the crowd recognised the drowning person and says: “Look, I know this man, he never gives away anything to anyone, including his hand, so tell him TAKE MY HAND, and he will do it. That's what people did, and saved his life.

Philosophical meaning of this joke is that the help is only effective when we understand the nature of the one whom we trying to help. In the case of Uzbekistan it is necessary to understand that Uzbek government is not willing to conduct democratic reforms and stop to use violence against local democrats. There are a lot of evidences, but to follow are just a few of them:

- The authorities have been rejecting to register most of truly independent NGOs, Human Rights groups, and most importantly, all democratic political parties. The arguments of authorities, including President and the Ministry of Justice are so ridiculous that they really undermine the prestige of such a significant country like Uzbekistan.

- At the beginning of this year, Chairman of Birlik's Djizzakh region organisation Mukhiddin Kurbanov was arrested after the local police has found 19th century hunting gun at the unlocked garage of his apartment house. Only thanks to the pressure of International Organisations and personally by the Ambassador of Great Britain Mr. Craig Murrey and the US Embassy, abuse against this democrat was stopped. He was released but fined for a hefty sum by Uzbek leaving standards.

- At the beginning of May 2004, Chairman of Birlik's Namangan region organisation Makhamadali Karabaev was arrested by the local police. Mr. Karabaev was organising a membership campaign for the party, where he was beaten by so called “volunteers of order” of local authorities in the community. Actually, these are local agents of National Security forces. Appeal by Mr. Karabaev to the police regarding this incident caught no attention, but he was arrested subsequent to the statement of those who beaten him up.

- Polat Ohunov, one of the Leaders of the Birlik Party and Former MP of the USSR during the Gorbachev era, and the only Uzbek member of the famous Eltsin-Sakharov group, has at that time blamed President Karimov in supporting August Coup (1991). After Uzbekistan became independent in 1992, Polat Ohunov was jailed. After the involvement of Mr. Eltsin personally, he was then released in 1994 and he had to leave the country as a political refugee to Sweden. He recently returned to Uzbekistan to continue political carrier. But the government has immediately seized his passport and exploring the ways of opening a criminal case against him because he left the country unlawfully at the time.

These examples are clear evidence that the authorities are not willing to change, and will not acknowledge the opposition nor will they cooperate with them.

At the same time, as I understand, at least by the statements of high-ranking staff at the State Department that the United States is of an opinion that the government of Uzbekistan is showing signs of sincere willingness to reforms. Especially amusing to see some warm wards given to the address of the Ministry of Interior Affairs (Police), which, in due course, alongside with the National Security Service does carry out all abuses and rape orders given by Karimov's regime.

There is a reason for emphasizing this issue. It is obvious that Uzbek authorities clearly understand the role of the United States in today's world as a superpower. And they need its economic aid and hence they surely care about what the United States thinks of them. There is no doubt in my mind that authorities read the statements coming from the State Department as a following signal: “OK, carry on doing cosmetic improvements of your backyard, and we will criticise you a little, but at the same time we will consider your steps as a sign of sincere political will to make fundamental reforms and we will continue to support you.”

It seems to me that the United State should be more forthcoming in requiring from the Government of Uzbekistan to honour its obligations in accordance with the treaties of OSCE and strategic cooperation pact with the United States. By issuing similar type of statements, it should not give Karimov's regime false signals of approving his policies.

This is a very important issue and therefore I agreed to come here today to make this point bluntly clear.

Another issue that I wanted to touch is the following.

There is no doubt today that furthering development of democratic process in Uzbekistan is possible only after registering democratic opposition parties and letting them function officially in the country. But one has to see the facts and it is obvious that authorities will not want to make significant changes in this area. Therefore, only step-by-step changes can be made currently, and even small improvements at a time should be encouraged. Therefore, precedence in this area is important by a mean of requiring the government to register at least one of the political parties.

According to the reports of the State Department, it is obvious that Uzbek authorities consistently denying registration of four political parties. These are: Party of Agrarians and Entrepreneurs, Party of Free Farmers, Erk Party and Birlik Party.

It has to be said that first two parties has only been found recently, and they are not really tried and tested in action. These parties, except some small number of individuals, have no known individuals/figures as their leaders. Both of these parties have also passed their registration documents, but after the refusal by the Ministry they have given up the fight already.
Erk Party was created in 1990, and at the beginning the party leadership favoured pro-Karimov policies. It shifted its policies drastically later on and even attempted to set up military group against the government. Over the past decade, there has been a number rumours about linking leadership of the party to the religious extremist groups, and even with Taliban. In 2003, first attempt to conduct the Party congress resulted in split of the party. Old leadership was subsequently replaced because of the above-mentioned doubts and new leadership is making efforts to get its act together. Therefore, it has not even lodged registration documents with the authorities at this point. Having said that, it is not clear as to why Erk party is always mentioned in the list of parties that the government is refusing registration.

This issue is actually very important and serving for the benefit of authorities. For example, during the Ministry of Justice briefing on May 21, 2004, Minister Polvonzoda said with gentle hinting about State Department that many statements on rejecting of registration above mentioned parties are false as Erk Party has not even filed registration documents and other two parties did not correct exposed by Ministry of Justice shortcomings in lodged documents.
Birlik is the oldest opposition democratic organisation in Uzbekistan. For the part 15 years, Birlik went through a lot of developments. Party has started the fight for country's independence at the beginning. It is worthwhile to state the fact that first program of the party has clearly stated our core belief – “To independence through democracy.” Birlik has never moved from its democratic core values, and always remained the same even during the years of repression, when Uzbek authorities took a course of physical rape and abuse of our members.
Birlik party still remains as a leading opposition party. It has seen a massive renaissance under new conditions, it created extensive regional network across the country, and currently making preparations to participate in the upcoming December parliamentary elections. During the past year, Birlik is fighting to obtain official registration. After Ministry of Justice's latest refusal, it took the case to the Supreme Court of Uzbekistan. In current conditions in Uzbekistan, this is a huge achievement. Court has consistently refused to consider our appeals against the Ministry of Justice in the past. At last, court process has started on June 14th. However, it had to announce a break until June 24th because of the request of the Ministry of Justice. We would like to hope that Supreme Court would favour Birlik and force the Ministry to register the party. This would have been a real progress that deserves high attention. If this is the case, then it could be said that the authorities of Uzbekistan have a sincere political will to conduct democratic reforms.

I would like to point out another area of activity of Birlik. Everyone understands that without an independent media from the government it is impossible to talk about democracy. Birlik is not waiting for the formal approval of the authorities to register independent media. Group of pro-democratic activists, majority of whom members of Birlik Party have been publishing economic/political/human rights bi-monthly periodical journal “Harakat.” There have already published 47th issue recently. To name the few, only this periodical published materials of the UN's Committee on Torture about Uzbekistan and the full text of the Declaration on Strategic Partnership and Cooperation between Uzbekistan and USA. I am very pleased to announce that American organisation National Endowment for Democracy has become the sponsor of the periodical in recent years.

Birlik Party is well prepared by all parameters for receiving official registration. Therefore, for all who want to create precedence in registration truly political party in Uzbekistan, in my opinion, they need persuasively request the government to register Birlik Party. If such demands for the registration of Birlik party were combined by requests of registering other parties, which have even not filed documents for registration and some have given up the fight, it would undermine the seriousness of the demanding parties.

Let me put my thoughts in a different form. If someone will put a pressure to authorities to registered several parties in one go, most of which are not even ready at this stage, this will be taken by the government of Uzbekistan as a sign that the demanding party has a little knowledge of the current political situation in the country, and authorities will not honor such demands.

At the same time, it should not be considered that Birlik wants to monopolise opposition field in the political stage. We understand perfectly that government will start registering other parties fearing the consolidation of democratic forces around one registered opposition party. They would want to create a similar situation like in Azerbeijan and distribute the power across many parties.

Let me emphasize the following in conclusion:

I also fully recognise the fact that integration of Uzbekistan into the Shanghai Cooperation Organisation, where top member-countries do not adhere democratic principles at all, and the recent Russian-Uzbekistan strategic cooperation agreement puts democratic reforms and efforts of the United States to help create stabile states in the Central Asian Countries in a serious danger.

Birlik Party has given repeated backing to the foreign policy of the Karimov's government oriented to be close to USA and West. However we are closely following developments in Shanghai Organisation and Russian-Uzbek relations. Yes, at this stage, there are more discussions there than real action here. But, if serious steps will be taken in these areas, which will undermine pro-western policies, we will be strongly speaking against it.
Finally, I am not aware that how much this hearing will affect to the approval of the next tranche of US's financial aid to Uzbekistan. In any event, I wanted to make the following statement in this regard:

Birlik has never appealed for international isolation of Uzbekistan because of dictatorial policies of Karimov's regime, and has never asked foreign countries to stop releasing financial aid to the country. On the contrary, we always called for integration of Uzbekistan into international institutions, assuming that this would foster democratic society in a longer term. But simultaneously, put a requirement to the government of Uzbekistan to conduct democratic reforms seriously in exchange of financial support or any other forms of aid.
Proceeding from this core principle, I think that now State Department should certify Uzbekistan for broader assistance programs, but at the same time, US government should require democratic reforms in exchange, in particular, registration of Birlik Party and substantially extend to help to truly independent NGOs and pro-democratic forces in Uzbekistan.

Thank you for your attention.

Misyoner Orgutlerin Turkiye Operasyonlari, Ali Riza Bayzan

From: "ALÝ KARATEPE" <alikaratepe@t...>
To: washingtonhaber-owner@yahoogroups.com
Subject: Türk Dünyasý Tarih Dergisi'nin Temmuz 2004 tarihli sayýsýnda yayýmlanan misyonerlik makale
Date: Mon, 26 Jul 2004

Misyoner Orgutlerin Turkiye Operasyonlari*

Ali Riza Bayzan

 
Hýristiyan Misyoner Örgütlerin Türkiye'deki ve Türk Dünyasý'ndaki faaliyetleri, son yýllarda ulusal kamuoyumuzu ve Türk medyasýný ciddi bir þekilde meþgul etmektedir. Bu durum, uluslararasý medya ve uluslararasý kamuoyu için de geçerlidir. Dünya medyasý ve kamuoyu, Baþkan Bush'un radikal Hýristiyan kimliðine dayalý söylemlerini,1 Cumhuriyetçi Parti'nin Yahudi-Protestan inancýna dayalý Kýyamet ve Mesih beklentisi ile örtüþen dýþ politika çizgisini ve bu baðlamda misyoner örgütlerin uluslararasý politikanýn bir aktörü hâline getirilmesini garip bir þaþkýnlýkla izlemektedir. Bu baðlamda bizde de hararetli tartýþmalar yapýlmaktadýr. Kimi uzmanlara göre dinsel faktörlerin Amerika dýþ politikasý üzerinde pek bir etkisi yoktu. Kimilerine göre misyonerlik faaliyetleri fazlasýyla abartýlýyordu; þimdiye dek kaç kiþi Hýristiyanlaþtýrýlmýþtý ki? Üstelik Müslümanlarýn kendi dinlerini anlatma hakký olduðuna göre misyonerlerin de Hýristiyanlýðý anlatma hakký olmasý gerekmez miydi? Tartýþmalarda pek çok gariplik de vardý. Örneðin, misyonerlik faaliyetlerini eleþtirenler, daha Hýristiyan kaynaklara göre "misyonerin" kim olduðunu ve "misyonerliðin" ne olduðunu bilmiyordu. Örneðin, misyoner örgütlerin baþarýsýný sadece "yeni kiliselere devam eden kiþi sayýsýna dair istatistiklerle" ölçmeye kalkýyordu; "Ýsimsiz Hýristiyan: Unnamed Christian", "Görünmeyen Kilise: Invisible Church", "Ýnkültürasyon: Hýristiyan Kültürünü Aþýlama"2 gibi kavramlarý bilmiyorlardý. Kimi silâhlý eylemlerin "Kurtuluþ Teolojisi" adýyla bir inanç hâline getirilip meþrulaþtýrýldýðýný3 rüyalarýnda bile görmemiþlerdi. Yine örneðin Baþkan Bush'un ve Cumhuriyetçi Parti'nin fanatik dinci kimliði hakkýnda kulaktan dolma bilgileri bile yoktu.Gerçekte karþýmýzda, bireysel olarak inancýný baþkalarýyla paylaþmak isteyen kendi hâlinde Hýristiyanlar yok. Birey olarak misyonerlerle deðil, örgüt olarak misyoner kurumlarla karþý karþýyayýz. Bütün bunlarýn ötesinde misyoner örgütler, misyonerliðin yaný sýra politik, ekonomik, ekolojik, sosyal ve kültürel alanlarda da stratejik ve sistematik faaliyetler yapmaktadýrlar. Üstelik küresel devler, misyoner örgütlerin faaliyetlerine her türlü lojistik desteði vermektedir. Bu kitapta bunlarý belgeleriyle birlikte sergiliyoruz.Bu misyoner örgütlerin birçoðu, pek çok devletten daha uzun bir tarihe sahiptir. Ekonomik kaynaklarý ve uluslararasý iliþkilerdeki etkileri itibariyle de misyoner örgütler, orta ölçekli devletlerle yarýþacak çaptadýr.Misyoner örgütler, Cumhuriyet Türkiyesi'ne beþ dalga halinde gelmiþtir. * Birinci dalga, II. Dünya Savaþý sonrasý CHP/Ýnönü iktidarý döneminde 1948'de Amerika'nýn Marshall yardýmlarýyla baþlayan süreç. * Ýkinci dalga, 12 Eylül sonrasý Özal dönemindeki dýþa açýlým süreciyle: Osmanlý döneminden 1980li yýllara kadar Müslümanlýktan Hýristiyanlýða geçtiði bilenen kimseler parmakla sayýlacak kadar az idiyse4 de, bu tarihten sonra yerden mantar biter gibi Türkiye'nin dört bir tarafýnda Protestan kiliseler açýlmaya baþlamýþtýr. * Üçüncü dalga, 1999 depremiyle: Depremzedelere yardým ettiði için kimse sorgulanamaz elbette, ancak yardýmlarýn bir din deðiþtirme aracý olarak kullanýlmasý hiç kuþkusuz insan haklarýna da aykýrýdýr. Üstelik Dünya Kiliseler Birliði ile Dünya Müslüman Kongresi'nin ortaklaþa düzenledikleri diyalog toplantýsýnda insani yardýmýn din deðiþtirme aracý olarak kullanýlmamasý kararý alýnmýþtý. Ancak bu karardan üç gün sonra bir araya gelen Hýristiyan delegeler alýnan karardan dönmüþlerdir.5 * Dördüncü dalga 2000-2001'de inanç turizmi ve üçüncü bin yýl (milenyum) kutlamalarýyla, * Beþinci dalga ise, AB uyum yasalarýnýn lojistik desteðiyle baþlamýþtýr.2004'ün yaz ayý beþinci dalganýn dönüm noktasý olacaktýr. Bunun iki temel nedeni vardýr. Birincisi, yaz aylarý binlerce gönüllü misyonerlerin devreye girdiði mevsim olmaktadýr. Ýkincisi, AB Uyum Yasalarý ile Türkiye'de kilise kurmak da serbestleþtirmiþtir.6 Ancak Avrupa Birliði 2003 Ýlerleme Raporu'nda bu durumu yetersiz bulmaktadýr. Rapordaki bu ifadeler Avrupa Birliði'nin Türkiye'ye misyoner örgütler konusunda giderek daha fazla baský yapacaðýnýn göstergesidir. Misyoner Örgütler AB rüzgârýyle yelkenlerini þiþirerek yeni oluþan fýrsatlarý deðerlendirmek isteyeceklerdir.Avrupa Birliði, misyoner örgütlerle ilgili konulara Ýlerleme Raporlarý'nda somut ve özel olarak yer vermektedir. Bunun son örneði 2003 Ýlerleme Raporu'nda Diyarbakýr Kilisesi'nin durumudur. 2003 Ýlerleme Raporu'ndan okuyalým:7Konuya hakkýndaki literatüre dairMisyoner Örgütlerin güncel faaliyetlerini konu alan kitap çalýþmasý birkaç istisna dýþýnda yok denecek kadar azdýr. Bu konudaki kitap çalýþmalarýnýn hemen hepsi misyoner örgütlerin tarihte yapmýþ olduðu faaliyetleri konu almaktadýr. Tarihsel çalýþmalarýn bir kýsmýnda güncel konulara deðini varsa da bunlar oldukça yüzeysel bilgilerdir. Aðýrlýðý teolojik tartýþmalara veren çalýþmalar, konumuza ýþýk tutmadýðý için pek iþe yaramamaktadýr. Dinler Tarihi baðlamýnda yapýlan çalýþmalar teorik aðýrlýklý olduðu için konumuz açýsýndan iþlevsel deðildir. Biz güncel geliþmeleri ele alýrken gazeteciliðin gereði olarak "5N+1K" sorularýna cevap aradýk. Nedir "5N+1K"? "Ne? Nerede? Ne zaman? Nasýl? Neden? Kim?" Biz konuyla gazeteciliðin ötesinde "araþtýrmacý" olarak da ilgileniyoruz; bu bakýmdan akademik gelenekleri gözeten bir çalýþma yaptýk. Araþtýrmacý kimliðimiz, itfaiyeci ile yangýn arasýnda tarafsýz kalmamýzý gerektirmedi elbette. Ancak bilgiye ve belgeye dayalý olmayan hiçbir iddiada bulunmadýk. Bu alanda yapýlan çalýþmalarýn % 90'ýndan farklý olarak konuyla ilgili bilgi ve belgeleri özellikle ve öncelikle misyoner örgütlerin kendi kaynaklarýndan ortaya koyduk. * Ali Rýza Bayzan, Küresel Vaftiz,Ýstanbul-2004, IQ yayýnlarý. Web:www.bayzan.net 1 Örneðin bkz., L. H. Lapham, "Ahir Zaman Peygamberi Bush'a" Nur Yaðýyor, 15 Temmuz-15 Eylül 2003 tarihli Le Monde Diplomatique Türkiye, s. 30 vd.2 Dr. Ali Ýsra Güngör, "Kilise'nin Yeni Misyon Anlayýþýnda Ýnkültürasyon'un Yeri", AÜÝFD Cilt: XLIII (2002), Sayý 1, s. 171-185; A. Roest Crollius, Ýnkültürasyon, Dini Araþtýrmalar Dergisi, C. 1, S. 1, s. 93-105, Ank.-1998. 3 Bu konuda bkz., Mim Kemal Öke, Din-Ordu Gerilimi, Ýst.-2002, Alfa Yay. Michael Löwy, Marksizm ve Din / Kurtuluþ Teolojisi Meydan Okuyor, çev., Ýrfan Cüre, Ýst-1996, Belge yay.4 Bu baðlamda iki örnek özellikle anýlmaya deðer diye düþünüyoruz. Ünlü þair Tevfik Fikret'in bir "amentüsü" vardý ve bunu biricik oðlu Haluk'a adamýþtý. Bir bakýma Halûk, inandýklarý ile yeni kuþaðýn öncüsü olacaktý. Ancak Haluk Amerika'da Katolik bir papaz olmayý tercih etmiþti. Abdülhamid'i hedef alan Ermeni teröristine "Ey þanlý avcý" diye övgü dolu bir þiir yazan Tevfik Fikret, oðlu Haluk'un papaz oluþuna da hiç ses çýkarmamýþtý. Çok daha dramatik olan ise "Mecelle"yi hazýrlayan heyetin baþkaný olan ünlü düþünür ve bilgin Ahmet Cevdet Paþa'nýn torunu olan Fatma Aliyye'nin 70'li yýllarda Avrupa'da, Tevfik Fikret'in Haluk'una özenircesine, "rahîbe" olmasýdýr.5 Mahmut Aydýn, Monologdan Diyaloða, Ank.-2001, Ankara Okulu yay. s. 232 vd.6 6. uyum paketinin 9. maddesi7 Devlet Planlama Teþkilâtý, Avrupa Birliði ile Ýliþkiler Genel Müdürlüðü Türkiye'nin Avrupa Birliðine Katýlým Sürecine Ýliþkin 2003 Yýlý Ýlerleme Raporu, Ankara Aralýk 2003.

Türk Dünyasý Tarih Dergisi'nin Temmuz 2004 tarihli 211. sayýsýnda yayýmlanan (s. 20-21) makale. Bkz., www.turan.org

Broader Middle East Inititaitive: Perception From Turkey, TUSIAD

Turkish Industrialist' and Businessmen's Association
Washington Office

TURKEY in FOCUS

Issue: 7
July 2004

Yakup Beris
yberis@tusiad.us

Asli Gurkan
agurkan@tusiad.us

BROADER MIDDLE EAST INITIATIVE: PERCEPTIONS FROM TURKEY

Lately, Turkey’s role in the Broader Middle East and North Africa Initiative (BME Initiative) –a new term replacing Greater Middle East Initiative- has been subject to heated discussions on several different platforms. Most recently, this role has been highlighted during the June G-8 summit, held in Savannah, Georgia. Turkey was invited to this Summit as a “democratic partner”, as opposed to the descriptions of the country in the original documents as one of the target countries. This gesture pleased Turkey as it had long expressed interest in the Initiative, nevertheless objected to be defined as a target country.

For a long time, especially after 9/11, both the American and Turkish officials have been emphasizing Turkey’s unique status in the Muslim world -especially in the Middle East- as a democratic, secular country with an overwhelming Muslim population. Frequently, they have gone so far as to say that current Turkish political, social, and economic system could function as a role model in its region. From various quarters, especially those in the Arab world, such promotion of non-Arab, secular Turkey as a role model in the region faced serious objections. Turkish and American officials now highlight Turkish experience as a source for “inspiration”, dismissing “one size fits all” implications of the role model approach. The officials of the ruling Justice and Development Party (AKP), for example, have confronted on every instance that Turkey cannot be and does not want to be seen as a role model. Instead, they say, Turkey’s own experience, especially its nation-building and democratization process, can offer valuable lessons to the regional countries in their reform efforts. 

Nevertheless, despite attempts to limit expectations about Turkey’s model role, several developments in its foreign policy suggest that Turkey, at least the Turkish government, bids to assert a more active role in the Middle Eastern affairs and intends to bridge its long standing gap with the Arab world. Meanwhile, in an interesting way, Turkish government’s rapprochement with the Arab countries coincides with its push for starting accession negotiations with the European Union, and hard work in passing all the related democratic reforms. The confidence gained through the success in these reforms and the belief that AKP conservatism clicks well with the Middle Eastern culture and politics, translate into an increased activism in the region.

However, this activism, coupled with the new regional plans of the United States, also triggers deep fears in the country about Islamic forces gaining more political power, and reveals a historical skepticism towards the Arab countries. Adding to this the already difficult task of transforming a region politically and economically, and growing suspicions of the AKP’s “hidden agenda”, Turkey’s increasing involvement in the attempts to transform the Middle East finds, at best, a reluctant agreement by the secular groups (Bureaucratic elite, opposition Republican People’s Party, military, and some intellectuals). To the contrary of what one might tend to think about AKP’s ability to enjoy the support of the Islamic and conservative groups within the country, BME Initiative causes a great deal of reluctance and suspicion among these groups as well, mainly due to the fact that the initiative has too much American flavor. Therefore, coming from different rationalities, diverse groups share a certain degree of hesitancy towards the BME Initiative.

It is important to note that the debate over closer engagement with the Middle East is relatively new in Turkey. June 2004, the month of Summits focusing on the Middle East (G-8, OIC, and NATO Summits), ignited a somewhat healthier debate on the future of the Middle East and Turkey’s involvement in the region. Fortunately, the parties in this debate generally agree on the broader need for democratic reforms in the Middle East. The questions and suspicions revolve around the methodologies, and the sincerity of the major actors in implementing them. The fear that the BME Initiative could divert Turkey from its European vocation and drag it into a "mess" in the Middle East reinforces these suspicions. Nevertheless, as the discussion in Turkey deepens, it invites an awareness and self-criticism about the failed Middle East policies todate, and opens the doors for creative contributions to the reform process in the region without reversing the course of the country’s integration into the EU.

AKP and the New Activism in the Middle East

On many occasions, AKP has voiced its intention to take a more active role in the events reshaping the Middle East and expressed its deep interest in the BME Initiative. Erdogan stated this interest during his January 2004 visit to Washington, DC, and the June 2004 G-8 Summit in Georgia. In the G-8 meeting, Erdogan clearly laid out the rationale behind his government’s support for the initiative. “As long as we are sitting at the table, our words may be listened. Turkey does not wish to be left out of such developments.” Such desire to influence the new developments in the region is reflected in the AKP's relations with the US administration as well as regional countries.

AKP and the Bush Administration: For the top party officials, the BME Initiative meant an opportunity for closer cooperation with the United States, despite the existence of differing views regarding the developments in Iraq. It is safe to argue that the Bush Administration’s “forward strategy” in the Middle East converged well with the AKP’s willingness to play an exemplar role for the Muslim societies in the Middle East.

Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan’s visit to the US at the end of January 2004 illustrates this point well. The then Greater Middle East Initiative, which at the time was in its early stages, constituted an important part in the meetings between the Turkish and the US officials, and the issue of reform in the Middle East enjoyed a great deal of emphasis in Erdogan’s public remarks. Erdogan underlined in many moments of his visit that Turkey, with its predominantly Muslim population and democratic and secular ideology, remained ready and competent to serve an active role in its region and do its share “to help establish a harmony of civilizations.” In his speech at the American Enterprise Institute, he tried to describe the nature of this new regional role; “Turkey will achieve this not merely through its economic and military power, but its ability to make contributions to the universally accepted values and facilitate their dissemination and interaction among various parts of the world.  In this sense, Turkey in its region and especially in the Middle East will be a guide in overcoming instability, a driving force for economic development, and a reliable partner in ensuring security.” US Deputy Secretary of Defense Paul Wolfowitz resonated with this reasoning in his interview with CNN Turk: “We're looking to build a future in the Middle East and in the whole region that is positive for democracy, positive for the values that Turkey and the United States share. I think we are working together as partners. That is the important point.”

Referring to the objections that Turkish model could not be imposed on the countries with different social structures and political cultures, Erdogan acknowledged that Turkey's path to democracy was not a one-size-fits-all model that can be implemented identically in all other Muslim societies, but rather it could serve as a source of inspiration and a reference point for other Muslim societies. In the mean time, Erdogan said the time had come for these countries “to find their own solutions to their problems,” reiterating the message conveyed by Foreign Minister Abdullah Gul in Iran and Malaysia in 2003, the kind of message the Bush Administration enthusiastically advocates.

AKP’s Efforts to Enhance OIC’s Role In the Muslim World: The second major occasion highlighting Turkey’s renewed interest in the region, and its rising –although resisted- influence in the Middle Eastern affairs was the Organization of Islamic Conference (OIC) Summit that was held in Istanbul on June 14-16. For the first time in the history of the organization, a Turkish candidate, Ekmeleddin Ihsanoglu secured 32 votes and was elected as the Secretary General of OIC after two rounds of voting. Despite reservations from heavyweight countries such as Egypt and Saudi Arabia, his election came with the backing of Central Asian, Balkan and African countries.

The other success of the summit hinting Turkey’s rising influence in the eyes of Muslim countries was the decisions taken with respect to the Turkish Cypriots. Responding to Turkey’s pressure, the OIC decided to upgrade the representation of the Turkish Cypriots in the organization by referring to the Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) as the "Turkish Cypriot State" instead of the "Turkish Cypriot Community." The three-day meeting of OIC foreign ministers ended with a call on members to strengthen solidarity with the Muslim Turkish Cypriot people and extend cooperation with them in a variety of fields. (The OIC countries also pledged to help Turkish Cypriots in easing the sanctions.)

In addition to efforts to become more active in the organization, Turkey also vowed to strengthen the international role of the organization and its pro-reform influence in the Muslim world. After being elected Secretary General of OIC, Ihsanoglu pledged to undertake OIC through major revisions in order to improve its effectiveness and credibility. In the welcome speech for the OIC members, Turkish President Ahmet Necdet Sezer echoed this approach and said, “Let’s look at things honestly and pragmatically. We have to evaluate this organization from a critical eye first in order to transform it into a powerful and influential force.” In a bid to turn this platform a center of gravity for democratic change in the region, Turkish Foreign Minister Abdullah Gul repeated in this Summit his early calls to the Muslim world for implementing radical reforms in terms of democracy and human rights.

Coupled with the recent remarkable steps in the road to the EU, these simultaneous developments signal a change in Turkey’s overall foreign policy outlook. Rather than a more passive and reactive policies, Turkish foreign policy under the AKP government carries elements of a more proactive approach both towards Europe and the Muslim world.

Objections to Terminology:  While urging the Muslim countries to act swiftly in the self-determined path to democracy, AKP leader Erdogan has insistently cautioned against accusing the Islamic doctrine for encouraging terrorist activity. Erdogan implied in his two visits to the US this year that such misperceptions and biased characterizations were currently prevalent in the West in general, and the US in particular.

Erdogan and other AKP officials, in line with Turkey’s overall concern, point out that Turkey does not want to be promoted as a "moderate Islamic" model to target countries, due to its deep rooted secular character. As a recent example, speaking at a panel in Chicago, Erdogan reacted against U.S. Congress Member Jane Harmon and Princeton Professor Bernard Lewis for using the phrases "Islamic terrorism" and "moderate Islam". “If you say “moderate Islam” then it would mean that there is something like “radical Islam... As a Muslim, I cannot accept such a concept. Islam rejects all extremism," he said. Regarding “Islamic terrorism”, he noted,  “It's utterly inappropriate to associate terrorism with Islam.”

AKP’s Stance on the Israeli-Palestinian Conflict and Rising Tensions with Sharon Government: On every occasion, AKP officials point out that solving the Israeli-Palestinian conflict is a necessary step in efforts to initiate reform in the Broader Middle East. The message was strongly conveyed during the G-8 and OIC Summits.

Turkey actually enjoys an advantageous role with respect to Israeli-Palestinian conflict. Being the only Muslim country that enjoys close military and economic ties with Israel, and having good relations with Palestinians, Turkish officials believe that they can play an intermediary role between the two sides. Although some deem this vision unrealistic, AKP leaders have often referred to their willingness to exert efforts as necessary to bring Israelis and Palestinians together, possibly in Istanbul. Asked after a meeting with an Israeli minister if Turkey would assume such a role, Erdogan said, ''Why not? We told the Israeli minister that we would undertake such a duty willingly. When our Foreign Minister (Abdullah Gul) was getting prepared to go to the Middle East, violence further escalated. If those incidents had not occurred, Mr. Gul and myself would have had many contacts regarding the Israeli-Palestinian dispute.”

However, these plans had to be abandoned, at least temporarily, after Erdogan’s recent critical remarks against the Israeli policies towards the Palestinians. Erdogan’s critical remarks first surfaced following the pre-planned assassinations of two Hamas leaders in Gazza Strip, followed by Israeli raids in Rafah, which Erdogan characterized as “state terrorism”. "You cannot put the blame on the Palestinians in the armaments race. They are using stones, and you are dropping bombs from helicopters. I told them they [the Israelis] are the biggest-ever arms producer in history," the Anatolia news agency quoted Erdogan. "We have no problem with the Israeli people but, unfortunately, what the Israeli government has been doing is now leading to an increase in anti-Semitism in the world," he said. The Turkish government also temporarily recalled to Ankara its ambassador to Israel as well as Turkey's consul general in Jerusalem for consultations. Although the officials underline that Turkey’s official policy towards Israel has not changed, and the two countries continue to have strong military and economic ties, especially after the spread of some rumors on Israel’s increasing involvement in Northern Iraq, the relations are suffering from a mini-crisis these days.

Erdogan’s bold remarks against the policies of the Israeli government probably earned him a certain amount of respect both in the eyes of the Arab governments that has been hesitant to direct such harsh criticisms themselves, as well as in the eyes of the conservative constituency of the AKP. The extent to which this translates into improved relations with the Arab world and the degree to which Turkish-Israeli partnership can endure this tension retain a potential to affect the nature of Turkey’s future involvement in the region.

Differing Perspectives in Turkey

Conservative and Islamic resentment towards the US: Erdogan’s criticism of Israeli policies resonates well with the Islamic and conservative (the term AKP uses to associate its constituency) line of thinking in Turkey. Yet it is hard to claim that these groups share AKP’s enthusiasm about the BME Initiative. While approving the idea that Turkey should increase its ties and influence in the Muslim world, they dismiss the initiative as a US-led plot to maintain Western hegemony in the region.

Some examples from newspapers published by Islamic and conservative circles better illustrate the point. A columnist from Yeni Safak, Davut Dursun, for example, calls OIC’s possible involvement in the Broader Middle East and North Africa project “humiliating”. He says the OIC has so far disappointed the Muslim world by acting as a US lackey. Influential journalist Fehmi Koru in a recent column wrote that the success of Turkey in the eyes of the Muslim countries depends on keeping its distance from the US just as it did in Iraq, starting from the March 1 decision. Koru suggests that Turkey should come up with its own reform agenda for the Middle East rather than trying to incorporate itself into US-led initiatives.

Nevertheless, it is important to note that although the so-called “Islamists” and conservatives object to the US-led reform initiatives, they support Turkey’s stronger involvement with the Muslim world. Therefore, to the extent that AKP can convince these groups that a cautioned cooperation with the US is necessary to enhance Turkish role in the region, the objections coming from these groups seem to be manageable. 

Debate over Turkish Secularism: According to the Islamist and conservative groups, a Turkey that has outright rejected religion as an anti-modern force cannot serve as a model for other Muslim countries in the region. Therefore, in their views, the country would need to transform its own secular-religious dynamics in line with the Anglo-Saxon rather than the French Jacobin tradition. Ironically, the liberal intellectuals also voice this accusation about too strict an application of secularism. They too call for a redefinition of the concept by the state authorities in a way to lead to a more “tolerant and democratic secularism” in Turkey.

The debate on secularism within Turkey is important because it can work both ways in promoting Turkish model in the Middle East. On the one hand, from the perspectives of the countries in the region, it can lead to a more acceptable form of secularism, which tolerates, instead of control, the religion. On the other hand, the very same transformation –or some may call it dilution or distortion- of the concept increases the odds of stirring a stronger reaction among the secularist elite against the AKP. Such a strong reaction may hinder the advocacy of Turkish system in the Middle East.

Secularist Elite and the Military: AKP’s enthusiasm for the Greater Middle East project is not as widely shared by all. And not surprisingly, secularist line of criticism represent the strongest opposition to an activism in the Middle East led by the AKP.

The secularist perception of the BME Initiative is perhaps best crystallized by the Republican People’s Party (CHP) saga. Deputy Chairman of CHP Onur Oymen, a former diplomat and an influential figure in the CHP’s foreign policy formulations, laid out his views on the Initiative in a seminar a while ago. He stated that pushing for democratic reforms in the Middle East through such an initiative is a crucial leg in the fight against terrorism. “A country like Turkey that has suffered from terrorism for almost two decades, should especially extend its support to the project”, Oymen stressed.

However, judging from Oymen’s speech, the reservations about the US-led reform initiatives builds a much longer list. Oymen and others stress that secularism has to be incorporated as a fundamental pillar of establishing democracy in the region, hinting that the BME Initiative has not put sufficient emphasis on secularism. In fact, they argue, the AKP too does not spend enough energy to promote the ideals of secularism.

The idea that Turkey should be a role model in the Muslim world as an example for a “moderate Islamic” country raises suspicions about the US motives in pushing for such an initiative. “Moderate Islam” has a negative connotation in the Turkish secular psyche. The famous gaffe of US Secretary of State Colin Powell calling Turkey an “Islamic Republic’, further agitated the suspicions of those who think that the US wants to transform Turkey from a “secular” to a “moderate Islamic” one, which they claim is inline with the AKP’s “hidden agenda”.

Obviously, the perception on the secularist wing, which includes the CHP, military, and some bureaucratic elite, towards the BME Initiative is significantly shaped by the deep skepticism towards the AKP. These groups, albeit with a differing degree, believe that the AKP government’s determination in the path to the EU might be a tactic to reduce its only domestic political rival, military’s, influence and implement their hidden goals. The conspiracy is that AKP does not believe that Turkey would finally become an EU member. Thus, their aim is to prove this to the Turkish public and later on follow their own foreign policy formulations that envisage close ties with the Muslim world, once the other major alternative, the EU, is diminished. AKP’s enthusiasm to play a major role in the BME Initiative causes further irritation among the AKP-skeptics as early signals for its ultimate “Islamisization’ goals. Whether or not Turkey receives a date for starting accession talks with the EU in December will carry a significant weight in the escalation/easing of such doubts.

Some others in these circles simply find the BME Initiative unrealistic. Radikal Columnist Gunduz Aktan comments that the Broader Middle East Initiative “is proving to be a frustration, because the project lacks the financial resources to support its economic planks, and this might make it unable to reach its political aims. Countries in the region might not find this project attractive, as they will all be under great pressure on democracy yet unable to ensure political progress. The BME Initiative is envisaged to be implemented only by countries, which accept participation in it. In other words, there won’t be any obligations. The project won’t be a prescription either. It will be implemented in accordance with the different conditions in different countries.”

The military’s take on the initiative is a measured one. It echoes the conviction that secularism is indispensable in the path towards democracy. In a speech given by Deputy Chief of Staff Ilker Basbug on May 27, he said that Turkey’s experience with democracy could not be implemented in other countries, due to the unique secular nature of Turkish political system.  He argued in his speech that without secularism it is very difficult if not impossible for countries to become liberal democracies.

A recent report released by the Office of the Chief of Staff further elaborates on the military’s perceptions on the BME Initiative. The report agrees with the overall promise of the AKP government that Turkey cannot remain outside such an initiative due to its geopolitical location and strategic interests. “It is in our national interest to promote the political and economic development of the Middle East,” underlines the report. It once again stresses that Turkey should not be represented as a “moderate Islamic” country but as a secular one. The Chief of Staff report points out several elements that the BME Initiative should pay careful attention, such as specifying a clear target, encouraging cooperation among countries in the region, and ensuring fair treatment among the countries in terms of distributing physical and financial resources. The report also urges that the initiative should be inclusive of all countries, which would like to take part in the BME Initiative.

Increasing Anti-Americanism Across the Board: A widely shared belief in Turkey after recent events in Iraq is that any democratization project that is led by the United States will most likely fail. Many argue that the US has lost a lot of credibility throughout the world but especially among the Middle East countries. Such loss of credibility has been exacerbated by the escalating violence, Abu-Ghraib scandal, the lack of evidence regarding the weapons of mass destruction in Iraq, missing Al-Qaeda-Iraq link, and the perception about the US’s biased attitude towards the Israeli-Palestinian conflict. Most in Turkey agree on the premise that democratization in the region has to be initiated by the Middle Eastern countries themselves. It has little chance of working if it is imposed from outside.

Conclusion:

In the larger perspective, this new emphasis on collaborative effort to promote reform in the Middle East is yet to be tested. For example, policies against countries that are accused to possess weapons of mass destruction, i.e. Iran and Syria, have the potential to be issues of contention when the policies might require more muscle flexing than diplomacy. In this respect, Turkey and the US are likely to have differing priorities in the quest for democratization in the Middle East when “democracy promotion” and “war on terrorism” present conflicting choices between dialogue and use of force in dealing with the autocrats in the region. Turkey’s role as a source of inspiration in the region is also bound to be limited due to the historical baggage dating back to Ottoman ruling in the region. Therefore, beyond the rhetoric, the Turkish and US authorities are yet to describe the specifics they attribute to Turkey in promoting democracy in the Middle East.

So far, Turkish perceptions about the BME Initiative are mixed. On the one hand, it is welcomed with enthusiasm because of the perceived opportunities it presents to the country in the Middle East. Besides, the long term goals of the Initiative offer a unique perspective for reform in Turkey's neighborhood, which is important for Turkey's own political and economic stability.  On the other hand, the Initiative endangers, at least it is perceived that way, the well established Western course of Turkish foreign policy. In this line, among the various groups that voice skepticism towards the Initiative, the strongest resentment comes from the secular, ruling establishment. Their objections stem from both a mistrust towards the US about its commitment  to building a democratic Middle East in the absence of secularism, and from their suspicions about the AKP's "hidden agenda, beset by Islamic motives". The EU's decision in December 2004 about starting accession negotiations with Turkey carries a great importance in this sense. A positive EU decision might alleviate such concerns about being dragged into the Middle East. It might strengthen the confidence in the country's own democratic and secular foundations. Such boost in self confidence might open the way for greater Turkish contribution to the BME Initiative and increase its public support within the country.

Tokat Gibi Bir Kitap, Atilla Ilhan

SÖYLEŞİ ATTİLÂ İLHAN

''...'Tokat Gibi Bir Kitap'!..''

Cumhuriyet Gazetesi

 
(Tespit/1. ''Amerikalı albay kapıdan çıkarken bir an durdu ve görüşmeyi acı sözlerle noktaladı:
''...ABD ile Türkiye arasında, Ortak Savunma İşbirliği anlaşmasına göre yapılan yardım, hibe, satış, ya da herhangi bir nedenle, size devredilen bilgi, proje, ya da malzemenin sahibi, yalnız ve her zaman, Amerika'dır, benim devletimdir...''
Amerikalı Albay, yüzümüze bile bakmadan, sıradan bir şeyden söz eder gibi, sürdürdü açıklamasını:
''Bunlar size Ortak Savunma' (anlaşması) nın gereği olarak devrediliyor. Dikkat ederseniz, bunların statüsü Kongre Yasası'nın 1/4 ve 3. maddelerine göre saptanır. Buna göre de Türkiye, zilyed (sadece kullanıcı) durumundadır. Bu yüzden de yasanızdaki '...bütçeye kaydedilir' hükmü uygulanamaz. Unutmayın ki Başkan ya da Kongre, istediği an, yardımı durdurduğu gibi, o madde ya da bilgiyi geri isteyebilir!...''
Bu olayı 1969 başlarında Millî Savunma Bakanlığı Hukuk Müşavirliği odasında yaşamıştık(...) ABD Askeri Yardım Kurulu Başkanlığı 'ndan gelen bir kurulla yaptığım iki evreli bir konuşma sonunda; 'bizi koruduğuna, olmasaydı yok olacağımıza inandırıldığımız' Amerikan Yardımı 'nın ne menem bir şey olduğunu bir kere daha öğrenmiştim...''
İçine düştüğümüz 'tuzağı' görmek!
(Tespit/2. ''...Okuduğunuz satırlar, 'oltanın ucundaki balık' Türkiye 'nin 'dramını' yaşayarak anlatan; hem asker, hem hukukçu bir Türk aydınının, M. Emin Değer 'in bir kitaba yazdığı önsöze girişinden aktarıldı; aynı M. Emin Değer , o önsözü son derece etkileyici şu sözlerle bitiriyor:
''...(Okuyacağınız) bu kitabın her sayfası, bize indirilmiş şamar gibidir. Rahmetli anam, biz uyurken uyanır, 'Allah'a dua edenlerin yüzü suyu hürmetine aç kalmıyoruz' der; ve gece yarısı kalkıp ibadetini yapar, dokuma tezgâhında bez dokurdu. Bugün de uyumayanlar var ve onlar bizim nasıl bir tuzağa düşürüldüğümüzün resmini çekmiş, dersem, resim değil ama, öyle bir çalışma ki, fazla zorlamaya gerek kalmadan, canlı bir fotoğrafa bakar gibi, gerçeği görebiliyorsunuz...''
''İşte Yıldırım uyumamış ve bize gerçeği göstermek için çalışmış. Bu kitabı okumak, içine düştüğümüz tuzağı görmemizi sağlayacak. Belki o zaman kendimizi sorgulamaya başlayabiliriz...''
Demek 'uyumuyorsak', Mustafa Yıldırım 'ın 'Sivil Örümcek Ağında' isimli eserini, mutlaka okumalıyız...''
'Ulusa devlet', en büyük 'engel', ama neye?
(... aslında o, bizim (sizin de) yabancınız sayılmaz; kitabın ana thema 'sını oluşturan, ABD 'nin ünlü 'Project Democracy/Demokrasi Projesi' 'hazırlığını', mahiyeti ve uygulamasıyla, bize ulaştırmıştı; aramızda tartışmıştık; çalışmasını yeni veri ve bulgularla zenginleştirip, geliştirerek yayımlamış, böylece, yalnız Türkiye'nin değil, Rusya, Çekoslovakya, Yugoslavya dahil, ABD'nin 'demokratlaştırdığı' -daha doğrusu 'parçaladığı' - ülkelerin yaşadığı 'serencam', gözler önüne seriliyor: kuralları, uygulama biçimi, ödenen paralar, kullanılan kurum ve kuruluşlar, vs, vs...
Hani, ikide bir, 'ABD 'küreselleşme' operasyonunda 'Demokrasi'yi kullanıyor' diyorum ya, bu 'tespit 'in kökeni, o önceki 'tespitler 'e dayanıyor; Mustafa Yıldırım, kitabının girişinde bunu şöylece özetlemiş:
''...'demokrasi projesi' operasyonunun dibindeki düşünce şudur: başka ülkelerin içişlerine, siyasal ortamına, ABD'nin resmi organlarınca, örneğin merkez haber alma örgütü CIA ile, doğrudan karışması sakıncalıdır. 'Anti/Komünizm' ve 'Hürriyet/Demokrasi Cephesi' adı altında, hem ABD içinde, hem de dış ülkelerde, yönlendirme, örgütleme, dolaylı yönetme, kamplara bölme ve çatıştırma uyguladıkları için, dünyaya yayılan örgütlerin etkinlikleri, ileri sürüldüğü oranda 'hür' ve tüm dünyaya ilân edildiği oranda 'temiz' olmadığından, işlerin karışması elbette kaçınılmazdı. Ayrıca bu işlerin parasal kaynaklarının altından, CIA'nın ve CIA ile ilişkili şirketlerle kirli işler bankerlerinin ortaya çıkması işi bozmaktaydı...''
Şimdi anlaşıldı mı?..
''...örtülü ilişkilerle dolap çevirmek 'Soğuk Savaş' döneminde, 'Komünizm Tehdidi' gösterilerek, uluslararası yasallık içinde kabul edilebilirdi; ne ki Doğu Bloku'nun çözüleceği öngörüsü gerçekleştikçe, Anti/Komünizm dürtüsü giderek zayıflayacak ve örtülü işlerin yasallığı da buna koşut olarak sorgulanacaktı (buraya dikkat!). Oysa ulus devletler, dünya egemenliğinin önündeki en büyük engeldi (...) ulusal egemenliklerinden ödün vermeye yanaşmayan bu tür devletlerin sınırlarının eleğe döndürülmesi işi, örtülü, kirli işlerle becerilemez ve ilgili ülkelerin insanlarının onayı alınmadan gerçekleştirilemezdi. Bu nedenlerle 'hür dünya' işlerinden, 'insan hakları'na ve 'din hürriyeti' bekçiliğine evrilen 'operasyon' ile, ABD'nin uygun göreceği türden 'demokrasiler' kurulmalıydı...''
Şimdi anlaşıldı mı, Vehbi'nin kerrâkesi?..)

Cumhuriyet, 30 Temmuz 2004

tilahan@isnet.net.tr  http://www.bilgiyayinevi.com.tr/ailhan Faks:0-212 / 260 19 88


Thursday, July 29, 2004

ABD Baskanlik Secimi Kizisirken, Hasan Mesut Hazar

From: "Hasan" <ihlas@a...>
To: "washington haber" <washingtonhaber-owner@yahoogroups.com>
Subject: Fw:_ABD_BASKANLIK_SEÇIMI_KIZISIRKEN_/_Hasan_Mesut_Haza r
Date: Thu, 29 Jul 2004

ABD BAÞKANLIK SEÇÝMÝ KIZIÞIRKEN

Hasan Mesut Hazar,

 29 Temmuz 2004 Persembe
www.habervitrini.com

 
Hafta baþýndan beri ABD'nin Boston þehrinde süren Demokrat Parti Ulusal Kongresi, bugün sona eriyor. Demokratlar, "baþkan adayý John Kerry ve yardýmcýsý John Edwards ile, Baþkan Bush ve yardýmcýsý Cheney'nin bir dönem daha seçilmemesi mücadelesinde" ataða geçtiler. Bu yýl 2 Kasým Salý günü yapýlacak genel seçimde baþkanlýk mücadelesinin yaný sýra, Temsilciler Meclisi'nin 435 üyesi, Senato'dan 34 senatörlük ve 11 eyalet valiliði için de kýyasýya bir yarýþ olacak. ABD seçimlerinde etkili olacak iç ve dýþ konularýn öncelik sýralamasý ise þöyle: -Terörle mücadele, Irak, ekonomi, iþsizlik, eðitim, saðlýk ve sosyal güvenlik. Demokratlar'ýn gündemi daha ziyade ekonomi ve iç konulardan oluþurken, baþkan Bush'un partisi Cumhuriyetçiler'in gündeminde terörle mücadele ve Irak konusu en baþ sýrada yeralýyor. KERRY'NÝN BUSH'U DEVÝRMESÝ KOLAY DEÐÝL Demokrat Parti'nin baþkan adayý Kerry, sürpriz bir þekilde parti içindeki ön seçimi kazandý. Kerry aslýnda, Baþkan Bush'un Irak ve terörle mücadele politikalarýna destek veren birisi. Üstelik, Demokrat Parti'nin diðer baþkan aday adaylarý içinde, Bush'u en az zorlayacak bir aday görünümündeydi. Buna raðmen ön seçimi kazandý. Daha doðrusu Kerry'e ön seçimi KAZANDIRDILAR! Demokrat Parti'nin aday adaylarý içinde Howard Dean, Baþkan Bush'u zorlayacak tek aday görünümündeydi. Ancak Dean'in ön seçim yarýþý sürecinde "ABD, Ýsrail Filistin ihtilafýnda nötr olmalýdýr!" tavrý, parti içi mekanizmalara hakim "derin güçlerin" hýþmýna uðramasýna yetti. Seçmen tabanýnda çok kuvvetli olduðu halde, parti içi ön yarýþta safdýþý kaldý. Þimdi Demokrat Parti, ABD'de derin sistemin güçlü desteðine sahip Baþkan Bush'un karþýsýnda, Kerry gibi "zayýf" bir adayla mücadele etmek durumunda. Birçok gözlemcinin ortak görüþü "Kerry'nin, Baþkan Bush'un bir ikinci dört yýl için daha seçilme þansýný artýrdýðý" yönünde. CLINTON EFSANESÝ Zaten Demokratlar da iþin farkýndalar. Bu yüzden Boston'da bugün sona erecek Demokrat Parti Ulusal Kongre'sinde konuþmalar yapan eski baþkanlar Carter ve Clinton ile diðer aðýr toplar, Kerry'i Amerikan seçmenine pazarlama yönünde büyük bir gayrete girdiler. Kongre'nin ilk gününde konuþan ve Amerikan halkýný Kerry'e oy vermeye çaðýran Baþkan Clinton, dakikalarca ayakta alkýþlandý. Clinton'ýn bu büyük popülaritesi ve hatta bütün anketlere göre tekrar aday olabilme imkaný bulunmasý halinde, hem Bush'dan hem de Kerry'den daha fazla oy alarak tekrar baþkan seçilebileceðinin ortaya çýkmasý bile, Demokratlar'ýn baþkan Bush karþýsýnda Kerry ile çok zorlanacaðýnýn en açýk göstergesiydi. Clinton efsanesi, Kerry'den yana olsa bile, taþýma suyla deðirmen dönmesi oldukça zor görünüyor. Baþkan Bush henüz, seçim için son ve güçlü kozlarýný ortaya dökmedi. Bugün Demokrat Parti kurultayýnýn oluþturduðu hava ile anketlerde rakibini yakalamýþ görünen Kerry'nin, seçime yaklaþýldýkça Bush'un ortaya koyacaðý "güçlü ve etklili sürpriz kozlar" karþýsýnda gerilere düþmesi çok muhtemel. Seçime 2 hafta kala ortaya çýkabilecek sürpriz geliþmelerle Amerikan halký da, Demokratlar da ve Kerry de büyük bir þaþkýnlýða girerse ve Baþkan Bush bu arada tekrar malý götürürse, hiç kimse þaþýrmasýn. Burasý Amerika!.. Olmaz, olmaz! Amerika'daki derin sistem ve onun güçlü desteði asla gözardý edilmemeli. Görünen köy kýlavuz istemez. Bugün bu güçlü mekanizma, Bush'a çalýþýyor. Baþkan Bush'un tekrar seçilmesi ve Demokratlar'ýn Temsilciler Meclisi ile Senato'da durumlarýný "az bir iyileþtirme" ile yetinmeleri, hiç de sürpriz sayýlmamalý!

Filler ve Essekler, Yilmaz Polat

From: YPolat@a...
To: washingtonhaber@y...
Sent: Thursday, July 29, 2004
Subject: Filler ve Esekler- Yilmaz Polat

FILLER VE ESEKLER

Yilmaz Polat

Gazeteci -Yazar
www.sarkisla.com

Amerika'da Kasim ayinda yapilacak baskanlik yarisini kim kazanacak?
Amblemi esek olan Demokrat Baskan aday John Kerry mi?
Amblemi fil olan Cumhuriyetci Baskan George Bush'la bir dönem daha mi?
Sorulari süphesiz sadece Amerikan halkini degil, tüm ülkeleri de yakindan ilgilendiriyor.Kamuoyu yoklamalari su anda iki adayin basa bas gittigini gösteriyor.Böyle giderse seçim gününe kadar bu oranda önemli bir degisiklik olmasi beklenmiyor.
Adaylarin dis politika stratejileri nedir?
Türkiye'nin yeni dönemde iliskileri nasil gelisebilir?
Sorulari Ankara'yi yakindan ilgilendiriyor.
Tabii, nasil olsa IMF'ye ekonomiyi emanet ettik, bu bize yeter diye düsünmüyorlarsa.
Bu Amerika'nin iç isleri, seçimden sonra düsünürüz seklinde bir yaklasim çok hatali olur.
Bunu Amerika'nin iç isleri olarak görmek , bu ülkeyi hiç tanimamak demektir.
Seçim arefesinde, parti kurultaylari yapilip, politikalar olusturulurken, Türkiye'nin karsitlari atakta, ama maalesef Türkiye yok.
Türkiye'nin hakli politikalarini anlatacak kisi ve kurumlar kayip.
Recep Tayyip Erdogan'in pesine takilmis bulanik suda balik avina çikmislar.
Lobi esittir sifir.
Rum, Ermeni ve Türkiye'ye bayilan öteki unsurlar ikiye bölünmüs, Demokrat, Cumhuriyetçi Kurultaylarinda yatip kalkiyorlar.
Ermeni, Rum Asamblesi, soykirim Kibris, ne varsa baskan adaylarinin politika yapimcilarina akil veriyor.
Bir de Türkiye'yi sevdigini söyleyen Amerikali bradirlarimiz var ki, sormayin gitsin.''Askeri düzeltin hersey hallolur'' diyor.
AKP Hükümetinin Washington'daki balayi bitti.
Baskan Bush'un Iran'i suçladigi bir dönemde , Basbakan Recep Tayyip'in Tahran'a gitmesi bir yere kaydedilmistir.
Bunda süphe yok.
Erbakan'in geriye sayisi da Iran ziyaretinden sonra baslamisti.
Hem de Demokrat Baskan Clinton'in döneminde.
Dolayisiyla ,bazi devlet politikalari var ki, cumhuriyetçi, demokrat dönemi farketmiyor.
Ermeni ya da Kibris konularinda oldugu gibi.
John Kerry seçilirse AKP'yle iliskilerde bilinmiyenli denklem gibi önümüzde duruyor.
Ankara-Washington iliskileri, hep bazi Türk politikacilarin kendini önemli birisi gibi görüp, agirlikli olarak kendi lobilerini yaptirmalarindan zarar görmüstür.
''Ben suyum, ben buyum'' zihniyeti Türkiye'nin çikarlarina zarar vermistir.
Kisa vadeli kisisel çikarlar, Amerika'yi bildigini iddia eden IQ'sü düsük danismanlarin yönlendirmeleri, Türkiye'yi kötü bir noktaya dogru götürmektedir.
Yoksa, Türkiye'nin stratejik önemi hem Cumhuriyetçi, hem de Demokrat Baskanlar tarafindan çok iyi bilinmektedir.
Bazi istisnalar hariç,Türkiye'de 1980'den sonra yurt disina çikan her lider gördügü itibari kendi kisiligine baglamistir.
Evren'le baslayan moda Tayyip'le doruga ulasti.
Türkiye'yi yönetenler, Türkiye'nin itibarindan ziyade kendi itibarlarini ön plana çikarirlar. Türkiye'ye itibar kazandirdiklarini söylerler.
Sanki kendi sayelerinde Türkiye'nin itibari varmis gibi.
Bu son derece yanlistir.
Varsa ülkenin itibari vardir, kisilerin itibari farkli bir seydir.Politikacilarin bilmedigi sey, lider ülkesinde güç kaybettigi zaman Washington'da da güç kaybeder ama Türkiye'nin itibari yerinde durur.
Amerikali Baskanlar arasinda Türkiye'nin önemini en iyi anlatanlardan biri de Baskan Clinton olmustur:'' Eger, ülkenin büyüklügüne, jeostratejik önemine ve bulundugu yere bakarsaniz, neyi engelleyip nelere kapilari açabilecegini düsünürseniz, ne kadar büyük bir önemi oldugunu görürsünüz.
''Türk politikacilar, iliskilerini buna göre düzenlemeli..

ABD Disisleri Bakanliginda Turkiye'de Islam ve Kadin Toplantisi

ABD Disisleri Bakanliginda Turkiye'de Islam ve Kadin Toplantisi

WASHÝNGTON BÜYÜKELÇÝ VEKÝLÝNÝN EÞÝ AK PARTÝ'YÝ AMERÝKAN DIÞÝÞLERÝNEÞÝKAYET ETTÝ!!!

Dýþiþleri, Türk diplomasi tarihine geçecek bir skandallaçalkalanýyor. Türkiye'nin Washington Büyükelçi Vekilinin eþi AmerýkanDiþiþleri'nde 'Ýslam ve Kadýn' konulu bir toplantý düzenleyerek AKParti'yi þikayet etti.

Superpoligon.com
29 Temmuz 2004

Dýþiþleri, Türk diplomasi tarihinegeçecek bir skandalla çalkalanýyor. Türkiye'nin Washington BüyükelçiVekilinin eþi Amerýkan Diþiþleri'nde 'Ýslam ve Kadýn' konulu birtoplantý düzenleyerek AK Parti'yi þikayet etti.Washingtonhaber isimli web sitesinin haberine göre WashingtonBüyükelçi Vekili Naci Sarýbaþ'ýn eþi Gülden Sarýbaþ ve Amerikan-TürkAsamblesi'nin Baþkan Yardýmcýsý Oya Bain, Washington'da yaþayan birgrup kadýnla birlikte, Amerikan Dýþiþleri'ne müracaat ederek 'Ýslamve Kadýn' konulu bir brifing vermek istediklerini söylediler.Taleplerinin kabul edilmesi üzerine Amerikan Dýþiþleri'nin Türkiyemasasýndakilere özel bir brifing veren grup, AK Parti'den duyduklarýendiþeyi dile getirdi. AK Parti'nin türban konusundaki uygulamalarýnýanlatan ve partinin kadýnlara yönelik politikalarýndan endiþeduyduklarýný dile getiren grubun verdiði brifing AmerikanDýþiþleri'nde de þaþkýnlýða neden oldu.

Bunun Neresi Kaza, Mustafa Yildirim

Bunun neresi kaza?

Bu günahýn altýndan istifayla kalkýlýr mý?

Mustafa Yýldýrým

www.tanyeri.net

 
Bildiðiniz gibi Türk mühendisleri 20. yüzyýlýn baþlarýnda Þam -Amman-Maan - Medine demiryolu yapýmýnda çalýþmýþlardý. Gerçi iþin baþýndayabancý þirketler ve onlarýn adamlarý vardý ama yapým gecikince Türkmühendisler iþe el koymuþ ve Türk askerlerinin de çabasýyla yolyapýmý hýzlandýrýlmýþtý.Osmanlý'da demiryollarýný yabancýlar iþletirdi. I. Büyük Savaþtaorduyu Alman mareþallere teslim eden Enver ve arkadaþlarý, demiryoluiþletmesini de Almanlara býrakývermiþti. Sonunu biliyorsunuz.* * *Ýþgal günleri geldi çattý. Ankara'daki Ulusal Yönetim hatlara elkoydu. Binbir yokluk içinde, bu yokluklara kömür dahildi, köylükadýnlarýmýzýn tamir ettiði yollarda gidip geldi trenler. Askertaþýdý, mermi taþýdý, top taþýdý ve Baþkumandan'ý taþýdý…Sonunu biliyorsunuz.Cumhuriyet devleti aldýrmadý yokluða yoksulluða… On yýl sürensavaþlarda bir buçuk milyon genç askerini, cephelere giden gençmuallimlerini, mühendislerini, doktorlarýný, ziraatçilerini,hukukçularýný yitirmiþ olmalarýna da aldýrmadýlar.Osmanlý hanedanýnýn arkada býraktýðý borçlara da aldýrmadýlar…Karasabana mahkum tarým üretiminin zavallýlýðýna da aldýrmadýlar.Eðitim, üretim savaþýna giriþtiler. Bu savaþý kazanmanýn tek yolu daulaþýmý geliþtirmekti.Sanmayýnýz ki, þimdi keyifle gidip geldiðiniz karayollarý eskiyollarýn geniþletilmesiyle yapýlmýþtýr. Yol, yolak yoktu.Yabancýlarýn elinde, yabancýlardan satýn alýnan kömürle iþletilen veyabancýnýn sömürüsüne uygun döþenmiþ demiryolu ulaþýmýulusallaþtýrýldý.* * *Sonrasýný anýmsýyorsunuz… Elbette vicdanýnýz varsa!Yoklukta, yoksullukta, on yýl içinde 3000 km demiryolu yapýldý. Hemde sözleþmeler hiç geciktirilmeden. Ýþte bu yüzdendir "demir aðlarlaördük anayurdu dört baþtan" diye marþ söylenilmesi!Mustafa Kemal Atatürk'ün dünyadan ayrýlýþýna dek, her yýl ortalama200 km demiryolu yapýldý.Ya sonra?"Demiryolu komünist iþidir" diyenler de çýktý, kurtuluþumuzotoyoldadýr deyip, her bir kilometresini iki üç misline yaptýranlarda…Bunlar ise, 65 yýkda, hem de varsýllýða karþýn, yýlda ortalama 20 kmdemiryolu yapabildiler.Ýstanbul-Ankra hýzlý tren yolu baþlatýlmýþtý, yol kýsalacaktý. Tünele100 milyon dolar yatýrýlmýþtý. Özal ve onun oradan buradan topladýðýadamlar iþi durdurdular.Petrolümüz petrolle taþýndý karayollarýnda, mallarýmýz petrolletaþýndý o karayollarýnda. Pahalý taþýmacýlýkta dünya birincisi olduk.Þimdi paramýz yoktu ki, yapalým diyorlar. Her þeye para var devletiþine gelince yok! Saltanat düðünlerine, ithal peynire, ithal otoyapara var ama ulusal demiryoluna gelince yok!Ya sonra?..* * *Türkiye böylesini görmedi. Baþbakan çýktý onurlu geçmiþle alay ettive "hani demir aðlarla örmüþtünüz deyip çýktý.Demiryolu deneyimine sahip binlerce mühendis yetiþmiþti, tenkisyetiþmiþti, makinist yetiþmiþti… Onlar yýllardýr baðýrýp duruyordudemiryollarý yenilensin, yeni yollar yapýlsýn diye…Emir verdiler ve tren hýzlandýrýldý.Yurttaþlar, bir mühendis olarak deðil, herhangi bir insan olarak olupbitenden utanç duyuyorum.Baþbakan tren devrildikten sonra "Yabancý uzmanlara da inceleterekhýzlý trene karar verdmiþtik" deyip çýktý.Yurttaþlar bunu da yabancýlara sormuþlar!Sýðýndýklarý þeye bak!Utanýyorum! Düþünün bir kere! Herhangi bir sürücüye "Þu þosede 100km/saat hýzýn altýna düþmeyeceksin; sekiz saatlik yolu 4-5 saattealacaksýn!" diye emir verseniz ne olur?Ne olacaðýný bilmek için bilim adamý olmaya, yabancý uzman olmayagerek var mý?Bu bir kaza deðildir! Bunu bilmek için bilim adamý olmaya, yabancýolmaya gerek var mý? Hele demiryolunda ne olacaðýný bilmek içinmühendis olmaya bile gerek yok! Binlerce demiryolu iþçisindenhangisine sorsanýz, bilir ne olacaðýný…Bu bir kaza deðildir!Emir vermiþler, olur vermiþler ve Baþbakan yurttaþlarýný trenebinmeleri için cesaretlendirmek üzere açýlýþ törenine katýlmýþ!Hukukçulara soruyorum: Bunun görevi ihmalden ölüme sebebiyet vermeklebir iliþkisi mi var? Allah aþkýna burada ihmal var mý? Tüm uyarýlara,tüm teknik açýklýða aldýrmadan demiryolcularýnýzý, yurttaþlarýnýzýölüme göndermenin ihmalle ilgisi yoktur!Ýhmal, unutkanlýktýr, ihmal bazý kurallarý atlamaktýr…Kaza ise, beklenmedik, önceden öngörülmemiþ koþullarda geliþenolaydýr.Ama bile bile yapýlana ne denir? Bile bile emir vermenin, bile bileyönlendirmenin, bile bile trene bindirmenin ve ölüme yollamanýnkarþýlýðý nedir ceza yasasýnda?* * *Bu günahlarýn altýndan istifa etmekle kalkýlabilir mi?Bir düþünün kan dökücü, soyguncu Avrupalý, Amerikalý bunlarý nedenalkýþlýyor, sýrtlarýný nasýl sývazlýyor…Baþbakan da soranlara "Haddini bil" diyor. Kopenhag demokratlýðý,Washington hürriyetçiliði de iþte böyle oluyor…* * *Ah Mustafa Kemal ah, sen neden haddini bilmedin de bize onurlu vegururlu olmayý, baðýmsýzlýk ruhunu miras býraktýn?! Býrakaydýn dabaþtan köle olaydýk… Hiç olmazsa böyle pisi pisine ölmezdik… dememimi boþuna bekliyorsunuz… Boþuna…Not: Son anda öðrendim ki, olayý incelesinler diye yabancýdevletlerden adamlar çaðrýlmýþ… On binlerce mühendisi, teknisyeniolan bir ülkede kime güveniyorlar! Bu ölümden de beter deðil mi?Seçimlerin sonunda ne demiþtim? Elinize bakýn bakalým… O oylarýhangisiyle attýysanýz o sandýða, iþte o elinize bakýn!

www.tanyeri.net

KITAP: Mustafa Kemal ile Filistin'den Anayurdun Daglarina: 58 GUN

KITAP: Mustafa Kemal ile Filistin'den Anayurdun Daglarina: 58 GUN

Mustafa Yýldýrým , Mustafa Kemal ile Filistin'den AnayurdunDaðlarýna , Toplumsal Dönüþüm Yayýnlarý (Basým yeri ve tarihi:Ýstanbul , Haziran 2004)Kitabýn arka kapaðýndan: Taif, Ýskenderiye, Tulkerim, Cenin, Nasýra,Nablus, es-Salt, Rayak, Baalbek, Halep, Katýma… Bize çok yakýn ve biro denli de uzak kentler! 14 Eylül 1918'de Ýskenderiye'nin darsokaklarýnda baþlayan 58 günlük yürüyüþün duraklarý…Bir þiirinde "… eski zaman þeyhlerinin/ sona ermesin diyesaltanatlarý/ ve kurulacak diye petrol ziftine bulanmýþ demokrasi/ölmemeli/ buradakiler ve oradakiler" diyen Mustafa Yýldýrým,Ortadoðu'nun son büyük iþgalini araþtýrýrken "Ulus Daðýna DüþenAteþ"i tutuþturan kývýlcýmý Filistin vadilerinde buldu. Akdenizkýyýlarýndan Tukan þatosuna yürüdü, Gerizim daðýnda Samarit kýzýgüzel Asu'un sevda çýðlýðýný duydu.Issýz vadilerde, gökten inen ateþ içinde yürüyen, yaslandýðý kayadandoðrulup tayyarelere söylenen Mustafa Kemal'e rastladý. Þeriaýrmaðýnýn karanlýk sularýný onlarla birlikte geçti, Aclun daðlarýndaçalýbülbülünü birlikte dinledi. Lübnan daðýnda, Ariy istasyonundauzun kirpikli Durzi güzeline gülümsedi. Büyük iþgalcilerinyalanlarýnýn Der'a istasyonunda, Barada ýrmaðýnda, Halep sokaklarýndakanla yýkanýþýný, Rabuva geçidinde 'ranger' acýmasýzlýðýný yaþadý.Taif'te "Ehabbüke!" diye çýðlýk atan kýzýn elinden aldýðý gültohumunu, Seydi Beþir kumlarýnda sevgiyle büyütüp Tulkerim'de,Felluce'de aðlayan küçük çocuklara uzattý.Hanedanýn Ýstanbul'dan Limni adasýna, oradan Çanakkale kýyýlarýnauzanan teslimiyetine karþý ýssýz ovalarda, Ýskenderun limanýnda veToroslarda yakýlan isyan ateþi… Gerçeklerin içinden süzülüp gelmiþ 58günde binlerce yýllýk bir serüven; acýsýz sevdalar ve sonsuz barýþiçin karanlýðý yakmaya çaðýran sarsýcý, sorgulayýcý, sürükleyici,lirik ve konusunda bir ilk…www.tanyeri.net

Erdogan Israil'i Neden Elestiriyor, Ozcan Buze

Erdoðan Ýsrail'i neden eleþtiriyor?

Ozcan Buze
ozcanbuze@aydinlik.com.tr

Aydinlik Dergisiaydinlik.com.tr

Amerikan yönetiminin Ýsrail'e oldum olasý toz kondurmadýðýný herkesbiliyor. Erdoðan-Gül ikilisinin her konuda ABD'nin dümen suyundaolduðu da malum. Bu durumda, Erdoðan-Gül iktidarýnýn, Ýsrail ileiliþkiler alanýnda Vaþington'dan farklý bir politika benimsemesimümkün mü?Hemen yanýt verelim: Mümkün deðil!Ama bakýyoruz, Tayip Erdoðan son zamanlarda Ýsrail'i hedef alançeþitli açýklamalar yapýyor. Ýsrail'in Filistinlilere karþý zalimceuygulamalarýný "devlet terörü" olarak bile nitelendirdi. Hatta,Ýsrail Baþbakan yardýmcýsý Ankara'ya geldiðinde onunla görüþmedi.Gazetelerin yazdýðýna bakýlýrsa, Erdoðan bu tutumuyla Ýsrailyönetimine olan tepkisini dile getirmiþ oldu.Ama her konuda Vaþington'un hýk deyicisi rolünü benimsemiþken,Filistin-Ýsrail sorununda nasýl oluyor da, adeta AB'nin lokomotifiAlmanya-Fransa ikilisinin çizgisini izliyor?MÜZAKERE HEDÝYESÝBurada baþka bir soru yardýmcý olabilir: THY'ye alýnacak çok sayýdauçak için neden bir Amerikan firmasýyla deðil de, Fransýz-Alman ortakyapýmý Airbus ile anlaþýldý?Yanýtý gazetelerden bile okumak mümkün. Cumhuriyet "AB için ekonomikartý" baþlýðýný kullandýðý haberde, "Fransa'nýn baþkenti Paris'teAB'den müzakere tarihi almak için temaslarda bulunan Baþbakan RecepTayip Erdoðan, Fransýzlarý ikna etmek için 'ekonomik paket' sundu"diyor. Hürriyet ise "Chirac'a 36 Airbus jesti" manþeti altýnda,Erdoðan'ýn "AB desteði için (?) uçak alýmý ve nükleer enerjikartlarýný açtýðý" bilgisini veriyor. Chirac, yaðlý Aribusihalesinden o kadar memnun olmuþ ki, sevincini Almanya BaþbakanýGerhard Schröder'le paylaþmak için hemen telefona sarýlmýþ. Chiracihale haberine "müjde" diyor.Demek ki, Erdoðan, Chirac ile Scröder'e ne zamandýr bekledikleri birhediye vermiþ oluyor!Ne karþýlýðýnda? AB'den müzakere tarihi alma karþýlýðýnda. Yani birtür rüþvet!Anlaþýlan o ki, Aralýk ayýnda müzakere için tarih verilmesi konusundabir pazarlýk yapýldý. Pazarlýðýn en önemli maddesi Airbus ihalesiydi.Büyük bir ihtimalle önümüzdeki Aralýk ayýnda müzakere için bir tarihverilecek.ÝSRAÝL ELEÞTÝRÝSÝ ÝLE MÜZAKERE TARÝHÝ BAÐLANTILIMüzakerelerin üyelikle sonuçlanmayacaðýný Erdoðan-Gül iktidarý dabilmiyor mu? Pekala biliyor. Müzakereler artýk on yýl mý sürer, onbeþ yýl mý belli deðil, ama bu süre boyunca iktidarda kalamayacaklarýkesin. Yani oyalama sürecini bile deðil, sadece günü kurtarmayabakýyorlar. Her þeylerini AB'den tarih almaya endekslemiþ durumdalar.Tarih alamadýklarý takdirde, iktidarda tutunamayacaklarýnýbiliyorlar. Ne yapýp edip, tarih almak zorunda olduklarýnýhissediyorlar. Dev uçak alýmlarý, milyar dolarlýk nükleer enerjipaketleri bu uðurda feda olsun!Peki, uçak alýmý ve nükleer enerji ihalesi AB'den müzakere tarihialmak için bir rüþvet ise, Filistin-Ýsrail sorununda AB'den yanaymýþgibi tavýr takýnmak da bir tür rüþvet olarak kabul edilemez mi?AB'den müzakere tarihi alma zamaný yaklaþtýkça, Erdoðan'ýn Ýsrail'ekarþý eleþtiri dozu da arttýðýna göre, iki konu arasýnda bir baðlantýolduðu açýk.ÝSRAÝL-FÝLÝSTÝN SORUNUNDA ABD-AB KARÞITLIÐIAlmanya-Fransa ikilisinin Türkiye'yi AB içinde istememelerinin pekçok nedeni var. Nedenlerden biri de, AB bünyesinde ikinci birÝngiltere'nin yer almasýný sakýncalý bulmalarý. ABD ile birliktehareket eden Ýngiltere gibi büyük bir ülke zaten Almanya-Fransaikilisi için büyük sýkýntý yaratýyor. AB içinde ABD'nin uzantýsýsayýlabilecek baþka üyeler de var, ama bunlar ufak ülkeler. Türkiyeise büyük bir ülke. ABD politikalarý izleyen bir Türkiye, Almanya-Fransa için AB bünyesinde ikinci bir Ýngiltere olacak.Ýþte Erdoðan bu noktada Almanya-Fransa eksenini rahatlatmayaçalýþýyor. "Bakýn Ýsrail-Filistin sorununda ABD gibi deðil, sizingibi hareket ediyorum" mesajý veriyor.Ýsrail-Filistin sorununda ABD ile Almanya-Fransa ikilisininizledikleri politikalar çok farklý. Gerçi bu iki ülke içinde de ABDuzantýlarý var; Yahudi sermayesi bu ülke politikalarý üzerinde debelli ölçülerde etkili. Ama ana akým, asýl doðrultu ABDpolitikalarýndan farklý. Bunun nedeni de, Ýsrail-Filistin sorunununBüyük Ortadoðu Projesi'nde, dolayýsýyla Ortadoðu hakimiyetiçerçevesinde özel bir yeri olmasýndan. ABD Büyük Ortadoðu Projesi'niÝsrail ile birlikte hayata geçirmeyi tasarlýyor. Filistin sorununaAriel Þaron tipi bir çözüm getirilebilirse, Kuzey Irak da dahil olmaküzere, Ortadoðu için tasarlanan düzen daha rahat yerleþtirilebilecek.Almanya-Fransa ikilisi ise, enerji kaynaklarýna baðýmlý olduklarý bubölgeye ABD'nin tek baþýna hakim olmasý, dolayýsýyla kendilerikarþýsýnda stratejik bir üstünlük kazanmasý anlamýna gelecek BüyükOrtadoðu Projesi'nin hüsrana uðratýlmasýnda Þaron politikalarýnýnbaþarýya ulaþmamasýnýn önemli bir yer tuttuðunu görüyor. O nedenleözellikle Fransa, Þaron'a karþý açýkça muhalefet yürütüyor veFilistin yönetimini destekliyor.ABD, KAZ ÝÇÝN TAVUÐU FEDA ETTÝFilistin-Ýsrail sorununda ABD ile AB arasýnda bir karþýtlýk olduðunagöre, müzakere tarihi almak için zaman yaklaþtýkça Erdoðan'ýn Almanya-Fransa ikilisine benzer tutumlar almasý Vaþington'u rahatsýz etmez mi?Adaylýk sürecinin bitmesi, Türkiye'nin Batýdan kopup Avrasya'yayaklaþmasý gibi bir arayýþý baþlatacaðý için ABD tarafýndanistenmiyor. Böyle bir þey, ABD'nin Türkiye'ye Ortadoðu'da biçtiðirolü de imkansýz hale getirir. Dolayýsýyla ABD'nin çýkarý Türkiye'ninAB kapýsýna baðlý kalmasýndan yana. Baðlanmýþlýðýn devamý için demüzakere tarihi alýnmasý gerektiðini görüyor. Bunun için gerektiðindebaþka çýkarlarýný da feda edebilir. Örneðin, THY uçaklarý için birAmerikan firmasýnýn tercih edilmesini isterdi ama, daha büyükçýkarlarý için uçak alýmlarýndan saðlanacak kârý feda etti. Erdoðan'aAirbus'ýn tercih edilmesi için onay verdi. Kaz için tavuktanvazgeçti.Erdoðan'ýn Ýsrail ile ilgili eleþtirileri ve Filistin sorunundaAlmanya-Fransa ikilisi çizgisinde hareket ediyormuþ görüntüsü için deayný þey söz konusu. Erdoðan-Gül iktidarý, Büyük Ortadoðu Projesi'ndeABD ile birlikte olduðunu ilan etti. Bu konuda Vaþington Erdoðan-Gül'e güveniyor. Müzakere tarihi alýnana kadar, Almanya-Fransaikilisinin, özellikle de Fransa'nýn gönlünün hoþ tutulmasýndan fazlarahatsýzlýk duymaz. Müzakere tarihi alýnýnca eski tas eski hamam oluryine.EN ÖNEMLÝ KONUDA ÝTÝRAZI YOKNitekim Erdoðan da Fransa'da yaptýðý açýklamada, ne ABD'nin ne deÝsrail'in, yaptýðý eleþtirileri fazla ciddiye almamalarý yolundagüvenceler vermekten geri kalmadý. Eleþtirilerin Ýsrail ileiliþkileri kesmeye yönelik olmadýðýný özenle belirttiktensonra, "Dost acý söyler" diyerek dostluk vurgusu yapmaya dikkat etti.Ama asýl önemlisi Ýsrail'in Kuzey Irak'taki faaliyetleriyle ilgilisöyledikleriydi. Kuzey Irak'ta kurulan kukla devlet konusundaalýnacak tavýr doðrudan Türkiye'nin ulusal güvenliðini ve toprakbütünlüðünü ilgilendirdiðine göre, rengini belli ettiði yer deburasý. Nitekim, kukla devlet konusunda alýnan tavýr bir turnusolkaðýdý olarak kabul edilebilir.Ne diyor Erdoðan Ýsrail'in buradaki faaliyetleri konusunda? "KuzeyIrak'ta Ýsrail'in yapýlanmaya gittiði yönündeki dedikodulara ilgiduymuyoruz." Ýsrail bizim ulusal güvenliðimiz ve toprak bütünlüðümüzkonusunda eleþtirilecekse, tam bu konuda eleþtirilmeli.Eleþtirilmekle kalýnmamalý, buradaki faaliyetleri gerekiyorsa askeriyöntemler de kullanýlarak engellenmeli. Ama Erdoðan bu konuya ilgiduymuyor. Ýsrail'in faaliyetleriyle ilgili haberlere "dedikodu"diyor.ABD ve Ýsrail, Erdoðan'ýn eleþtirilerinden neden rahatsýz olsun! Enönemli konuda hiçbir itirazý yok.